• Ölümün yaklaştığı insanlara bakarken, ölürken herkesin farklı olduğunu ama yine de herkesin birbirine benzediğini düşündüm: herkes nefes vererek can veriyor, fakat herkes kendine göre nefes veriyor.
  • 184 syf.
    Sevgili Ebru Ince ye #37080405 iletisinde düzenlediği etkinlik için teşekkür ederim, Eco ile tanışmış olduk bu sayede:))


    Kitap, Umberto Eco’nun 2008 yılında Richard Elliman konferanslarında yaptığı konuşmaların metne dökülmüş hali. Konferansların ve kitabın başlığı “Genç Bir Romancının İtirafları”. Yalnız metne her kim döktüyse hem onu, hem de dinleyenleri tebrik etmek istiyorum. Kitabın kaynakçasını geçtim en sondaki notlar bile okurken yordu beni.

    “Genç Romancı” mevzusuna kendimce değinmek isterim. Yazar kendini genç romancı olarak betimleyerek yazma serüveninde kendini beğenmişlik taslayan, bir kitap yazmakla kendini 'yazar' olarak benimseyen, bütün dünya edebiyatını yalamış yutmuş havalar binbeşyüz modunda gezen kendini bilmezlere ders veriyor resmen. Adam 28 yıldır roman yazıyor, kitapları diğer dillere çevrilip uluslararası düzeyde çok okunuyor da kendisine genç ve umut vaat eden yazar diyor. Anlayana!!

    Bence yazar olmak isteyen herkes bu kitabı okumalı. Hatta zorunlu hale getirilse ne güzel olur zira kitabı okuduktan sonra hala kitap yazmayı düşünenlerin büyük bir çoğunluğu kesinlikle vazgeçecektir, edebi kirlilikten de arınmış olurduk böylece. Sadece yazar olmak isteyenler mi okumalı? Bir okur olarak kendisini sorgulamak isteyen, Eco yu daha önce okuyup seven herkese şiddetle tavsiye edilesidir! Akıcı bir dili var, okurken sıkmıyor sadece okudukları üzerinde insan doğal olarak düşüncelere dalma ihtiyacı hissettiği için bir çırpıda bitmiyor.

    Okuyacaklara küçük bir uyarı: Kendi kitaplarından sadece birkaç alıntı var o konuda rahatız ama çok meşhur bazı dünya klasikleri ile ilgili accık spoiler vermiş olabilir. Adı üstünde 'çok meşhur' oldukları için okumadan da ordan,burdan,şurdan bilgi edinmişizdir mutlaka. Yine de takıntısı olan arkadaşlara bu durumu göz önünde bulundurarak okumalarını öneririm.

    Nasıl mı spoiler vermiş? Misal : #37830325
    Daha neler neler var da ben yazmıyorum iyi bir insan olduğum için:))

    Anladığım kadarıyla Eco "yattığı yerden zafere ulaşan tek canlı tavuktur" düsturu ile hareket ediyor romanlarını yazarken. Kitaplarını yazmadan önce nasıl başladığını, nelerden yararlandığını anlatmış yazar. Kullandığı mekanların ve karakterlerin önceden resmini çizmesi, onlara göre kitabın dilini, üslubunu belirlemesi, gerçeğe uygunluğunu irdelemesi, ayrıntıları kullanması… “Gülün Adı” nın filminin yönetmeni Annaud, kitabın diyalog bakımından tam da filme çekilecek nitelikte olduğunu, mesela iki karakter bir mekanda konuşarak yürürken konuşmanın bitişi ile mekanın kapısına ulaşmalarının aynı anda gerçekleştiğini söylemiş. . Çünkü Eco, kafasında çoktan olayı canlandırmış da öyle yazmış. Her romanında bu şekilde çalışıyor Eco. Eğer karakteri sokakları gezecekse önce kendisi geziyor o sokakları. Gün batımı mı gün doğumu mu, gökyüzünde ay var mı, varsa hangi evrede irdeliyor, not alıyor kitaba da bunları göz önünde bulundurarak yazıyor Bu şekilde titiz bir çalışma sonucu ortaya çıkan eseri okuyan okur da keyfini çıkarır, minnettar kalır diyorsunuz değil mi? Ne gezer? Adamın biri romanda geçen tarihte çıkan günlük gazeteleri topluyor araştırmalar, incelemeler yapıyor. Ve bütün bunların sonucunda Eco’ya mektup yazıyor. Neymiş efendim tam o saatte karakterin dolaştığı yerin bir alt sokağında yangın çıkmış da romandaki karakterin görmemesi imkansızmış da neden bu yangının hiç bahsi geçmiyormuş? Eco da -tabii daha münasip bir dille- "valla hacı bana hiç böyle bir bilgi vermedi kerata, bilmediğim sebeplerden dolayı kendine sakladı herhal" diyor. İşin aslı Eco o sokağın fazla yakınından geçmemiş, geçse de yangını kurguya katmak istemeyecekti belki de. Okuduğu romanı tamamen gerçeğe uyarlamak isteyen bu tarz okurlara Eco dayı "ampirik okur" diyor. Ben olsam “sayko la bu” der geçerdim.

    Özellikle Baudolino'yu yazmak için kullandığı kaynaklar ve enerjisine hayran kaldım. İstanbul’a gitmesi, kitabı oluştururken buradaki gözlemlerinden aynı şeyleri yaşayan başka birinin aklına gelmeyecek çıkarımlarla yararlanması, kitabın geçtiği döneme uygun yeni bir lehçe uydurması ve dil tarihçisi bir arkadaşının geçmişte böyle bir lehçenin konuşulmuş olasılığının bulunduğunu belirtmesi tek kelimeyle MUAZZAM!

    Romanlarını nasıl yazdığından bahsediyor etmesine de bütün tüyoları vermiyor; başarılı bir roman yazmak isteyenin bazı formülleri kendisine saklaması gerektiğini düşünüyor gayet mantıklı olarak.
    Az açıklasaydın be hacı, feyiz alırdık güzel!

    Eco sadece yazmak ve yazarlık üstüne değil, okurlar, kitap yorumcuları ve listeler üzerine de üç beş kelam ediyor. Üç beş deyip geçtiğime bakmayın, o listeler var ya o listeler mafetti beni!

    Umberto Eco, sıfır ego, İtalyano, göstergebilimci, gülün adı, akademisyen, Ortaçağ estetiği uzmanı, Dedalus, foucault sarkacı, ampirik yazar, örnek okur, detaycı, prensipli, gözlemci, gerçekçi, sıradışı, önceki günün adası, denemeci, tarihçi, eleştirmen, genç romancı, imgeleme ustası, baudolino, ayrıntıları anlamlandırma ya da ayrıntıların sosyolojisi.

    Benden düzgün bir liste çıkması beklenemezdi zaten, mis gibi kaotik liste oldu, Ecocuğum sağolsun!

    Kitabı genel olarak beğendim aslında da İtalyanca ve Fransızca eser isimleri, cümleler falan peşpeşe gelince onlar beni biraz zorladı. Bir de yarısından sonra nöronlarımın arasındaki sinyalizasyon sistemi mi bozuldu nedir, böyle kafamdan cossszz diye sesler gelip hafiften mavi ekran vermeye başladım ama kitabı da bırakamadım. Tamamen kafayı uçurmadan bitirebildim neyse ki.
    İlk romanı (Gülün Adı) yayımlandıktan sonra verdiği bir röportajda; yazarların bazen felsefecilerin ifade edemeyeceği şeyleri kelimelere dökebildiğini söylemiş; yürekten katılıyorum kendisine! Gerçekten bu kitapta doğruluğunu kanıtlıyor kurduğu cümlenin, helal be!

    Kitaplarını daha önce okuyanların hemen anlayabileceği, okumayanlar içinse belki de manasız gelecek son bir cümle:
    Umberto Eco olmak demek, kelime işlemcili ilk bilgisayarın İtalya’da ne zaman satışa sunulduğunu bilmektir bazen.