• 228 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    Merhaba herkes!
    Nasılsınız, nasıl gidiyor günleriniz?
    Mecbur kalmadıkça evden çıkmıyor, evde zaman geçirecek aktiviteler bulmaya devam ediyoruz diye umuyorum.
    İşim gereği sosyal medyadan inanılmaz soru alıyorum, ‘dün çok verimli geçti bugün sadece yemek yaptım ve yattım sanki günüm boşa geçmiş gibi hissediyorum’ tarzında.
    Burada size de söyleyeyim; robot değiliz. Her anımız, her anımızı tutmak zorunda değil. Gün olur kiap okumaya doyamazsınız, gün olur aylarca kitaba dokunmasınız. Lütfen duygularınızı ve isteklerinizi yok saymayın. Bazen hiçbir şey yapmamak da bir şey yapmaktır. Size göre ‘bir şey yapmak’ ne demek onu düşünün ve tanımızı değiştirin.
    *
    Kitaba gelirsek, olayları ele alışı, örnekleyişi ve ispat olarak sunduğu deneylerle cidden tadından yenmez bir kitaptı. Sadece bazı şeyleri gereksiz uzatmış gibi geldi bana, aynı şeyler çok yerde aynı şekilde tekrar edilmiş, bu da beni biraz sıktı açıkçası ve okuma hızımı düşürdü. Ama yine de hocamızın gerçekten efsane bir akademik birikimi var. Öğrencisi olmak isterdim. Olayları kültürel olarak çok güzel harmanlayıp bizlerden örnek vermiş. Okuyan herkes de eminim aynı şeyi hissedip daha kolay içselleştirmiştir diye düşünüyorum.
    *
    Bu tarz çocuk yetiştirme odaklı kitaplar bende cidden travmalarımı açığa çıkartıyor. Çözme işini maruz kalma metoduyla halletmeye çalışıyorum şimdilik, kabullenme ve affetme aşamasını sonra düşüneceğim.
    *
    Ben ödülle büyümüş bir çocuk olmadığım için bazı yerlerde evet iyi ki dedim. Ödül yoktu, içselleştirmişsem yaptım bir şeyi ya da yapmak sorumluluğumda olduğu ve görevim olduğu için (Lisede arkadaşıma ailesi üniversite kazan araba alacağız diyorlardı. Ben de babama bana ne alacaksınız kazanınca demiştim. Babam da benim için mi kazanıyorsun kendin için kazan demişti. Babam ortaokul mezunu, araba alacak baba ise hatırı sayılır bir üniversitenin rektörüydü.).
    Fakat çocuk aklı mantıklı bir temellendirme yapamadığım çoğu şey açıklanmadığında da yok sayıldığım hissine kapılmışım. Bu da pek iyi hissettirmedi. Kitapta dediğim gibi opsiyonları bulabileceksiniz. Bu konuda Haluk Yavuzer’in de kitaplarını önerebilirim. Örneklerle çok güzel anlatıyor o da. Somutlaştırma açısından fayda sağlayacağını düşünüyorum.
    *
    Kitap anlayacağınız üzere ödülün işlevsel olmadığını, üstüne üstlük çocuğa zarar verdiğini onlarca sosyal psikoloji deneyiyle açıklıyor. Acaba dediğiniz her yerde başka bir deneyle cevabı yapıştırıyor. Aklınızda bir soru kalmıyor yani.
    Peki bu ödül konusunu sadece çocuklar açısından mı ele almış? Hayır. O sebepten bu kitabı, öğretmen, anne-baba, danışman, psikolog ve şirket sahibi olan, yanında çalışanı olan herkes okumalı. Mantık aynı, unutmayın prim de bir ödül.
    *
    Okudukça şaşıracağınız bir kitap ve kendi yetiştirilme tarzınızla; çocuğunuz ya da öğrencinize yapacaklarınızı düşünmenizi sağlıyor. En basiti ödev yapmak istemeyen, yemek yemeyen ve uyumak istemeyen çocuklarda neler yapacağız bakalım.
    Kitap hakkında vermek istediğim spoiler çok ama siz de okuyun üzerine konuşalım. Daha keyifli olur. İncelemeyi kitabın sonunda olan bir şiirle yapacağım. Evet hocamdan rol çalacağım, öğrenciliğin şanındandır kopya çekmek ne yapalım.

    *
    Çocuklar sizin çocuklarınız değil,
    Onlar kendi yolunu izleyen Hayatın oğulları ve kızları.
    Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
    Ve sizinle birlikte olsalar da, sizin değiller.
    Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
    Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
    Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
    Çünkü ruhlar yarındadır.
    Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
    Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
    Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
    Çünkü hayat geriye dönmez,
    Dünle de bir alışverişi yoktur.
    Siz yaysınız, çocuklarınız ise,
    Sizden çok ilerilere atılmış oklar.
    Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür.
    Ve o yüce gücü ile yayı eğerek,
    Okun uzaklara uçmasını sağlar.
    Okçunun önünde kıvançla eğilin.
    Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar,
    Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.
  • Sevgi Olmadan 'İnsan' Olunmaz.

    insanlar bedensel gereksinimleri olan beslenme ve korunmayı sağladıktan sonra ilgi, sevgi gereksinmelerine doyum aramaya başlarlar. Sevgi olmadıkça insanlar arası ilişki olumlu, sağlıklı ve sürekli olamaz. Güven duyulmaz, saygınlık kazanılmaz, insanın yaratıcı olmasına ve kendisini gerçekleştirmesine olanak bulunamaz. Tek cümleyle, sevgi olmadan 'insan' olunamaz.

    Kişinin ve toplumun yaşamını etkileyen güçlü ve temel bir duygudur sevgi. İnsanlara haz, dirlik, düzenlik veren duygusal bir yaşantıdır. Tanımı güç bir kavramdır. Başka bir kişiye, varlık ya da nesneye karşı duyulan güçlü bir yakınlık ve bağlılıktır. Kimi kişilerin, nesnelerin insanın duygusal yaşamında bıraktığı iyi, güzel, tatlı bir izdir. Sevgi sadece soyut bir kavram, duygusal bir yaşantı değil, bütün tutum ve davranışların temelinde bulunan toplumsal bir güçtür.

    Bebek doğar doğmaz sevgi gereksinimine doyum arar. Bu dönemde sevginin diğer güdülerle sıkı bağlantısı vardır ve bu güdülerden kaynaklanır. Güdülerle sağlanan doyumun niceliği ve niteliği sonucu çocuğun eriştiği haz ve duyduğu rahatlık sevginin ilk tohumlarını atar. Annenin bebeği tutarken kol kaslarındaki gerginlik ya da yumuşaklık; meme verirken hareketlerindeki karışıklık ya da düzen; altını temizlerken gösterdiği tiksinme ya da özen bebek tarafından haz ya da elem doğrultusunda algılanır.

    Kişinin Tüm İlişki ve Davranışlarının Temelinde Sevgi Gereksinimine Doyum Bulup Bulmaması Yatar

    Anne ve babanın ses tonundaki yumuşaklık, ilgilerindeki sevecenlik, ilişkilerindeki özveri çocukta sevinç, neşe ve mutluluk duygularını doğurur. Bu duygular sevginin ilk tomurcuklarıdır. Çocukta sevgi anne babanın gösterdiği denge, düzen, ilgi, anlayış, bağlılık, beğeni, sevecenlik ve özveri oranında gelişir, insanın bütün yaşam boyu duyduğu ilgi ve sevginin açılıp gelişmesi, olgunlaşması, renklenmesi çocukluk çağında sevgi gereksinimine sağlanan doyuma bağlıdır. İnsanın bütün ilişkilerinde görülen olumlu ya da olumsuz tutum ve davranışlarında bu doyum önemli rol oynar.

    Çocuk büyüdükçe anne babadan aldığı sevgi oranında çevredeki kişilere, nesnelere, olaylara ilgi ve sevgi göstermeye baslar. Ana baba sevgisine aile, kardeş, arkadaş sevgisi eklenir. Zamanla bunlara doğa, insan, evren sevgisi katılır. Sevgi nitelik ve nicelik açısından gelişip yayıldıkça, renklenip biçimlendikçe kişiliği olgunlaşır ve yüceltir. Kişilik gelişmesinde önemli rol oynayan sevgi yeterince doyurulmazsa ya da aşırı doyurulursa güvensizlik yaratır.

    İnsanları ve çevreyi içten ve yeterince sevmeyenler, kendilerinin yeterince sevilmediğine inanırlar. Kendilerinin göstermediği sevgiyi başkalarından beklerler. Bunu bulamadıklarını düşündüklerinde olumsuz savunma düzenleri ortaya çıkar. Ya güvensiz, kuşkulu, sert, soğuk, kinci davranırlar ya da çevreden uzaklaşıp her şeyi, herkesi kötülerler.

    İnsan, sevgisini çevresinde bulunanlara sıcak bir bakış, tatlı bir gülüş, güzel bir söz, candan bir ilgi, içten bir yardımla gösterebilir. Bu biçimde açığa vurulan duygular sonucu kolay, olumlu, sağlam, güvenli ilişkiler kurulur. Bu tür ilişkiler kişiliğin olumlu, güçlü, sağlıklı biçimde gelişmesini sağlar. Karşılık beklemeden sevmek, bunu günlük yaşamın gereği saymak, insanların başkaları tarafından da sevilmesine uygun ortamı hazırlar.

    Sevgi gereksinimi yaşam boyu sürer. Sevginin yaşı, yeri ve ölçüsü yoktur. Yeni doğan bebek de, yaşı ilerlemiş insan da sevmeyi, sevilmeyi ister.

    Sevgi Emektir

    Sevmek ve sevilmek için çaba gereklidir. Kişi uğruna çaba harcadığı nesneleri, kişileri sever; sevdikçe ilgisi artar. Onları tanır, anlar, bilir. Bildikçe daha çok sever. Sevdikleri için özveride bulunur. Her tür çabayı yüksünmeden gösterir. Sevip sevildikçe sevgiyle bağlı olduğuna inandığı kişiler çoğaldıkça güven duygusu da artar.

    Spinoza'nın dediği gibi, 'Sevmenin ölçüsü, ölçüsüz sevmektir1. Sevgi olan yerde dirlik, düzenlik, uyum vardır. Yunus Emre bunu şöyle dile getirmiştir: Sevgi gelince tüm eksikler biter.

    Mutluluk Bir Barış Bilincidir

    İnsanların yaşamdan haz duyması, mutlu olabilmesi ve doya doya yaşayabilmesi için, önce kendi iç dünyasıyla, sonra yakın ve uzak çevresiyle, toplumla barış içinde olması, güzel, iyi, olumlu, sağlıklı ilişkiler kurup sürdürmesi gereklidir. Bir barış bilincidir mutluluk.

    Ancak sevildiğini, sayıldığını, güven içinde olduğunu bilen insan kendisiyle, dünyayla barışık olabilir.

    Sevgiye sağlanan doyum, insanın kendisine ve başkalarına güven duymasını kolaylaştırır. Başkaları tarafından sevilen, beğenilen, ilgi gören insanlarda güven duygusu gelişir. Bu duygunun kaynağı çocukluk çağında ana babanın ve çevrenin gösterdiği sevgidir. Yeterince sevgi görmeyen çocuklarda güvensizlik ve buna bağlı türlü yakınmalar, belirtiler ortaya çıkabilir. Yaş ilerledikçe insan güvenlik gereksinimine doyum sağlamak için çaba harcamak zorunda kalır.

    Toplum Güven üstüne Kurulmuştur

    insanın çalışması, iş ve meslek edinmesi, türlü ilişkiler kurması, bir yandan saygınlık kazanmak, bir yandan da güven içinde olmak için yapılan girişimlerdir. Ekonomik güvenini sağlayabilen insan, toplumsal güvenini de sağlamak amacıyla olumlu, sağlıklı iletişim ve etkileşimde bulunma gereğini duyar. Kendini bilen, güçlerini, yetenek ve olanaklarını iyi tanıyabilen insanda güven duygusu tamdır. Kendisine güvenen herkes, karşılaştığı engelleri kolayca aşabilir. Sorunlara gerçekçi çözümler bulabilir. Kişinin kendine ve başkalarına duyduğu güven sağlıklı toplumsal ilişkilerin temelidir. South'un dediği gibi, 'Toplum güven üstüne kurulmuştur.'

    Güven gereksinimine doyum bulan, özellikle ekonomik güvenliğini sağlayan insan, toplumunda başarılı görünmek, üstünlük kazanmak, etkin rol oynamak için çaba göstermeye başlar. Saygın, bilinen, tanınan, beğenilen bir kişi olmak ister. Saygınlık gereksinimini bedensel ya da zihinsel gücüyle doyurmaya çalışır.

    Eksiklik, yetersizlik, aşağılık duygulan bireyde kaygı, gerilim ve tedirginlik yaratır. Bu duygulara düşmemek, düştükçe kurtulmak amacıyla harcanan çabalar saygınlığı arttırır. Çocukluk çağında bedensel hastalık ve sakatlık geçiren özürlü çocukların bir bölümü, özürlerinden gelen aşağılık duygusundan kurtulmak amacıyla üstün bir çalışma gücü ve çaba gösterirler, özürlerine karşın toplumda saygı gören olumlu girişimler yaparlar. Çocukluk çağında sevgiye doymamış, yeterince ilgi görmemiş, baskı altında ezilmiş kimi insanlarda oluşan aşağılık duygusu ender de olsa aynı biçimde saygınlık kazanma çabasına dönüşebilir. İnsan saygınlık kazanmak için kendisini gerçekleştirecek girişimlerde bulunurken kazandığı başarılar oranında mutlu olur, yaşamı anlam kazanır.

    Özcan Köknel
  • "Oysa fıtrata saygı, fıtratı yaratana saygıdır. Anne baba olmak, çocuğuna verilmiş öze saygı duymak ve ona sahip çıkmaktır. Aksi takdirde çocuk, anne babanın nimeti değil, imtihanı olur. Birlikte geçirilebilecek mutlu zamanların yerini, pedagoglarin kapısında çare aranan iklimler alır."
  • Aşırı koruyucu anne baba tutumları ile yetiştirilen çocuklar, beceriksiz ve korkak olurlar.
  • İşte, Paris'in kaldırım taşları arasında boy vermiş bir gül fidanı. On bir, on iki yaşlarında bir çocuk. Kız mı oğlan mı, belli değil. Büyük bir pantolonun içinde kaybolmuş gibi. Tek askılı bu pantolon babasından kalmış değildir... Kim bilir, hangi iyi yürekli adamın hediyesi... Sırtında bir kadın gömleği; onu da anası vermiş değil... Yüzü gözü çamur içinde. Çamurlu sularla oynamayı seviyor. Bir avuç çamur ve bir nefes... İşte insan... Adem Baba'ya nefes veren Tanrı, sokak çocuğuna da nefes vermiştir. Şu farkla ki; Adem'i kendisi eğittiği hâlde, onun neslinden gelen çocukların eğitimini anne-babaya bırakmış... Ve böylece imtihan sırrı başlamış.
  • Anne olmanın getirdiği sorumlulukları kabullenmeyen kadınlar, evlerindeki canlılığı ve ışıltıyı öldürdüklerini bilmeliler. Kadınların annelikten kaçınmadığı evler herkesin birbirine karşı muhabbet hisleriyle dolu olduğu evlerdir.

    Çocukların gürültüsü sinir bozucu olmaktan çıkıp hoş gelmeye başladığında, baba ve anne birbirleri için daha lüzumlu ve daha kıymetli olur. Aile canlı ve diri olduğunda, ev işleri bile tatlı bir meşgale halini alır. Hele bir kere kadınlar anne olsunlar, erkekler hemen baba ve koca olacaklardır.

    Baba, önce çocuğu insanca yetiştirmek, sonra onu sosyalleştirerek topluma kazandırmak zorundadır. Bu görevlerini yerine getirmeyen bir baba suçludur.
  • 304 syf.
    ·5 günde·Puan vermedi
    Momo.. şu sıralar epeyce popüler olan bir kitap. Bu sebepten beklentimi aşağıya çekmeye çalıştım, nitekim harika, dehşet, olağanüstü demeyeceğim. Ancak gerçek. Evet hakiki bir kitap. Bir çocuk kitabı bir masal desem değil, fantastik bir roman desem emin değilim. Herkes okusunluk bir kitap evet! Her anne her baba okumalı, anlatmalı. Her evde olmalı ve her çocuk tanışmalı Momo ile.


    1973 yılında yazılıyor kitap, yaklaşık elli sene sonra okuyorum. Evet dedim, evet bu bizim içinde bulunduğumuz çıkmaz. Ama bakın, elli sene önce söylenmiş bugün bu çıkmazdakiler. Teknoliji çağından önce ki o zaman ile günümüz arasında dahi ciddi bir fark var iken eskinin, üretkenliğin, samimiyetin güzelliği işleniyor. Dostluk kavramı sıkı sıkıya anlatılırken, konuşarak halledilir diyor yazar. Elbette iyi de bir dinleyici olmak gerekir. Kapitalist sisteme dem vuruyor daha ozamandan, çok ve en hırsı ile asık suratlı robotlara nasıl dönüşüyoruz anlatıyor. Grinin belirsiz ve soğuk hâlini vurguluyor. Zaman, en önemlisi zaman. Hayır zamanım yok değil. Zamanımızı boş şeylere harcamayalım derken insanlıktan nasıl koptuk onu anlatıyor. Çok çalışayım, çok kazanayım, cool olayım, lüks yaşayayım... Niçin?

    Uyanmanızı sağlayacak, zamanım yok diyenlerimizin önüne gerçekleri serecek bir kitap. Tabii okumaya vaktiniz var ise :)

    Momo Michael Ende