• Çocuklar kreşte anne-babasızdır, huzurevlerinde anne-babalar evlatsızdır. İkisi de medeniyetin harikulade ürünleridir ve her ütopyanın idealidir.
  • Ben kendimi bildim bileli, İslâmi camia çok çeşitli kurumlarında, sürekli olarak "okuma listeleri" hazırlanıp dağıtılır. İslâm tarihi, İslam medeniyeti, İslâm düşüncesi, İslam kültürü, İslâm sanatı... Başında genellikle "İslâm" takısı bulunan sayısız konuda, yüzlerce yazarın kaleme aldığı binlerce kitap. Eğitim-öğretim yılları başlarken "okuma grupları" oluşturulur; çocuklar okur ha okur... Okuma grupları bazen dağılır, toplanır, daralır, Bazıları dağılır, dağılırken de başkalarının tohumuna dönüşür, bu devinim hiç bitmez. Okuma gruplarında "yetişen" çocuklar hayatın başka alanlarında serüvenlerine devam ederler, oralarda da benzer okuma önerileriyle karşılaşırlar. Ellerine tutuşturulan listelere bakıp bakıp, sürekli okurlar, okurlar...

    Tüm bu "yoğun" okuma ameliyesinde, genellikle üzerinde durulmayan bir nokta vardır: "Peki, neden okuyacağız?" Sorunun cevabı çok açık görüldüğünden ve herkes de beylik birtakım karşılıklarla yetindiğinden, neden okumamız gerektiğini müzakere etmek bile abes sayılır. Bu nedenle, "Kendimizi geliştirmek için", "Daha iyi Müslüman olmak için", "Kâfirleri alt etmek için" gibi üstünkörü cümleler havada uçuşur. Bunlar hiç şüphesiz doğrudur. Gerçekten de okumanın hedefleri arasında bunlar vardır. Ama başlangıç noktası ve temel amaç, burası değildir. Okuma faaliyetine karar veren bir Müslümanın esas hedefi ve ulaşacağı nokta şudur: "Allah'a en güzel şekilde hesap vermeye yardımcı olacak dengeli bir kıvamı bulmak ve son nefese kadar bunu sürdürmek." Okumaktan maksat aslında budur. Bu nedenle, yine herkesin ağzında sakız olduğu halde üzerinde tam manasıyla hiç düşünülmeyen şu söz çok doğrudur: "Bütün kitaplar, bir Kitab'ın daha iyi anlaşılması için okunur." Daha iyi anlaşılması ve yaşanması... "Peki, neden okuyacağız?" sorusu, "aklî ve kalbî bir dengeye ulaşmak için" şeklinde derinlemesine cevaplanmadığı içindir ki, bugün okuma faaliyetiyle ilgilenen herkeste, arzu edilen neticeyi ve semereyi göremiyoruz.

    "Okumak için" veya "okuyarak" aile tutuşanlar... "Okuma adına" İslâm'ın kendisine yükledıği en temel vazife ve sorumluluklardan firar edenler... Eşi, çocukları şefkat ve ilgiye muhtaçken, köşesine çekilip sözde "kendini geliştirerler..." Okudukça kabalaşanlar, kibirlenenler, acılaşanlar, ekşiyenler, insanları kesip-biçenler, şefkat ve tevazusu artacağına etrafındakilere karşı merhametsızliği ve öfkesi artanlar... Tüm bu kötü örneklerden, çevremizde maalesef çokça mevcut. Birçok misalde, okumak ne yazık ki ne cehaleti gideriyor ne de insanın ruhunu inceltiyor. Kitaplara ve metinlere "yüklenilecek bilgi" olarak bakıldığında, sözünü ettiğim "aklî ve kalbî denge" dikkatlerden kaçıyor, ortaya tatsız-tuzsuz bir lapa çıkıyor. "Eşi ve çocukları ilgiye muhtaçken..." kısmı için özel bir parantez açacağım. Burada, kanamaya devam eden ve bizi hayati tehlikeye sürükleyen bir yararnız var çünkü:

    Çocukları kendisinden sevgi ve ilgi beklediği halde, onları yüz üstü bırakarak, evinin kütüphanesine kapanıp sözüm ona "kendini geliştiren" babalara şahit oluyorum. Veya her akşam başka bir okuma grubuyla vakit geçirip, ehlinin terbiyesini bir tür "zül" addeden babalar görüyorum. Aynı örneğin kadın versiyonu da var. Kocasını ve çocuklarını ortada bırakıp, "ilmi" ve "entelektüel" faaliyetlerde koşturan, bunu yaparken de İslâm'ın kendisine yüklediği en temel vazifelerden kaytaran, eşlik ve annelik yapmayan kadınlar.. Haliyle, çocuklara da böyle ortamlarda "babasız" ve "annesiz" büyüyor. İlerde kendileri de baba ve anne olduğunda, çocuklarına gösterecekleri davranış gördüklerinden farklı olmuyor. Halbuki tüm okuma faaliyetlerimiz, yolun sonunda Allah'a karşı hesabımızı verirken yüzümüzün, ak çıkması içindi. Dünyada peşinden koşmamız gereken kıvam ve huzur da buna yardımcı olsun diyeydi. Şu halde ailesinin ve çocuklarının huzuru pahasına kendini geliştiren, okumalarını ve ilmî faaliyetlerini sürdürürken onlara ayırması gereken asgarî vakti ve muhabbeti ayırmayan, ailesinin ve çocuklarının gönüllerini kırarak kitaplarının arasına koşan biri, bereket bulabilir mi? Böyle okumalardan hayır gelir mi? Akşamları aileyle ve çocuklarla geçirilmesi lazım gelen vakitleri, dışarıda başkalarıyla israf eden birinin eline ziyandan başka bir şey geçer mi? Soruları sayfalarca uzatabiliriz. Cevap ise aynı...

    Okumaktan muradımız kendimizi geliştirmek, ideal kıvamı yakalamak etrafımıza faydalı olmak nihayetinde de Allah'a hesabımızı verebilmek ise... O halde, ailemize ayırdığımız vakitler israf değildir. Aksine, okumalarla varmamız gereken yer zaten "iyi baba".,"iyi anne", "iyi evlat" menzilleridir. Çocuklar annenin-babanın eteğini çekiştirip muhabbet beklerken, kitaplardaki teorik huzur ve muhabbete sığınmak, ilim tahsili değil, vazifeden kaçıştır. Eşiyle sohbet ederken birkaç saniye sonra canı sıkılan biri filanca arkadaş grubuyla vakit geçirebilmek için yanıp tutuşuyorsa, "aile" mefhumuna dair birçok şeyi yeniden ve en baştan konuşmak gerekir. Evin içinde düzeni, istikrarı ve huzuru sağlamaya yardımcı olmayan bir okuma vakit kaybıdır ve israftır.


    Havada uçuşan okuma listelerine iç geçirerek bakarken, bize esas hedefleri hatırlatacak alternatif bir liste daha hazırlamamız gerekiyor:

    * Benim en acil ve birinci sorumluluk alanım ailemdir, yakın çevremdir. Okuma bile olsa, hiçbir eylem bunun önüne geçemez,

    * Çocuklarım ve eşim benden ilgi beklerken, onların hayatlarından çalarak yaptığım şeyler bereket getirmez,

    * Aileme ve çocuklarıma ayırdığım vakit israf değildir. Aksine, zaten bütün "kendimi geliştirme" çabalarım, onlara güzel örneklik içindir,

    * Yayınlanan her kitabı okumam mümkün olmadığına göre, içerik ve vakit açısından bir değerlendirme ve eleme yaparak, okuma listelerinin üzerimde meydana getirdiği psikolojik baskıdan kurtulmam şarttır,

    * Hayat boyu sürdürülecek az, ama istikrarlı ve ısrarlı bir okuma, temel vazifelerinden sıyrılarak köşesine çekilenlerin yaptığı okumalardan çok daha fazla bereket ve huzur sağlayacaktır.
  • Her şey anlatılabilir çocuklara, her şey... Büyüklerin çocukları hiç tanımamaları her zaman şaşırtmıştır beni. Anne babalar kendi çocuklarını bile doğru dürüst tanımıyor. Küçük oldukları, bazı şeyleri öğrenmelerinin zamanı henüz gelmediği gerekçesiyle çocuklardan hiçbir şeyin gizlenmemesi gerekir. Ne üzücü ve talihsiz bir düşünce bu!
  • Bağımlılıklardan uzak, aile ve arkadaşları tarafından desteklendikleri sakin ve durağan ortamlarda yaşayan anne ve babalar çok daha iyilerdir.
    Bruce H. Lipton
    Sayfa 182 - Kuraldışı Yayınları
  • "Şu erkekler her şeyi yapar, kızlar hiçbir şey yapamaz." mantığında olan insanları görünce dövesim geliyor kendime hâkim olamıyorum. Bu feministlik ya da başka başka bir şey değil! Niye böyle bir algı var ya neden? Herkes yapmak istediğinde özgür insan ayrımı bu başka bir şey değil! Kendi ailem yapınca bile deli oluyorum. Bakın anne babalar, evladın kız erkeği yok insan olanı var tamam mı? Kimseyi cinsiyetine göre ayırmayın.
  • Anne babalar çocuklarının, yetiştirdikleri çocuklarının kendi canına kıydığının bilinmesini istemiyorlarmış. O yüzden çoğunlukla, insanlara bunun bir kaza olduğu söyleniyormuş.
  • “Gerçek şu ki anne-babalar hakikaten fedakar olsaydı, “nankör evlat” diye bir kalıp yerleşmezdi.”