• 416 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Anne Shirley daha bebekken yetim ve öksüz kalmış küçük bir kızdır.11 yaşına gelene dek bir kaç ailenin ihtiyaçlarına yardımcı olabilmek için yanlarında kalmış fakat sonrasında yetimhaneye verilmiştir.
    Kendilerine yardımcı olsunlar diye erkek evlat edinmek isteyen
    Marilla ve Matthew ise Green Gables’te yaşayan iki kardeştir.Bir yanlış anlaşılma sonucu yolları Anne ile kesişir.Onu geri vermek isterlerken,Anne’nin hüzünlü hayat hikayesiyle birlikte umut dolu hayal dünyası ve kurduğu uzun ve neşeli cümlelerle bu kızı geri göndermeye razı olmayıp kendileriyle kalmasına karar verirler.
    Bana kalırsa Anne’yi tanımlayabilecek en iyi kelime kesinlikle hayalperest olur.
    Anne o kadar romantik ve sevimli bir hayal dünyasına sahiptir ki onun gibi en ufak şeylerden mutlu olup,keyif almayı bilen doğa aşığı bir kızın gözünden dünyayı gördüğümüz ve kendi adımıza ders çıkarabilmemizi sağlayacak nitelikte bir kitap olduğunu düşünüyorum.O yüzden kesinlikle tavsiye ederim,bu kızıl saçlı,yüzü çillerle kaplı sevimli ve konuşkan kız çocuğuyla tanışmanızı.
    Kitap boyunca bu sevimli kız çocuğunun zihninde kurduğu hayellerle birlikte o sevimli cümleleri tanıklık ediyor olabilmek eminim hepimize iyi gelecek.
    #baharkitapligi
  • “Dünyaya düzgün biçimlenmiş uzuvlarının hepsi yerli yerinde gelmek, acımasız değil sevgi dolu bir anne babanın evladı olmak, coğrafi ya da toplumsal tesadüfler sayesinde savaştan ya da yoksulluktan kurtulmuş olmak tamamen şansa bağlıydı. Dolayısıyla rahat rahat erdemli olabilmek de.''
  • 416 syf.
    ·Beğendi·5/10
    Kucak dolusu merhaba herkese. En sevdiğim tür olan tarihi kurguya karşılıyorum sizleri. Serinin ilk kitabından sonra sıra ikincisinde yani Daphne'nin aşırı koruyucu olan abisi Anthony!
    Londra'da sezon başlamıştır evlenme çağında olan herkes kendisine göre bir eş arayışındadır. Seri hakkında bilgisi olanlar bilir 'Leydi Whistledown' Cemiyet Gazetesi her türlü dedikoduyu bilir - ki benim acaba bu sefer ne yazacak diye sabırsızlıkla beklediğim yazılar- ve bu sefer oklarını Anthony'nin ne kadar zampara olduğuna dair doğrultur. Öte yandan Anthony ise artık evlenme zamanı geldiğini düşünür fakat yapacağı evlilik aşk değil mantık evliliği olacaktır. Kendisine eş olarak seçeceği kişi; aşık olmayacak, eşi mantıklı olmalı ve buna benzer maddeleri var. Tam da kafasına uygun kişi; Edwina'dır. Edwina sezonun güzelliği ile en gözde kızlarından biridir ve aynı sezonda ablası Kate ile boy gösterir. Ne yazık ki Kate Edwina'nın yanında sönük kalır herkesin gözü Edwina'dır.
    Edwina'da eşi olacak kişinin ilk olarak Kate'nin onayını alması gerektiğini açıkça belirtmesiyle Anthony Kate'den onay alması biraz zor olacaktır. Zampara ünüyle dolaşan birine Kate onay verecek mi? Açıkçası Anthony'i bir abi olarak harika birisi fakat konu aşka geldiği zaman ciddi anlamda beni sinir krizinin sınırına getirecek davranışlarda bulundu. Yani aşkta sınıfta kaldı bence.
    Kate ve Anthony'nin yaşadıklarından şunu çıkardım; her iki tarafta insanları dışarıdan sergiledikleri tavırdan çok bir insanı anlamak için birbiriyle konuşmak gerektiğini gösteriyor. Yoksa dışarıdan yargılamak çok kolay, değil mi? Bu kitap da aşktan daha çok en sevdiğim nokta ise Mary
    -Kate'nin annesi- ile Kate olan ilişkisi. İşte yürekten anne olmak böyle bir şey. Ebeyveny olabilmek özellikle Mary gibi. Yazar zaten aile ilişkilerini çok güzel bir şekilde aktarıyor fakat bu konu da yüreğime dokundu diyebilirim.
    Bir sonraki kitapta görüşmek dileğiyle.
  • .
    Değerler sağlıklı ve barışçıl bir yaşamın temelidir. Birey, aile, şirket ya da bir toplum olarak sağlıklı kalmanın, güçlü ve anlamlı bir yaşam sürdürebilmenin temelinde değerler yatar; bireyin, ailenin, toplumun yaşadığı ve yaşattığı değerler. Gerçek gücün kaynağını bilim ve teknolojiye bağlayan okurlarım bu ifademe itiraz edebilirler.
    Evet, bir toplumun gücünün kaynağını bilim ve teknolojide görmek doğru bir yaklaşımdır; katılıyorum. Ama şunu unutmamak gerekir: Bilim ve teknolojide üretken olmanın altında bilimsel düşüncenin temelindeki değerler vardır. Bilimsel düşüncenin temelindeki değerleri, anne babalar ailede ve öğretmenler sınıfta yaşatıyor olmalıdır. Başka bir toplumu taklit ederek eğitim kurumları açabilirsiniz; ama bu kurumlar bilimsel yönden üretici olamazlar, çünkü bilimsel olarak üretici olabilmek için gerekli değerler alt yapısı henüz oluşmamıştır. Bu şekilde dışarıdan bakıldığında binalar ve kurumlarda mevkî ve makamlar vardır; ama bu binaların, mevkî ve makamların içi boştur, işlevsel değillerdir, can bulamamışlardır, “mış gibi var” dırlar.
    Evet, değerleri bilgiden daha çok önemsiyorum.
    Doğan Cüceloğlu
    Sayfa 130 - Final Kültür Sanat Yayınları, 2.Baskı
  • Çocuk, kendi benlik bilincini kaybetmeye başlarsa bu bir kendine ihanet eylemidir. Bu süreç, çocuğun anne babanın duygularını artık dolaysız olarak algılayamaması ve bunun yerine, onların kendilerini nasıl gördüklerine bağlı olarak kendini yönlendirmesiyle başlar. Anne babanın iktidar gereksinimlerine böyle bir "uzlaşma" çocuğun ruhsal yapısında bir yarılmaya yol açar. Bu, çocuğun iç dünyasını dış dünyayla etkileşiminden kopartır. Böylece edimler ve nedenler arasındaki bağ ve etkileşim kaybolur. Kendisine boyun eğdiren iktidarda pay sahibi olabilmek için çocukta, kendi eyleminin sorumluluğunu duymanın yerini tabi olma ve uzlaşma alır. Kişi, kendi içiyle olan ilgisini yitirdiyse artık ancak çarpıtılmış bir kendiliğe, dış dünyanın hoşuna gidecek belli davranış ve duygu durumlarına uygun bir görüntüye yaslanabilir. Böyle bir görüntüyü ayakta tutma ihtiyacı; belki de baskısı, kişinin kendi algılayışı, kendi duygusu ve duygudaşlığı olabilecek her şeyi hükmü altına alır. Kendi içinde köklenememesi, yıkıcı ve kötücül davranışlara yol açar. Bu kitapta söz konusu edilen budur.
    Arno Gruen
    Sayfa 7 - Çitlembik Yayınları
  • "Yaşamda insanın kendi ayakları üzerinde durması zor, ama ruhen ve karakter olarak yalnız durmak ve dimdik olabilmek çok daha zor."