• Kendini bir kez keşfeden kişi,bu hayatta hiçbir şeyi kaybetmez. Ve kendi içindeki insanı bir kez anlayan kişi,tüm insanları anlar.
  • İçinde bulunduğumuz şu çağ, bizi sessizliğe mahkum ediyor. Güven, sadakât, samimiyet... Bu kelimelerin lügatımızdan çoktan silindiğini görüyorum.
    "Konuş açılırsın" derlerdi eskiler. Şimdilerde dinleyen de yok anlayan da.
    Beethoven'ın hissettiği gibi "konuşmanın hiçbir şeye değmediğini hissetiğim anlar oluyor."
    Ama yine de anlatmak istiyor insan. Oğuz Atay'ın dediği gibi, böyle budalaca bir özleme kapılıyor.
    #kalemimden...
  • Kendini bir kez keşfeden kişi, bu hayatta hicbir şeyi kaybetmez. Ve kendi içindeki insanı bir kez anlayan kişi, tüm insanları anlar.
    Stefan Zweig
    Sayfa 96 - İndigo Kitap Yayın
  • Aşk anlamaktır...
    Aşk bir acıdır...
    Aşk teslim olmaktır...
    Aşk gözyaşıdır...
    Aşk telefon çalacak diye beklemektir...
    Aşk bütün bir dünyadır...
    Aşk birisine şiddetle sarılma, onunla aynı yerde olma özlemidir...
    Onu kucaklayarak bütün dünyayı dışarda bırakma arzusudur...İnsanın ruhuna güvenli bir sığınak bulma özlemidir...
    Yeni Hayat bir aşk romanı, aşka giden yolun, yolu aşktan geçen, aşkına emek veren, aşkı için acı çeken bir yolcunun romanı...
    Ne diyor Osman Canan için:“Anne ben âşık oldum, anne ben kayıp gidiyorum... onun için her şeyi yapabilirim.”
    Bir gün bir kitap okudum ve bütün “okuma listemin en iyileri” alt üst oldu.
    Dün 6 saat boyunca elimden bırakmadan okudum, bırakamadım çünkü büyülenmiş gibiydim ve gözyaşlarıyla okudum. Gece 01..20’de kitap bitmişti ve ben de bu kazadan sağ çıkamadım...
    Sabahın 6.35’inde ( saate baktım çünkü) telefonun çalar saati değil, kitaptan okuduğum cümleler uyandırdı beni ( ilk kez yaşıyorum bunu)
    Kitap cümleleri beynimde ,kalbimde yankılanıyordu, duydum...
    Çok tartışmalı bu roman için çok şey söylendi şimdi ben de konuşabilirim.

    Romanda üst metin olarak şu anlatılır:
    “22 yaşındaki Osman okuduğu bir kitaptan öylesine etkilenir ki o kitapta anlatılan hayatı aramak için yola çıkar. Yanında kitapla tanışmasına vesile olan ve ilk görüşte âşık olduğu Canan vardır. Otobüslerle ( VARAN ) şehirden şehire giderler durmaksızın. Garajlarda, sokaklarda, kazalarda, otobüslerde, evlerde bu hayatı ve kitabı okuyup anlayan Mehmet’i ararlar. Sonunda Osman Mehmet’i bulur ve Mehmet’in ve hatta Nahit’in “kendisi” olduğunu anlar.
    Peki olay bu kadar basitse neden okuyanlar kitabı anlamadıklarından yakınıyorlar.
    Çünkü kitap alt metinlerle yüklü, ilmek ilmek örülmüş adeta, hem de ustalıkla.
    Şöyle ki :
    14 . yüzyılda Gülşehri, İranlı şair Feridüddin Attar’ın aynı adlı eserinden yola çıkarak “ Mantık’ut Tayr” ı yazdı. Kuşların Dili anlamına gelen bu alegorik tasavvufi eser bir yolculuğun hikayesidir : Kuşlar ülkesinin padişahı yoktur, kuşlar padişahsız bir ülke olmayacağını düşünerek bir padişah seçmek isterler. Hüdhüd kuşu, aslında bir padişahları olduğunu onun adının Simurg olduğunu ama çok uzakta Kafdağı’nda yaşadığını, isterlerse kuşları oraya götürebileceğini söyler. Binlerce kuş bu yolculuk için hazırlanır ve yola çıkarlar.
    Yol çok zorludur, engellerle doludur ve uzundur. Yolculuk sırasında bir kuş acıktığını söyler ve aşağıda gördüğü buğday tarlasına iner.Diğeri sevgilisini özlediğini söyleyip geri döner, biri nin yolda gördüğü altın ve zümrütler gözünü kamaştırır , mücevherleri tercih eder. Birini güneş çarpar, biri soğuktan donarak ölür. Biri hastalanır geride kalır, biri “ Benim yaratılışım kaypak ben vazgeçtim.” der .Binlerce kuştan geriye 30 kuş kalır. Kafdağına varırlar, dağı aşıp aşağıya süzülürken gölde kendi yansımalarını görürler ve anlarlar ki Simurg kendileridir. ( Farsça’da si: 30 murg : kuş demektir.)
    Tasavvufta Simurg Allahtır, ( Canan da sevgili yani Allah’tır.) Hüdhüd mürşid, yani yol gösterici şeyhtir, kuşlar da mürit yani dervişlerdir.
    Bu yol Allah’a ulaşma ve Allahın varlığında yok olma yoludur.
    Tasavvufa göre Allah der ki , “Görünmek istiyorum .” ve tıpkı bir aynaya yansır gibi adem denilen yokluğa yansır ve görünen tüm kainattır. Allah görünmeyi dilediği için “ varlık” vardır. Var olan tek şey Allah’tır geri kalan her şey yansımadan ibarettir.

    Yeni Hayat da bir yolculuk hikayesidir. Osman Yeni Hayat’ı ve kendisini ararken Canan’a aşık olur. Yıllarca arar ve sonunda kendini bulur. Kendini bulduğunda 3 el ateş edip kendini öldürür, bu da tasavvufta ölmeden ölmek yani hiçliğe ulaşmakla ilişkilidir.
    Öldürdüğü Osman da Nahit de Mehmet de kendisidir.
    Uzakta aradığımız aşk aslında yanıbaşımızda, engelleri aşmak gerek mesela bir ateş denizini mumdan bir gemiyle geçmek,aşka ulaşmak için her şeyi göze almak gerekir.Yani aşk için ölmeli , aşk o zaman aşk.
    Yani bir sevmek bin defa ölmek demek.

    Romanda Batı kültürünün bizi nasıl yozlaştırdığından da yakınıyor yazar. Çocukluğumuzun, gençliğimizin güvenli hayatı; markalarla, teknoloji ile, modernleşme adı altında bizi özümüzden koparmış yutmuş,ezip geçmiştir.

    Büyülü gerçekçilik kitapta adeta zirvededir. Osman’ın hayalete soru sorması, konuşmaya çalışması fantastiktir ama hayaletin ona cevap vermesi ve Osman’ın bunu doğal karşılaması büyülü gerçekçiliktir ve hayli örneği vardır.

    Başka bir akım varoluşçuluktur romanda ve sorar Osman :” Ben ve dünya birbirimize neden varolduğumuzu, neden bu saatte burda olduğumuzu, en büyük amacın ne olduğunu sorarız.”
    Zaten roman hep sordu:
    Hayatın amacı ne?
    Hayatta:
    Kaza var, kader var, aşk var, yalnızlık var,ölüm var, mutluluk var...

    Aşk ile dönmekte dünya...
    Gözyaşları ile bitirdim..
    Beni yerden yere vurdu, süründürdü, acı çektirdi, kalbimi burktu...
    Hayat ne kadar kırık dökük...
    Bu kitap:
    Tahripkâr...
    Sıra dışı...
    Anlayamayanların “saçma” olmakla itham ettiği bir şaheser...
    Orhan Pamuk... ( soykırım iddiaları kitap dışıdır ve kitabı bağlamaz bence) Nobel ‘ i hak etmiştir( okuduğum 5. Pamuk romanı Yeni Hayat bunu tescilledi.)
    Öyle çok şey yazasım var ki ama uzun bulup sıkılmayın diye kısa kesiyorum.
    Okuyucunun alaycı ve saldırgan olduğunu söylerken de haklı Pamuk.
    Çünkü elimde tuttuğum bu kitap yeterli okuma birikim ve donanımına sahip olmayan okuyucu için beş para etmez, onlar okumamalı...
    Ya ben....
    Ben yıllarca okuduğu kitaplarda ilk 3’ü değişmeyen okuyucu son okuduğu 2 kitapla tamamen evrilen, hırpalanan ama mazoşist olduğu için mutlu olan ben...
    Önce Tutunamayanlar...
    Şimdi Yeni Hayat...
    İşte ben de karşınızda yenilenmiş okuyucu Nermin
  • Dervişe " senden hoşlanıyorum " ile " seni seviyorum " arasındaki fark nedir ? diye sormuşlar.
    Derviş şöyle cevap vermis;
    " Bir çiçekten hoşlanırsan onu koparırsın, ama bir çiçeği seversen, onu her gün sularsın.
    Bunu anlayan kişi yaşamı anlar. "
  • Anlayan anlar, anlamayan anlamaz. Bu, tercih değil, nasip meselesidir.
    İbrahim Tenekeci
    Sayfa 51 - Profil Kitap
  • Ama küfür inadı kör inattır. Görür de gördüğünü bilmez. Duyar da duyduğunu anlamaz. Allah gözüne kara perde çekmiştir. Kalbini mühürlemiştir. İmandan nasibi yoktur. Aka kara; karaya ak der; yoka var. Her şeyi inkar eder, ama her şeyi, inkâr, inkâr, inkâr. Kafirin bütün maksadı sapıklıktır. Hakkı inkârdır; iyiyi, fena göstermek, fenayı, iyi göstermektir. Doğru yolda olanı eğri yola saptırmak için çabalar durur. Fakat Allah, her şeyi bilir, görür sabreder, sabreder; sabreder ve bir gün gelir, Kahhar sıfatıyla tecelli eder; koca münafığı tepetakla getirir. O, bunun farkında değildir. Anlayan anlar ve Allah'a hamdeder.