• Kyros, persler tarafından, egemen bir halka yaraştığı gibi, kendilerini küçük ve dağlık ülkelerinden çıkarıp, düz, zengin ve verimli bir ülkeye yerleştirmesi için sıkıştırılır.

    Kral şunu söyler...

    "....Bunu yapabilirler ancak onlara artık egemen olmaya degil, egemenlik altında yaşamaya hazır olmaları gerektiğini hatırlattı. Çünkü yumuşak ülkelerden yumuşak erkekler gelir. Çünkü hem bereketli hem de savaşa yetenekli erkekler çıkarması, bir ve aynı ülkeye verilmemiştir."
  • Yazık kitaba!
    İçerik tamamen çevirmenin karizma arayışının gölgesinde kalmış.
    - Saçma sapan cümle kurulumları,
    - Her konu başlığında çevirmenin kullandığı dildeki tercih savrulmaları. Kimi zaman batılı, kimi zaman türkçü tercihler.
    - Uzun cümleler kullanacak diye anlamsız yorgunluk.

    Bitsede kurtulsam artık !
  • "Anadolu'nun çeşitli yerlerinde yapılan kazılarda çıkan kemiklerin DNA analizleri şaşırtıcı gerçekleri ortaya koyuyor.

    Herodot tarihi der ki;
    M.Ö.625 yılında Zile yakınlarında Pers ordusu bir hile ile Saka/iskit ordusunu(Alper Tunga'yı) yenene kadar tüm Anadolu"ya Saka'lar hakimdi.
    Saka'lar MÖ. 5. Yy.da Altından elbise yaparken, o tarihte ne Rus vardı, ne Alman ne de Fransız vardı.

    Biraz daha geriye gidelim...
    Sümerlere( yani orta asyali Kengerler)
    Turukku'ya, "Türk" Turku krallığına gidelim...

    Çünkü Anadolu medeniyetini kuranların eski Yunan Medeniyeti olduğu tezi bize yıllardır yutturulmustu ya.... biraz öfkeliyiz bu tarihi yalanlara karşı!

    Iste, şimdilerde dünya çapında Arkeoloji Profösörleri topraktan çıkardıkları kemiklerin Dna'larıyla o yöredeki köylülerin DNA'larını karşılaşınca şok geciriyorlar.. çünkü Dna'ları yüzde 97 uyumlu.

    Örneğin; antik Burdur -İsparta tarihi Aglasun kazılarından...
    Burdur ve Isparta'da ki SAGALASSOS uygarlığı da Ön-Türk uygarlığı çıktı.
    Belçika LEUVEN Katolik üniversitesi'nden Prof.Dr. Matc WAELKENS, Ağlasun kasabasında yaptığı kazılar esnasında ortaya çıkan kemiklerin DNA’sını köylülerle karsılaştırınca şok oldu. Toprak altından çıkan 6-8 bin yıl öncesinin kemikleriyle çalıştırdığı işçi-köylülerin dna'sı yüzde 97 aynı çıktı) yani onlar da Ön-Türklerin bir kolu olan SAGALASSOS çıktı.

    Frigya'si da boyle Yazilitaşı da böyle,
    Urartu'su da böyle Hitit' i de boyle...
    Eskiden Batılı Arkeolog"lar buluntuları çalıp çırpıp ülkelerine kaçırıp, Anadolu tarihini uyduruk Helen diye bize kakalasalar da bizimkiler de aksini ispat etmeyi başarıyor hele şükür...
    buna bir örnek de Assos;
    Assos"u kuranlar da Ön-Türklerin bir kolu Lelegler ve Pelasglar çıktı....

    Ey Atatürk sen ne büyuk adam çıkıyorsun her geçen gün böyle...
    Teee Alacahöyük kazılarını yaptırdığında bunları söylemiştin, sana inanmayanlar utansın!
    Kemalist tarih tezi diye küçümseyip kenara atılan "Türk Tarih Tezinin Ana Hatları" kitabını okullardan kaldırtanlar utansın!...

    Anadolu uygarlığını eski Yunan'ın kurduğu tezi bize yutturuldu demiştik!
    Oysa Helenlerin bile 3/4'ü Ön-Türk çıktı.
    Ön-Türk Pelasglar ile Kuzey Batı Avrupa topluluğu olan Dorların karışımından oluşmuş Helenler.
    Daha sonra da bu karışıma diğer Ön-Türk halkları Traklar ve Mekadonlar eklenmişti.

    Sırada ne var?
    Tabi ki Göbeklitepe Ön-Türk uygarlığıyla, Turukku krallığı ve yine Urumiye deki Urmu teorisini de ögreteceğiz halkımıza...

    S.N Kramer ile Prof. Osman Nedim Turan hoca,
    Sümerce'deki 950 kelimenin kokeni Türkçedir dedi veeee batıda ki diyaspora tarihcileri sus pus oldular....
    Ahh bu kelimeler Türkçe degilde, örnegin; Yunanca yada Ermenice çıksaydıııı....
    o zaman dünyayı ayağa kaldırırlardı...
    Anladınız sebebini de değil mi?...

    Sonuç: Bugün Hun/Macarlardan,
    Almanlara, İtalyanlardan(Etruksler=Ön-Türklerin bir kolu), İspanyol'a, hatta İngiliz ve İskoclara kadar neredeyse tüm batı tarihini Sakalara /Iskitlere bağlama telaşında....
    Hemen hepsi köklerini Azerbaycan'in Gobulistanına, Albania'sina, Gabanasına ve daha kuzeyine bağlamaya basladı...çünkü biraz geri gidince tarihleri kökleri olmadığını öğrendiler.

    Antik Yunan tanrılarının bile Mısırdan çalıntı olduğunu öğrendiler.(bunu ilk kez Herodot da demişti ama her ne hikmetse unutmuslardı...) Batı artık "Kara Atena" yı yazdı...
    tarihi ile yüzlesip köklerini Türklere bağlıyor....

    Bu aslında iyi bir şeydir,
    ticari açıdan da tarihi bir firsat olabilir. İs bilenin demiş atalarımiz...
    Artık Turklüğümüzle Atatürk gibi gurur duyabileceğiz, tabi Atalar kültüne inanan bizim gibi köklü hissiyati olanlar duyacak... "
  • "Asya" dünyayı kapsamlı bir şekilde Avrupa ve Asya diye ikiye ayıran antik Greklerden aldığımız bir kavramdır. Grekler için bu asıl Asya temel olarak sadece Pers İmparatorluğu'ydu.
  • Antik dönemde Yahudiler, kuraklık olduğunda ya da Babil Kralı Nebukadnezar topraklarını işgal ettiğinde, bu felaketlerin kendi günahlarının bir cezası olduğuna inanırlardı. Babil' i fetheden Pers Kralı Kiros' un Yahudilerin topraklarına dönmesine izin vermesiyle Kudüs' ü yeniden inşa eden Yahudiler, Tanrı' nın pişmanlıkla dolu dualarını kabul ettiğini düşünüyordu. Eski Ahit bu dönemi aktarırken, kuraklığın Finipinler' deki volkanik bir patlamanın sonucu olabileceğini, Nebukadnezar' ın Babil' i ticari çıkarlarını korumak üzere işgal ettiğini, Kral Kiros' un Yahudileri korurken kendi siyasi çıkarlarını gözetebileceğini ihtimal dahilinde bile bulundurmuyordu; küresel ekolojisi, Babil ekonomisini ya da Pers siyasi sistemini anlamak için hiçbir çaba sarf edilmemişti.
  • 678 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Orijinal adı Anabasis olan Onbinlerin Dönüşü, antik çağlardan günümüze kadar ulaşabilmiş en önemli eserler arasındadır. Olayların, medeniyetin beşiği olarak nitelendirilen Anadolu ve Mezopotamya’da yaşanması, topraklarımızın antik tarihi hakkındaki önemli bilgileri edinmemizi sağlamaktadır. O çağlardaki yer isimleri, hangi bölgede kimlerin yaşadığı, bu yaşayanların kültürleri, coğrafi özelliklerin etkileri gibi konular, bu bilgilerden bazılarıdır.
    Genel itibariyle Onbinlerin Dönüşü, destandan ziyade bir geri dönüş yolculuğunun anlatılmasıdır. Dünya tarihinde Kunaksa Savaşı olarak anılan taht mücadelesini (hazırlık ve savaşın icrası şeklinde) kısa olarak izah eden Ksenophon, kitabın büyük bölümünü Hellenler’in geri dönüş yolculuğuna ayırmıştır. Bunun sebebine gelmeden önce bu savaşın içeriğine, sebep ve sonuçları ile, kısaca değinmekte fayda olacağını düşünüyorum: Pers Kralı Dara’nın ölümünden sonra yerine büyük oğlu Artakserkses tahta geçer geçmez, kışkırtma ve duyumlara uyarak, kardeşi Kyros’u, tahtta gözü var gerekçesi ile hapseder. Ancak annesinin buna çok üzülmesi üzerine hapisten çıkararak tekrar Batı Anadolu Satraplığı’na görevlendirir. Hapsedilmeyi gururuna yediremeyen Kyros, Sardeis’e (bugünkü Manisa-Salihli civarı) döner dönmez kardeşi Kral Artakserkses’i devirmek için ordu toplamaya başlar. Büyük çoğunluğunu Hellenler’in oluşturduğu orduyu kurar kurmaz sefere çıkar ve iki kardeşin orduları Kunaksa’da (bugünkü Irak sınırları içinde, Dicle nehri kıyısında) karşılaşarak savaşırlar. Çetin geçen çatışmalar sırasında Kyros öldürülür ve başsız kalan Onbinler ordusu kendi aralarından seçtikleri komutanların liderliğinde, geldikleri yoldan farklı bir rotayı takip ederek dönüş yoluna geçerler. Kitabın asıl ve detaylı içeriği, işte bu zorlu dönüşün hikayesidir. Ksenophon’un, kitabın büyük bir bölümüne bu geri dönüşün hikayesini yazmasının sebebine gelecek olursak; kendisinin bu dönüşe, önce Kyros’un ölümünden sonra komutan olarak seçilen Klearkhos’un danışmanı, onun da ölümünden sonra bizzat kendisinin “komutan” olarak öncülük etmesidir. Tanrılara ve Hellen geleneklerine olan bağlılığı, savaşçılıktan daha çok sahip olduğu bilgeliği, cesareti ve eşine az rastlanır ikna ve hitabet yeteneği bu zorlu ve ölümlü yolculuğa öncülük etmesi için tüm ordu tarafından oylanarak seçilmesini sağlamıştır. Açlıkla, hastalıklarla, entrikalarla, hainliklerle, yerine getirilmeyen sözlerle, geçtikleri topraklardaki yerli halkların haklı direnişlerine karşı girdikleri mücadeleleri; kendilerini öndersiz bırakmamak için yaptıkları oylamaları, başa geçenlerin uyguladığı demokratik yöntemleri, çarpışmalarda uyguladıkları savaş taktik ve düzenleri en ince ayrıntısına kadar kaleme alınmıştır. Birçok kişi ve yer isimlerinin geçmesi ve bazı kelimelerin Türkçe karşılığı olmadığı için (özellikle mesafe ve uygulanan taktiklerin isimleri) direkt orijinal haliyle yazılması okuma zorluğu yaşatsa da, anlatılanların sürükleyiciliği ve heyecanı kitaptan başımı kaldıramamama neden oldu.
    Büyük umut ve vaatlerle, yurtlarından binlerce kilometre uzaklıktaki Kunaksa’yq savaşmak için giden onbinlerin, Doğu Anadolu’yu takip ederek, en doğusundan itibaren tüm Karadeniz’i Trakya’ya kadar katedip, yarı kaçarak yarı savaşarak yaptıkları bu geri dönüşün, kimi zaman barışçıl yöntemlerle, kimi zaman ise zorbalıklarla dolu geçen hikayesini tüm edebiyat sevdalısı dostlarıma büyük bir hevesle öneriyorum.