• 565 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Fütursuz ve hoyratça bir vurdumduymazlıkla, daha önceden odamın köşesine attığım çoraplarımı loş ışıkta fare zannetmek suretiyle suni kalp krizleri geçirip , içtiğim birayı da soluk boruma kaçırıp , söz konusu solunum sistemimin uzunluğunu pancar motoruna dönen ciğerlerimden kopan öksürüklerle keşfederekten , yediğim fındıh fıstığı da ağzımdan burnumdan fışkırtıp sondaj vurulmuş alan üzerine kurulan petrol kulelerine dönerekten huzurlarınıza çıkmış bulunmaktayım sayın cevizkabukları ..Hepinize MERHABA!!! =)) Bildiğin, üzerinden 1 katrilyon volt geçmiş 0.001 ohmluk dirençlere döndüm korkudan.. Neyse efenim bu kısım kıssadan hisse olsun küpe diye kulaklarınıza ..Siz siz olun düzeni ,nizamı ve temizliği elden bırakmayın ..Not : SEN BENİ NAPCAN CİCİM !! DEDİĞİMİ YAP , YAPTIĞIMI YAPMA !! =))

    Şimdi arkadaşım beni takip ediyorsan hep söylediğim bir şey var ! Nedir o ? Ne okursan oku ..Ama yazarın hayatını bir araştır, yazıldığı dönemi az biraz eşele .. Ben esasen Kemal Tahir'i , BABA yani namı diğer AZİZ NESİN sayesinde lugatıma seneler evvel sokmuş bir isimim .. Beraber Sultan Ahmet Cezaevinde yattıklarını ,6-7 Eylül olaylarında apar topar suçsuz yere gözaltına alınıp hapis yatırılarak idamlarının istendiğini , tıpkı Nazım Hikmet gibi kendisinin de bir bildiriden dolayı 15 sene yiyip 60 larda gelen afla özgürlüğüne kavuştuğunu falan çok çok iyi biliyorum .. Asıl bilmediğimse bu adamdaki ezber bozan zihniyet ve azimdi .. Muhalif gibi görünen ama mercek altına alındığında GAYET MATERYALİST bir yaklaşımın ürünü olan kitaplarıydı bilmediklerim.. İnceleme uzun olacak şimdiden kusura bakmayasınız ama Kemal Tahir bunu hakeden bir isim ..(O yüzden söyleyeyim uzun bir infodan sonrasında yani "KÖR İTİN ÖLDÜĞÜ YERDE" başlıyor esas inceleme .. ) Bu adamın neler yaptığını bilmeniz gerek okurken.. Öncelikle şunu belirtmem gerekiyor ki muazzam bir araştırmacı Kemal Tahir.. Yeri gelince bahsedicem incelemede bu konudan da.. Günde 4 saat yazıp geri kalan saatler boyunca araştırma yapmış .. Bu araştırmaları da öyle eften püften değil bildiğin arşivlere , eski gazetelere dalıp konu başlıklarını tek tek tarayarak yapmış..Hatta bu araştırmaları Notlar adı altında sanırım 5 cilt olarak basılmış.. Beni en çok kendine çeken yanı ise "tarihe" olan tutkusu .. İşlediği tüm kitaplarında olaylara "BAMBAŞKA" bakabilmeyi başarabilmiş bir isim kendisi .. Sık sık kullandığı bir cümle var kendisinin : "Yahu yine aldandık." Sürekli araştırıp, ince eleyip sık dokuyan ve sürekli sorgulayan bir bünye bu adamdaki .. Tabii bu romanlardaki "BAMBAŞKA" bakışlardan dolayı da bolca eleştiri almış, üstüne çok yıldırım çekmiş ..Ne sağdan , ne de soldan kendisine destek çıkan olmamış .. Bir kişi hariç : AZİZ BABA!!! Misal Yalçın Küçük ' ün zamanında çok tartışma yaratmış bir makalesi var Ebu Cehil (Cehaletin Babası) Kemal Tahir diye .. Diyor ki burda Yalçın Küçük sağ kesime hitaben : "Siz Peyami Safa'yı bize verin , biz de size Kemal Tahir'i verelim .. Sol buna rağmen kazançlı çıkacaktır." Anlayacağınız afaroz ediliyor .. Yalnız bu adamda bir Nesin'lik var ki geri adım atmamış söylediklerinden .. Görüşlerine katılırsınız katılmazsınız ama inkar edilemeyecek durum şudur ki olaylara tepeden ve objektif bakabilmiş ve yer yer çok ama çok doğru tespitler yapmış .. Esir Şehir 3 lemesine ve Kurt Kanunu üzerine okuduğum notlarda bunu açıkça gördüm.. Misal Esir Şehirde geçen solun zamanla silahlı bir komitacılığa evrildiği günlerde işte bu eseriyle yani sanatıyla yapılanların yanlış olduğunu belirtmiş .. Duygusal aptallıklar yapmanın ne yeri , ne de zamanı .. Silaha sarılmak nedir , aydın olanlar bizleriz diyip sanatıyla cevap vermiş o günlerde yapılanlara .. Kurt Kanunu desen keza yine Abdulhamit gibi çok tartışılan bir isimi "o günlerde" bir romanın içine katık etmek çok büyük CÜRET isteyen bir iş.. Yorgun Savaşçı'nın 12 Eylül döneminde YAKILDIĞINI da ekleyeyim .. Bir de bunlara ek olarak ,bu adamın yazdığı romanların şöyle güzel bir opsiyonu var ki , belli bir sıra ile okunduğunda yapıtları kabataslak bir kronolojik sırayla Osmanlıdan günümüze tarihimizin çok tartışılmış konu başlıklarını getiriyor önünüze.. Bu yüzden okumadıysanız muhakkak bir şans verin ..Edebi bilgisine çok güvendiğim bir sahaf abimizin dediği gibi : Edebiyatımızda 3 tane Kemal vardır .. Yaşar Kemal , Orhan Kemal ve Kemal Tahir...

    Şimdi incelemeye başlayabiliriz .. Ben bir bira açıp arkaya da DAVARO soundtracki açayım .. Çok kafa açan bir parça .. Bunu youtube dan kaldırsalar töbe inceleme yazamam! =)) Size de tavsiye ederim .. Kemal Sunal'a da selam olsun burdan ..
    https://www.youtube.com/watch?v=49yRVc61nrQ

    FÜT FÜT FÜT... KORT KORT KIRT .. Oh mis !!

    Ey sen buralara kadar yılmadan okuyan sevgili KİKİRİK! Bu kitap toplumcu gerçekçi köy romanı adı altında incelenmesi gereken bir eser .. YALNIIIIIIIIZZ.. Bir miktar ÇUVALDIZ aroması da ihtiva ediyor .. Bu özelliği göz önüne alındığında diğer köy romanlarında sergilenen al yanaklı köylüler , güzel yurdum insanı figürlerine burda rastlamanız biraz zor .. O yüzden, "Haydi Bükem giy trekkinglerini de bir koli organik köy yumurtası alalım yanına da inekten süt sağar içeriz dersen YOKOLURSUN !! Dalından koparıp yemeye meylettiğin o organik kayısının çekirdeği boğazında kalıverir !! Romanın esas teması o dönemki hükümetin ,köy enstitüleri üzerinden uyguladığı yanlış politikalar .. Tabii bu görüş tamamıyle Kemal Tahir'e ait .. Zaten roman içerisinde arada sırada neler oluyor diyerek teftişe gelen müfettiş Şefik 'in ağzından da yapılanları SORGULAYIP bizlere aktarıyor .. Romanın ismi bu açıdan çok manidar .. BOZKIR , Kastamonu - Çankırı - Çorum kesişiminde yer alan Anadolu topraklarını , ÇEKİRDEK ise bu toprak parcası üzerinde yer alacak ve YEŞERECEK olan Köy Enstitüsünü sembolize etmekte .. Yalnız Yozgat olsaydı tüm incelemelerimde işlemiş olduğum "Yozgat tezimi" çok sağlam temellere dayandırmış olacaktım .. Teğet geçtik ! =(( Neyse efenim .. Roman içerisinde 3 ayrı zümre yeralıyor tıpkı Laff a Lympics olimpiyatlarında olduğu gibi .. Başkentteki kokuşmuş siyasi kadro , öğretmenler ve GERÇEK KÖTÜLER olarak arzı endam eden toprak ağası etrafında toplanmış cahil ve gerici köylüler.. Pek tabii içlerinde iyileri , hem de çok iyileri de var .. Misal öğrenciler bu gruba alınabilir .. Peki Kemal Tahir 'in eleştirisi neye ? Gelin açıklayayım size ..

    Sayın caniko , biliyorsunuz ki insanlık teeee tarih yazımının başladığı günden beri daha çok özgürlük ve daha çok bilinç diyerek yollara düşmüş ve gelişmeye çalışmış aydınlanma öncesinde.. Böyle olunca ilk aşamada ,

    TABİAT tez + TOPLUM anti-tez = MEDENİYET sentez

    Daha sonrasında , yani ikinci aşamada ise ,

    TOPLUM tez + BİREY anti tez = DEMOKRASİ sentez...

    Aydınlanmanın tarihi , bireylerin , başka bireylerin "sultasından" kurtulmasının tarihidir esasında .. Önce dinler (bkz : kilise, engizisyon ve ruhban takımı ) , sonra soylular (bkz: krallar , derebeyler ve feodal yapı) , nihayet sanayii ve ticaret burjuvazisi (bkz: tröstler , oligopoller ve karteller) BUNLARDAN KURTULUNACAK diyor adamlar .. E şimdi bizim durumumuza baktığımızda , özellikle romana baktığımızda KENEVİR yetiştiren ve belinde ince kılıçla dolaşan , halkı korkutup yıldırmış RUFAİ dervişi çakması bir din bezirganı var karşımızda .. Soylulara bakalım dersen bizim o günlerde tamamlanmış bir sanayii devrimimiz yok . Zaten olanı da kaçırmışız .. Dolayısıyla Aziz Nesin'in dediği gibi bizdeki burjuva yaratma anlayışı sosisi kıyma makinasından geçirip mamulu İNEK bazında beklemek oluyor .. Yani ? Yanisi şu cicim! Bizimkiler olayı çok ama çok yanlış anlamış vaziyetteler o günlerde .. Adnan Menderes'in o dönemde, "HER MAHALLEDE BİR ZENGİN YARATACAĞIZ!" açıklamaları bu açıdan çok ama çok manidar.. Eh olmayan burjuvazi ile ne tröst var ne de kartel .. Toprak ağalarından bahsetmeme gerek var mı ?!?!? Teze ve anti teze gelirsek.. Bizde ne tez var ne anti-tez .. İşte bu yüzden kelli o günlerde bizim önümüz uçsuz bucaksız SOĞAN + PATA"TEZ" =)) Kemal Tahir ' in eleştirisi de işte burda devreye giriyor .. Diyor ki , halen daha cumhuriyete güvenmeyen ve kurulan cumhuriyeti Osmanlı zanneden , sandıktan ,seçimden , demokrasi kavramından haberi olmayan bu insanlara eğitim vermeden bir bataklık üzerine kuruyorsunuz inşaa etmeye çalıştığınız bu (onların ağzıyla) ESDÜDÜYÜ! Bu topraklarda olduğunu iddaa ettiğiniz bu cevher , bu çekirdek cidden yeşerecek kıvamda olsaydı HİÇ BOZKIR , BOZKIR OLARAK KALIR MIYDI diyor .. Sonu itibari ile de 5 tepsi keteyi size susuz yediriyor .. Bundan dolayıdır ki kitabı bitirdiğinizde bir hınç ve öfke patlamasıyla kapatıyorsunuz kitabı .. Tavsiye ediyor muyum ? NET EFSANE ! NET !!

    Bkz: Oh sinyor Tuco !! Ne mübarek bir adamsın sen !!

    Esen kalınız , İŞSİZ KALINIZ !! =))


    Not : İslamda tarikatları araştırdığım dönemden biliyorum ki Rufai dervişleri cidden kılıç ve şiş taşıyan adamlar .. Yani adam cidden ona kadar detaya inmiş cicim..
  • 520 syf.
    ·6 günde·3/10
    Ben anti-tez kitaplarını sevmiyorum. Yılmaz Özdil Atatürk üzerinden günümüz iktidar anlayışına mesaj göndermeye çalışmış, Atatürk'ü sevmeyenlerin direttiği ne kadar klişe varsa kitapta zıttını defalarca kez okuyorsunuz. Hiç gerek yok. Yoruma o kadar çok girilmiş ki kafalar da "acaba" sorusu dolanmaya başlıyor bir süre sonra. Bununla birlikte daha önce hiç bir yerde okumadığım ilginç bilgilerle karşılaştım. Bir de bunlara kaynak eklenseymiş tadından yenmezmiş.
  • 568 syf.
    ·9/10
    Kitabı tam olarak özümsemek için soğuk savaş dönemini iyi bilmek gerekiyor.Berlin duvarının yıkılışıyla beraber oraya atılan siyasî teoriler üzerinde dünya çapında en çok tartışılan ve üstünde konuşulan teori medeniyetler çatışmasıdır.
    Okurken ortadoğu da olan bir çok olayın önceden yazılmış olduğunun farkına varacaksınız. Günümüz konjonktürün de hala etkileri vardır.
    Kitap temel olarak huntigton ın tezi ve bu tezi destekleyen-anti tez sunan akademisyenlerin görüşlerini aktarıyor.
    Davutoğlu'nun yazdığı anti-tez de gayet güzeldir.Kendi kitabı Stratejik Derinlik'te de oldukça değinmiştir.
    Bunun yanı sıra en popüler anti-tez i yazan Francis Fukuyama'nın Tarihin Sonu adlı tezi de ayrıntılı okumak gerekir.
  • Yapılan yanlışlara, anti tez olarak başka yanlışlar servis edildiği için doğruya ulaşmak çok daha zor oluyor..
  • Tez tembel 'us'tan, yani geri dönüşte bir duraklama noktası bulma ihtiyacından başka bir şeye dayanmaz; diğer taraftan anti-tez gerçekten tüm nesnel nedenlere kendi lehine sahiptir.
    Arthur Schopenhauer
    Sayfa 34 - Öteki Yayınevi - 2.Baskı - Çeviri: Mehtap Söyler
  • 167 syf.
    ·189 günde·Beğendi·9/10
    Bu kitabı kitabevi dolaşmalarım sırasında 'yeni çıkanlar' rafında gördüm. İçimden 'çekinme bir bak deyince' raftan alıp inceledim. Önce Antony C.Sutton'un kitaplarından biri sandım ama değilmiş. Arka kapak yazısı ilgimi çekince de almaya karar verdim ve o şekilde nisan ayında satın alıp, okumaya başladığım kitabı ancak kasım ayında bitirebildim. Araya giren diğer okumalardan dolayı biraz uzun sürdü. Ancak, kitabın sayfa sayısının az ama içeriğinin kalın olmasını da özellikle belirtmek istedim. Son cümle olarak söyleyeceğim şeyleri başta söyleyeyim o zaman. Tavsiye edilir mi? Evet.

    Hitler'in arkasındaki Amerikan gücü her zaman ilgi odağı olmuş ve bunun üzerine çok şeyler yazılmıştır. Hitler'in bir ülkeyi bataklıktan çıkartıp, tekrar güçlü ve emperyal bir ülke haline getirmesinde kendisine yardımcı olan kimlerdi? Bu bile apayrı bir çalışmadır.

    Edwin Black'in Nazi Bağlantısı kitabı da bu bağlamda 'at arabasından çelik yığınlara' ulaşan gücün çeşitli yerlerdeki bağlantısını sorguluyor. Bu sorgulamayı yaparken de ABD içindeki resmi kaynaklara, kitap, gazete, söyleşi gibi çeşitli araçlara bakıyor.

    Kitap 5 bölümden oluşuyor. Bunlar sırasıyla; Bağlantının Perde Arkası - Ford, Yahudi Nefreti ve Siyasi Irkçılık - Carnegie, Öjeni ve Üstün Irk - Rockefeller, Mengele ve Öjeni - GM ve Reich'in Modernizasyonu - IBM Holokost'u Organize Ediyor.

    "Bağlantının Perde Arkası" başlığına sahip bölüm, kitabın önsözü olup, kitabın yazım süreci, yaşananlar, niçin yazmak zorunda kalındı ve ne amaçlanıyor gibi çeşitli sorulara cevapları içeren; bu konuda okuyucuyu aydınlatmayı amaçlayan bilgileri içeriyor.

    Yazar, daha önce yazdığı ve ayrıntılı bir şekilde incelediği konu ve kaynakları Nazi Bağlantısı adıyla 'tek çatı altında' birleştirmiş. O yüzden "Daha önce ben bunları yazdım, tekrar etmeyeyim, geniş bilgi için diğer kitaplarıma bakın" diyerek bir açıklama da bulunuyor.

    Yazar ayrıca bazı kurumlara da kendisine izin vermedikleri için sitem ediyor.

    Kitap, hemen okunup bitirilecek kadar basit bir içeriğe sahip değil. Yukarıda yazdığım gibi sayfa sayısı az ama içerik onun çok daha fazlasına sahip ve bu yüzden anlamak, kavramak, sonuç çıkarmak biraz düşündürüyor. Temel tez, kitabın arka kapak tanıtım yazısında yazdığı gibi, Hitler'in arkasındaki Amerikan düşüncesi, firmaları ve bunların etkisiyle yapılan bir takım deneyler.


    Peki, Hitler'in Yahudi düşmanlığının kökenlerinde ne var? Niçin 'Kavgam' kitabında sorunların kaynağı olarak Yahudileri gösterir. Mussolini İtalyasında bu olaylar yaşandı mı? İkisi de 'faşist' bir sisteme sahipken aralarında ne fark var? Almanya'da bunlar yaşanırken diğer Avrupa devletlerinde durum ne idi? Bunu da kitabın içinde okuyoruz.

    Ama ortada çok uuzn yıllara dayanan bir 'Yahudi Sorunu' olduğu kesindi. Ki, bunu ifade eden onlarca yayın en sağdan en sola kadar mevcut. Tabi bu kitap olayın tarihsel sebepleri üzerinden yazılmış değil. Sadece ve özelde Yahudi Soykırımın gerçekleşmesinde Hitler'e yardım eden ABD şirketlerine odaklanıyor. Ama bu şirketlerde bunları doğrudan mı
    yoksa dolaylı mı yapmışlar?

    Esasında çok derin ve çok katmanlı bir konunun irdelenmesi söz konusu.

    Kitabı okumaya devam ettikçe Almanya'da Nazilerin de düşüncelerinin kökeni olan 'Lutherci bir gelenek'ten haberimiz olur. O geleneğin ve Luther'in söylemleri zaman içinden kayarak yani 1540'lı yıllardan 20.yüzyıla kadar toplanarak gelmesi ve Hitler'le bir kalıba dökülmesinin hikayesi de okunuyor.

    "Protestan hareketinin lideri Martin Luther 1543 yılında 'Yahudiler ve Yalanları Hakkında' isimli kitabını yayımladığından beri toplumsal dokunun bir parçası olmuştur."(s.12)
    Bu kitap günümüzde de söylenen çeşitli olumsuz düşüncelerinin de bir kaynağı olmaya devam ediyor. Örneğin, "Yahudilerin tefecilikten başka bir geçim kaynaklarının olmaması ve bu sayede, sahip olduğumuz her şeyi elimizden alıp bizi soymalarıdır. (s.12)” düşüncesi bile başlı başına önemli cümledir.

    Genel düşünceyi şu şekilde ifade edersek: Eğer yoksulsak, bir şeyimiz yoksa ve birileri de bizden daha iyi şartlarda yaşıyorsa ve o kişi de Yahudiyse o zaman 'bizi soyduğu' için o kadar zenginleşti diyerek bu cümleye bir karşılık bulunabiliyor.

    2.Dünya Savaşı öncesinde yaşananların bilinmesinde fayda var. Özellikle Almanya'nın 1.Dünya Savaşı sonunda imzaladığı ağır yenilgi anlaşması sonucu ortaya çıkan sıkıntılar Hitler Almanya'sının ortaya çıkmasında bir etken sayılabilir.

    Şimdi buradan hareketle 2.Dünya Savaşı öncesi Almanya'nın haline baktığımızda ve bir mezar taşının bile çuval dolusu parayla satın (E.Maria Remarque -Ölümsüz Günler kitabında bu konu işlenir) alındığı bir ortamda ve paranın da Yahudilerde olduğu düşünüldüğünde bir nefret bir kin ve öfke ile doldurulan yoksul kitleler, tepkisel olarak kendileriyle braber yaşayan ama kendilerinden olmayan Yahudilere bir düşmanlık beslemeye başlar. Halk, yönetici elitin yönlendirmesiyle aşama aşama bu düşmanlık cephesinin içersinde yer almaya başlar. "Ey Alman Ulusu, siz bu yoksulluğu hak etmiyorsunuz, onlar, bunlar, şunlar yüzünden siz boyunduruk altına girdiniz.." teması da işlendiğinden Hitler'in iktidara gelmesi ve iktidarda kalması hiç de zor olmadı. Bir çeşit çıkış arayışının fiziki bağlantısıydı Hitler.

    "Ford, Yahudi Nefreti ve Siyasi Irkçılık" bölümü okunduğunda şu soru sorulabilir? Hitler, Henry Ford'dan etkilenmiş. Peki, Henry Ford kimden etkilenmiş? Bunun cevabı yine tarihin derinliklerinde var.

    Bütün işlerin arkasında Yahudi parmağı arama huyunu yazar çeştli örneklerle anlatıyor: 1.Dünya Savaşını çıkartma da, Rus Devriminde, İç Savaşlar da, Abraham Lincoln Suikastinde hep bunlar söylenir. Hatta Ford'un beyanlarına ve yayınlarına göre herşey Yahudilerin kusuruydu diyerek olayı daha da genelleştirerek "ne kadar hatalı, yanlış iş varsa Yahudilerin üzerine atarak kurtulmaya çalışıldığını bildiriyor yazar.
    Örneğin, en sevdiği şekerin tadında bir değişiklik olduğunda bile 'kesin bir Yahudi parmağı var' diyecek kadar olayı başka bir yere götürüyor bu nefret.

    Eğer bu tarz kitap okumuşsanız anlatılan çoğu şey size yabancı gelmeyecek. Bu sayede olayları anlamak ve kavramak daha da kolay oluyor. O yüzden bu kitapda adı geçen Henry Ford, The Dearborn Independent - gazetesi ve sonrasında yayımlayan "The International Jew" (Beynenmilel Yahudi) adlı kitabını hemen hatırlarsınız.

    Edwin Black de zaten olayın başlangıcı ya da büyütülmesinde Ford'un yayınlarını örnek gösterir. Yalan yanlış bilgilerle toplumu yönlendirdiğini ve herşeyin altında bir 'Yahudi parmağı' arar hale geldiğinden bahseder.

    Meşhur Siyon Protokolleri eline geçtiğinde mal bulmuş mağribi gibi olayın üstüne atlayıp kendi çıkarları doğrultusunda bunu nasıl kullandığını da anlatıyor. Siyon Protoklleri adlı kitabın hala kimler tarafından yazdırıldığı; doğru veya yanlışlığı tartışılmaya devam etmektedir.

    Ama niçin Ford bunu kullanır. Yahudilerden özel olarak nefret etmesi ya da hazmedememesinin bir sebebi var mı? Hitler, Ford'dan esinlenmişse, Ford kimden esinlenmiş? Sadece protokllerden mi?

    Açıkça söylemek gerekirse, hemen okunup geçilecek bir kitap değil. İç içe geçmiş ve bir cümleden onlarca anlam çıkaracak kadar derin bilgiler içeren bir çalışma.

    Henry Ford ve Yahudiler arasında yaşanan sıkıntılar gazete yazıları, boykotlarla uzun bir süre devam eder. Daha sonra Ford'un ekonomik kayıpları artmaya başlayınca araya giren arabulucular sayesinde bir anlaşma yapılır ve Ford kendi gazetesinde Yahudilerden özür dileyen bir mektup yayımlar.

    Ford sadece Naziler için kamyon üretmiş ve bir de yazdığı kitap Almanya'da basılmıştır.

    "Carnegie, Öjeni ve Üstün Irk" bölümünde ise üstün ırk arayışının temellerine iniliyor.

    Hani kitabı öylesine elime alayım ve okumaya başlayayım diyerek kitabı bitirmek zor. Böyle bir kitap bekliyorsanız -yazara katılıyorum- o zaman bu kitabı hiç okumaya başlamayın diyebilirim.

    Eğer o dönemde yapılanlar hakkında hiç bilgi sahibi değilseniz ya da az çok birşeyler biliyor ve bu kitabı da merak ediyorsanız doğru yoldasınız demek. Yazar kendini okutturup, yaşananları anlatıyor. Tarihin çeşitli dönemlerinde yapılan soy temizlemenin 20. yüzyılın tam ortasına yakın zamanda hem de çağdaş, gelişmiş, ilerici denilen bir yerde başlaması ve bunun devlet eliyle yapılması çok ilginç bilgilerle karşımıza çıkıyor.

    Kim için, ne için bu destekler verilmiş? İnsanlık şu aşamada nerede? Bunu destekleyenlerin destekleme sebebi nedir? Niçin Irk ıslahı gerekiyor gibi çeşitli sorular ve yapılan çalışmalar anlatılıyor.

    Sosyal Darvinizm, sosyal mühendislik gibi kavramlarla yeni bir insan türü ya da düşüncesi oluşturma fikriyatının hala varlığını sürdürmediğinin garantisi var mı? İçinde yaşadığımız ülke ya da dünyada zihin kontrol araçlarıından, yediğimiz içtiğimiz çoğu şey bazı kişi ya da grupların elinde değil mi? Bunlar, bu araçları istedikleri gibi kullanabilirler mi? Bunun gibi çeşitli sorular insan aklını karıştırıyor. Hitler ve ekibinin arkasında yer alan Amerikan destekli bilim ve bilim insanları da Hitler'in istedikleri doğrultuda saf aryan bir nüfuz oluşturmak için çalışmadı mı? Irk ıslah projeleri altında günümüzde cinayet diye nitelendirilebilecek devlet destekli bilim araştırmaları için ötekileştirilen kesimler canlı denek olarak kullanılmıştır. Kitap sayfaları arasında bununla ilgili çok sayıda örnek veriliyor.

    1900'lü yılların başında Amerika'daki bazı eyaletlerde planlı ve istekli bir şekilde soy arıtımı uygulandığını kitaptan öğreniyoruz. Sayfalar arasında ABD'de yapılan çalışmalar ve bu operasyonlara kaç kişinin katıldığı, kaç kişinin bundan dolayı öldüğü ortaya çıkıyor. Burada seçilen kesimler genellikle toplumun (ya da mahalle baskısı -yeni tabirle -) dışına itilen kişilerden oluşurdu.

    Benim açımdan ilginç bir bilgiyle de karşılaştım. Hep bu IQ testlerinden bahsedilirdi ama kim, nerede, nasıl, ne işi yarar hiç araştırmamıştım ve burada bununla ilgili çok enteresan bilgilere de rastladım. Yani IQ adı verilen testlerin gerçek amacı ile şimdi ki arasında büyük fark. Gerçekten niçin çıktığını görünce yine 'bilim' adı altında yapılan zırvalıkların bir örneğine de şahit oluyoruz. Nedir IQ zeka testleri? Buradaki amacın beyazlar dışında kalan diğer halkların siyasi, ekonomik, kültürel olarak 'geri' olduklarını göstermek. Bunun içinde 'beyazların' kendilerine uygun ama karşı tarafta olanların hiç bir fikir sahibi olmadıkları nesneleri gösterip, bunları bilmeleri ya da eksik parçayı tamamlamaları istenir. Örnek. Bir zarfın üzerinde pul kısmının boş bırakılması ve onun doldurulmasının istenmesi gibi.
    Bunu bilmeyen, bunu cevaplamayan - ki hayatında mektup, zarf, pul görmemiş insan toplulukları gibi- kişi hemen 'geri', 'ilkel', 'moron', 'bilgisiz', 'cahil', 'kültürsüz' olarak nitelendirilip, 'beyazların' ne kadar üstün bir ırk(?) olduğunun ispatına gidilir. Peki o zamandan bu zamana ne değişti? O da ayrı bir çalışma. Bu sayede zencilerin, çingenelerin, Yahudilerin veya diğerlerinin 'alt' kültür olduğuna sonucuna vardırılır.

    Kitabın çoğu yerinde bilim, bilim adamı, bilimsel çalışma, üniversiteler tarafından bir takım kimselerin lehine uygun kanun, karar, yönetmelik, bilim, araştırma vb. şeylerin yapıldığı da anlatılıyor. Peki şimdi şu an değişen birşey var mı? Bilim, kimin ya da kimlerin elinde? Bağımsız veya özgür bilim olabilir mi? Olursa ne kadar olur? Bilim veya bilimsel çalışmalar birilerin istedikleri gibi mi yapılıyor ya da yönlendirme yapılıyor mu? Bunlar bile başlı başına bir sorun ve yazarda Amerika yani kaynağı kendi ülkesinde olan yayınlardan bahsederek durum saptaması yapıyor.

    Nasyonal Sosyalizm ve Hitler'in siyaset sahnesine çıkmasından önce Amerika'da yapılan bu çalışmalar, ilerde Hitler'e rehberlik, önderllik yapar. Hatta 'Amerikalı aktivistler ancak hayallerinde görebilecekleri...' diyerek olayın vahameti hakkında bilgi de veriyor.

    Hitler ya da Naziler iktidara gelmeden önce Rockefeller Vakfı Alman araştırma ve vakıflarına yüzbinlerce dolar yardımda bulunmuş. Yani Nazilerden öncede bu 'öjeni' yani ırk ıslahı olayının finansmanını Rockefeller vakfı destekler. Hitler hazır bu ar-ge çalışmalarının içinde kendini bulur ve oradaki yöneticilerin de Hitler'in bünyesine dahil olmasıyla 'ırk ıslahı' projesi ileri ki yıllarda devlet destekli hale geldiğini kitap sayfaları içinde okuyoruz.


    Dün toplumu 'bilim' adı altında nasıl sömürdülerse bugün de aynı şekilde devam etmediğini kim garanti edebilir? Bugün 'bilimsel' çalışmalar ne kadarı gerçekten bilimsel ve ne kadarını X, Y, Z kurum, şirket ya da vakıfları destekliyor? Buralardan destek alarak yapılan çalışmaların bilimselliği sorgulanabilir mi? Ya da sorgulandığında biz 'gerici' olurmuyuz?

    Okudukça anti-semitist düşüncenin Almanya'da zaten var olduğunu yani Hitler'le beraber gelmediğini bunun arka planında eskilere dayanan bir gelenek olduğunu da görüyoruz. Yani Alman toplumu ve elit kesimi Hitler'le beraber Yahudi düşmanı olmamış. ABD'li Alman bilim insanları kendilerine göre işe yaramaz, sakat ya da başka türlü nitelendirmeyle toplum dışına ittikleri kesimleri gönüllü denek olarak kullanmış ve bunu da 'bilim' adı altında yaptıklarını da görüyoruz. Kitapta bunun ayrıntılı bilgisi sunuluyor.

    Özellikle 'Irk Islahı' üzerine yapılan çalışmalar neticesinde, Alman hükümeti ve yöneticiler, Yahudilere karşı bir önyargı, dışlama ve sistematik bir şekilde yok etme düşüncesine sahip olunduğu ortaya çıkıyor. Bu 'Irk Islahı' çalışmaları Hitler'in iktidara gelmesiyle bir çeşit resmiyet kazanarak artık devlet politikası olarak uygulanmaya başlanmış. Kitapta, insanlıktan sapmış bir güruhun saplantılı sapıklığının kağıda dökülmüş halini okudukça bazı yerlerde - mideniz boş olsun- kusabilirsiniz .

    O zaman şu soru sorulabilir: Şu an da DNA üzerine yapılan çalışmalar bir zamanların 'Irk Islahı' projesinin devamı sayılabilir mi?

    General Motors'un Alman hükümeti yani Hitler'le yaptığı anlaşma uyarınca Almanya'da kamyon üretmeye başlaması ve Almanlar için ucuz otomobil üretmesi hem GM'nin hem de Hitler Almanya'sının menfaatine uyuyordu. Bu sayede GM kamyon ve otomobil üreterek Almanya'da bu sektörde tekel konuma gelecek ayrıca Alman vatandaşlarda bu durumda fabrikalarda iş bularak, işsizlik azalacak, yan hizmetler artacak ve Alman devleti de sanayisini geliştirecekti. GM ve Hitler Almanya'sının işbirliği Amerika'da bulunan Yahudi örgütlerinin tepkisini çeker. Gazeteler yoluyla bu anlaşmalara tepki gösterirler. Sonra Alman 'Opel' firması üzerinden gerçekleştirilecek GM'nin varlığı arka plana itilerek 'yokmuş' görüntüsü sağlanır. Bu Alman kamyonları Yahudilerin toplama kamplarına getirilmesinde en etkili araç haline gelir.

    "IBM Holokost'u Organize Ediyor" bölümünde ise IBM ya da firmasıyla bağlantılı işler anlatılır. Bir mahalle, bölge ya da daha büyük bir yerde oturanların isim bilgilerinden, dinlerine, milliyetlerine, yaşadıkları yere, mesleklerine kadar tüm bilgileri deftere yazarak, bunlardan bir sonuç alınması sağlanır. Bunlar günümüz tabiriyle 'bilgisayar' sistemi içinde sadece birkaç tuşla kim nerede, hangi meslek grubunda şeklinde kolay bir şekilde yapılabiliyor. Ama bilgisayar sisteminin olmadığı bir zaman dilimi içinde hızlı ve pratik bir şekilde nasıl gerçekleştirilebilir? Bunun cevabı da 'delikli kartlar' da yatıyor. IBM 'de bu delikli kart sistemini 1933 yılında Almanya'da yapılan nüfus sayımıyla gerçekleştirir. Bir 'delikli kartın' neler yapabileceğini göstermesi anlamında önemli bir buluş diyebiliriz.

    Kısacası söylemek gerekirse, Hitler Almanya'sına katkı sağlayan Amerikan firmalarının veya Hitler'in düşünce yapısıyla uyumlu fikirlerin egemen olması bağlamında Amerikalı bilim insanlarının menfaatlerinin ortak paydada buluşup, dünyayı 'yeni bir düşünce veya ideoloji' etrafında toplaması ve buna da bazı Amerikan firmalarının öncülük etmesinin kısa hikayesini okuyacağız.


    Ezcümle: Tavsiye ederim. Alın, okuyun

    Notlar:
    + 17 Nisan 2018 - 3 Kasım 2018 tarihleri arasında notlar alınarak okundu ve ancak bu tarih yani 8 Kasım 2018 tarihinde yazısı yazılıp, siteye eklendi.
    + Kitap kapağı, arka tanıtım yazısı, seçilen yazı tipi yerinde.
    - Artık internet çağında yaşıyoruz. Yazarın Türkiye'de Türkçe yayımlanan ilk kitabı o yüzden ondan bir ricada bulunup Türkçe önsöz yazması istenseydi, bir artı değer katardı diye düşünüyorum.
    - Yayınevi veya çevirmen bazı anlaşılmayan veya anlaşılmayacak veya anlaşılmaya katkı sağlamak amacıyla bazı kelime ve kavramları da keşke Türkçeye çevirip, dipnot olarak verebilselerdi. Çok örnek var bu konuda. Örneğin, 'Holokost', 'Reich', 'Luftwaffle', 'Fanta', 'Der Führer' gibi. Bunlar dipnotta Türkçe ne ifade ediyor şeklinde okuyucuya ek bilgi olarak verilebilirdi.
    - Martin Luther'in Almanca yazdığı ama doğrudan Türkçesi yazılan kitabın özgün adı yazıldıktan sonra dipnot olarak Türkçesi verilebilirdi.
    - Henry Ford'un 'The International Jew' adıyla yayımlanan kitabı Türkçeye "Beynelmilel Yahudi" adıyla yayımlanmıştı ve benim okuduğum kitap 'Kayıhan Yayınları 2000' tarihli idi. Ama tercümesi kötü, çeviri yanında yorumlar ağırlıkta ve açıkçası çevirisi bile doğru mu değil mi o da şüpheli. Destek Yayınları'ndan 'Yahudi Enternasyonali' adıyla çıkan kitap elimde ama onu da açıkçası daha okumadım ona bir şey diyemem.
    + Yazar bölüm sonlarında atıfta bulunduğu yayınların ismini veriyor.
    - Teneke Lizzie ne demek? Okuyan bir şey çıkarabiliyor ama bunun özgün adı verilip ya parantez içinde ya da dipnot olarak keşke verilseydi.
    + Bu kitabı "Kitap Kurdu Yayınları", "1.Baskı Mart 2018 tarihinde yayımlamış ve Türkçeye çeviren "Murat Karlıdağ". Yazara, Yayımevine ve Çevirmene de teşekkür ederim.
    + Yazar Edwin Black'in bu kitaba ait sitesi: https://nazinexus.com
  • 904 syf.
    ·6 günde·Beğendi·9/10
    Kitap alamayan çocuklara kitaplar hediye edeceğim Youtube kanalımda, kitaplardaki alıntılar hakkında videolar hazırlıyorum. Destek olmak isterseniz abone olabilirsiniz: http://bit.ly/alintilarlayasiyorum

    Okuldayken tarih derslerini neden dinleyemediğimi buldum. Çünkü bize sadece Osmanlı Devleti tarihi anlatılıyordu!

    "Politika tabii bir şeydir, hayatın içindedir. Adımınızı sokağa attığınız anda başlar. O gün ekmek fiyatına zam geldiyse, o gün benzin pahalandıysa, siz de bir arabaya biniyorsanız ve ekmek yemek zorundaysanız bu doğrudan politikaya bulaştınız demektir. Evin içindeki konuşmadan tut, bakkalla konuşman, şoförle konuşman politik bir meseledir. "
    Müjdat Gezen

    Dostoyevski, Ecinniler kitabını Sergey Neçayev'in devrimci kişiliğinden ve kurduğu örgüt yapılanmasından esinlenerek 1870-1872 yılları arasında yazdı. Öncelikle bu yıllarda Rusya'nın siyasi ve sosyolojik durumuna bir bakmak gerek, yani Lenin (1870), Stalin (1878) ve Troçki (1879) gibi isimlere Rus ekonomik krizi içerisinde bebek bezinin pahalılığından şikayet eden ailelerinin ucuz bebek bezi bulma savaşı verdiği yıllardan.

    Sergey Neçayev. 1847 doğumlu. Yaklaşık olarak 22 yaşlarındayken, -bu insanımızın üniversitede vize-final dönemlerinden sıkıldığı bir ana denk gelir.- 1869 yılında bir Rus devrimcisi olmaya kalkışır. O sıralar var olan düzeni pek de seviyor diyemeyiz, muhalif bir kimlik, zira Puşkin'in de adından pek çok kez bahsettiği Pugaçev isyanına benzer nitelikte bir isyan çıkarmak amacıyla Çarlık ailesinin de ortadan kaldırılabilmesi için bir örgüt kurmanın çağrılarını yapıyor. Bu amaç uğruna da her türlü şantaj, hırsızlık ve cinayeti de meşru kılıyor. İşte tam da Dostoyevski'nin bir kitap yazması için muhteşem bir esin kaynağı!

    Yahu, bu adam o sıralar var olan düzeni niye sevmiyor peki? Adı üstünde düzen, varsın yönetilsin işte bir şekilde. 1814 yılında Napolyon'u yenmiş olan bir orduya sahip bir Rusya'nın vatandaşı iken buna cüret ediyor hem de? Durun durun daha matruşkalarımızı alıp kamarinskaya dansı izleme kısmına geçmedik.

    I. Aleksandr'la başlamak gerek belki de. Bu adam liberal görüşlere yakınlık duyan bir adam ve çeşitli reformlar getirmeye kalkışıyor 19.yy'da. E o sıralar hunharcasına savaşan bir Avrupa ve Rusya var tabii. Adam ne yapsın? Devletin insan gücünü ve mali kaynaklarını, çölde günlerce susuz kalmış birinin suyu gördüğü anda onu tüketmesine benzer bir hızda tüketiyor. Sonra bir de gözlerini kendi toplumuna çevirmekten çok, Avrupa ilişkilerine ve dinsel mevzulara çevirince bizim Aleksandr'ın başına pek çok iş açılıyor haliyle. Neçayev'in kurduğu gibi gizli örgütlenmeler boy gösteriyor, bir şekilde bu isyanlar bastırılıyor fakat I. Nikolay'ın da Rusya'nın başına geçmesiyle birlikte iyice otokratik bir rejime doğru gidiliyor. Bu yine de 1848'de başlayan ve uzantıları Neçayev'e kadar giden devrimci dalgaların başlamasını engelleyemiyor.

    Bunları neden mi anlatıyorum?

    Dostoyevski'nin bu kitabını eğer ben şu an elimde tutabiliyorsam, eğer sizler bu incelemeyi okuyabiliyorsanız, bu, Dostoyevski'nin 1849 yılında I. Nikolay'ın baskıcı rejimine muhalif Petraşevski grubunun üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanıp tam kurşuna dizilmek üzereyken cezasının sürgün ve zorunlu askerliğe çevrilmesi sayesinde olmuştur. I. Nikolay'ın beyninin kıvrımlarından o anda geçmiş olan ufak bir ileri görüşlülük sayesinde yüzyıllar geçmesine rağmen bütün dünya edebiyatını sarsmaya devam edecek Suç ve Ceza, Budala, Ecinniler, Karamazov Kardeşler gibi eserleri okuyabiliyoruz. Fakat yine de Panslavizm, Rus liberalizmi, nihilizm, Rus milliyetçiliği gibi pek çok konu var daha anlatacak...

    Pan-Slavizm kelimesi, hepimizin eskiden kendi tarihimizden ve dinimizden başka bir şey öğretilmediği okullarda duyduğu, Osmanlı Devleti'ni de zamanında epey rahatsız etmiş, Rusların sıcak denizlere inme idinde yanıp kavrulduğu bir zamanda ortaya çıkmış Slavsever bir milliyetçilik arzusudur. E pek tabii ki normal olarak, Pan-Slavizm, hem Batı karşıtı hem de anti-liberaldir. Zamanın muhalif olan nihilistleri de tam tersine Avrupa'ya karşı bir açılmacılık politikasında olmak istiyordu. Durur mu bizim Dostoyevski? Almış eline kalemi. Başlamış Ecinniler'i yazmaya. Liberalizm, ateizm ve Batılılaşan düşüncelerle de beslenen böyle örgütlerin karşısına "Durun daha, kendi kimliğimizi henüz kaybetmiş sayılmayız, Rusya ölmedi, her ulusun kendi kimliği ve Tanrısıyla özdeşleştiğini savunan Şatov adında öyle bir Rus karakteri kaleme alacağım ki herkes neden bu görüşü savunduğumu anlayacak, özellikle de Turgenyev!" diyerek çıktı. Sonra da 311. sayfada bulunan:
    "Bir insan hem ateist, hem Rus olamaz; ateist oldu mu derhal Rus olmaktan çıkar"

    173. sayfada bulunan:
    "Bizim Rus liberali her şeyden önce uşaktır, çizmesini temizleyeceği birini arar hep."

    315. sayfada bulunan:
    "Büyük bir ulus, gerçeğin yalnızca ve münhasıran kendisinde olduğuna ve bu gerçeklikle her şeyi yeniden canlandırıp kurtarma olanağının bir tek kendisinde bulunduğuna, bu görevin bir tek kendisine verildiğine inanmazsa, hemen o anda büyük halk olmaktan çıkar ve etnografik bir malzemeye döner." gibi yazılarla savunmasını ortaya koydu.

    Fakat o tarihlerde biraz muhafazakar biraz Pan-Slavist biraz da edebiyatçı Dostoyevski'nin aklında Rusya salt etnografik bir malzemeye dönüşmeye pek de niyetli değil gibiydi. Bu görüşüyle I. Nikolay'ın, kendisini kurşuna dizmesinden vazgeçmesinin hakkını Pan-Slavizme yakın görüşlerle mi ödemeye çalışıyordu?

    O yüzyılın Rusyası, memurların sayısının üç kat artmasıyla bürokraside büyük bir şişkinliğin başladığı, yetersiz bir öğrenimden geçen ve düşük ücretler alan memurlar ordusunda o zamanın liberalizminin verdiği yoksulluk ve işsizlikten de etkilenmeyle birlikte kayırıcılık, rüşvet ve yolsuzluğun son derece yaygın olduğu, toprak ağası adına çalışan köylünün oluşturduğu serflik kurumunun da etkilerinin görüldüğü, I. Aleksandr'ın nispeten özgür düşüncesiz ortamına Nikolay'ın "Ulan ben şu ortamdaki gerginliği biraz alsam çok "dobra" bir Rusya olacağız ha!" gibisinden bir düşünceyle nispeten özgür düşünceleştirmeye çalıştığı, II. Aleksandr'ın da 1861'de serflik sistemini kaldırarak milyonlarca kişiyi özgürlüğüne kavuşturduğu bir Rusya'ydı.

    Siz yine de benim böyle dediğime bakmayın. Ağır baskı ve sansür ortamında yeşermeye çalışan bir ülkenin edebiyatından bahsediyoruz burada. Bir tarafta "Ah, biraz Batı'ya açılsak ne olur sankiiee?" diyen sosyetik kısımla diğer tarafta "Geleneksel Rusya, Ortodoks Rusya, Slavofil Rusya" diye tutturan kısımın savaşı desek yeridir.

    Bir de tüm bunların üstüne tuz biber niteliğinde, 19.yüzyılın ikinci yarısında Rus düşünce dünyasında entelijansiya olarak adlandırılan bir kesim öne çıkmış. Vikipedi böyle diyor. Bu abilerimiz bizim beyaz yaka olarak tanımladığımız o zamanların hukukçuları, mühendisleri, öğretmenleri ya da bazı bürokrat ve subaylardan oluşurmuş. E bu grup da normal olarak imparatorluk rejiminin baskıcı yapısına epeyce karşı oluyor. İşte, bu kitapta bu kesim ve bu kesimin iktidara ince göndermelerle dolu görüşleri de var sevgili okurlar. İlk kez Fransızca cümlelerin bir Dostoyevski romanında bu kadar çok kullanıldığını, Orhan Pamuk'un okuduğu en iyi siyasi kitap olduğu gibi ayrıntıları da belirtmeden geçmemeli.

    Eski ile yeni her daim çatıştı.
    Batılılaşma ile Pan-Slavizm her daim çatıştı.
    Sürgünden önceki Dostoyevski'nin düşünceleri ile sürgünden sonraki Dostoyevski'nin düşüncelerinin dönemin Rusya Zeitgeist'ından uzak olması pek tabii ki düşünülemezdi.

    İnsan bile yalnızlaşırken koskoca Rusya yalnızlaşamaz mıydı yani?

    O zaman gelsin bir Black Sabbath, Dostoyevski'nin beyninin politik kıvrımlarına!
    https://www.youtube.com/watch?v=h3FyNH9v7mU

    KAYNAKÇA:
    https://m.bianet.org/...silik-sergey-necayev
    http://www.itobiad.com/.../article-file/206378
    https://ogulcankuslar.wordpress.com/...vrupa-siyasi-tarihi/
    https://herkesindergisi.com/...-yuzyil-liberalizmi/
    https://tr.0wikipedia.org/wiki/Ecinniler
    https://tr.0wikipedia.org/wiki/Liberalizm
    https://tr.0wikipedia.org/...%B0mparatorlu%C4%9Fu
    https://tr.0wikipedia.org/wiki/entelijansiya
    http://pauegitimdergi.pau.edu.tr/.../1361249905_7-19.pdf
    http://dergipark.gov.tr/.../article-file/315941
    http://dergipark.gov.tr/.../article-file/319687
    http://dergipark.gov.tr/.../article-file/262329
    Siyasi İdeolojiler, 10. Baskı, Andrew Heywood
    https://tez.yok.gov.tr/...TezMerkezi/giris.jsp 511895 No'lu Doktora Tezi, Balkanlar bölgesinde Panslavist-Ortodoks düşüncenin oluşmasında Slav yardımlaşma cemiyetinin rolü (1859-1878)