• Neden sessiz kutlamalar yapamıyoruz?
    Birlerinin canının acıdığını bile bile...
    Yetimhaneler bu kadar doluyken, son iki ayda 49 kadın öldürülmüşken, herkesin etkisinde iki günlüğüne kaldığı bir Emine Bulut olayı yaşanmışken, ve buna tanık olan evladı hepimiz tanıyorken... mezar taşlarında sayısız anne ismi varken...

    Yılın annesi ödülünü gördüm bir mezar başında. Mezara baktım, altı ay önce vefat etmiş bir kadına aitti. Belki hastalık, belki kaza, belki başka bir şey... herkesin bir şekilde göçüp gidecek bir nedeni vardı bu hayatta. Ve her ölüm erken ölümdür, en çok kalanı acıtarak. Ki bu bir anneyse.

    Sosyal bir deney yapılmış. Hayatınızda değiştirmek istediğiniz şeyler diye herkes her şeyi saymış. Anne! denilince. Herkes yine annem olsun demiş.


    Bir de anne olamayan kadınlar var. Bir jinekoloğun sözlerini aktarmak istiyorum. Dr. Banu Çiftçi’nin.

    🍀
    Merve, “Adetim geçikti, üniversite sınavına hazırlanıyorum, psikolojik heralde” diye geldi...
    17 yaşında bir kız çocuğuna erken menapoza girdiğini anlatmak hiç kolay olmadı.

    🍀
    Ceren’in annesi, “15 yaşına geldi ama hala adet görmedi” diye getirdi...
    Doğuştan rahim ve yumurtalıkları olmadığını saptadık.

    🍀
    Dilek, kız çocuğu olacağını düşünüyordu ve adını bile koymuştu....
    Eşinde hiç sperm bulamadık ve çok sevdiği eşi onu anne olma hayaline kavuşturmak için ayrılma kararı aldı.

    🍀
    5 yıldır birlikte olduğu erkek arkadaşıyla artık bebek istiyoruz diye evlenme kararı alan Ayşe, bir anda vajinismus gerçeği ile baş başa kalmıştı...
    Ve günleri eşine aslında onu ne kadar sevdiğini, ilişkiye izin vermemesinin onun elinde olmadığını ispatlamaya çalışmakla geçiriyordu.

    🍀
    Fatoş’un 9. tüp bebek denemesinin ardından... gebelik testi yine negatif.

    🍀
    O sırada Tuğba, hastanede 7. düşüğünü yapıyordu... Her ay eline aldığı gebelik testi pozitifti ama buna sevinmeli mi, üzülmeli mi artık bilemeden.

    🍀
    Burcu, 2 defadır bebeğinin anne karnında öldüğü haberini alıyordu...
    Bu sefer bebek 9 aylıktı. Ve ölü bebeğinin doğumuna giriyordu. Doğum katında kendisi dışında her odanın kapısıki süslemeleri görüp kutlamaları kutlamaları duydukça içi daha da kan ağlıyordu.

    🍀
    Özge, 3 düşük sonrası gebe kalmış...
    Ama şimdi ultrasonda bu bebeğinde beyin gelişimi olmadığını anlatıyordum.

    🍀
    Emel’in doğuştan ciddi bir kalp hastalığı vardı...
    Ve gebe kalması yasaktı.

    🍀
    Ece, çok iyi bir anne olacağını biliyor, aile kavramına çok inanıyordu .
    Ama karşısına çıkan her erkek sözleşmiş gibi onu aile, aşk, sevgi kavramlarından uzaklaştırmış “ıssız adam”lardı.
    Bırak evliliği, ilişki istemiyorum, bağlanma sorunum var demeleri de mi tesadüftü?
    Etrafı, hayat amacı, hali vakti yerinde bir adamadan çocuk yaparak hayatını garantiye almaya çalışan kadınlarla doluydu.
    Ama o her şeye inat evliliğe, yuva kurmaya inanıyordu....
    Yumurta rezervi testleri çok az zamanı kaldığını söylese de...
    Yetmezmiş gibi doktorunun test sonucuyla ağzından çıkan ilk kelimeler acıtıcı bir şekilde, “Bir an önce evlenin.”di, marketten peynir alır gibi.

    🍀
    Anneler günü, kutlama denilince benim aklıma bunlar geliyor.”

    Annelerimizi elbette sevelim, hediyeleşelim, konuşalım, iyi ki varsın diyelim, öpelim, özel olduğunu bir gün değil, her gün yapalım. Ama başkalarının gözüne koyarak değil.

    Neden ben?
    Neden annem yok?
    Bende şu karelerden birine sahip olabilirdim? Söylemlerini hiçbirimiz hayattan bir şekilde yara almış insanların bu sözcükler bizim nezdimizde tekrar hatırlayıp kullanmasını istemeyiz.

    Kimse sınanmadığı şeyin masumu değil.

    Allah hepimizin annesini, babasını, ailesini başından eksik etmesin.

    Amin. 🍀
  • Herkese Merhaba bugün çok güzel bir gün değil mi? Aşırı mutluyum.. Aranızda bu karantina da nasıl mutlu olabilirsin diyenleriniz olabilir... Her ne kadar karantina da olsak da her mayıs ayının ikinci pazar günü kutlanan Anneler Günü geldi.
    .
    .
    .
    Aşık Veysel Şatıroğlu – Anama

    Emzirdi salladı uyuttu Anam
    Doğurdu beni Sivas ilinde
    Sivralan Köyünde tarla yolunda
    Azığı sırtında orak elinde
    Taşlı tarlalarda avuttu Anam
    Ben yürürdüm Anam bakar gülerdi
    Huysuzluk edersem kalkar döverdi
    Hemen kucaklayıp okşar severdi
    Çirkin huylarımı soyuttu Anam
    Çocuğudum Anam bana ders verdi
    Okumamı çalışmamı ön gördü
    Milletine bağlı ol da dur derdi
    Vatan sevgisini giyitti Anam
    Tükenmez borcum var Anama benim
    Onun varlığından oldu bedenim
    Kimi köylü kızı kimisi hanım
    Ta ezel tarihte kayıtlı Anam
    Veysel der kopar mı Analar bağı
    Analar doğurmuş ağayı beyi
    İşte budur sözlerimin gerçeği
    Okuttu öğretti büyüttü Anam
    .
    .
    Bütün annelerin anneler günü kutlu olsun :))
  • Neden Ali Baba 40 haramiyle uğraşmak zorunda kalmıştır? Ve Bü­yük Perhiz neden 40 gün sürer? 40, büyük sayılar arasında en büyüleyici sayı olarak Orta Do­ğu'da, özellikle de lran ve Türkiye'de yaygın biçimde kullanılır. Saf bilimsel açıdan bu sayı, kadim Babil'de de gözlemlendiği gibi ülker'in [Süreyya burcu] 40 gün boyunca gözden yok olmasıyla ilişkilidir. Bu aynı zamanda yağmurlu mevsimlerin süresidir bilindiği gibi NuhTufanı'na neden olan yağmurlar da 40 gün sürmüştü. Ülker "sürgün"ünden döndüğünde Babilliler Yeni Yıl şenliği yaparlar­dı. Bugün bile şu kurala göre 40 günlük hava tahmini yapılır: "Eğer belli bir gün yağmur yağıyorsa, ondan sonraki 40 gün de yağmurlu olacak demektir." Eskiden Alman çiftçileri arasında geçerli olan bir inanışa göre bu, 8 Haziran, 2 Temmuz ve 1 Eylül günleri için doğru­dur; bu arada 27 Hazirandaki 7 Uyurlar Günü'nde 7 haftalık(yani 49 gün) hava tahmini yapılır. 40'ın önemi, ayın geçtiği 28 nokta ile 12 burcun bileşimi olarak görülmesiyle de açıklanabilir. Stonehenge'deki 40 büyük taş sütunun 40 basamak çapında kutsal bir daire içinde düzenlenmiş olması kül­ tün astronomik kökenli olduğunu düşündürtmektedir. (Bu arada, 28 kral ya da piskoposla 12 başka şahsiyetin bileşimiyle oluşturulan 40'lı gruplara lngiliz-Alman geleneğinde çok sık rastlanır.) 40'ın öne­minin başka bir astronomik açıklaması da, lncil'e göre Yahuda'nın yıldızı olan Satürn'ün 40 niteliği olması olabilir. Ayrıca biyolojik bir rolü de vardır: eskiden embriyoda gözlemlenen belirli değişikliklere uygun olarak hamilelik 7x40 günlük dönemlere bölü­nürdü. lslami geleneğe göre 3x40 gün sonra fetüsün ruhu olacağına kesin gözüyle bakılır Başlangıçtan beri 40, yazgıyla ve çok sık olarak da ciddi durum­larla bağlantılı bir sayı olumuştur. Eski Ahit, insan hayatının ideal uzunluğunun 3x40 (120) yıl olduğunu ileri sürer ve Israiloğlu kralla­rının çoğunun, Süleyman ve Davudda dahil olmak üzere, 40 yıl hü­kümdarlık yaptığı söylenir. Çıkış ile Tapınak'ın inşası arasında her biri 40'ar yıllık tam 12 kuşak geçmiştir (480 yıl). Mahler gibi sonra­ ki bazı Batılı bilginler bunda, kadim Yakın Doğu dinlerinın "göksel yılı"nın izlerini görürler. Ortaçağ Hıristiyan yorumcuları 40'a sayısız gönderme keşfetmiş­lerdir: tufanın 40gününden lsrailoğullarının 40yıl çölde dolaşması­na, Musa'nın dağda geçirdiği 40 günden, lsa'nın Iblis tarafından sı­nandığı çölde kaldığı 40 güne dek. Benzer şekilde lsa'nin mezarda ge­çirdiği 40 saat, lornorius tarafından dünyanın 4 kısmının yeniden uyanişiyla açıklanır: bunlar pekolog nedeniyle ölmüşlerdi ve şimdi Isa aracılığıyla yeniden dirildiler. lsa'nın mezarda geçirdiği 40 saat, daha sonra Aşai Rabbani'de 40 saatlik bir süre için ara verilen Roma Katolik "40 Saat Bağlılık"a yol açmıştır, inanç sahibi kişi bu süre bo­yunca dua eder. Matematiksel olarak ise 40 bir numerus abundans, "bereketli sa­yı"dır; 1,2, 4, 5, 8, 1O ve 20'ye bölünebilir ve bu sayıların toplamı orijinal sayıdan daha büyüktür. Bu olgu, iki sayının bileşimleri çevresinde ek spekülasyonlar yapılmasına yol açmıştır: örneğin Paskalya'dan önceki 40 günlük Büyük Perhiz'in yeryüzü yaşamına gön­ derme yaparken, Paskalya ile Hanısin arasındaki 50 günün ebedi yaşa­ma gönderme yaptığı ve bu dünyadaki erdemli yaşamın ebedi dinlen­ menin ve mutluluğun yolunu açtığı düşünülmüştür. St. Augustine 40'ı, zamanla ilgili 4 ile "bilgi" anlamına gelen 0'un sonucu olarak yorumlamıştır. Böylece 40, ömrümüz boyunca bilgiye uygun yaşamamızı öğretir. Bu ölümlü hayatta, insanlığın, di­riliş ve yükseliş arasında -40 gün sürer- Isa'nın görünüşünün inanan­lara vereceği nihai teselliye ulaşmak için çalışıp çabalamak zorunda olduğu düşünülebilir. Yine 40'ı, Yasa'nın (10 Emir) 4 lncil'ce bütünlenişi olarak görmek de olasıdır. Daha genel olarak söylersek 40, kutsal metinlerde geçen 40 gün ya da 40 yıl gibi gruplandırmaların kanıtladığı üzere bekleme ve ha­zırlanma süresidir. John Donne'un "Aşkın Gıdası" adlı şiirinde şakay­la karışık sorduğu gibi bir sırada kırkıncı olan umutsuz bir durum­dadır: Bir miras listesinde kırkıncı ad olmanın Ona ne faydası olabilir ki? 40'ı bir yaşam aşamasının tamamlanışı olarak alan Talmud ve da­ha sonraki Katolik kilisesi onun insanın "kanonik çağı," yani zekanın bütünüyle geliştiği bir dönem olduğunu ilan etmişlerdir. Gerçekten de modern psikologlar, kırklarından hemen önce bir insanın gelişme­sinden belirli bir değişiklik algılarlar: ünlü insanların yaşam öyküle­rine bakmak bu gerçeği kanıtlamaya yeter. Almanya'da bu çağa, Swa­bia bölgesi sakinlerinin olgunlaşma vaktine bir araştırma olarak Schwabenalter denir. Ama bu görüş Batı'yla sınırlı değildir. Aynı yaklaşım, ileri bir yaşta yeni ve güç bir işe başlamak anlamına gelen "Kırkından sonra saz çalmak" ve yine 40'ın tamamlayış sayısı olduğuna işaret eden "Kırkından sonra aptal olan her zaman ap­daldır" gibi Türkçe deyimlerde de bulunmaktadır. lslami gelenekte 40'ın önemi hem Kur'an'dan hem de ilk vahyini 40 yaşlarında alan Hazreti Muhammed'insözlerinden açıkça anlaşılır. Yahudi-Hıristiyan geleneğinde olduğu gibi bu sayı yas vaktiyle ya da sabırla beklemeyle bağlantılıdır. Örneğın popüler gizemci gelenekler Tanrı'nın Adem'in çamurunu 40 gün yoğurduğunu ileri sürerler. Dünyanın sonu yaklaştığında Mehdi 40 yıl yeryüzünde kalacaklır. Ye­niden dirilişte gökler 40 gün boyunca dumanla kaplanacaktır ve ayrı­ca dirilişin 40 yıl süreceği düşünülür. Yahudilikte ve lslamda, 40 gün arınma dönemidir: doğumdan son­ra kadınlar 40 gün yataktan çıkmazlar. Hiristiyan gelenekte 2 Şubatta­ki Hazreti Meryem Yortusu, Meryem'in lsa'nın doğumunu izleyen lo­ğusalığının bittiği ve gerekli anma ayininin tamamladığı anlamına gelir. Böyle ayinlerin, yine 40 gün süren lslami yas dönemlerinden sonra da gerekli olduğu düşünülür. Arınmanın daha modern biçimi, adının da işaret ettiği gibi 40 gün süren harantina'dır. Arınma islami gelenekte başka bir rol oynar, kurban edilecek hayvanların kesilme­ den önce 40 gün özel bir yemle beslenmesi gerekir; aynca saç ve tır­nakların 40 günde bir kesilmesi öğütlenir. Böyle önemli bir sayının yuvarlak sayı olarak da kullanıldığını söylemek bile gereksiz. Müslüman folklor baştan başa 40'lı gruplarla doludur. 40 sütunlu saraylar (lsfahan'daki bahçe pavyonu Çihil Sülun, "40 sütun"); 40 atlı kahramanlar; masallarda bir batında 40 erkek ya da 40 kız çocuk doğuran anneler. Kahramanlar 40 macera ya da sınavını yaşarlar, 40 düşman öldürürler ya da 40 hazine bulurlar. Çok sık 40 şehitten söz edilir (bu Hıristiyan gelenek için de, özellikle Anado­lu'da, geçerlidir) ve Peygamberlerin Medine'deki mezarı başında 40 cesur adam katledilmiştir. Muhammed'in yeğeni ve damadı ve Şii ls­lamın ilk imamı Ali'nin 40 müriti vardı. Gizemci lslamda 40(Arapça erbain, Farsça çihil,Türkçe kırk) ermiş önemli bir rol oynar; Türki­ye'deki Kırklareli, bu ermişlerle ruhsal ilişkisinden dolayı bu adı al­mıştır ve kırklara kanşmak Türkçede "görünmez olmak" ya da tama­men ortadan yok olmak anlamına gelir. Kırk, günlük olaylarda kulla­nılan önemli bir yuvarlak sayıdır aynı zamanda: Türk ve Iran folklo­runda kahramanların düğün şenlikleri genellikle 40 gün 40 gece sürer. Kırk gün kırk gece, deyimlerde ve yaygın adetlerde de çok sık gözükür. Örneğin ortaçağ Arap bilgini Damiri, mavi gözlü bir çocuğun Habeşli bir zayıf hemşire tarafından 40 gün emzirilmesi durumunda gözlerinin siyaha dönüşeceğini ileri sürer. Benzer şekilde Bedeviler arasında hala söylenen bir deyiş, 40 gün boyunca kabilenin düşmanla­rıyla iş yapan birisinin onlardan birisi olacağını söyler. 40 gün bo­yunca büyük caminin kandilinin altında sabah duası okuyan birisi, gi­zemli aydınlanma sonrasında arayanların koruyucu ermişi olan Hızır'ı rüyasında görerek kutsanacaktır. Pakistan' ın en güneyindeki Sind bölgesinde, bir kadının kendisine aşık olmasını isteyen erkek, 40 gün boyunca kadının adını özel bir ağacın yapraklarına yazar, sonra yap­rakları suya atar; Ramazanın son Cuma'sında camide toplanan 40 in­ sandan Kur'an'ın ilk suresi olan Fatiha'yı yazmaları istenerek yeni do­ğan bir bebek için bir nazarlık elde edilir. Fıkraları Türkiye'nin her yanında anlatılan popüler şahsiyet Nas­reddin Hoca, kocaların eşlerinin öğütlerini kırk yılda bir tutmalarını söyler. Gerçeklen de Türkçede "kırk yılda bir" deyımı "hayatta 1 defa" anlamına gelir ve Türkler birisiyle birlikte kahve içmenin 40 yıllık bir ilişki kuracağına inanırlar. İnatçı bir günahkar değişir mi? Hayır, "bir köpeğin kuyruğunu 40 gün bir boruda tutsanız da yine de düzelmeyecektir." Türkiye'de bir de şu sorulur: "40 gün tavuk ol­maktansa 1 gün horoz olmak daha iyi değil midir?" Türkçede 40'ın kapsamlı bir yuvarlak sayı olarak gözüktüğü sayısız örnek vardır. In­gilizcede centipede (Almancada 1000 ayak uzunluğunda anlamında Ta­ usend füssier) denilen hayvana Türkçede "kırk ayaklı" anlamında kırk a­yak denir; zengin insanlar ya da büyük toprak sahipleri "40 anılarla doğmuş"tur. "40 evin kedisi" her yeri bilenler için kullanılır, "40 ka­pının mandalı" elinden her iş gelen ya da herkesin canını sıkan küstah insanlar için kullanılır. Uzun sürecek zor bir işi başarmak için "40 fı­rın ekmek yemek" gerekir ve kendisini çok ucuza satan biri ise "40 kuruşa 9 takla" atar. Kırklamak, yani "bir şeyi 40 defa yapmak" basit­ çe bir şeyi fazla yinelemek demektir. Ortaçağda Araplar 40 hafta bo­yunca her çarşamba hamam'a giden birisinin dünyanın bütün zengin­liklerine kavuşacağına inanırlardı ve günümüz Bağdat'ında evli olma­ yan kızlar bir koca bulma umuduyla 3 hafta sonu şehrin3 büyük ca­misini 40 kez ziyaret ederler. lslami gelenekte 40'ın başka bir önemli işlevi daha vardır: Hazreti Muhammed'in adının başında ve ortasında bulunan mim harfinin sayı­sal değeri 40'tır. Bu nedenle Peygamber'in kendisine has bir sayı ol­duğu düşünülür, ayrıca cennetsel adı Ahmed'de bulunur -ve Sufilerin keşfettiği gibi, adındaki mim'ler atıldığında Ahad sözcüğü kalır ki bu da, Tanrı'nın asıl adlarından "Bir" anlamına gelir. llahi Bir ile insanlı­ğın temsilcisi olarak yaratılan peygamber arasındaki fark, ölümlüleri Tanri'dan ayıran ve insanlığın gelişiminde geçilmesi gereken 40 basa­mağa işaret eder. Bu dinsel bağlantılar Müslümanları deyişleri Arap alfabesinde sayısal değeri 40 olan mim harfi, çağdaş Pakistanlı sanatçı Shemza tarafından soyut bir resim olarak işlenmiştir. Peygamber'in sözlerini 40'lı gruplar halinde toplamaya teşvik etmistır: hadis'ler (Peygamber'in sözleri) genellikle bu biçimde toplanır ve bu hadis'lerden birisine göre Peygamber, "Halkın arasında her kim din hakkındaki 40 hadis'i ezberlerse Kıyamet Günü din bilginlerinin ve hukukçuların yanı sıra yeniden dirilecektir," demiştir. Böyle bir grup, örneğin, Peygamber'in ilahi merhamet ya da yazmanın önemi gibi belli bir konuya ilişkın söylediği 40 deyişi ya da aynı isimli 40 kisinin aktardığı 40 hadis'ı ya da 40 farklı yerden toplanan 40 hadis'i içerebilir, vs. Erbain denilen böyle "kırklı" derlemeler usta kaligraf­larca sanatsal işlenmiştir. VI. halife Ali'nin sözlerine ve Celaleddin Rumi'nin büyük Farsça gizemli epiği Mesnevi'nin dizelerine aynı uygulama yapılır. Gi­zemci çevrelerde dinsel kalıpların, özellikle de Hazreti Muhammed'i adına ilişkin olanların, kırk kez yinelenmesinin çok etkili olduğu dü­ şünülür. Ama bu kırklı gruplar oluşturma eğiliıni yalnızca dinsel edebiyatla sınırlı değildir: dindışı edebıyat da 40 papağan ya da 40 vezire ilişkin hikayeleri, ya da doğrudan 40 hikayeyi toplama eğili­mindedir. Bir kere daha bu, daha çok Farsça ve Türkçe konuşan böl­ gelerde görülür. Ama bütün Müslüman dünyasında zehat, yani dinin beş emrinden biri, inananların mallarının kırkta birini sadaka niyeti­ ne dağıtmasını gerektirir. Bir hazırlık sayısı olarak 40'ın eski anlamı daha çok Sufiliğe taşın­mıştır. Örneğin büyük ortaçağ teoloğu ve gizemcisi Ebu Hamid el­ Gazzali'nin kapsamlı Arapça incelemesi ihya ulum ed-din (Dinsel Bilimlerin lhyası) 40 bölümden oluşur ve insanın, en son kır­ kıncı bölümde tartışılan ölüm anında Rabb'iyle karşılaşma anına ha­ zırlanışının farkh evrelerini ele alır. Sufiler, salt tefekkür ve duayla geçirilen 40 günlük (Arapça erbain, Farsça çile) bir inzivaya çekilirler. lranlı gizemci şair Feriduddin Attar (ö. 1220) Musibetname'sinde (Be­ lalar Kitabı) hu 40 günlük inzıvaya çekilme sırasındaki gizemci tefek­ kürü ele almıştır. Müminler çile'yi tekrar tekrar yinelerler ve bu, öl­dükleri an, 40 çile'yi tamamlamış olan belirli kişileri ele alan Müslü­ man ermişler kitabında çok sık ele alınan bir konudur. Hatta ben bu kitap üzerinde çalışırken bir Amerikalı Cizvit uzun süren sessizliği için özür dileyerek ve bunu açıklamak için şunu yazdı: "Geçen yıl ha­ yatımın en güç yılıydı. Zaten başka ne umabilirdim ki? Her şeyden önce kırkına gelmiştim ve bu yaşta bir çile'nin dışına çıkmanıza izin verilmiyor ve hala kendi başınıza her şeyi yapabileceğinizi ıni sanı­ yorsunuz?" Augustine göre 40, integrltas saecularum'a, zamanın geldiğine işa­ret eder. Ve eğer 40'ın önemi, kadim ay mitlerinden kalan bir şey olarak açıklamak istenmiyorsa (Paneth'in söylediği gibi) "kutsallaştı­rılmış bir tetraktys" olarak görülebilir: (1x4)+(2x4)+(3x4)+(4x4)'ün toplamı olarak ideal Pisagorcu ölçüleri içerir.
  • 18 yaşına gelince çocuğunu evden atan Batılı anne yılda bir de olsa evladıyla görüşebilmek için "ANNELER GÜNÜNÜ" ihdas etti. Cenneti annesinin ayağının altında arayan medeniyetin muhatabı olan Müslümanların, çocuğunu evden atan Batılı annenin anneler gününü kutlaması tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır.

    ~İhsan Şenocak~
  • Anama

    Dokuz ay koynunda gezdirdi beni
    Ne cefalar çekti ne etti anam
    Acı tatlı zahmetime katlandı
    Uçurdu yuvadan yürüttü anam

    Anaların hakkı kolay ödenmez
    Analara ne yakışmaz ne denmez
    Kan uykudan gece kalkar gücenmez
    Emzirdi salladı uyuttu anam

    Anam doğurdu beni Sivas ilinde
    Sivralan Köyünde tarla yolunda
    Azığı sırtında orak elinde
    Taşlı tarlalarda avuttu anam

    Ben yürürdüm anam bakar gülerdi
    Huysuzluk edersem kalkar döverdi
    Hemen kucaklayıp okşar severdi
    Çirkin huylarımı soyuttu Anam

    Çocuğudum anam bana ders verdi
    Okumamı çalışmamı öngördü
    Milletine bağlı ol da dur derdi
    Vatan sevgisini giyitti anam

    Tükenmez borcum var anama benim
    Onun varlığından oldu bedenim
    Kimi köylü kızı kimisi hanım
    Ta ezel tarihte kayıtlı anam

    Veysel der kopar mı analar bağı
    Analar doğurmuş ağayı beyi
    İşte budur sözlerimin gerçeği
    Okuttu öğretti büyüttü anam

    Aşık Veysel Şatıroğlu
    https://youtu.be/2h8qPf1e6f4