• 302 syf.
    ·24 günde
    İlk öncelikle incelemeye mizojininin tanımını yapmakla başlamak daha iyi olur. Sevgili okurlar mizojini tek ifadeyle kadın düşmanlığı demektir. Kitabın ana teması kadınlardan nefret etmenin tarihidir. Bu mizojini tarihine bakıldığında, okunduğunda bazı durumlardan ötürü insanın kanının donması hiçten bile değildir. İnsanlık tarihi boyunca kadın karşıtlığı hep süregelmiștir. En azından bilinen tarihlerde. Eser bu yönüyle bu tarihi - mizojiniyi- gözler önüne sermektedir. Kadının tarihine beraber bakalım mı? Daha doğrusu kadında nefret etmenin tarihine. Annelerimiz olan, kız kardeşlerimiz olan, sevgilimiz, eşlerimiz olan kadınların mizojini tarihine.. Hade bakalım!

        Sevgili okurlar eser mizojini tarihini coğrafi yerlere ayırarak olduğu gibi bazen de genel olarak ele almıştır. Ayni zamanda dönem dönem ayırması da çok kalıcı kılmıştır okuyucuda. Eserde çokça görülen yerler ve dönemlerden biri ilk çağ uygarlıkları ve Doğu Avrupa. Ne mi olmuş Doğu Avrupa'da? Neler olmamış ki.. İlk çağ düşüncesinde mizojini kendisini her alanda hissettirmiștir. Siyaset, sosyal yapı, din, felsefe, ve edebiyat dünyası vs vs. İlk çağ felsefesinde kadın, dualist düşünce itibariyle "karşıt" olarak ele alınmıştır. Nitekim bu dualizm felsefesi kadınların mizojini tarihini sonraki dönemlerde de etkileyecek ve bana göre geleceği de etkileyecektir. Dualist yapı kadını karşıt olmakla birlikte yer yer 'yok edilmesi gereken' noktaya da taşımıştır. Elbette ki bu düşüncelerin sevgili ozneleri kendi dönemlerinde filozof, aydın olarak görüldüğü için çok fazla desteklenmiştir. Kimdir bu düşünürler peki? Aristo, Platon, Heseidos, Demokritos, Tertullian, Menander, Sophokles.. Niceleri. Ama ama nice niceleri... Bu şahıslar dualizm felsefesi etrafında birleşip kadın düşmanlığı konusunda level atmış kişilerdir. Pek tabi felsefelerini oluştururken, dinden, mitolojiden beslenmişlerdir. Kanaatime göre de üretim biçiminin değişip erk sisteminin kıvılcımlarının ilk etkileri bile bunları çok şekillendirmiștir. Bu düşünceler doğrultusunda kadın, olabildiği kadar "nesneleștirilmiș" özne olmaktan soyutlanmaya çalışılmıștır. Muhtemelen korkudan. Demokritos'un "Bir kadın düşünmeyi öğrenmemeli çünkü bu kötü sonuçlar doğurur" ; Menander'in "Karısına okuma-yazma öğreten koca, hiç de iyi bir şey yapmış olmaz ;sadece bir yılanın zehrine zehir katmış olur." beyanlarını ne açıklayabilir ki. İlk çağ düşün dünyası bu şekilde kadından korkmuş ve önlem almaya çalışmıştır. Düşün dünyasının filozofları, aydınları kadın doğasının ne kadar güçlü olduğunun farkındaydı ve kendilerince önlem almak istemişlerdi.

        Roma dönemi kadın mizojini tarihinde altın yıllarını yaşadı desek yeridir. Akla gelmeyecek ötelemeler, sindirmeler, ve işkenceler almış başını gitmekteydi. Eser Roma mizojinisini aktarırken vahşetin durumunu gözler önüne sermiştir. Kadınlar cinsel kimlikten yoksun sadece doğurganlığıyla biliniyordu. Ve erkekler için sadece zevk aracı konumuna indirgenmişti. Canı sıkılan bir erkek kadınlara istediğini yaptırabiliyor ve bundan dolayı hiç de kaygı duymaz hale bürünmüştü. Çünkü mü? Yasalar yasalar. Yasalar tarafından korunan erkek, canavar kimliğini Roma döneminde oldukça fazla sergilemiştir. Misal șöyle uygulamalar çok yaygındı. Kolezyum var ya kolezyum, çoğumuzun gidip de ziyaret etmek istediği o devasa tribünler ve büyük avlusu. Sırf zevk amacıyla kadınlar orda dövüștürülüyordu. Erkekler de dövüștürülüyordu ama sadece dövüștürülüyordu. Peki kadınlar başka ne yapıyordu. Daha doğrusu kadınlara ne yapılıyordu.? Bazen kadınlar düz bir tahtaya yatırılıp elleri, kolları ve bacakları bağlanıyordu. Sonra eşeklere tecavüz ettiriliyordu. Amaç eşekler tarafından kadının öldürülmesi ve çığlıklarına seyirci olup can sıkıntısından kurtulmak. Yetti mi? Hayır. Ölmeyen kadınlar bu sefer onlarca yüzlerce erkek tarafından tecavüze uğruyordu. Yine mi ölmedi. Kahretsin! Şu şıllık da baya dirençli çıktı. Bu sefer de kafeslerde bekleyen aç aslanlar tarafından parcalatılıyordu. Hah şimdi oldu işte. Aslanlar işi biliyor. Bu şekilde zevk nesnesi durumuna düşen kadının hiçbir kaçış noktası kalmamış hale getirilmiş kadının acziyeti sergilenmisti. Kimin acziyeti acaba?

        Eserde aynı vb durumlar diğer uygarlıklar için de geçerliydi. Çok sevdiğimiz Yunan kültüründe, Doğu kültüründe, Avrupa kültüründe, Çin ve Hint kültürlerinde de mizojini hep vardı kara bir leke olarak. Konfüçyüs felsefesi Çin 'de egemen olup kadınları yerle bir etti. Kıyas yapacak olursak Çin ve Hind felsefelerinde, genel itibariyle Doğu felsefelerinde kadına atfedilen cinsellik olgusu Batı felsefesine göre biraz daha ılımlıdır. Cinsellik boyutunda Doğu kültürleri, kadına biraz daha değer verdiğini görüyoruz eserde. Ama yine de bunu saymazsak kadınlar ister Doğu olsun ister Batı olsun her zaman ezilmiş ve ötelenmiștir.

        Eserin bir diğer ana teması din ve inanç kültürünün kadına yaptıklarıdır. Toplumsal refah ve barışçıl özellikler göstermesi gereken ve beklenen "dinler" eserde oldukça ana amaçlarından sapmış halde kadına karşı konumlanmıştır. Öyle ki yer yer kadının ana düşmanı rolünü çok iyi üstlenmiştir. Diğer kurumları da tekeline alan dinler geniş alanda sirayet etmişlerdir. Tüm bunlardan ötürü zaman zaman "tekel kurum" haline gelmiştir. Herseyin ölçütü akıldır, ya da insandır ya da ya da bilimdir anlayışı yerini her şeyin ölçütü klilisedir, tarikattır ve "kutsal metinler" dir şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

        Yahudi dininin temel esas olarak başvurduğu kitap olan Tevrat'ta, kadına karşı aleni bir düşmanlık sergilenmekle birlikte insanların ve  diğer kurumların da kendisini esas almasını savlamıștır. Böylelikle Yaratıcı Yehova'nın buyrukları yerine getirilmiş olup yüce amaç etrafında kenetlenme söz konusu olacaktır. Tevrat'ın bazı bölümlerinde ;"Hamileliğinde sana öyle acılar çektireyim ki çocuğunu bu acılar içinde doğurasın. Kocana duyduğun cinsel arzun sürsün ama o da senin hükmedenin, efendin olsun (Tevrat, 1.Kitap,3:16).
    Ve seninle karın arasına düşmanlık tohumları ekeceğim (Tevrat, 1.Kitap,3:15)" gibi beyanlara rastlamaktayız. Eser bu yönüyle de kanıtlama çabası içinde bi güzel kanıtlamıştır da. Pek tabii inanç dünyasında Yahudiliğin ne derece önemli bir yer edindiği aşikardır. Bir dinin ana kaynağı olan kutsal metinleri bu düzeyde ise kadının way haline. Eser tüm bunları ortaya koymakla da cesaret ödülüne layıktır.

        Diğer bir din Hiristiyanlik'ta da durum pek farklı değildi. Hatta ve hatta kadın mizojinisi konusunda diğer tüm dini inanışları belki de  açık ara farkla geride bırakmıştır. Aristo geleneğinden beslenen Kilise, yegane nihai kararların baş merkezi durumuna gelmişti. Eser Kilise'nin bu güçlü yapısını örneklerle açıklamıştır. Krallara taç giydirme, mahkemelere tahakküm etme, insanları dinden çıkarma, kişilere cennette arsa satma ve yönetimde söz sahibi konumda olması başlıca etki alanlarıdır. Böylesine güçlü bir yapının bir kişiye, cinsiyete ya da kuruma düşmanlık etmesi siz de taktir edersiniz ki Kilise ye ezici bir üstünlük sağlar. Kilisenin düşmanlık ettiği kadına eser oldukça yer vermiştir. Kadın Kilise karşısında yok denecek düzeyde varlık göstermiştir. Kitapta Kilise, kadını sadece erk sistemine ve erkeklere köle yapmakla kalmayıp aynı zamanda tüm özlük haklarını da elinden almıştır. Kiliseye göre kadın sadece doğum yapmakla görevlidir. Kadın bu göreviyle de etken değil edilgendir. Onun görevi erkeğe itaat etmektir. Bunu yaparken isyan etmemeli ve "iffetli" olmalıdır. Erkeğin karısına kötü davranması, onu aldatması ve öldürmesi durumunda çok komik cezalar almakla birlikte, kadın aynı suçlardan suçlu bulunduğunda öldürülüyordu. Toplumun başına gelen kötülüklerden Yahudiler sorumlu tutulmakla birlikte yahudiler olmadığında gözler kadınlara dikilip kadınlar cadılıkla suçlanmakataydı. Cadılıkla suçlanan kadınlar dehşet verici yöntemlerle katlediliyor ve bunların sayısı kitapta on binleri bulduğundan söz edilmekte. Belki de yuzbinler. Cadılari yakalamak uğruna özel birimler bile oluşturulmustu.Ayni zamanda kitap adalet düzeninin Kilisenin tekelinde olduğunu ve engizisyon mahkemelerinin bazı dönemlerde sadece kadınları katletmekle görevlendirildiğini bize gösteriyor. Engizisyon mahkemelerinin dağıttığı adalet eserin bir pasajında söyle karşımıza çıkmaktadır : " Bu detayların böylesine sehvet kokan bir üslupla anlatılması, buradaki sadizmin boyutları hakkında bir fikir veriyor. Hapiste çürümeye terk edilmiş olma, çıplak bedenin tümüyle tıraşlanmasıyla sanığa duyumsatılan aşağılama ve tüm bunları izleyeceği bilinen işkence korkusu, itirafta bulunmak için yeterli olmazsa, o zaman yargıç bu sanıkları, itirafta bulunmak için yeterli olmazsa, o zaman yargıç bu sanıkları, "urgana ya da başka bir işkence aletine bağlayacak olan gardiyanlara teslim ediyordu." İlk işkence metodu olarak genelde filistin askısı kullanılıyordu. Kadının elleri kalın iple arkasında bağlanıyor ve makaradan geçirilen ip aniden hızla çekilince, kollar da omuz eklemleri yerlerinden çıkıncaya ve sinirler kopuncaya kadar yukarı çekiliyordu. Kramer ve Sprenger'in tam bir memur diliyle yazdıklarına göre, suçlu bu ilk işkenceden sonra ayağa kaldırılınca hakim, tanık ifadesini ad vermeksizin okuttuktan sonra, "Bak, tanıklar seni nasıl ele verdi," diyordu.
       Suçlu hala direnirse o zaman sırada diğer işkence metotları vardı ;mum alevi ile ya da sıcak yağla deriyi yakmak, kadının cinsel organlarını sıcak zift kurecikleri batırarak yakmak, kadının ağzına sokulan bir huniyle karnı balon gibi şişinceye kadar su dökmek ve sonra da karnına bir sopa ile vurmak. Ayrıca sanık kadını bir "cadı iskemlesi" ne oturtmak ve kollarını, iskemlenin çeşitli sivri metal parçaları çakılmış koltuk tahtalarına bağlamak, kerpetenle tırnak sökmek, ayak ve bacakları ezen bir takım aletler kullanmak vb. daha niceleri sayılıyordu. Bazen inanılmaz derecede hijyenik olmayan koşullarda elleri ve ayakları zincire vurulmuş olarak uzun süre yerde yatan kadınların, mahkemeye çıkmadan kan zehirlenmesinden öldüğü de oluyordu.
    ...
        Bir yargıç, suçluları yalan söyleyerek tuzağa da düşürebilirdi. Örneğin sanık kadına suçunu itiraf ettiği taktirde hayatının bağışlanacağı sözünü verir, kadın itiraf ettikten sonra da onu başka bir yargıca havale ederek gene ölüm cezası almasını sağlayabilirdi. " Tüm bunlar elbette ki kabul görülecek şeyler değildir. Ki kabul edilmesi hastalıktır. Eğer ki bu uygulamalar için hala iyi ki öyle olmuş diyenler varsa ve bu savını din öğretisine dayandıracak olan varsa ona söyle demek gerekir. Ya İsa doğmadan önce kadınların içinde bulunduğu durum boyleyken İsa'yla beraber kadınlar niye İsa etrafında toplandı? Nitekim İsa sevgi anlayışıyla kadınları kucaklayıp sarmalamıș, içinde bulundukları durumdan ötürü kadınlar, İsa'yı bir devrimci saymakla birlikte öğretisi etrafında kenetlenmişlerdi. Oysaki İsa nin temsilcisi konumundaki Kilise kadınlara zulmediyordu. Bir dinin baş uygulayıcısı olan peygamberler ile ardılları olan  kurumlar arasındaki fark bu kadar mı olur.? İsa mı yanlış yapmıştı yoksa 'Kilise ve Yahudi öğretisi' mi? Hangisi?. Biri Tanrı'nın lütfu diğeri Allah' ın cezası :) :)

        Kadına yönelik karşıt tutum İslam devletlerinde ve 'İslam öğretisi'nde de yerini almıştır. Kadının kimliğin yok sayılmakla birlikte kadın tüm yönleriyle eksik varlık olarak lense edilmiştir. Aristo geleneği buraya da sirayet etmiş anlaşılan. Kadın erkeğin metası haline getirilmiş ve erkeklere itaat duzleminde kadınları frenlemiștir. Evlilik kutsiyetine atıfta bulunan İslam öğretisi kadını, erkek karşısında sus pus edip kadını salt cinsellik ve doğurganlık kimliğiyle tanıtlamıștır. Zaman içerisinde İslam dini içerisinde doğup büyüyen tarikatlar kadını köle haline getirmekte çok gecikmemistir. Bu uğurda Gazali gibi ulu feylesofların etkileri elbette ki kendinden çok söz ettirmiştir. Eser bu yönüyle İslam dininin kadın üzerindeki etkilerini bir bir bize açıklamıştır. Öyle ki tarikatlardan örnekler verip kanıtlamıştır. Bu örneklerden biri Deobandizm yani Taliban öğretisi ve yasaklarıdır. Bu yasaklardan bazıları şöyledir. "*Toplu taşıma araçlarında kadınlar ve erkekler için ayrılmış yerler olacaktır.
      * Kadınlar ve kız çocukları burka giymek zorundadır. Burkalarının altında renkli giysiler giymeleri yasaktır.
      *Bir kadın erkek kuaföre gidemez.
      *Genç kızlar genç erkeklerle görüşemez. Aykırı hareket edenler hemen evlendirilir.
       *Nişanlı kadınların, düğüne hazırlık nedeniyle de olsa güzellik salonlarına gitmesi yasaktır.
       *Erkek satıcıların kadın iç çamaşırı satması yasaktır.
    Deobandizm/ Taliban öğretisi ve yasakları. " Ne kadar da gerici bir durum değil mi? Öte yandan özellikle İslam devletlerinde ve Afrika'nın bazı bölgelerinde klitoridektomi oldukça yaygın hale gelmiştir. Kadın sünnetinin uygulandığı bu topraklarda kadınlar doğduktan hemen sonra sakat bırakılmıştır. Eserde kadın sünnetinden dolayı kadınların sadece doğurganlık göreviyle ele alındığını bize tanıtlamaktadır. Klitoridektomi ile kadınların cinsel kimliğinin ellerinden alındığına şahitlik ediyor eser. Mısır'dan Somali'ye kadar olan bölgede kadınların neredeyse %100'üne yakını bu uygulamayla sakat bırakılmıştır. Klitoris kesilip cinsel haz alması durdurulmak istenmiştir. Haz almak günah çünkü kadın için. Geniş bir coğrafya da uygulanan bu durum İslam öğretisinde de yer edinmiştir. Ki hala bu uygulama mevcut hala bazı yerlerde uygulanıyor. Bunları yapanlara da elbette ki söylenecek şeyler vardır. Hatta bre gerizekalılar deyip açıklama yapmak yerinde olur. Gelin siz de bana katılın. Bre Gerizekalılar! İslam inanış vuku bulduğunda kadının yeri yoktu. Ve siz de çok cok iyi biliyorsunuz ki Cahiliye devri olarak niteleniyordu o devir İslamdan önce. Kadının söz hakkı yoktu ve kız çocukları diri diri hubel, menat, lat ve uzza adındaki putlara kurban olarak gömülüyordu. Kabul edin. Evet evet kabul ediyorsunuz. Peki Hz. Muhammed ne yaptı? Kız çocukların diri diri gömülmesini yasaklamadı mı? Kadının köle gibi alınıp satılmasını yasaklamadı mı? Miras hakkı tanımadı mı? Ya bu dinin baş uygulayıcısı yatak hayatını paylaştı be. Kadınlarınızı tatmin edin derken kadının cinsel kimliğine atıfta bulunmuyor muydu? Kadınlar Hz. Muhammed ile birlikte savaşa katılıyor ve hutbelerde yer alıyordu. İlk ayet olan Oku! ayeti indiğinde Hz. Muhammed sevinmemiști. Ellerini baldırlarına koyup seke seke la la la la laaay deyip mutlu mesut bir şekilde Mekke düzlüklerine inmemişti. :) :) Korkmuştu. Şaşırmıştı. Beti benzi atmıştı. Ve alaca atlar gibi arkasına bakmadan taa Mekke'ye kadar gelmiş ayakları paramparça olmuştu. Mekke'ye geldiğinde gidecek çok yeri vardı. Büyük alimlerden dedesi Abdulmuttalip, amcası Ebu Talip, Ebu Süfyan, Yahudi alim ve bilginler ve nüfuz gücü çok olan insanlar vardı. Ama Hz. Muhammed hiçbirine gitmedi. Bazı günler tek hurmayla yetindiği eşine gitti. Evet bir kadına gitti ve bir kadına sığındı. Üşüyorum ört üzerimi dedi. Su istedi. Ve eşinin başında beklemesini bir yere girmemesini istedi. Korkuyordu. (Nihat Hatipoğlu gibi hissediyorum şu an:) :)) Eşi ona deli demedi. Onun yanından ayrılmadı. Üzerini örttü ve ona kulak verdi... Ya eşi olmasaydı yanında. Ya Hz. Muhammed korkudan aklını yitirseydi. Ya üşüdüğünden dolayı hayatını kaybetseydi... Ama hiç biri olmadı. Niye mi? Kadın onu korudu kadın. Eşi. Bir kadına sığındı Hz. Muhammet ve bir kadın tarafından korundu Hz. Muhammed. Esas itibariyle İslam 'ın ilk koruyucusu bir Kadın oldu. Bu rivayetleri ya da gerçekleri çoğu Müslüman bilir. Çocuklar dahi biliyor artık. Peki İslam'da ve dinin baş uygulayıcısı Hz. Muhammed 'e göre kadının yeri böyle iken şimdilerde kadınlara reva görülen uygulamalar neyin nesi. Sizce de çok çelişik durmuyor mu? Hz. Muhammed yalan mı söylüyor yoksa. E yaw söylemiyorsa yaptıklarınız yanlış o zaman. Alın burda dualizm uygulayın işte. Hade ️ kendinize gelin kendinize..

    Kitapta ele alınan durumlardan biri de kadının kadına karşıt durumudur. Din ve siyaset yetmemiş gibi kadınların kadınlara düşmanlık ettiğinden yakınmış sevgili yazarımız. Düşmanlık etmiş mi ettirilmiş mi size bırakıyorum. Kadın erk sistemi karşısında bedeninin gücünü farkedip bedenini kullanarak taht oyunlarına karışmış bu şekilde kendisini koruyup hemcinslerini yok etme faaliyetlerinde bulunmuştur. Yer yer ötelemis ve başarılı da olmuştur. Osmanlı'larda dahi bu örneklere rastlamaktayiz (muhteşem yuzyilcilar iyi bilir bu durumu sanırım :)) Ve Malesef ki bunun en büyük nedeni yine erk sistemi ve erkekler. Kitap bu yönüyle da baya güzel eleştirilerde bulunmuş. Kraliçe Viktoria' nin bu sözleri " Kraliçe 'niz olarak, kadın hakları denen tehlikeli çılgınlığı ve onu izleyen tüm görüntüleri, örneğin bütün gelenek görenekleri ve bütün görgü kurallarını yadsıma tuzağına düşen benim zavallı ve zayıf hemcinslerimin görüşlerine sözle ya da yazıyla karşı koyan herkesi etrafımda toplanmaya davet ediyor, buna özel bir önem veriyorum." ve Ruandalı kadın Bakan Pauline Nyiramasuhuko'nun Hutu milislerine, Tutsi kadınlarını öldürmeden önce onlara tecavüz etmelerini emretmesi düşünen bir özne için gerçekten de durumun ne kadar acı olduğunu gözler önüne sergilemektedir.

        Üzerinde durulan durumlardan biri de nufustur. Kadın nüfusunun az olmasının nedenlerini sevgili yazarımız açıklamıştır bu güzel eserinde. Örneğin Roma döneminde doğan çocuklardan erkekler ve doğacak ilk kızın yaşamasına izin veriliyordu. 2.,3. ve sonra doğan kız çocukları sakat muamelesi görüp çöplere atılıyordu. Romadaki mezarlar kız bebeklerin cesetleriyle dolmuş hale getirilmişti. Günümüzde her ne kadar böyle davranışlar sergilenmese bile benzer durumlar söz konusu olabilmekte. Kadın nüfusu çok azalmasına rağmen günümüzde kadın nüfusunun esitlenmesinin en büyük nedeni kadına verilen değer değil erkeğe verilen değerdir. Erkek çocuk doğana kadar üreme faaliyeti sürdürülmekte günümüzde. Dolayısıyla her doğan kız çocuk, kadın nüfusunu artırıcı faktör olarak karşımıza çıkmakta. Erkek çocuk doğduğunda üreme faaliyeti durduruluyor. Dolayısıyla erkekten önce doğan kız çocukları kadın nüfusunun dengelenmesinde on ayak olmuştur. Erkekten önce ne kadar kız çocuk doğarsa o kadar iyi... Gerçi olan nüfusa oluyor ve üretim artık yeterli hale gelmiyor ama neyse...

        Bilim dünyasında da kadına yönelik ayrımcılıga tanık olmaktayiz. Öyle ki bilimsel faaliyetlerde kadın yok denecek kadar azdır. Kadınlar bilim çalışmalarına katilamamakta ve bilim dünyası tarafından dışlanmıştır. Yetmedi kadın bedeni üzerinde tuhaf bilimsel açıklamalara rastlamaktayız kitapta. Aristo'nun kadının eksik varlık olmasını kadının diş sayısının az oluşuna göre yorumlaması, Charles Darwin'in kadınların kafataslarınin küçük olmasından ötürü beyinlerinin de küçük olduğunu söylemesi, Freud 'un dualistik bilim ve psikoloji anlayışı ve bazı sosyologların kadını aşağılaması anlaşılır değildir.. Hatta komiktir. Eser bazı bilimsel çalışmalardan da örnek vermiştir. Bilimsel makaleler ve yayınlar kadın hakkındaki görüşlerden ötürü toplumu dizayn etmeye çalışmıştır. Kadın cinselliğinin kötü şekilde lanse edilmesi kadını cinsel kimlik konusunda yalnız bırakmıştır. Kitaptaki bu alıntı sanırım bilim çevresinde kadına biçilen değeri gözler önüne setmekte :"Masturbasyon, bir genç kız için ileride oluşabilecek sorunların kesin işaretiydi. Bu konu Viktoryen toplumu en çok meşgul eden, ABD'de de 1950'lere kadar konuşulan bir konuydu. Bir genç erkeğin mastürbasyon yapması kötü bir şeydi ;bir genç kız için ise aynı şey, önlem alınmazsa toplumu temellerinden sarsacak bir hastalıktı. Kadın sadece cinsel zevk duyma ile ilgileniyorsa bu onun biyolojik işlevi olan doğurganlığına karşı bir isyan, bir başkaldırı olarak algılamalıydı. Böyle bir kadının "erkeksi" eğilimler taşıdığı düşünülüyor, bu ise tehlike işareti olarak görülüyordu. Çünkü başka kötü sonuçlarının yanında bu alışkanlık, nemfomaniye de yol açabilir, lezbiyenliğe götürebilir ve kanamalara, rahim düşüklüğüne, omurga iltihaplarına, kramplara, güç yitirmeye ve kalp hastalıklarına neden olabilirdi. 1894'te yetkin bir tıp dergisi olan New Orleans Medical Journal'da, masturbasyonun "veba, çiçek, savaşlar ve insanlığı tehdit eden diğer bütün yığınsal olaylardan daha yıkıcı bir alışkanlık olduğu" yazılıyor ve "Bu kötü alışkanlık insanlığın yıkımına yol açacaktır," deniyordu. Bunun sonucunda çok sert önlemler alınmasının istenmesine şaşmamak gerek." Oysaki bilim gerçeklerin peşinde koşması gerekirdi değil mi?

        İnsanlar cinselliğe meraklıdır. Ve arzularla haşır neşir duruma gelebilmektedir. İster erkek olsun ister kadın olsun cinsel bir kimliği ve cinsel arzuları vardır. Erkeğin cinsel arzu ve kimliği doğaya uygun şekilde lanse edilip kanalize edilirken kadının cinsel istek ve arzuları ötelenmis ve kötü olarak görülmüştür. Dolayısıyla kadına yönelik bu tutumdan ötürü kadınların arzuları ayıplanmıș ve saklanmak istemiştir. Gizlenmek istenen bir olgu misali gibi. Bu davranışlarin sonucunda pornografi olgusuyla tanışmamızı dile getirmiş sevgili yazarımız. Pornografi gizlenen ayıp bir şey olarak günümüzde bile hala devam etmekte. Peki pornografi iyi mi kötü mü? Elbette ki insanların kişisel tercihlerinden ötürü eleştirme hakkımız yoktur. Ama pornografinin çıkış amacına bakacak olursak esere göre kadının aşağılanması durumuyla da karşılaşacağız. Pornografi kadın bedenini teşhir eden bir sektör haline geldiğinden yakınılmıștır. Açıkça söylemek gerekirse ben de katılıyorum bu fikre. Niye mi? Çoğumuz illa ki bir kez dahi olsun pornografik bir kesit izlemişizdir. Çoğu pornografi kesitinde kadının edilgen olduğuna şahit olmuşuzdur. Misal erkeğin yüzü çok fazla gosterilmemekle birlikte kadının duyduğu haz on plana alınmakta. Yetmedi kadın vajinasının zoomlanarak ele alındığını görmüşsünüzdür. Erkekten ziyade kadının bu şekilde ele alınması pornografinin daha çok erkeklere hizmet ettiğini söyleyebiliriz sanırım. Oysaki erkek görünmeyen 'etken' oznedir. Erkeğin kadına yaptıkları ve kadın bedeninin verdiği reaksiyon olsa olsa erkek beynini tatmin eder. Neler neler yok ki pornografide. Erkeğin bu tür kesitlerde şiddet sergilemesi de erkeğin kadına karşı tahakkümüne delalet eder. Boğazından tutması kadına şiddet uygulaması tokatlamasi vs vs erkeğin erk olduğunu kadının ise meta olduğunun bir parçası belki de. Yorum sizin!

        Kitapta eleştirdiğim noktalar elbette ki vardı. Bunların başında kürtaj konusu geliyor. Eserde kürtajın yasaklanmasının kadının özlük haklarına saldırı mahiyetinde olduğu beyan ediliyor. Kürtaj karşıtlarının neden olduğu katliamlardan söz eden yazar böylelikle kadının kürtaj konusunda sindirilmek istendiğini söylüyor. Özellikle din çevresinin bu yasaklamalari desteklediğini ve kadını sadece anne rolüyle ele almak istedigini belirtiyor. Bunlara katılmak elbette ki olası bile değildir. Ama kürtaj olgusuna kanaatlerim doğrultusunda ben de karşıyım. Kişiler bu konuda daha duyarlı olup kürtaja gereksinim duymamalari gerekir diye düşünüyorum.

        Günümüz... Eserde günümüzde kadınların maruz kaldığı mizojiniye de deginmistir. Malesef ki mizojini hala devam etmekte. Kılık değiştirerek karşımıza çıkmakta o kadar. Bazen de aleni bir şekilde karşımıza çıkmakta hatta. Kadın cinayetlerine hepimiz şahit olmaktayız neticede. Kadınların öncülük ettiği her platform değersiz görülüp dışlanmakta. Felsefe dünyasında kac kişi kadınlardan söz etmekte. Pek yok. Kadın yazarların kitapları düşünceleri ne düzeyde takip edilmekte. Eril tahakküm bunlara gülüp geçmekte malesef. Kadınların ortaya koydukları eserler alaya alınmakta. Mahiyeti ne olursa olsun alay etme yolu ile bir kadına ve eserine yaklaşmak sanırım güzel bisey değildir. Velev ki ortaya koyan eser gerçekten de kötü olsa bile. Siyaset dünyasına baktığımız zaman kadınların ne derece aktif olduğu hepimiz tarafından biliniyor. Aktiflik derken siyasette bulunma. Kaç ülkenin başkanı başbakanı bakanı kadın ki. Kaç ülkenin meclisinde kadın milletvekili sayısı daha fazla ki erkeklere göre. Fazlalığı bosverelim. Eşitlik var mı acaba. Yok tabi ki de. Belli başlı kadın liderler var diyerek işte bakın kadınlar da siyesette yer alıyor demek saçmalık. Tamam Merkel var. İngiltere de Theresa May vardı. Amerikan seçimlerinde aday olan Hillary Clinton vardı. Başka.. Aklımıza gelmiyor değil mi başka. Theresa May.. Brexit sürecinde başarısız olduğunda çoğu kişi eminim rahatlamıştı. Ne yani bu işi Bi kadın mı yapacak düşüncesi hakimdi. Ve işi başarmasina bence engel bile oldular. Dolayısıyla akabindeki süreçte kadın istifa etti. Yazık. Yerine gelen Boris Johnson hemen işi halletti değil mi. Evet. Erkek halleder işte. Bu şekilde algılanmadı mi sizce de? Ekonomide kadının yeri var mı sizce. Ne düzeyde ekonomik rekabette bulunabiliyor kadın.? Kac kadın patron var. Ama biliyoruz ki kadınlar ekonomik üretimde baya aktifler. İster tarlada olsun ister meyve sebze hallerinde olsun ister hizmet ve Sanayi sektöründe olsun baya çalışan kadın nüfus var. Peki emeğinin hakkını alabiliyor mu. Erk sistemi kadının her zerresinden yararlanmayı çok iyi biliyor. Aynı işi yapacak erkek işçi çalıştırsa daha fazla maaş vereceğini çok iyi biliyor. Ve kadın işçilerin büyük kısmı da sigortasız. Bazı kadınlar beden ölçülerinden dolayı çalıştilırılıyor. Mağazalarda felan görmüşüzdur. Erk sistemi kadına sexi giyinmeyi öğütler. Dolgun duraklar rujlar istenilen ölçüde memeler ve kalçalar.. Dar elbiseler.. Niye mi. Çünkü kadının erkek karşısında yegane varlığı bedeni kalmış hissi yaratmak için. Bu bile başlı başına pornografidir belki de. TV de izlediğimiz araba şeyleri var. Tanıtım tanıtım ️. Uzun boylu derin yırtmaçlı ve derin göğüs dekolteli kadınların araba kaportalarina yaslanmaları niye acaba?Motor ustaları mı o kadınlar. Yoksa saniyede çalışan mekanikciler. Yoksa arabayı dizayn eden mühendisler mi.. Yoksa parayı elde tutan erkeğin dikkatini çekmek için mi. Hangisi? Biliyor musunuz kadınların niye bu hale geldiğini. Belki de Karl Marx cidden haklıydı. Emek sömürüsu derken üretim biçimi derken kadın bu hale geldi derken.. Ama Marksizmin dualistik yapısı da günümüzde bu sorunu çözememiş sorunu halletmemistir. En koyu komünist ülkede kadınların yaşadığı sıkıntılar çoğu şeye bedel değil mi. Neler neler söylenmez ki mizojini hakkında. Olmuş bitmiş. Değiştirecek halimiz yok. Ama geçmişten ders alıp geleceği şekillendirmek istiyorsak bugün başlayalım. Yoksa hiç ilerleme olmaz.

    Güzel kitap. Herkes tarafından incelenerek benimsenerek içselleștirilerek okunması gereken bir kitap. Sevgili yazarımıza canı gönülden teşekkür ederim.

    İyi okumalar...

       
  • Bizim derdimizi insanlar sağlıklı yaşam, insanlar fit Beden olarak algılıyorlar, bazı insanlar fit beden için bu yaşamı tercih ediyor
    Bedenim beni hiç ilgilendirmiyor , eğer ilgilendirseydi Eyüp as bedeni lime lime dökulmezdi. Amacım deccalden sakınmak
    Boğazından geçen herseyi bilmen lazım
    Deccal ne mi bunlar bildirildi ama biz ilgilenmiyoruz , sahabenin korktugu kadar korkmuyoruz ,
    Sahabenin Allah'a sığındığı kadar sığınmıyoruz.
    Annelerimiz çok kıskançtı , özellikle Hz Aişe validemiz.
    Bir gün annelerimiz den birisi çok güzel süslenmiş Hz Aişe validemiz onu öyle görünce kıskanıyor tabi , Hz Aişe validemiz Hafsa validemize bak şimdi ne yapacağım deyip o annemize yönelerek ;
    Biz suan Hz Hafsa ile deccal çıkmış onu konuşuyoruz diyor ve
    Anne de korkuyor hemen inanıyor oysa ki din daha yeni geldi, annemiz komurluk gibi bir yere saklanıyor üstü başı kir oluyor
    Peygamber efendimiz geliyor ne.oldu diyor gülmekten anlatamıyorlar parmak ile kömürlugu gösteriyorlar , Peygamber efendimiz yönelip napıyorsun orada deyince annemiz deccalden saklanıyorum , peygamber efendimiz deccal çıkmadı korkma ama çıkacak.Annemiz ondan korktu ve saklandı kocam peygamber beni korudu demedi.Bugün bizi koruyacak olan ney kim ? O kadar yaklaştık ki.
    Bir iki mesaj geldi paylaşım yapilinca
    Demişler ki Kuran'da deccali yok , bende ağladım .
    Nasıl bu zamanlara geldik..
    Ben çok seminere katıldım hep bilimsel terimlere anlatılıyor , biz kitap okumayı sevmeyen toplumuz bu yüzden
    7'den 70 şe hitap edecek şekilde anlatmak gerekir
    Hayat zaten çok zor açık konuşmak gerekiyor
    Hadis ve Kur'an üzerinden konuşacağım
    Hadis ortadan kalkarsa herşey kalkar
    Ben hadis reddediyorum diyen insan namaz kılamaz
    Allah namaz kılın diyor ama kılınış şekli hadisde vardır
    Hadise iman kalkarsa deccale inanç da ortadan kalkar.
    Deccal geldiği zaman müslüman birisine gelecek ve
    Onu öldürecek diriltecek diyecek ki inandın mi Allah olduğuma müslüman diyecek ki bu evet inandım ne kadar deccal olduğuna.


    Bunlar korkunç şeyler
    Yeğenlerimle konusuyorum ihl de öğretmenler adem as .ilk insan değil diyorlarmış , hepimizin dizlerine vurarak ağlaması gerekiyor.
    Gerekçede de yazıyı sumerli bulmuş parayi Lidyalılar bulmuş , Adem as dan beri tüm ilimler vardı .
    Allah ne buyuruyor biz insana herşeyi öğrettik
    bilim ile her ilmi reddederek nereye varacaklar merak ediyorum
    Ben şunu anlatmak istiyorum tek derdmizin dinimiz.olmasi lazım
    Sakarya da bir hanım kardeşim benim kocam çok sağlıklı bende zaten öleceğim diyordum ha simdi ha sonra ha dogal yaşayarak ha kimyasal.
    Ben bugün anladım ki mevzu benim imanım demiş.

    Hz Ayşe annemiz rivayet ediyor Hz.Ebubekir Ra bir işçisi malını isletiyor , deveyle ticaret yapıyor .Bir gün Hz Ebubekir bir yemek getiriyor , Hz.Ebubekir da hemen yiyor sonrasında işçi ona yemeyi nereden aldım biliyor musun , idda sonucu aldım ve bu yemehi kazandım sana sundum dedikten sonra Hz Ebu Bekir parmağını boğazına öyle yle bir takıyor ki kan şeklinde tüm yemeği kusuyor
    Vallahi kusmasaydim midemi cikarirdim diyor.
    Bugün fikiha baksan bilmeden yaptı denir Ebubekir.olmak bunu gerektirir
    Biz bu yediklwrimizle aynı cennete mi talibiz ?
    Onun okuduğu Kuran'da bizim okudugumuz ne ?



    Her konferansta Masite annemizi anmaktwn gurur duyuyorum
    Efendimiz miraca çıkarken çok güzel bir koku duyuyor
    Ey Cibril bu neyin kokusu ?
    Ya Muhammed bu Masite ve evlatlarınin kokusu diyor
    Hikayesini Cebrail as anlatıyor , ey Muhammed Musa kavminden bir kadın vardı kişinin dadısı Bir.gun hamamda kızın saçlarını tararken tarak yere düşüyor Bismillah Musa kelamullah diyor
    Kızı dadiya dönerek
    Sen Musa'nın rabbinemi inanıyorsun sen babami red mi ediyorsin seni babama söyleyeceğim diyor , firavun öğrenince iman etmesini yoksa 3 çocuğuyla beraber öldüreceğini söylüyor.Oda etmeyeceğini söylüyor , bizi öldür ama birşey rica edeceğim
    Bari o hizmetlerimin karşılığı olarak kemiklerinizi bir poşete koy orada ayrılmayalım diyor.
    Kocaman yag dolu bir kazan kaynıyor ilk evladı atıyor eriyor 2.evladı atıyor en son 3.evlada sıra.geliyor
    Annenin kalbi gidip geliyor anne acaba ona tamam desem de iman etmesem mi derken
    Kundak da olan bebek anne kardeslerimi kaybettin beni de kaybet valla cennete bir adım kaldi imanını kaybetme
    O bebegide atıyorlar.Masite annemizin yanık kokusu Miraç ds efendimize gidiyor
    Bu annemiz ne kaybetti ?
    O ne kazandı bizler ne kaybettik
    O cenneti kazandı Rabbinin cemalini görmeyi kazandı
    Yanık kokusu misk olarak gitti

    Sümeyye annemiz ilk şehit daha namaz oruç yoktu belki sadece lailaheillallah biliyordu hiç birşey bilmiyordu , Hz Hamza şehit edildiğinde Fatiha dahi yoktu
    Tek bildiği kelam onun göğsüne mızrak saplatmaya yetti
    Biz neler biliyoruz onların bilmediği
    Aynı ayetler bizi namaza . götürmüyor
    Gitsek de reklam arasında , onlar namaza.gidince mutlu olurdu biz buhranla kılıyoruz
    Onların yaptıklarını biz neden yapamıyoruz
    Ortada birşey var demek ki
    Onlar bir çok şeyi yapıyor biz cok şeyi yapmıyoruz

    EPİFİZ BEZİ
    Bunların çoğunu bilmiyoruz
    Ama bazı kesim TV de sarışın kadın yanında fetva veriyor
    Tüm medya tek muhabbet saçma sapan işe yaramaz şeyler
    Din İslam bu mu ?
    Bu EPİFİZ bez nedir İslam ile alakasi nedir .
    Beyin iki ye ayrilie herşey eşittir bu bez ortada ve tektir .
    400 sene önce EPİFİZ BEZİ için tenis topu kadar derlerdi
    Bizim gördüğümüz mercimek kadar düştü neden ne oldu bu organa ?
    Ne.ise yarıyordu da nsanlar savaş açtı ?
    İslam'da kalp gözümüz basiretimiz
    Otopsilerde çıkıyor göz şeklinde
    Göz retinasi ile aynı hücrelere sahip
    Eskiden insanlar bir ortamda koklayıp burası gıybet kokuyor derlermiş , Bizler anca bir şey yandığı vakitte kokularını alabiliyoruz
    Kendimiz evlatlar yanıyor manevi olarak ruhumuz.duymuyor


    Florur dış macunun içinde var florur epifiz bezini eceleri karanlıkta aktif oluyor , sinek kadar ışık olsa uyanır .
    Gece 11:00-05-00 arası en aktif olduğu zaman kendini geliştiriyor.Rabbimiz ne buyuruyor o saat için ;
    Gece en yakın semaya inerim af dileyen yok mu affedeyim der.
    O zaman en aktif zaman.

    Dmt ruh molekülü serotonin mutluluk
    Melatonin hayatimizi düzene sokan
    Bilime bakarsaniz bilim yok der , .hatta Allah da yok der çünkü madde olmayan herşey yok onlara gore hatta ruh yok deyip hastahane açmak da.komik .


    Dmt ölüm ve doğum anında salgılanır
    Allah'ın kula en yakın olduğu iki an yani.
    ve şizofreni hastaları birşeyler görürler onların da idrarlarinda yüksek doz dmt.bulunur
    Birşeyler görüyor ama bilim açıklamıyor

    televizyonlarda hep günde 2 defa ve geceleri yatmadan dişlerinizi fırçalayın derlwe dişleriniz beyaz olsun diye oysaki dişlerimiz ne kadar fırçalarsanız fırçalayın kemik renginiz ne ise odur diş macunu ile dişleriniz beyazlamaz sadece titanyum oksit ile beyaza boyanır.Bir sure sonra ibadetler de ben bunu yapmak istemiyorum dersin ama nedeni bilmezsin nedeni irade artık senden çıkmış florur maneviyatı yok eder huşu kaybolur
    İman seni secdeye götürmez
    Yüreğimi çok acıtan bir hadis Peygamber efendimiz buyuruyor ki ben size deccali anlatıyorum ama anlayamamanizdan da korkuyorum demiş.

    ben bilimden çok hadis konuşuyorum Çünkü Hadisler her şey belirtiyor , her taşın altından deccal çıkacak diyorum abartma diyorlar , Ben abartmıyorum sahabeler ve Peygamber efendimiz çok abartıyorsunuz denilen hayatı yaşıyorlardı.

    Deniyor ki siz onları gorseydiniz deli dersiniz,onlar da size müslüman mı bunlar derdi.
    Tek derdimiz şuurlu Müslüman olmak yoksa ben doğal yaşamışım umrumda değil çürüyüp gideceğim önemli olan iman ile gitmek insan gibi gönül'ün derler Müslüman gibi ölünü zaten Ben müslümanım diyoruz bugün insanlar domuz kapakçığı ile gömüyorlar bunu umursamıyor kimseler epifizin bezi körelmiş seni uyarmıyor.

    Diyanet yüksek kurumunu aradım bu iş olmaz dedim bugün aşıların içinde domuz ve maymun hatta fetüs kurtajda.alinan DNA olduğu ispatlandı asi şirketleri kabul ediyor evet diyorlar müslümanları öyle bir halde getirdi ler ki görmüyoruz.
    Bizim hocalar hastalık anında herşey mübah diyor
    Domuz jelatinini bilerek evladına enjekte ediyorsun
    Bu çocuk namaz kılmaz ise şaşırmayın
    Böyle bir dünya yok
    Haram da şifa yoktur
    Allah haram kıldığı hiç birşey içine şifa koymaz
    aradığım da Dediler ki hadisler mutevatir değilse bizi bağlamaz.!

    İnsana domuz dahi yedirirler


    Tüp bebek fetvası korkunç İslamiyet taharete kadar bilgilendirir bizi sağ elle değil de sol elle der bugün bilim adamları sağ eldeki flora yemeği hazmetmek için sol eldeki flora ise temizlik için olduğunu söylüyorlar , tek çare sünnete sarılmak başka çare aramayın ahir zaman kıtlığı olacak , kıtlıkvar mı yok Her yer dolu marketler manavlar pazarlar müslümana kıtlık var sağlıklı yiyecek yok onlar zikirle de olacaklar Allah onlara kapı açıyor gel bana diyor .

    bizlerin Allah'tan gayrı Hiç kimsesi yok bizi hadis ve sünnetler koruyor Ayşe annemiz Peygamber efendimize kıyameti sorduğunda ey Ayşe o gün herkes çıplak olacak kişinin göğsü öndekinin sırtına yakışacak iğne ucu kadar çukur olmayacak içine girelim ş kadar tümsek olmayacak ki arkasına saklanalım insanlar evladından kaçacak Ben ona boşuna tokat attım şimdi benden hesap soracak diye çocuklar bizim diye her şeyi yapabiliriz zannediyoruz mahşer günü boşuna yapılan her şeyden hesap sorulacak çare var mı biri diyecek ki Adem aleyhisselam'a gidelim gidecekler Ben zaten Rabbime yüzyıl af diledim Beni affetti mi bilmiyorum İbrahim aleyhisselam'a gidin İbrahim peygambere gidecekler Ben kutu kırıp suç işledim
    Allah beni affettim bilmiyorum Nuh as'ma gidiyorlar çare bul bize deyince ben kâfir olan oğluma üzüldüm af oldum mu bilmiyorum
    Musa as ben insan öldürdüm boynum bükük derken bir rivayete göre 124 bin peygamber gidilcek.
    Efendimize gidilcek efendimiz secdeye kapanmış Yarabbi şefaat et diyecek başımı kaldırmam diyecek.

    Kime edecek âlimlere mi onlar zaten Allah dostu ,
    Sana bana çürük elmalara şefaat edecek .

    Hz Hüseyin'in şehit edildiği zaman boynunu kopardılar aç ve susuz olduğu halde hem de Yezid'in sarayı'na geldiği zaman bir zalim bir çubuk ile dudaklarını oynatıyor Ve onunla alay ediyordu yaşlı bir sahabe O zalime gelip hem kesip hem oynuyorsunuz Vallahi ben Peygamber efendimizin onu öptüğünü gördüm .

    Vallahi huzura çıkacağız Peygamber efendimiz demeyecek mi bize sizin için taifte taşlanmadim mı ?Kabe'de işkembe atılmadı mı ?dişim kırılmadı mı peki ey ümmetim Bu muydu karşılığı.

    Rabiatül adeviyye hazretleri 1 rekat namaz kılardı her gece Allah için kılardı ve Peygamber efendimiz ümmeti ile övünsün diye Peygamber efendimiz Şeref lensin için bunu yapardı.hepimiz eşimiz için kayınvalide miz için sevdiğimiz bir insan için bir şeyler yapıyoruz peki Allah için Peygamber efendimiz için ne yapıyoruz ? bunların hepsini biliyoruz 1 saat sonra unutuyoruz zihinler dolu irade bize ait değil bunun başka hiçbir açıklaması olamaz en büyük Kur'an bizim elimizdeyken bu kadar sapkınlığa düşüyorsa bunun başka bir açıklaması yok.
    1 TL olan kahveye 20 TL veriyoruz çünkü irade artık bizim elimizde değil.

    Eskiden okunmuş su vardı yobaz mısınız derlerdi al tablet iç kendine gel denilirdi şimdi Japon bilim adamları suyu okumanı keşfini yaptı kuruyan dereleri okuyorlar Çünkü suyun hafızası vardı canlı ve ölü sular , bedenin yüzde 80'e yakını sudur ve su bir şeyleri saklar.

    Aşıların artık iç yüzü ortada şuan bilmediklerimiz var w
    Herkes biliyor 100 bin aile asi reddi yapmış
    Herkes uyandı uyanmayankar da uyansın insAllah
    Şeytanı frekanski tüm muzik ve çalgılar buna uyarli
    1400 sene önce efendimiz çalgı zinaya cagricidr
    İnsan muzik dinlecikce su molekülleri titreşimi çekiyor ve
    Müzikler.bizi yönetiyor


    Nano teknoloji bir bela insan ve organ uretiyorlar
    Deccal ne yapacaktı ? İnsan öldürüp diriltecekdi.

    Gençlere laf geçmiyor , anne çocuğu markete gönderemiyor
    Bir mavi balina çocuğa laf geçiriyor

    Gençler lgbt akiminda bir.ulke ancak böyle feth edilirdi
    Bakın aşılar sebebiyle otizm 48 kadar çoğaldı
    Eskiden otizm yoktu bu bir beyin hasaridir
    Otizm hastalık değil ağır metal yüklü 48 doz aşı vuruyorsun
    Bağışıklık 2 sene de kendine geliyor .
    Her mesele ayete çıkıyor , otizm iki yıl emzirme.ile 2 sene aşının ne manası var beyinler kilitli kimse ilgilenmiyor
    Bağışıklık oluşmuyor sen henüz olusmayan bedene hangi kimyasala yüklüyorsun ?
    Suyu zararlı görüyorsun da o ilaçları nasıl verirsin ?
    Kusma ateş çırpınma hepsi aşıdan ötürü
    Eskiden 8-10 çocuk vardı hastalık yoktu
    Kanlarında birşeyler dolaşıyor maddi manevî zararı var

    İki yaşında geldi48 doz aşıyla
    Biz değişik değiliz asıl fitratimizdayiz
    Ölene kadar.bu fitratra kalmak istiyoruz
    150 sene önce otizm yoktu
    Bu oran 3-1 düşecek
    Bizim canımızı değil imanımızı alıyorlar
    Bu insanlara ne oldu
    bu insanlar bize bir şeyler yedirip içiyorlar bununeğer ayağa kalkamazsak önüne alamayız korkmayn bedir'de 313 kişi vardı




    Alimler bir annenin evde namaz.kilmiyor oluşu o evde beladır
    Terliyorsun gözenek açılıyor Ariel Omo içeriye giriyor

    Aşılar kısırlık yapiyor , yirmi sene önce tüp bebek merkezi yoktu
    Eskiden bı kısır vardı yoktu şimdi her evlenene çocuğun oluyor mu diyoruz hamile olan normal mi tüp mi
    normal mi sezeryan mi diyoruz
    Doğumları dahi elimizden aldılar .
    Allah rasulu taharete dahi karıştırdı
    Bu din kaide ve kural koydu herşeye cima yada..
    Rahim dışardan bir.kabul etmez elime kıymık batsa görmesem şişer iltihap olur patlar dışarı atar
    Rahim içerde tutmaz hicbirsey çocuğu da.dokuz ayy sonra atar
    Tutmadı diyor merkeizlee de ve kadını tutsun diye bağışıklık iptal ediliyor tedavi görmek demek bu , anneye jelatin yükleniyor sığır jelatini değil , aynısı babaya veriliyor birlikte olarak değil , kendini tatmin ediyor bardağa koyuyor mahremiyet denen birşey yok anneye verdikten sonra bebeğe koyuyor
    Nerede besmele nerede hadisler böyle bir döllenme.nu bebek normal bir bebek olur mu ?



    Nasıl insan olacak bunlar bu asrın Musa nasıl olacak epifiz körelmiş frekanslar bozulmuş hepsi aşılardan sonra oluyor insan her şeyi kendi eliyle yapar hem de öyle süslü yapar ki bugün her çocuk astım hastası her çocuk kıllı tüylü annelerde kıl yok gençler niye böyle hormonlarr bozuk
    Birileri kısır her yerde mantar gibi tüp bebek merkezleri birileri tüylü her yerde mantar gibi lazer epilasyon ya insanın ruhu her hücresinden tek tek çıkar sen nasıl o kökleri kurutuyor sun o kağıda imza atarken fiyattan başka bir şeye bakmazlar oysaki kağıda okusalar orada kanser olursanız kemoterapi alamayacağınız yazar bunu kimse okumaz 90 lılar tüp bebek merkezleri ile 2000'liler lazer epilasyonla 2020'den sonra nasıl cinsiyet değiştirme ile meşgul olacaklar

    ilaç firmalarında çok büyük oyunlar dönüyor sana aylık 20.000 lira vereceğim ama bu kadar ilaç satman gerekiyor

    çocuklarınızı yarıştırmayin her çocuk kendine özeldir bırakın zayıf olsun ama sağlıklı olsun Ben aşı olmadım hiç ilaç almadım hazır bez kullanmadım

    Japonlar tüysüzdür doğal soya kullanıyorlar biz hem soya yeriz daha çok tüy çıkar çünkü genetiği değiştirilmiş tir.
    Bebek mamaları kullanmayın içeriklerinde GDO var aşılarda da DNA fetüs hücresi var kız erkek ayrımı olmadan bundan dolayı eşcinsellik yaygın televizyonda gündüz kuşu her kanalda eşcinsellik DNA bozuldu mama bebek bezi İsrail'in ürettiği tüm kimyasalları çekti üzerine anne yumuşatıcı kullandığı bu çocuğun normal olması Allah'ın bir mucizesidir bunca zulme rağmen hala delikanlı ise bu tamamen Allah'ın takdiridir

    Aşı olan çocuklar için aşı detoksları var yapın bunları deccal den Allah'a sığının biz neye güveniyoruz bir Fatiha okumuyoruz her namazdan sonra çocuklarımıza dua etmemiz gerekiyor elbette Allah cevap verecektir korkmayın anneliğinizi çocuklarınıza karşı kullanının annelerin duaları makbuldür

    dikkat dağınıklığına ilaç verilmez o ilaçlar uyuşturucu gibi çocuğu uyuşturur 10 yaşındaki bir çocuğa antidepresan veriyorlar çocuk Durmaz uyuşur mama konusunda diyoruz ki doymuyor mama ile uyuyor karnı doyuyor çocuğumun öyle bir şey yok çocuğun karnı doymuyor tamamen beyni uyuştuğu için Mayıs diyor

    Zara markası ile İsrail mahkemelik oldu onlardan %100 pamuk ürün istediği halde kıyafetlerin iplikleri sentetik olduğu için hepsini geriye gönderip dava açmışlar.

    İmam-ı nebevi riyazüs salihini şerh ederken bir hadisi şerifi şerh edemiyor giyinik çıplaklar anlayamamış nasıl hem giyinik hem çıplak olur Allah'ın mucizesi herhalde demiş ve hadis-i orada bitirmiş .giyinmek çıplaklık iki türlüdür birincisi sentetik ve plastik olan kıyafetler ve şu an tüm tesettür firmaları bu ürünleri kullanıyor istisnalar hariç bu sentetik ve plastik olanlar cinlere göre çıplak hükmünde olanlar 2.normal dar giyenler .
    Peygamber efendimiz hep pamuk keten ve yün giyerdi kadınlara artık olarak ipek verilmiştir. Yahudi her taşın altına girecek...


    29 Aralık Pazar Yağmur İbiç hanımın sohbetinden Umudun Atolyesi olarak notlarım.
    Eksiklerim kusurlarım yazım ve imla hatalarından ötürü kusura bakmayın elimden bu kadar geldi.🖤
    Yazandan Allah razı olsun..
  • ''...onun sayesinde annesi mutluydu...''
  • Yıl 2013 o zamanlar biz 17 yaşındayız.
    Sevdiğimin adı Zeynep.Zeynep'le biz aynı okuldaydık.Annelerimiz arkadaştı.Ben onu o da beni çok seviyordu.Birgün ikimizin de kanser olduğunu öğrendik.Ağladık durduk sonra bana bakarak,"beraber atlatacaz" dedi.Güçlü olmaya çalıştık falan derken Kemoterapiye başladık.Saçlarımız dökülüyor birbirimizle dalga geçip gülüşüyoruz.Böyle iki ay falan geçti.Sonra onun durumu kötüye gitti tekrardan ama nasıl ağlıyorum kendimi unuttum resmen.Hastanede yatıyordu,yanına gittim.Bana"ben öleceğim,biliyorum üzüleceksin ama en güzel iki yılımdı seninle olan yıllar...Seni çok seviyorum  hayatım boyunca sadece seni sevdim,hayatımda sadece sen vardın ve hep de tek kalacaksın.Bak eğer ben öldüğümde arkamdan çok ağlama tamam mı?Hayatını yaşa,mutlu ol,insanlarla tanış,yeni kıyafetler al,istediğin bölümü kazan ve ilerde seni benim gibi seven biriyle evlen."dedi.Ben evlenmem olmaz hem sen iyileşeceksin,böyle şeyler konuşma falan dedim ama yutkunmaktan konuşamıyordum. Gözlerimin içine bakıp yüzümü okşadı:"Unutma,sen mutluysan bende mutluyum.Seni hep izleyecem ve ben şuan bile mutluyum çünkü seni severek ölecem."dedi.
    Neyse epey konuştuk,ağlaştık böyle...Sonra eve gittim.Ertesi gün yine hastaneye gelecektim.
    Akşam oldu aradılar bizi hastaneye gittik.Sürekli benim adımı sayıklamış.Gittiğimde yatağında yoktu...Benim Zeynep'im melek olmuştu...
    Şuan ben 22 yaşındayım.Kanseri yendim ve eğer yaşasaydı evlenecektik.Onu hala ilk günkü gibi seviyorum.Biliyorum beni izliyor çünkü ne zaman çok özledim diye ağlasam rüyama geliyor,konuşmuyor sadece bana bakıyor ama olsun onu rüyamda görmek bile huzur veriyor bana.
  • 127 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    Kendime ait bir odam var benim.
    Dört duvarı kalbimle, beynimle, ruhumla ve hayallerimle çevrili....
    Canımın canı gelse, giremez o odaya.
    Bilirim ki; bir gün tamamen yalnız kalsam, çevremde selam verecek kimse kalmasa yine de yaşama gücümden bir şey kaybetmem.
    Bilirim ki, kendime ait bir odam var benim.
    Kendimi bildiğim, kendi kendime yetebildiğim...
    Ne zaman kafam bozulsa, ne zaman hayat üstüme doğru gelse kaçar giderim. Geri çevirmez. İnsanlar gibi bir şey de beklemez. Her fırtınada, her alaborada sığınabileceğim köhne bir liman gibi... Bakımsız ve yıkık...Her duvarı farklı darbeler aldığı halde, huzur dolu ve sıcacık...
    Eser "Kadın ve Edebiyat" konusunu işlemektedir. Başlamadan uzaktan incelemem ile yazarın feminist bir düşünceyi savunduğunu sanmıştım bu kitapta. Fakat yazar eserinde en çok kadınlara kızıyor aslında. Başkalarının düşünceleriyle kurduğu bir dört duvarda yaşamamalarını söylüyor. Biraz annelerimiz gibi samimi geldi bana. Altın bileziğiniz olsun derler ya öyle işte.
    Ayrıca bu kitaptan sonra Virginia Woolf hayranı oldum sanırım. Biraz ondan bahsedip intihar mektubu ile bitirmek istiyorum incelemeyi. Abisinin tacizine uğrayan bir hemcinsimiz Virginia Woolf ve bu yüzden eşiyle hiç cinsel bir birleşim yaşamayıp sadece manevi bir birleşim yaşamıştır. Eşine minnet duymuştur bu sebeple. Açıkçası ben de aynı fikirdeyim minnet duyulası bir adam.
    Ve o intihar notu;

    "En sevdiğim,

    Yine delirecekmişim; bu korkunç günleri atlatamayacakmışız gibi hissediyorum. Ve sanki giden zamanı geri çeviremeyeceğim. Sesler duymaya başlıyorum ve konsantre olamıyorum. Bu yüzden yapmam gereken şeyi yapıyorum.

    Bana verebileceğin en büyük mutluluğu verdin. Kimsenin yapamayacağı şeyleri yaptın. İki insanın birlikte daha mutlu olabileceğini sanmıyorum. Ben artık savaşamayacağım. Biliyorum, senin hayatını mahvediyorum, bensiz daha mutlu olacaksın. Görüyorsun bu mektubu bile doğru düzgün yazamıyorum. Okuyamıyorum. Hayatımdaki bütün mutluluğu sana borçlu olduğumu söylemek isterim. Bana karşı inanılmaz sabırlısın ve iyisin.

    Şunu söylemek istiyorum -aslında bunu herkes biliyor- eğer biri beni bu durumdan kurtarabilecek olsa bu sen olurdun. Her şey beni terk edip gitti ama senin iyiliğin hep benimle kaldı. Artık senin hayatını mahvetmeyeceğim. Kimse, seninle mutlu olduğumuz kadar mutlu olamazdı.



    V.”