Evrenin bir başka sırrı. Bazen acı nerden geldiği belli olmayan bir fırtına gibiydi. Berrak bir yaz sabahı sağanakla bitebiliyordu. Şimşekler ve gök gürültüleriyle.
“O oyunu oynayabiliriz,” dedim. “Spor ayakkabıların canına okumak için uydurduğun oyunu.”
“Eğlenceliydi, değil mi?”
Bunu söyleme tarzı. Sanki o oyunu bir daha asla oynamayacağımızı biliyormuş gibi. Artık büyümüştük. Bir şeyi kaybetmiştik ve ikimiz de farkındaydık.
O kadar mutlu görünüyordu ki, o mutluluk kapasitesi aklıma takıldı. Nerden geliyordu? Böyle bir mutluluk benim içimde var mıydı? Yoksa ondan korkuyor muydum?
Telefondaki sessizlik tuhaftı. “Sence hep böyle mi olacak?”
“Ne böyle mi olacak?”
“Yani ne zaman dünya bize aitmiş gibi hissetmeye başlayacağız?”
Ona dünyanın asla bize ait olmayacağını söylemek istiyordum. “Bilmiyorum,” dedim. “Yarın.”