• http://www.siirakademisi.com/...site/oyku_goster/105 (öykünün linki)

    Sabahattin Ali, toplumcu-gerçekçi yazardır. Öykülerinde toplum sorunları, sınıf farklılıkları, işsizlik, köyden kente göç gibi konuları işler. “ARABALAR BEŞ KURUŞ” adlı öyküde ise tema, ‘sınıf farklılığı’ dır.

    Yer, sokaktır. Zaman tam olarak belli olmamakla birlikte olay şu an geçmektedir. Öyküde 2 çocuk ve çocukların anneleri olmak üzere toplam dört ana karakter vardır. Öykü gözlemci bakış açısıyla yazılmıştır. Dili sade, anlaşılırdır. Öykü, Maupassant tarzı ile yazılmıştır. Bu nedenle öykü, olay hikâyesidir. Öyküde, kişi ve yer tasvirleri, diyaloglar ön plandadır. Yazarın bu öyküyü yazma amacı Türk toplumundaki sınıf farklılıklarını ve bu tür farklılıklar sebebiyle insanların birbirlerine karşı önyargılarını gözler önüne sermektir.
    Bir tarafta, beş kuruşa tahta oyuncak satan çocuk ile annesi vardır. Çocuk 8 yaşlarında, zayıf, miniminidir ve bağırırken sesi titriyordur. Çocuğun annesi siyah çarşaflıdır. Diğer tarafta, annesi mağazadan çeşit çeşit oyuncaklar alan bir çocuk vardır. Annesi, çarşaflı kadının aksine süslü ve şişmandır. Çocuk ise sekiz dokuz yaşlarında ve diğer çocuğa göre iyi giyimlidir. Çocuğunun araba satan çocukla konuştuğunu gören anne çocuğa kızar ve dengi olanlarla konuşması gerektiğini söyler.

    Bu öyküdeki süslü, şişman kadın kötü bir örnektir. Çünkü kadının, farklı yaşam şekillerine tahammülü yoktur. Sırf bu farklılık yüzünden insanların, araba satan çocuğun ve annesinin, pis olduklarını ve onlarla aynı seviye olmadıklarını düşünür. Onlarla muhattap olan çocuğuna kızması da bu yüzdendir.

    Eğer kadın, tam tersi şekilde davransaydı çok iyi bir örnek olurdu. Çünkü insan, farklılıklara ne kadar açıksa o kadar ‘insan’ dır. Sırf bizden farklı giyiniyor diye, kadının çarşaflı olması gibi, veya maddi durumları bizim kadar iyi değil diye insanları dışlamak hiç hoş değildir. Bizim bu ve bu gibi şeylere hoşgörüyle yaklaşmamız gerekir. İşte o zaman gerçekten ‘insan’ oluruz. Diğer bir deyişle, işte o zaman insanlıktan nasibimizi alırız.

    Ayrıca bu öyküyü Marxist yaklaşımla da ele alabiliriz. Mesela, yoldan geçen çocuklar, vitrindeki süslü, parlak şeylere hayranlıkla bakıp çocuğun sattığı tahta oyuncaklara burun kıvırırlar. Kapitalizm, bizi hep daha iyiyi almaya teşvik eder. Herhangi bir şeyin daha iyisini almak demek, daha fazla para ödemek demektir ve ancak daha zengin kişiler bir şeyin daha iyisini, hatta en iyisini alabilir. Bu durumda ‘sınıf farklılığı’ ortaya çıkar. Bir çocuk, temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için çalışmak zorundayken diğer çocuğun böyle bir mecburiyeti yoktur, dahası annesi ona istediği her şeyi alır. Bu durumda çocuk işçi sorunuyla da karşılaşırız. Okuldan sonra eve gitmesi gereken çocuk, para kazanmak için çalışmak zorundadır. İşte! Kapitalizm, insanın yaşına, cinsiyetine bakmaksızın onu para kazanmaya zorlar. Çünkü kapitalizm para demektir. Ancak yeterince parası olanlar hayatta kalabilir.

    Sonuç olarak, toplumcu-gerçekçi olan yazarın öyküleri, toplum sorunları, sınıf farklılıkları, işsizlik, köyden kente göç gibi konuları işler. Bu öykünün teması ise ‘sınıf farklılığı’ dır. Öyküdeki zengin kadın, satıcı çocuğu ve annesini sırf maddi durumları iyi değil ve kadının kıyafeti farklı diye hor görür. Hâlbuki bu farklılıklara hoşgörüyle yaklaşmalıdır. Ayrıca öykü, Marxist eğilimlere de sahiptir. Kapitalizm, insanları en iyiye sahip olmaya teşvik eder ve kapitalizme göre, paran varsa hayattasındır ve istediklerini alabilirsin.