• Zaman anlardan oluşur. Yoksa zamanın öyle çok güzel bir anlamı falan yoktur. Zamanı önemli kıllan an'lardır. Zaman içinde güzel ve anlamlı anlarınızın olması için güzel insanlarla iletişim halinde olmalısınız. Sizi seven, değer veren, size önemli hissettiren insanlar olmalı hayatınızda. İletişiminiz olmayan insanlar varsa hayatınızda güzel anlarınızda kötüleşir. Zaman akıp giderken en güzel anları kaçırırsınız. Yapmayın anları yaşayın!
  • 590 syf.
    ·6 günde·Beğendi·6/10
    Başkomiser Nevzat ve ekibi, İstanbul’un tarihinde önemli yere sahip 7 ayrı mekanda işlenen 7 ayrı cinayeti araştırıyor. Tarihi mekanlar olunca tabi İstanbul’da hüküm sürmüş ve iz bırakmış 7 hükümdarı ele alıyor. 7 rakamı romanımız için gizemli bir anlamı sahip. Kitabın sonlarına doğru sürpriz ortaya çıkıyor. .

    Ana karakterimiz Nevzat Başkomiser, zaman zaman serkeş, zaman zaman yumuşak huylu bir karakter. Kendi iç dünyasında bir düzen kurmaya çalışıyor, buna rağmen duygusal anlamda çok bocalayan ancak günün sonunda hep doğru kararı veren bir karakter. Her zaman söylerim ana kahramanı iyi yapan şeylerden birisi de yan karakterlerin durumudur. Ahmet Ümit’in romanlarının en güzel yanı karakterlerinin her zaman çok iyi kurgulanmış, okuyanda hayal gücünü harekete geçiren bir yanı olması. Öyle ki gözümü kapadığımda, Zeynep’i, Ali’yi, Namık’ı ya da Adem ve diğerlerini görebiliyorum.
    .
    Bunun yanı sıra bir cinayet romanının üzerine kurulu tarih bilgisi değil de tarihin üzerine kurulu cinayetler anlatan bir roman olması da aslında romanın türünü geride bırakan bir durum olarak yansıdır bana.
    Tarih severlerin ilgisini çekebilecek bir roman. Keyifli okumalar dilerim.
    .
    .
  • TERK ETMEK
    Terk etmek öyle kolay ki…
    Yeter ki buna kendini hazır hisset.
    Bunun için de ilişkinizdeki sorunları çözmek yerine daha da çözümsüz hale getirmelisin. Üstelik sürekli değişik yanlışlarla haklılığını sergilemelisin. O son vuruşu yapmak için zaman kollamalısın. Bu bir tekme ya da yumruk değildir. Bunların verdiği acı zamanla geçer nasıl olsa… Çok daha etkili şeyler bulmak zorundasın.

    Cümleler…

    Evet, evet… Hem de kurşun kadar etkili cümleler…

    Yüzüne karşı söylemelisin. Üstelik de çekinmeden… Bakışlarını kaçırmadan...

    Silahı tuttuğunda elin titrememeli, derler ya… Bu da böyle bir şey işte… Sesin titrememeli…

    Zamanı geldiğinde hiç acımadan tetiğe basmalısın. Silahında ne kadar kurşun varsa boşaltmalısın sevgiliye... Neresine olursa artık… Gururuna, egosuna, ruhuna…

    Hatta kadınlık onuruna…

    Öylesine can yakıcı sözler olmalı ki bunlar… Yine de yetinmemelisin. Nasılsa gardı düşmüştür artık… Nasılsa yavaş yavaş gücü de tükenmekte… Tam zamanıdır artık onu paramparça etmenin... Hatta yok etmenin… Ona o an ne kadar zarar verebilirsen o kadar mutlu olmalısın. Bu senin hakkın… Ne kadar mutlu olmak istiyorsan sen, onu o kadar parçalamalısın.

    Sonra yüreğine çalışmalısın. Ne de olsa her şey orada başladı. Orada son bulmalı ama, değil mi. Ne var ne yok silinmeli… Bunu yapamıyorsan bile o yürek acımasızca yerinden sökülmeli…

    Evet, evet bu…

    Yapılması gereken en doğru şey bu…

    Sonra yüzüne bakmalısın. Öyle boş boş değil. Daha önce baktıkların gibi değil. Öyle bir bakış olmalı ki, geride ne kadar söylenmemiş acımasız sözcükler varsa onları tamamlamalı… Hiçbir şey eksik kalmamalı… Paslı bir bıçağın bedene saplandığındaki acı gibi etkisi olmalı. Hem ne söylediğin değildir önemli olan, ne söylemek istediğindir. Karşındaki kişinin o anda bu bakışlarından ne anladığıdır. O yüzden biraz da nefret barındırmalıdır.

    Sonra son bir bakış… Biraz daha farklı ama…

    Küçümser gibi…

    Anlamı; sana söyleyeceğim çok şey var ama sen buna değemezsin.

    Sonrasında yavaş adımlarla yatak odasına gidersin. Bir bavul çıkarırsın ve boşaltırsın çekmeceleri… Askıda ne kadar sana ait elbise varsa teker teker doldurursun içine…

    O an seni engellemeye çalışır, Sevgili…

    Yapma, der. Bana bunu yapma…

    Lütfen gitme…

    Zaten seni durduramaz. Bu şekilde gitmek isteyeni zaten hiç kimse durduramaz. Amaç, bunu yaparak daha fazla can yakmak…

    Ama asıl amaç; bu ilişkinin devam etmesi için her şeyi yaptım. Oysa sen yaptıklarımı anlamadın, diye suçlamak…

    Ben aslında harika bir insanım ama sen beni hiç anlamadın, mesajın vermek…

    Böyle bir hava yaratmak…

    Bu ilişkide asıl kaybeden o olacak ne de olsa… Sen nasılsa elini sallasan var ya…

    Bavulu kapattığında bir süre beklemelisin. Odaya şöyle bir göz atmalısın. Veda eder gibi… Son kez bakar gibi… Ne de olsa bu oda bir zamanlar en güzel anları yaşadığın yerdir. Tüm özel hazları tattığın cennetindir. Derin birkaç nefesle içini doldurmalısın. Bu sahne için biraz duygusallık gereklidir çünkü…

    Sonra…

    Onun yüzüne bakmalısın. Her şey bitti, der gibi… O an ne söylerse söylesin sana, nasılsa bu sözlerin hiç bir anlamı yoktur. Ne de olsa sen onun yüreğini yerinden sökmek istedin ve bunu da başarmak üzeresin.

    Bavulu eline alıp yavaşça kapıya doğru yürümelisin. Bir adım geriden takip eder seni, Sevgili… Hala seni durdurmanın peşindedir.

    Son bir kez bakmalısın onun yüzüne… Gözlerinde biraz ıslaklık olmalı, ne de olsa hüzün iyi yakışır bu ortama…

    Sonra bir Elveda… Ama en duygusalından…

    Sesini titretmelisin o anda… Üzgün olduğunu belli etmelisin. Çünkü bu davranışlar bile duygusal travma yaşatır karşındakine… Acısına acı katar.

    Her ne kadar tüm oyunu sen oynasan da, bu dramatik oyunun asıl kahramanı odur. Çünkü her şey onun için yaşanmaktadır. Yüreği yerinden sökülen, en fazla acıyı yaşayacak olan, odur.

    Geriye dönüp üzgün bir ifadeyle, kendine iyi bak, demelisin.

    Öldürücü darbeyi bu şekilde vurmalısın.

    Sonra da kapıdan yavaşça çıkmalısın.

    Sonrası mı?

    Sonrası düğün bayram sana…

    Karışırsın insan kalabalığına…

    Tabi, ne kadar insanlığın kalmışsa…

    Özcan KIYICI
  • Peygamber efendimiz isim ve hitaba çok önem vermiştir; devesine, kılıcına bile isim vermiştir. Anlamı güzel olmayan isimleri değiştirmiştir. Sevdiklerine isim dışında tatlı hitaplar bulmuştur. Hz. Aişe’ye Hümeyra (pembe yanaklı), Ya Uveyş (Aişecik) gibi hoş hitaplarda bulunurmuş. Kızı Fatıma’ya, Hz. Ali’ye ve sahabeden sevdiklerine onların güzel özelliklerini vurgulayan sıfatlarla hitap etmiş. Toprak babası, Kedicik babası, Allah’ın aslanı, Allah’ın kılıcı… Süt annesi Halime’ ye ve çocukken evinde kaldığı amcasının hanımı Fatıma Hanıma “anneciğim” diye hitap edermiş.

    Özellikle Sevgili Peygamberimizin yaptığı gibi güzel vasıflara vurgu yapan hitaplar, kişinin o vasıfları korumak istemesine ve geliştirmesine sebep olur. Hataya dikkat çeken kötü hitaplarda o hatanın kalıcı olmasına sebep olabilir. Kullanılan kelimeler hipnoz gibi etkiler.
  • "Hem sonra, gerçekten mutsuz olabilir mi bir insan? Ah, mutlu olmaya gücüm varsa, hüzün ve felaketin ne anlamı olabilir? Biliyor musunuz, bir ağacın yanından geçeceksiniz, onu göreceksiniz ve mutlu olmayacaksınız ha, işte bunu aklım almaz! Sevdiğiniz bir insanla konuşacaksınız ve mutlu olmayacaksınız! Ah, anlatamıyorum... Kötü durumda bir insanın bile adım başı göreceği öylesine çok güzel şey varken mi mutlu olamayacaksınız? Bir çocuğa bakın, güneşin doğuşuna bakın, bir otun boy atışına bakın, sizi seven insanların gözlerinizin içine bakışına bakın."

    - Budala
  • 219 syf.
    “Sadece çocukken güler insan, diğerleri palavra. Çünkü insan büyüdükçe komikliklere değil, acılara gülmeyi öğrenir aslında.”
    Bob Marley

    "Mutluluk için ne az şey gerekir! Bir tulum nağmesi. Müziksiz bir yaşam, yanılgı olurdu."
    Putların Alacakaranlığı - Friedrich Nietzsche

    "Bob"ları severim; Bob Ross gibi, Bob Dylan gibi, Bob Marley gibi.. Aileden biri gibi yani.
    Ne demişidim," Her Bob Zion'a çıkar!"

    Sahi bir düşünün, müziksiz bir dünya? Hele de Reggae’siz bir dünya nasıl bir yerdi acaba? O kadar eskiyi bilemem ama şimdi size Reggae’nin doğuşunu ve benim için anlamından bahsedeceğim, elbette ki bu kitap bağlamında.

    Şimdi şu şarkıyı açıp Reggae dünyasına yumuşak bir giriş yapalım. Değişim için çal etkinliğinin Bob Marley ayağı:

    https://youtu.be/4xjPODksI08

    Önce Rasta ile ilgili anahtar kelimeleri verelim:

    RASTA,RASTAMAN: Rastafari dinini kabul etmiş, o dine inanmış kişilere verilen ad.

    RASTAFARİ: Eski Etiyopya İmparatoru Haile Selassie’yi Siyah Mesih olarak niteleyen ve onu tanrının yeryüzündeki yansıması olarak gören dini ve felsefi hareket. Bu isim Heile Selassie’nin gerçek adı olan “Ras Tafari” den alınmıştır.

    BABYLON : Rastafari dininde, bu dünyayı belirten sözcük. “Bu dünya” ile anlatılmak istenen acılar, sıkıntılar, pislik ve kötülüğün birleşimi olan bir yaşama biçimidir.Rasta’lara göre Babylon, beyazlara özgüdür ve “Babylon sistemi” nin koruyucuları da onlardır. (bugünün para babalarını sayabiliriz). Babylon geriletici, gelişmeyi köstekleyici ve insanı ota çevren bir yaşam biçimidir.( günümüz yaşam şartları için kullanabiliriz)

    DREADLOCK: Saçların hiç kesilmeden uzatılarak, omuzlardan aşağıya bırakılmasıdır. “Dreadlock” ta toka, örgü, saç bağı gibi şeyler kullanılmaz. Zamanla birbirine dolanır ve bildiğimiz rasta örgüsü şeklini alır. Yıkanmazlar, yıkanırsa da doğal sabunla ve çok az sıklıkla yıkanması gerekir. Bu saçlar bilinci simgeler ve Rasta’yı uyanık tutar.

    GANJA: Marijuana’ya rastafaryan anlayışta verilen ad.

    HERB: Bkz. “Ganja”

    HYPOCRITE: İngilizce anlamı “ikiyüzlü” olan bu kelime ile sömürgeci ve baskıcı beyaz yönetimler ve onların temsilcileri işmar edilir. Kimi zaman yardakçılar olarak da kullanılır. Bob Marley çok sefer kullanmıştır şarkılarında.

    JAH: Rastafari dininde tanrıya verilen ad. Yehova sözcüğünden elde edilmiştir.

    MENTO: Reggae’nin en eski atası olarak bilinen, Jameika’daki ilkel folk müzik türü.

    NANTY: Kabiliyetli, becerikli kimse.

    SISTREN: Kız kardeş, dost, arkadaş, broooğğğ

    DREDREN: Erkek kardeş, yoldaş, broooğğğ

    TAM: Genelde yünden yağılan, dreadlock ların üzerine takılan sarı, kırmızı, yeşil renklerde olan şapkalar.

    ZION: Matrix filminden de hatırlarsınız, insanlığın son kalesidir. Rastafari’de, söz verilen topraklar anlamına gelir. Soyut bir kavramdır. Babylon’un zıttıdır. Ulaşılacak yer, mutluluk ülkesidir.

    Bize (Rastalara) yıllarca esrarkeş, müptezel, hippi, serseri, saçı sakalı karışık vs gibi ithamlarda bulunup, Reggae sound ritmiyle atan narin yüreğimizi üzdüler. Bob Marley için de çok şey söylediler. Peki ben nasıl tanıştım onunla? Şöyle:

    Bir yaz günü, sene 2005. Dayımın oğlundan karışık mp3 cd si doldurmuşum. Babama güç bela, borç harç aldırdığım cd çalara takmışım o cd’yi ve ılık Haziran rüzgarı saçımı, yeni tellenen sakalımı ve tüm tüylerimi okşarken, köylülerden aldığım tütünden ince bir dal sarmışım. Mavi duman havaya yükselirken ilk defa o sesi duydum. “ no woman no cry…” O an tüm dünyayı ve sahilleri dolaştım, okyanuslarda kanat açtım. Çok sonraları kim olduğunu öğreneceğim kişiyi o zaman çok sevmiştim. Kadın yok ağlamak yok, sandığım sözleri, ilerde abim düzeltti: “Hayır kadınım, ağlamak yok” idi onun anlamı. İşte o yaşımda artık bir rasta idim.

    Üniversiteye gelince de Jameika’lı bir çocukla baya muhabbet ettik. Esrar tekkelerinde takıldık bir süre, tekke kendi evimizdi ama mahalle ve dünya kiralıktı, üstelik en adi kiralık bir katil BABYLON ve onun çarklıları, çarkları.

    Geçenlerde Beyazıt’ın oralarda geçerken sahaflar varmış, bilmiyorum oraları, gittik. Dolaşırken yerde 5 tl lik kitaplar arasında gördüm bu kitabı. Okumam lazımdı çünkü.

    Kitaba gelelim:

    “Ve gülümse, Jamaica’dasın
    Gel, gülsün yüzün Jamaica’da
    Hepimiz birlikte, Jamaica’da
    Şimdi gelin Jamaica’ya
    Duygulu kent, duygulu insanlar
    Görüyorum eğleniyorsunuz
    Reggae ritmiyle dansederken
    Ey güneş adası, gülümse
    Halkımıza yardım edeceğiz…”

    6 Şubat 1945 günü St. Ann’ın az uzağında bir dağ evinde, Robert Nesta Marley yaşamla tanıştı. Yemyeşil bir dağ eteği ve yöresi. Bu köye “zamanın yavaş geçtiği yer” de denirdi. Onun doğduğu ev müze halindedir.
    Beyaz bir baba ve siyahi bir annenin birlikteliğinden doğmuştur ve “ben ne siyahların tarafındayım ne de beyazların” demiş. Gelgelelim babası aileyi terketmiş. Babasız büyüdüğü için tüm eş dost konu komşu ona sahip çıkmış. Büyükbabası en büyük yardımcısıydı. Onun müzikle tanışmasına vesile olmuş pek çok konuda dünya görüşünü etkilemiştir.

    Zamanla okuldan okula şehirden şehire geçim derdi ile savrulan aile Trenchtown’a yerleşir. Nesta burada demirci çıraklığı yapar ama aklı hep müziktedir. Yaşadığı yerde hırsızlık, cinayet, yoksulluk almış başını gitmiştir. O bunlardan hep geri durmuştur ve genelde ailesi ile vakit geçirmiştir. Bu dönemlerde Jimmy Cliff ile tanışmıştır ve müzik dünyasına adım atmıştır.

    Jimmy Cliff’i bunun ile hatırlarsınız belki;
    https://youtu.be/xzGV9Bl6CGg

    İlk plağını doldurur ama tutulmaz. Yılmadan devam eder ve “The Wailing Wailers” grubunu kurarlar arkadaşları ile. Daha sonra yeni bir soluk gelir müzik piyasasına. Bu dönemdeki siyasi çalkantılar gençleri varolma savaşına sürüklüyordu. Bir kuşak düzene karşı durmaya başlıyordu. Dayatılan hayata isyan ediyor, müziklerinde artık “rude boy” denen kültür baş gösteriyordu. Ve Wailiers bu akımın öncülerinden oldu.

    Daha sonra “Rastafari” olgusu ile tanıştılar. Bu öğreti ve felsefe onları, yani asileri devrimci yaptı.

    Gruptan ayrılan üyeler oldu zamanla. Ekonomik sorunlar baş gösterdi. Zorluklar dalga dalga geldi. İleride eşi olacak kadın Rita’yı alıp Amerikaya taşınan annesinin yanına gittiler. Geçim derdinden dolayı pek çok işe girip çıktı. Demirciliği sayesinde Chrysler fabrikasında iş buldu. Ama Sam Amca’nın çukuru onu boğuyordu ve Jamaica’ya döndü. Eski dostlar bir araya geldiler ve patlattılar bombayı:

    https://youtu.be/87HqYVb_mvA
    https://youtu.be/eZ3eA5gxiLs

    Ama hükümet baskısı devam ediyordu ve bir grup üyesi esrar içmekten dolayı tutuklanmıştı. Tüm bunlardan bunalan Bob bir süre çiftçilik yaptı. Yediği kazıkların sonrasında kötü insanlara şunu söyledi “ onlar hakkında kötü şeyler söylemek istemiyorum ama söyleyecek iyi şeylerim de yok.” Çünkü onun besteleri çalınıp kullanılmaya başlanmıştı.

    “Gerçek şu ki, herkes seni incitecek. Yapman gereken tek şey, acı çekmeye değer birini bulmak.”
    Bob Marley

    Hepimizin bildiği şarkısı ise “no woman no cry” dır kuşkusuz. Bu parça Trenchtown’da geçen günlerini anlatır onun.

    “Bu büyük gelecekte
    Geçmişini unutamazsın,
    Sil gözlerini diyorum sana
    Hayır kadın ağlama”

    Artık Reggae dünyayı sarmıştır. Daha sonraki dönemlerde bazı şarkıları Jamaica’da yasaklanmış, sansüre takılmıştır. “Sakıncalı düşünceleri” müziğine yansımıştır çünkü. Gördükleri ve yaşadıklarını artık tutamaz içinde.

    Yasaklı şarkılara bir kaç örnek:
    https://youtu.be/4XHEPoMNP0I
    https://youtu.be/BR0fQ6wJb6A
    https://youtu.be/5Qe23LVs2O4

    Amacı: insanları birleştirmekti. Tüm insanları. Tek silahı gitarıydı. Bu uğurda düzenlenen “Smile Jamaica” konseri düzenlendi. Konser bedavaydı ve tüm halka teşekkür mahiyetindeydi. Ama bir şekilde konser engellenmek istendi ve Bob Marley’in evi kurşunlandı konserden evvel.
    Tüm ısrar ve baskılara rağmen Bob vazgeçmedi ve sahne aldı. Saldırı engel olması amacındaydı ama halkın sevgi selini ve coşkusunu artırmaya yaramıştı.
    Artık bu zayıf saçları dreadlock olan çikolata renkli adam dünyayı sallıyordu.

    https://youtu.be/za01QWLXisQ

    RASTAFARİ

    Marcus Mosiah Garvey, siyahların özgürlüğünü ve kurtuluşunu savunan efsanevi 20. yüzyıl peygamberi olarak kabul edilir. Öğretisi ve yaşamı Bob Marley’i derinden sarsmıştır.

    Özgürlük, bağımsızlık gibi kelimelerin anlamını çok zaman evvel unutmuş, köleliğin verdiği yıkımı yaşayan siyah insanlar dünyası için Garvey ve felsefesi yepyeni bir ses, bir umut oldu. Bu öğreti tüm siyahların birleşmesi ilkesine dayanıyordu.

    Garvey aynı zamanda ödüncü yaklaşımlara ve bu yaklaşımların temsilciliğini üstlenen siyahi liderlere de savaş açtı. Bu liderler yaptıkları konuşmalarda, siyahların beklenen güzel günlerin bu dünyada değil, “Cennet”te gerçekleşeceğini söyleyerek,bu insanları sömürmeye hizmet veriyorlardı. “Cennete itirazımız yok” dedi Garvey, “ama şu anda dünyada yaşıyoruz. Ve çok ayrıdır. İlgimizi bu dünyaya yoğunlaştırıp özgür ve bağımsız uluslar yaratmalıyız.”

    En büyük düşü ise siyahları ait olduğu yere yani Afrika’ya taşımaktı. Bu uğurda taşıma şirketi kurdu ve siyahilere hizmet verdi. Daha sonra ABD tarafından cezalara çarptırıldı ve taşıma izni iptal edildi.

    Artık siyahlar arasında bir peygamber olarak görülüyordu. Afrika’da bir kralın tahta çıkacağını ve kurtuluşun yakın olduğunu dile getirmişti ve yıllar sonra Etiyopya’da bir kral tahta çıktı: Ras Tafari. Beklenen kral oydu. Yeni din bunun ardın doğmuş oldu böylece. Siyahların umudu olan bir din: Rastafari!

    Rastafari mensupları sade giyinir. Tam adı verilen 3 renkli şapkaları onları belli eder. Kırmızı: dökülen kanı, sarı: sahip olunan zenginliği, yeşil: yeryüzünün verimliliğini temsil eder.

    Neyse efendim. Bob Marley Rastafari ile tanıştıktan sonra müziği ve felsefesi farklı bir boyuta ulaşır. Küçücük, dar bir görüş alanına bağlanıp kalan bireyin, dünyayı ve insanlığı göremediğini, kuru, anlamsız bir yaşam sürdüğünü düşünüyordu Marley. Batı dünyası ve Batı kültürünün yaptığı buydu ona göre: insanları küçük dünyalarına, küçük yaşamlarına hapsetmek. Batılılar yani beyazlar. Artık müziği bu insanlığı ayağa kaldırmaya yöneliktir.

    https://youtu.be/oyFmNPoDbDU

    Babylon’un baskılarına tepki vardır artık:

    “Nasıl hala oturabiliyorsun orada
    Ne zaman çevreme baksam
    Acı çeken insanlar görüyorum
    her yerde…”

    Bu kadar şan şöhret neticede para demekti. Ama önce şunu bir izleyiniz dostlar:
    https://youtu.be/VjLSIauDEX0

    "mülk seni zengin yapar mı? Para hayatı satın alamaz. Benim zenginliğim hayatım, sonsuza dek."

    Bob kazancının büyük bir çoğunluğunu yardım kuruluşlarına bağışlıyordu. Kötü durumda olan Jamaica’lılara ayda yaptığı bağış 200bin doları geçiyordu. Afrikadaki okul, kilise, hastane gibi yerlere de yardım ediyordu.
    Şarkıları içinde belki de en anlamlısı “Redemption Song” olsa gerek:

    “Kurtarın kendinizi zihinsel kölelikten
    Kendimizden başkası özgür kılamaz aklımızı”

    “Eşlik etmeyecek misin
    Bu özgürlük şarkılarına ?
    Çünkü tek sahip olduğum, kurtuluş şarkıları,
    Kurtuluş şarkıları”

    https://youtu.be/QrY9eHkXTa4

    Kitabın içinde çok hoş bir röportaj da var. Umarım okuyanlar için keyifli olur.

    Bir gün Bob yere yığılır ve yapılan araştırmalar sonucu kanser olduğu ve çoğu yerini sardığı ortaya çıkar. Memleketinden uzakta olan Dost Bob, tüm umutlar tükenince evine dönmek üzere yola çıkar ama çok fenalaşan Kral, acil hastaneye yatırılır. Tüm bekleyişin ardından 1981 yılının 11 mayıs sabahı Reggae kralı Bob Nesta Marley hayata veda eder. 36 yaşında ve ününün zirvesinde iken aramızdan ayrılır.

    Bu en ünlü Rasta, Babylon’daki cefasını tamamlamış ve Zion’a gitmiştir.

    Peygamber olan Bob artık zion’daki tahtındadır ve oturmuş en kallavi cigaralardan içiyordur. :)

    Onun ardından dünya bu müziği daha iyi tanıdı ve sevdi. Teşekkürler Jah, teşekkürler Bob, teşekkürler Ras Tafari…

    Mezarında hala “GANJA” yetiştiği söylenir. Bir gün orayı ziyaret edebilirsem bunun teyidini yaparım sevgili dostlar.

    Onun ardından şu sözler havada süzülür:

    “Ne zaman işitir gibi olsam
    bir kırbacın şakırtısını
    Buz gibi akar kanım,
    Anımsarım, esir gemisinde
    Ruhumu nasıl yaraladıklarını…”


    Esen kalın dostlar, Jah sizinle olsun. RASTAFAY!!!

    Bonus şarkılar, keyifli okumalar, sağlıcakla dinlemeler :)

    https://youtu.be/KLL3DKZAzig
    https://youtu.be/Li41j14n4aY
    https://youtu.be/ysUcCHngH-I
    https://youtu.be/_fF4x-LljWo
    https://youtu.be/j2G_FA7weGk
    https://youtu.be/pZ7RjaFIP80

    Karadenizden Reggae :)
    https://youtu.be/gUXIDTbrMJo
    https://youtu.be/_SaF9RTqqQI
    https://youtu.be/GDIaH5NzT7U
    https://youtu.be/O8L5_6FaU_0
  • Terk etmek öyle kolay ki…
    Yeter ki buna kendini hazır hisset.
    Bunun için de ilişkinizdeki sorunları çözmek yerine daha da çözümsüz hale getirmelisin. Üstelik sürekli değişik yanlışlarla haklılığını sergilemelisin. O son vuruşu yapmak için zaman kollamalısın. Bu bir tekme ya da yumruk değildir. Bunların verdiği acı zamanla geçer nasıl olsa… Çok daha etkili şeyler bulmak zorundasın.

    Cümleler…

    Evet, evet… Hem de kurşun kadar etkili cümleler…

    Yüzüne karşı söylemelisin. Üstelik de çekinmeden… Bakışlarını kaçırmadan...

    Silahı tuttuğunda elin titrememeli, derler ya… Bu da böyle bir şey işte… Sesin titrememeli…

    Zamanı geldiğinde hiç acımadan tetiğe basmalısın. Silahında ne kadar kurşun varsa boşaltmalısın sevgiliye... Neresine olursa artık… Gururuna, egosuna, ruhuna…

    Hatta kadınlık onuruna…

    Öylesine can yakıcı sözler olmalı ki bunlar… Yine de yetinmemelisin. Nasılsa gardı düşmüştür artık… Nasılsa yavaş yavaş gücü de tükenmekte… Tam zamanıdır artık onu paramparça etmenin... Hatta yok etmenin… Ona o an ne kadar zarar verebilirsen o kadar mutlu olmalısın. Bu senin hakkın… Ne kadar mutlu olmak istiyorsan sen, onu o kadar parçalamalısın.

    Sonra yüreğine çalışmalısın. Ne de olsa her şey orada başladı. Orada son bulmalı ama, değil mi. Ne var ne yok silinmeli… Bunu yapamıyorsan bile o yürek acımasızca yerinden sökülmeli…

    Evet, evet bu…

    Yapılması gereken en doğru şey bu…

    Sonra yüzüne bakmalısın. Öyle boş boş değil. Daha önce baktıkların gibi değil. Öyle bir bakış olmalı ki, geride ne kadar söylenmemiş acımasız sözcükler varsa onları tamamlamalı… Hiçbir şey eksik kalmamalı… Paslı bir bıçağın bedene saplandığındaki acı gibi etkisi olmalı. Hem ne söylediğin değildir önemli olan, ne söylemek istediğindir. Karşındaki kişinin o anda bu bakışlarından ne anladığıdır. O yüzden biraz da nefret barındırmalıdır.

    Sonra son bir bakış… Biraz daha farklı ama…

    Küçümser gibi…

    Anlamı; sana söyleyeceğim çok şey var ama sen buna değemezsin.

    Sonrasında yavaş adımlarla yatak odasına gidersin. Bir bavul çıkarırsın ve boşaltırsın çekmeceleri… Askıda ne kadar sana ait elbise varsa teker teker doldurursun içine…

    O an seni engellemeye çalışır, Sevgili…

    Yapma, der. Bana bunu yapma…

    Lütfen gitme…

    Zaten seni durduramaz. Bu şekilde gitmek isteyeni zaten hiç kimse durduramaz. Amaç, bunu yaparak daha fazla can yakmak…

    Ama asıl amaç; bu ilişkinin devam etmesi için her şeyi yaptım. Oysa sen yaptıklarımı anlamadın, diye suçlamak…

    Ben aslında harika bir insanım ama sen beni hiç anlamadın, mesajın vermek…

    Böyle bir hava yaratmak…

    Bu ilişkide asıl kaybeden o olacak ne de olsa… Sen nasılsa elini sallasan var ya…

    Bavulu kapattığında bir süre beklemelisin. Odaya şöyle bir göz atmalısın. Veda eder gibi… Son kez bakar gibi… Ne de olsa bu oda bir zamanlar en güzel anları yaşadığın yerdir. Tüm özel hazları tattığın cennetindir. Derin birkaç nefesle içini doldurmalısın. Bu sahne için biraz duygusallık gereklidir çünkü…

    Sonra…

    Onun yüzüne bakmalısın. Her şey bitti, der gibi… O an ne söylerse söylesin sana, nasılsa bu sözlerin hiç bir anlamı yoktur. Ne de olsa sen onun yüreğini yerinden sökmek istedin ve bunu da başarmak üzeresin.

    Bavulu eline alıp yavaşça kapıya doğru yürümelisin. Bir adım geriden takip eder seni, Sevgili… Hala seni durdurmanın peşindedir.

    Son bir kez bakmalısın onun yüzüne… Gözlerinde biraz ıslaklık olmalı, ne de olsa hüzün iyi yakışır bu ortama…

    Sonra bir Elveda… Ama en duygusalından…

    Sesini titretmelisin o anda… Üzgün olduğunu belli etmelisin. Çünkü bu davranışlar bile duygusal travma yaşatır karşındakine… Acısına acı katar.

    Her ne kadar tüm oyunu sen oynasan da, bu dramatik oyunun asıl kahramanı odur. Çünkü her şey onun için yaşanmaktadır. Yüreği yerinden sökülen, en fazla acıyı yaşayacak olan, odur.

    Geriye dönüp üzgün bir ifadeyle, kendine iyi bak, demelisin.

    Öldürücü darbeyi bu şekilde vurmalısın.

    Sonra da kapıdan yavaşça çıkmalısın.

    Sonrası mı?

    Sonrası düğün bayram sana…

    Karışırsın insan kalabalığına…

    Tabi, ne kadar insanlığın kalmışsa…

    Özcan KIYICI