• Her zamanki gibi hazırlanıp işşnize okulunuza veya evinize gitmek için hazırlanıyorsunuz. Yine her gün kü yoğunluk ödeme tahsilat çalışma ders okul. Diye planlıyorsunuz. Bir seferde bakmışsınız hayat şeridiniz kesilmiş ve herşey yarıda kalmış. Arkanızdan o kadar işin gücün içinde, gayet sağlıklı idi ammma, nasıl oldu anlamadık. Hasılı bütün sorular ansızın belirir ve plansız bir şekilde planını yapmadığınız SON gelir. İşte bugün malesef amaç ve hedeflerimiz belki 5 yıllık belki de ömürlük. Ama bu ömrün nerde biteceği bilinmiyor. Ve insanlar bu meçhul zaman için hiç mi hiç azık ve hazırlık yapmıyor. Herşey bize göre planlı AMA PLANSIZ VE HAZIRLIKSIZ BİR SON BİZİ YAKALAYI VERİYOR. كل نفس ذاءقت الموت ثم إلينا ترجعون her nefis ölümü tadacaktır. Al-imran3/185
  • Bence inanılmaz heyecanlı ve çok sürprizliydi (!)

    Herşey kaldığı yerden ‘daha tuhaf’ ilerliyor. Bu kitabın can alıcı noktaları Kızıl Düğün, Joff suikasti ve Stannis’in Sur çıkartması.

    Tamam, Robb ve özellikle Catelyn’den her ne kadar haz etmesem de bir düğünde vahşice katledilmeleri bana bile ağır geldi. Yazar, okuru o kadar usturuplu şaşırtıyor ki kitabın en son sayfasında buna tam kanaat getirdim.

    Ölümlerin bazen insana ne kadar iyi hissettirebileceğini de Martin bize Joffrey’i geberterek öğretiyor. Kendi düğününde yavaş yavaş, kıvrana kıvrana can veren Joff’la ilgili o satırları okumak bana, “oh bee” dedirtti, içimin bütün yağları eridi.

    Kabağın benim favori Lannister’ımın (Tyrion) başına patlaması, Sansa’nın yağmurdan kaçıp doluya tutulması, ve zincirleme bir sürü şey. Karizmatik Tyvin de evlat kurbanı oldu. Haketmek için baya çaba da sarfetti üstelik.

    Stannis, Sur’un çağrısına El’i sayesinde ilk cevap veren kulak oldu. Öyle bir noktada savaş yerine intikâl etti ki bütün seyiri değiştirdi. Ve elbette hiçbir iyiliğin karşılıksız olmadığını da bizlere hatırlattı.

    Hiç değinmediğim başka bir konudan bahsetmek istiyorum, çeviri.
    Okumayı bu kadar keyifli hâle getiren çok önemli bir unsur.
    Sibel Alaş o kadar ustaymış ki, aynı anlama gelen başka kelimeler mevcutken, o hiç duymadığımız veya kitabın özgünlüğüne uyacağını düşündüğü bazı eski kelimeleri (çoğu Arapça kökenli) araya serpiştirerek bizlere öğretmekten de geri durmamış.
    Kendisine çok teşekkür ediyorum.

    Bana öğrettiği birkaç kelime:

    Behemehâl = herhalde, ne yapıp yapıp, mutlaka
    Defaten = ansızın, bir kerede
    İrtikab = bekleme, gözleme
    Salahiyet = yetki
    ...
  • "Bahar bir gecede geldi ve kış sanki istenmeyen misafirmiş gibi ansızın, hoşçakal demeden gitti. Herşey yeşile büründü, yollar nemli güneş ışığıyla yıkandı ve hava birden hoş ve güzel kokularla doldu. Havada çiçeksi, insanın içini ısıtan bir şeyler vardı ve fonda kuşlar tatlı tatlı ötüşüyordu."
  • Önce hayal edersin nasıl olacağını sevdiğinin, sonra görürsün karşına çıkar ansızın sen de tutulursun bir çift ela göze sonra konuşmaya başlarsın onu anlamaya anladıkça tanımaya bir zaman sonra farkedersin ki onunla birlikte kendini de tanıyorsun çünkü daha önce yaşamamışsındır böylesini. Bir süre sonra hayalinin artık gerçek olmasını istersin. Anlatırsın dinler herşey yolundadır. Ama bir gün ansızın değişir herşey ben istemiyorum der ve çeker gider. Gittiğini sanar ama o hala sendedir yaşatırsın içinde bir yerlerde. kaybolmuşsundur onun gözlerinde. Karşılaşmayı isteyeceksin onunla ansızın kalabalıklar seni boğsa da belki içlarindedir umuduyla dalacaksın aralarına, en ıssız sokaklarda bile arayacaksın. Yüksek ihtimalle bir daha da göremeyeceksindir onu. Rüyaların yoldaşlık edecek nadir geçen uykulu gecelerinde sana. O başkasıyla olacak ve sen yüreğinde yaşatmaya devam edeceksin. O bilmeyecek. Bu seni yaralasa da öğrenmeyecek çünkü bilirse tekrar gider ve bunu kaldıramazsın. Bir süre sonra alışıyorsun saten böyle sevmeye, korkakça, usulca, kimsenin haberi dahi olmadan . Bazen kendin bile farkına varamayacaksın, bütün benliğinle ona teslim olduğunun.....bazen ölmek isteyeceksin hemen, belki görürüm umudu sarmıştır artık benliğini, artık o sen olmuştur... ölünce... ,o yokluğuyla senin hayatını cehenneme çevirirken sen cennetini beklersin bir umut. Çünkü onun gözlerinin adı 'CENNETİM' di.ve oraya sadece ben girecektim.... Hani.?
  • Birini seviyorsunuz, onunla yıllarınız geçiyor. Ruh ikizlerinin bile gerçek olduğuna inanıyorsunuz. Sonra ansızın sevdiğiniz adam gidiyor. Kailey, Cade'in gidişinin ardından sürekli onu arama halindeydi ama hiç bir yerde bulamadı. Aslında yanı başında olmasına rağmen. Sevdiği adamın, müzik aşığı olan adamın yasını tutmaya başladı bu onun için kabullenişti artık. Kailey, yıllar yıllar sonra herşeyi düzene koymuşken sevdiği adamı evsiz ve kendini bilmez bir halde sokakta buluyor. Bu sırada evlenmek üzere bir kadındı Kailey. Sonra birden herşey değişmeye başladı. Canı pahasına da olsa sevdiği adamı o halde bırakmak istemedi yardım elini uzattı. Ama diğer tarafta da onu seven adam, nişanlısı Ryan var. Ne kadar zor durumda olsa da anlayış göstermek zorunda kalan adam.
    Kailey ve Cade'nin aşkına, sahildeki küçük limon ağacına ve yeşil deniz kabuklarına.
  • Ne çıkar siz bizi anlamasanız da
    Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar
    Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da.Hiçbir şey! Kadınlar geçtiği o kadın kokusu anlarında
    Yıkanmış, mayhoş ve taranmış duygularıyla
    Dönüşür içimizde az menekşe, bir sarmaşık
    Menekşe, hadi neyse, mor deriz sarmaşıklara
    Mor deriz, mor bilinir çünkü, bir yandan güneşler kurur
    Her yandan güneşler kurur, sanki yaz günüyledir
    Bir adam kayboluyordur bir taşra sıkıntısıyla
    Deriz ki, “şuram ağrıyor” bir de, “başım dönüyor”, “yanıyor
    avuçlarım”
    Belki de bir çığlık mı bu, bu seziş, bu yakınma
    Bir çığlık, hem de nasıl, katılmış, donmuş,yaşıyorcasına
    Uzansak ellerimizde uzansak avuçlarımızda, bir çığlık
    Nedir mi ellerimiz-korkunçtur bir elin bir köşesinde insan
    olmalarıyla-
    Korkunçtur insan olmalarıyla kıyısında bir yüreğin
    Kıyısında gibi yangından, çok karanlıktan geçilmez caddelerin
    Ve korkunç anlamsız gözlerinde ha dünya ha bir park
    bekçisinin
    Korkunçtur insan olmaları, bir ceset, suda bir şapka gibi
    sallanaraktanBitmeyen bir selam gibi, hastayken, inceyken, yalnızlıklarda
    aranan
    Korkunçtur-bunu anlıyoruz-bir yüzün en çoğul beyazında
    Korkunctur insan olmaları güz ortalarında, eriyen türbe
    ışıklarında
    Ve korkunçtur eriyip kaybolmaların bir köşesinde insan
    olmalarıyla
    Korkunçtur korkunç!
    Diyerek: ben kimim, kime anlatıyorum, neyi anlatıyorum
    ayrıca
    Neyim ben, bu olanlar ne, ya kimdir tüketen isteklerimi
    Tüketen kim. Hani görmeden daha, sezmeden herşeyin bittiğini
    Ama ne zaman saçları kurularken çok eski bir alışkanlıkla
    Çökerken üstümüze bir sözün, bir gümüş kupanın o sebepsiz
    inceliği
    Ansızın bir ürperişte: bitti mi herşey bitti mi
    Yoo, hayır! öyleyse kimdir tüketen isteklerimi
    Bir rüzgar, duyulup binlercesi birden bir rüzgar
    Birakıp giden beni bir kenara, bir uzağı, yada bir boşluğu bırakır
    gibi
    Ve ben ki hazırımdır bir süre unutulmaya
    Ama hep sorulur gibidir benden: ben şimdi ne yapsam acaba.
    Ben şimdi ne yapsam, ben şimdi ne yapsam kaç kere yalnız
    Hem bunu kaç kere söylemek, ne türlü söylemek adına
    Eskimiş fırçalarda, kırılmış şişelerde, tozlanmış ilaç kutularında
    Okunmaz kitaplarda, uzaksı giyişlerde çocuksuz avlularda
    Anlamsız kahvelerde, bir yolun çok ucunda, asılmış koyun
    butlarında
    Ben şimdi ne yapsam, ben işte ne yapsam kaç kere yalnız
    Kaç kere yalnız, ama kaç kere yalnız, gene kaç kere insan
    olmalarımlaKapansam, evlere kapansam, yıkanmış bir deniz bulacaksam orada
    Anılar bulacaksam- anılar mi dediniz? ne sesli bir vuruşma
    Odalar bulacaksam, odalarda kadınlar, çiçekler, çok aynalar
    Rakılar, gene rakılar, kırıklar sonsuz yaralar
    Bulacaksam orada, bir koltuğu bir koltuğa doğru
    Bir yüzü bir yüze, bir eli bir ele doğru yaklaştıran çocuklar
    Sinekler bulacaksam, kaskatı yapan boşluğu, sinekler
    Zorlanmış bir gülüşten-iğrenip birden-kusmalar, bulantılar
    Bulacaksam belki de: susanlar, bilmem ki niye susanlar
    Ölüler bulacaksam-ölü gözleri onlar, cesetler, giderek dışa
    vurmalar
    Ne dedik, dışa vurmalar mı, yani ilk aydınlığı mı ölümün
    Ölümün ilk aydınlığı mı, ne dedik, sahi biz ne deseydik bu
    konuda
    Ne deseydik bilmiyorum, ama var bu kadarcık birşey insanın
    sonsuzunda
    Bu kadarcık bir şey-İyi ya, peki, şimdi kim var sırada
    Sakın haaaa! . biz yoğuz, bizi unutun, yok deyin adımıza
    Yok deyin çünkü biz..biz işte korkuyoruz ne güzel korkumuzla
    Ne güzel ellerimizle.. Başlayın, hadi başlasanıza
    Örneğin bir kahve falı? Az müzik? Diyorum biraz İskambil! ..
    Ama hiç seslenmeyelim-seslenmeyelim-içimizden oynayalım
    ayrıca
    – Dört kişiyiz!
    – Hayır on! .
    – Bin kişiyiz!
    – Bana kalırsa..
    Ne kadarcık bir fark var bizimle bütün insanlar arasında
    Öyleyse başlayalım: Koz kupa! Ah şu sinek onlusu bire bir
    unutulmaya
    Çayınız soğuyacak! Çayınız mı dediniz? Ne tuhaf biraz
    anlıyorum– Üç karo!
    – Pas diyorum!
    – Susalım baylar, dört kupa!
    Ah şu sinek onlusu! Koz kupa! Çayınız mı dediniz? Susalım!
    Susalım-Niye susalım-Anılar mı dediniz? Ne sesli bir
    vuruşma!
    Ya sonra? Bırakın şu sonrayı, bilmem ki nedir o sonra
    Gene mi, başladınız mı? peki şimdi kim var sırada
    Sakın haaaa! . biz yoğuz, bizi unutun, yok deyin adımıza
    Yok deyin çünkü biz..biz işte korkuyoruz ne güzel korkumuzla
    Ne güzel ağzımızla.. Yok canım, ben var ya, istiyorum sırada
    olmayı istiyorum-Sahi mi- ama isterseniz siz olun
    Siz olun, biz olalım kim olacak? -Hep böyle oyalansanıza
    Yani “Şu sinek onlusu, susalım baylar, koz kupa.”
    Gibi oyalansanıza
    Biraz oyalansanıza.Bir oyun başka olamaz oyundan gibi
    Bir söz başka olamaz sözden gibi
    Bir şey başka olamaz şeyden gibi
    Tam öyle gibi, varıyor gibi bir mutluluğa
    Ne gelir elimizden insan olmaktan başka
    Ne gelir elimizden insan olmaktan başkaNe çıkar siz bizi anlamasanız da
    Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar
    Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da.Hiçbir şey! Kimse bir gün gözlerimi sevmeyecek korkuyorum
    Bir yaşlı kadın en erkek boyutundaKendisiyle çiftleşecek kaç kere yalnız
    Kaç kere yalnız, kaç kere şaşırmış, bitkin kaç kere
    Bir ölgün ses bulacak sesinden çok uzaklarda
    Vardır ya, hani bir yer, uzakta çok uzakta
    Ölüm mü- yok canım, çok sesli bir evrende çok erken daha
    Üstelik bilmiyoruz da, doğrusu bilmiyoruz, ölüm mü, bunu
    hiç bilmiyoruz
    Diyoruz: yaşasak çıkmazları, sevişsek olmayanlarla
    Tavşansı sıçramalarla bitirsek şu ormanı
    Böylece, niye olmasın, işte bir orman daha
    Sanki bir gölgeye geldik; yorulduk, acıktık, susadık biraz
    Ve doyduk, ve içtik, ayıldık bir anlamda
    Ayıldık ve sorduk, baktık ki hep ormandayız
    Kaç kere ölmemişiz, kaç kere sormamışız, bu kaçıncı dalgınlığımız
    Yani kaç sesli bir evrende kaç kere yalnız
    Ne ölmek, ne ansımak! sadece yaşamakla
    Tam öyle gibi.. Demeyin: eh, biraz yorulsak da
    Demeyin, sakın haa, yok şu kadar bir şey insanın sonsuzunda
    Biz şimdi ne yapsak, biz şimdi ne yapsak, biz işte biraz
    bilmiyoruz ya
    Diyoruz: yaşasak çıkmazları, sevişsek olmayanlarla. Edip Cansever