• “Kağıt yapımı için her yıl ortalama 4 milyar ağaç kesiliyor. Dünyanın en hızlı büyüyen ağacı olan Paulownia, Çin’de yetişiyor ve ancak beş seneden sonra kesilecek büyüklüğe gelebiliyor, en verimli kesim yaşı ise 11-18 yıl sonrası. Ben, dünyanın en büyük ve birinci sorununun yanlış ağaç tüketimi olduğunu düşünüyorum ve beş soru için üç kağıt harcanması bana çok anlamsız geldi, oradaki boşluğu anlamlandırabilmek için büyük yazarak doldurmak zorunda hissettim, amacım rahatsızlık vermek değildi.”
  • İncelemeye başlamadan önce bu değerli kitabın ciddi emekler sonucunda ortaya çıktığını belirtmeliyim. Yazar İbrahim Tüzer, İsmet Özel’in hayatını ve şiirlerini adeta didik didik ederek, bazen de şair ile birebir söyleşilerde bulunarak bu eseri meydana getirmiştir. Bu çabasından dolayı büyük bir takdiri hak ediyor. Ayrıca kitabını bana göndererek büyük saygı duyduğum şairin hayat yolculuğunu izlememi sağladığı için özel teşekkürümü borç bilirim.

    Kitabın ilk bölümleri İsmet Özel’in hayatını, şiirlerinin içeriğini oluştururken “Şiirlerin yapı bakımından incelenmesi (syf 361) “ bölümünden itibaren yazar, İsmet Özel şiirlerini akademik yönden ele almış ve nazım şekli, dil ve üslüp konularına değinmiştir. Bu yüzden incelemem ağırlıklı olarak ilk bölümden oluşacaktır.

    ”Müttefik kuvvetlerin Almanya sınırlarını aştığı günlerde doğdum” diye tarif eder doğumunu geçtiğimiz Eylül ayında 74 yaşına giren şair İsmet Özel. Bu savaşın kendi yaşantısını ve eğitimini oldukça etkilediğini de ekler. Kendisi 6 kardeşin en küçüğü olarak dünyaya gelmiştir. Diğer kardeşlerinin eğitimli olması da kendisi için büyük bir avantaj olmuştur. Çünkü bu sayede henüz ilkokul çağlarında iken kitaplarla dolu bir evde yaşar ve Maksim Gorki’yi, Valezquez’i, Renoir’i tanıma imkanını bulur..

    Küçük yaşlarda yaptığı okumaların bilinçlenmesini sağladığı görülen şair otoriter tavra karşı oluşunu şu şekilde aktarmaktadır: “Ben çocukken de müthiş bir anti otoriter tavra sahiptim. Mesela öğretmenlerimi pek sevmezdim. Sebebi de şuydu “yani ne oluyor geliyor sınıfa herkesi susturuyor, ayağa falan kaldırıyor” derdim. Birinin üzerimde baskı kurması için bir gerekçesinin olmasını beklerdim. Çocukluğundan itibaren bu tavrını değiştirmeyen şair itaat etmemeyi kendisine görev bilir. “Kadirşinas itaatsizliği ve tevarüs edilmemiş asaleti”ni ise şöyle açıklamaktadır. “Verilen desteğe karşı severek hizmet, fakat asla itaat etmemek. Sonu itaate varacaksa sunulan yardımı reddetmek. Asalet hissi ise benim içimde taşıdığım değil, bana çevreden telkin edilmiş bir değerdir. Sebebi de çok yalın: taşrada bir devlet memurunun çocuğu olmak.”

    Bu tavrı, şairi benim için apayrı bir yere taşır. Çünkü İsmet Özel devrin adamı olmamıştır. Güçlüden yana tavır sergilememiş, dünyanın türlü zenginliklerini elde edebilecek olmasına rağmen buna tevessül etmemiştir. Of Not Being A Jew şiirinde şöyle demektedir;

    Evet, ilmektir boynumdaki ama ben
    kimsenin kölesi değilim
    tarantula yazdılar diye göğsümdeki yaftaya
    tarantulaymış benim adım diyecek değilim
    tam düşerken tutunduğum tuğlayı kendime rab bellemeyeceğim.

    İsmet Özel, 1954 yılında henüz 10 yaşında iken okulda katıldığı bir yarışmada birinci olan ve gazetede yayımlanan ‘Kış’ şiiriyle başlatır şiir serüvenini. İlk dönemlerden itibaren sosyalist çizgisiyle yazdığı şiirlerinde toplumsal sorunlara değinmiş, halkla iç içe olduğunu hissettirmiştir. Ancak zamanla içinde taşıdığı ateşin dava arkadaşlarında olmadığını gören şair sosyalizmin kendisine yetmediğini de fark eder.

    ‘Waldo Sen Neden Burada Değilsin’ adlı otobiyografik kitabında 12 Mart 1971 muhtırasıyla beraber inzivaya çekilerek uzun uzun düşündüğünü ve düşüncelerine sağlam bir temel bulmaya çalıştığını ifade eder. Ancak bu inzivanın herkesten uzaklaşma ile olmadığını, zihinsel olduğunu da ekler. Bu inziva neticesinde de Müslüman olmaya karar verir.”Beni sosyalist olmaya iten etkenler, Müslüman olmaya da itti. Ben aynı yol üstünde yürüyüp Müslüman oldum” der. Şunu da eklemeliyim ki şair, yaklaşık 3 yıl boyunca Müslüman olduğunu gizleyerek herkesin rahatça komünist olduğunu söyleyebildiği bir dönemde Müslüman olduğunu açıklamıştır.

    Şair Müslümanlığın esasını oluşturan “kadir-i mutlak” inancıyla ontolojik problemlerine cevap bularak “yeniden doğuş”unu gerçekleştirmiştir. Sonrasında ise dinine sıkı sıkıya bağlanarak hayatını devam ettirir. Bu konu ile ilgili bir röportajda şöyle demektedir: “Ben hayatının orta yaşlarında islamiyeti seçmiş bir insan olarak çok daha bilinçliyim birçok insandan. Yıllar önce İzmir İlahiyat Fakültesinde konuşuyorlar. “Niye İsmet Özel, islamiyete bu kadar kıskançlık gösteriyor?” diyor biri. Öteki şöyle diyor: “Herkesin gözü görüyor. Ama gözü sonradan açılmış olan adam mı gözüne ihtimam gösterir, yoksa doğuştan beri zaten görmekte olan mı?”

    Şiirlerinden bahsetmek gerekirse, biraz okumayla İsmet Özel’in bütün şiirlerini ince bir zeka ile harmanlayarak yoğun çalışmalar sonucunda ortaya çıkardığını görebiliriz. İlk bakışta anlaşılmaz gibi görünse de dikkatli okunup araştırıldığında dizelerinin dolu dolu olduğu görülmektedir. Yazar İbrahim Tüzer kitabının sonundaki ‘Sözün Özeti’ kısmında şöyle demektedir:

    “İsmet Özel şiirlerine yabancı olan bir okur için anlamsız ya da saçma olarak görülebilecek olan kullanımlar, şair tarafından metinlerinin anlamını çoğaltmak ve şiirin bütündeki anlamını farklı katmanlarda yeniden üretmek için bilinçli olarak oluşturulmaktadır. Özellikle son dönemde yayımladığı şiirleriyle okuyucuyu bu türden bir gayrete yönlendiren şair, şiirin hem yazılır hem de okunurken özel çaba gerektirecek bir uğraş alanı olduğunu da ortaya koymuş olmaktadır.

    İsmet Özel şiir ile ilgili düşüncelerini şöyle dile getirmektedir: “Şiir bugüne kadar hep böyle olmuştur. Önce ‘bu nedir’ dedirtmiş, sonra da ‘ha buymuş’ dedirtmiştir.” Şaire göre şiir, ‘öğretir ama kanıtlamaz, gösterir ama sergilemez.’ Bu tutumunu şiirlerinde açıkça görebiliriz. Örneğin ‘Bir Devrimcinin Armonikası’ adlı şiirinde şöyle der;

    Ben ki gövdemi bütünüyle ne yapmalıyım
    tahta bir bavul
    gibi duruyorum insanın kıyısında
    makine
    çok acemice buluyor beni sanırım

    Tahta bavulun insan yapımı olan bir eşya özelliği taşıdığı ve tahta olmayan bavullara nazaran “eğilip bükülmeden” hatlarını sonuna kadar muhafaza ettiği düşünüldüğünde şairin, ‘makine’ kelimesi ile eleştiri getirdiği sıradanlıkların ve yabancılaşmanın anlam dünyası biraz daha genişlemektedir. Özel, modern dünyanın insanlara dayattıkları karşısında durabilmek ve bireyselleşerek “sahici” olabilmenin imkanını elde edebilmek için “yalnız olunması gerektiğini dile getirmektedir.

    Amentü şiirinde “İnsanın gölgesiyle tanımlandığı bir çağda..” der şair. Burada ‘Gölgesiyle tanımlanan’ bir insanın, artık kendi ışığını kesmesini ve kendi uzağına düşerek “gölgesi tarafından ele geçirilmiş” olmasını anlatmaktadır.

    Akla karşı tezler şiirinden bir dizede ise “ütüsüz bir pantolon kadar tedbirliyim” derken , metaforik içeriğiyle okunduğunda modern insanın hayat karşısındaki statik tavrına işaret eder. Çünkü modern insan göz önünde olmayı yeğlediğinden hayat içerisinde “olduğu” gibi yer almaktan kaçınır ve sürekli başkaları tarafından nasıl göründüğünün hesabını yapar. Şair burada eleştirisini dile getirmektedir.

    Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.
    Aşklarım, inançlarım işgal altındadır
    tabutumun üstünde zar atıyorlar
    cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır

    Kanla Kirlenmiş Evrak isimli şiirinde geçen yukarıdaki dizeler ise şairin babasını kaybettiği günlerde yazılmıştır. Şair bu durumunu “cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır” dizesiyle ortaya koyar.

    Yine Waldo Sen Neden Burada Değilsin isimli kitabında şöyle der şair; “Genç yaşımda şiirin önemli ve değerli şeyleri dile getirdiği için değil, önemli ve değerli şeylerin varlığını bize hissettirdiği için hayatımızda yer tuttuğunu kavradım.” Bu tutumunu Yaşatan isimli şiirinde görebiliriz;

    Gözlerim
    ne güzeldir halka bakınca
    gözlerimde böğürtlendir
    avuçlarımda nar,
    ayaklarını çıplatıp sulardan geçen çocuklar
    sevinçle kıpırdatır yapraklarımı.

    İsmet Özel’in şiirlerini bir düşünce çerçevesinde yazdığını, anlamsız gibi görünse de bazen sayfalara sığmayacak anlatımları sade bir dille tek dizede nasıl aktardığını ve daha fazlasını yazar İbrahim Tüzer’in kitabında görebiliriz. Edebiyat tarihimizde önemli bir yere sahip olan, kendisinden sonraki nesilleri ciddi anlamda etkileyen bu Büyük Şair’in değerinin anlaşılması ve sesine kulak verilmesi ümidiyle incelememi bitiyorum.
  • Bütün psikoloji ve k.gelişim kitapları anlamsız fasarya.Tek bahsettikleri düşünceyi düzenle ve kontrol et.
  • ... insan ilk zindandan, tabiat zindanından, bilinç, irade ve yaratıcılığını, tabiatı tanımak suretiyle yani bilimle çekip kurtarabilir.
    İkinci zindandan, yani historizm zindanından, tarih felsefesine ve tarihin belirleyiciliğinin istihdamını, yani tarih bilimini tanımakla kendi kurtuluşunu temin eder.
    Üçüncü zindandan, yani sosyolojizm ve sosyal düzen zindanından ise bireyler kendini bilim ile kurtarabilir ve kendi toplumsal düzenlerinin kurucusu olabilirler.
    Dördüncü zindan, en kötü zindandır ve insan bu zindan karşısında en aciz tutsaktır. Bu zindan, ''kendimdir.''
    İlginçtir, gördüğümüz üzere tarih boyu her ne kadar insan, söz konusu üç zindandan kurtuluşunu daha ileri derecede temin etmiş, bugün bu üç cebrin zorlama ve baskısından her dönemdekinden daha fazla kurtulmuş ve bu üç cebre her zamankinden fazla egemen olmuşsa da dördüncü cebir karşısında, yani ''kendi'' cebri, kendi zindanı karşısında tersine her dönemden daha çok, hatta teknolojiye sahip bulunmadığı, tabiat bilimlerini bilmediği, sosyoloji ve tarih felsefesini anlamadığı dönemden daha çok acizdir. Sonra günümüz insanının bu dördüncü belirleyicinin tutsağı oluşu, birinci, ikinci ve üçüncü zindanlardan kurtuluşunu da boş, anlamsız ve beyhude kılmıştır. Bugün tabiat, tarih ve toplum zindanından kurtulan insan boşluğa düşmektedir. Niçin? Çünkü dördüncü zindanın tutsağı olan insanın, önceki üç zindandan kurtuluşuyla mutsuzluğu da başlıyor.
    Ali Şeriati
    Sayfa 50 - Fecr Yayınları
  • Susabilecek kadar konuşmuyor gözlerin,
    Kelimeleri yok zihnimde, dudaklarındaki hecelerin,
    Anlamsız düşünceler, hayallerdir ezberin,
    Ezberindeki duvarları yıkarsan, özgürleşir hayallerin.
  • Kapitalist toplumun yabancılaşmış, baskı altına alınmış ve gözü korkutulmuş insanı, çocuklarına ne yapacaktır? Anlamsız bir çalışmadan yorgun düşmüş, esir eden baskılardan yıpranmış bir durumda evine gelen işçi, hizmetli ya da memur ne yapar?
    Yasalar ve yasaklardan oluşan bir dünya, evdeki insanlara aktarılacak, baskı aşağıya doğru uzatılacaktır.
  • ... düşüncelerin de, ne kadar herhangi bir özden yoksunmuş gibi görünürlerse görünsünler, bir destek noktasına ihtiyaçları vardır, aksi takdirde dönmeye ve anlamsız bir biçimde kendi etraflarında çember çizmeye başlarlar; onlar da hiçliğe dayanamazlar.