• Anlayamıyorum devletin vikipedia ile nasil bir sıkıntısı olabilir
  • (Süpriz bozmayan ipucu içerir)

    BEYAZ MUHAFIZLAR=HARBİYELİLER
    (Kitaptaki tanımı)

    "1918 yılı sona ererken tehlike tehditi hızla yaklaşıyordu.Duvarların yıkılacağı, dehşete düşmüş şahinin Çar'ın kolundan havalanacağı, bronz lambadaki ışığın söneceği ve Yüzbaşının Kızı'nın sobada yanacağı günler geliyordu.Her ne kadar vefat etmiş anneleri çocuklarına "Yaşamaya devam edin."demiş olsa da onların kaderinde acı ve ölüm vardı."...diye başlıyor kitap ve en baştan herşeyi özetliyor.

    Bulgakov'un okuduğum ilk eseri olmasına rağmen, diğer kitaplarında kullandığı söylenen gayri ciddi ve hicivli üslubunu bu kitapta fazla göremedim.Acaba kitaba çok fazla kapıldığımdan ben mi farkedemedim diye düşünürken, Bulgakov'un bu kitapta hicv yapmadığını ifade eden bir sözünü buldum.
    "Rusya Devrimi'nin üzerine hicivli sözler söylemek imkansız.Zaten devrim, sosyalizmin; bolsevizm de marksizmin hicvedilmesidir."

    Öncelikle, daha çok devrim öncesi ortamı betimleyen ve devrimin gerekliliğini ifade eden Gorki'nin
    kitaplarından sonra, devrim sonrası oluşan karışıklığı anlatan bu kitap, olaylara farklı bir yönden bakmamı sağladı.Bu konuyla ilgili yandaş ve muhalif yazarların eserlerini okumadan yorum yapmanın fazlasıyla eksik olacağını anlamış oldum.

    Beyaz Muhafız "Komunist kahraman içermediği gerekçesiyle" yasaklanmış bir kitapmış.
    "Marksist kurama göre komunist toplumda sanatçılar, toplumun ulaştığı düzeyi açıklayıp kutlamak zorundadırlar, bunu yapmayanlar hoş görülmez, dolayısıyla bastırılır."

    Peki neler var bu kitapta?

    Birbirlerine muhalefet görünüp, kapalı kapılar ardında topraklarını birbirine satan ve kendi çıkarlarını korumak için ilk fırsatta kaçan siyasiler...Savaşın ortasında karargah ihanetine maruz kalıp ne yapacağını şaşıran askerler, en hayati kararları kendi başlarına almak durumunda kalan generaller...Olayları önceden sezip ülkeden kaçanlar, veya umursamayıp her gelene alkış tutan yığınlar...Sehirlerinin içinde ve dışında neler oldugundan bihaber, ama kulaktan dolma bilgilerle, kendi insanlarına karşı nedensiz bir nefret içinde olan, onları aşağılayan insanlar... Daha neler neler...Yasaklanması için bunlardan birinden bile bahsetmek yeterli olsa gerek.

    Kitabın bir yerinde Tolstoy'un Savaş ve Barış'ından övgüyle bahsedilir ve bu eserin başarısı Tolstoy'un bir topçu subayı olmasına bağlanır. Bu kitap da bir doktorun gözünden yazılmış bir iç savaş kitabi.

    Okuduğum ilk eseri olduğu için diğer eserleriyle bir karşılaştırma yapamıyorum. Ama yaşananların gerçekliği eseri yeterince çarpıcı yapıyor. Sadece nacizane tavsiyem öncesinde "Devrim Öncesi ve Sonrası Ukrayna" konulu tarihi bir araştırma yapılırsa daha verimli bir okuma gerçekleştirilebilir.

    Peki bu kitaptan neler ögrendim?
    Farklı dillerde de olsa, hep benzer tanımlanan "savaş" gerçeği...
    Siyasiler tarafından kimi zaman bir satranç oyunu, kimi zaman da sonucu zaten belli olan, ama başka hesapların gerçekleştirilmesi için bilerek oluşturulan bir ortam iken, savaşanlar için amaç "Yüreğindeki ve yuvasındaki barışı korumaktı.Bu amaçla savaşa gidiyorlardı.Gerçek bilinseydi ,birinin savaşmak için tek gerekçesi bu olurdu."

    Yüreğindeki ve yuvasındaki barışı korumak...

    Kesinlikle okunmaya değer bir kitap.Iyi okumalar dilerim..:)
  • ”Bir insanın imkansız olduğu halde başkalarının kötülüklerinden kaçmaya çalışırken, imkanı varken, kendi kötülüklerinden kaçmaması saçmadır.”
    Ve yine çok net olan ancak çok az insanın gerçekleştirmeyi başardığı aforizmalardan bir tanesi. Atalarımız ”insan ne yaparsa kendine yapar” diyerek özetlemişler durumu aslında. Dünyanın çok kötü bir yer olduğunu biliyoruz ve hatta bunu ifade ederken kendimizden oldukça eminiz. Ama aynı zamanda bu cümlemizi tartışmalı bir konu olarak görüp aslında kötü olanın dünya değil insanlar olduğunu da belli ediyoruz. Her neyse. Konumuza geri dönelim.
    İnsanların size nasıl davranıp davranamayacağını yönetebilmek söz konusu bile olamaz. Dünyada o kadar çok insan var ki hepsini yönetmeye çalışsanız ömrünüz bile yetmeyecektir. Ayrıca çabanız boşuna gidecektir çünkü kimse kimseyi kolay kolay yönetemez.
    İnsanların davranışlarından kaçamıyoruz. Bize karşı sergilediği kötü davranışlar ya da eylemlerden kaçmak bazı durumlarda mümkün olmuyor. Peki kendimize karşı yaptığımız kötülükler? Nasıl birisi olursanız olun inanın bana bu dünyada kendisine, insanların ona yaptığından daha çok kötülük yapan insanlar var. Evet, başkalarının size kötülük yapması çoğu durumda sizin seçiminiz değildir. Ve evet bazen sizin yaptıklarınızda bir seçim değildir ancak inanın bana yaptığınız eylemlerin yarısından fazlası bizim seçimlerimizden oluşur. Bir sonraki yıllarımızı belirler. Geleceğimizi şekillendirir. Aynada gördüğümüz kişiye olan hislerimizi ve düşüncelerimizi değiştirir.
    Hala kendinize kötülük yapmaya devam mı ediyorsunuz? Üzgünüm. Bu saçma ve aptallıktan başka bir şey değildir. Sağlığına zararlı şeyler yiyorsun. Sağlığına zararlı olduklarını biliyorsun. Seni daha kötü duruma sokacağını biliyorsun ama yine de yemeye devam ediyorsun. Hastasın. Doktora gitmen gerekiyor ancak canın istemediği için gitmiyorsun. İlaç kullanman gerekiyor ancak saçma bahanelerle reçeteni eczaneye bile götürmüyorsun. Kendine ve başkalarına sürekli aileni sevdiğini söylüyorsun ancak aileni sık sık ziyarete gitmiyorsun. Çalıştığın işten yaka silkecek kadar nefret ediyorsun. Bütün gün çalışmaktan yorulduğunu ve sıkıldığını söyleyip şikayet edip duruyorsun. Ancak çalışmakta olduğun işi değiştirmek için ufak bir araştırma bile yapmıyorsun. Çok istediğin bir kıyafet var ancak sen onu imkanın varken saçma sapan sebeplerden dolayı almıyorsun. Sürekli çalışmaktan şikayet ediyorsun ancak zamanın varken kendin için hiçbir şey yapmıyorsun. Hayalini kurduğun her şeyi bir köşeye atıyorsun. Hayallerinin mümkün olmadığına kendi kendini inandırıyorsun. Oysa mümkün olduğuna inandırmış olsaydın şuan hayallerini yaşardın. Bir şeyi başaramıyorsun ve bir daha denememek için kendince çeşitli bahaneler uydurup duruyorsun. Oysa kendine büyük başarıların ilk denemede gerçekleşmeyeceğini hatırlatsaydın bunların hiçbirisi olmazdı.
    Hayatın iğrençliğinden söz edip duruyorsun. Sana göre hayat kötü ve yaşamaya değmez. Sana göre hayat o kadar anlamsız ki bir an önce bitsin istiyorsun acı falan çekiyorsun. Ancak o yaşadığın hayatı daha yaşanılabilir bir yere çevirmek için neden bir şey yapmıyorsun? Sürekli insanlara güven olmaz deyip duruyorsun. O zaman neden bunu söyleyeceğin yerde kendin güvenilir bir insan örneği olmaya çalışmıyorsun? Yemek yapamıyorsun. Ay ben yemek yapamıyorum deyip bırakıyorsun. Böylece dışarıda sağlığını bozacak yemekler satın alıyorsun ve sağlığını bozmasına aldırış etmeden üstüne bir de para ödüyorsun! Hani şu kendin için bir şey yapmadığın, kıyafeti almadığın para var ya. İşte onu diyorum. Kendi istediğin bir şeyi alıp kendi kendini mutlu etmek için bir sürü bahanelerin var. Ancak yemek pişirmeyip sağlığını bozsa da hazır yemekler almak ve üstüne bir de para ödemek için hiç bahanen yok! Aksine sebeplerin var.
    Çok planlarım ve hayallerim var diyorsun ancak izin günlerini evindeki kanepede oturup televizyon izleyerek geçiriyorsun. Ama senin çok planların var haklısın. Zamanın yok evet. Ondan izin günlerini kanepede oturup ziyan etmelisin. Harika bir bahane. Aslında harika da değil sadece resmen klişeyi canlandıran herhangi SIRADAN insandan herhangi birisisin! Sıradan olmayı sen seçtin. Bu senin için seçimin. Ve ben bunu senin yüzüne bu yazıda tokat gibi çarpmak istiyorum. Kalbini kırmak için falan değil. Ben senin kendine gelmeni istiyorum. Şikayet etme artık. İnat et. Ben bunu yapacağım, ben bunu başaracağım de.
    Müziği seviyorsun ancak hiçbir müzik aleti çalmaya çalışmıyorsun. Hatta buna girişmedin bile. Kitapları seviyorsun, kitap okumak çok yararlı ve önemli yani, sen niye okumuyorsun? Ah hatırladım. Zamanın yoktu değil mi? Aslında yatmadan önce sadece 5 dakikanı bile ayırmış olsan inan bana bir yıl içinde bir çok kitap okumayı başarmış olursun! Sen film izlemeyi falanda seviyordun değil mi? En son hangi filmi izledin? Duyamadım. Pardon? Ha, haklısın zamanın yok tabi sen 24 saat içinde uyanır uyanmaz çalışıyorsun, çalışma bitince de uyuyorsun. Haklısın. Tabiki zamanın yok çünkü bahanen bunu gerektiriyor. Filmi geçtim, dizi bölümlerinin çoğu 48 dakika sürüyor. 24 saat içinde kendine ayıracak 48 dakikanda yok mu yani? O zaman senin vay haline!
    Hayat sizin hayatınız. Bahanelere devam etmek istiyorsanız buyurun o saçma klişe ve anlamsız hayatlarınıza devam edip şikayet bahanelerinizin listesini klişe çevrenizle yapın. Ama hayır, ben hayallerimi yaşamak istiyorum deyip kendinize gelmeyi istiyorsanız çabalamaya başlayın. Ama şunu unutmayın. Dünyanın en büyük kötülüğünü kendi kendinize yapıyorsunuz. Kendi hayatınızı kendiniz sömürüyorsunuz ve inanın bana bu kötülüğü size sizden başkasının yapmaya gücü yetmez.
  • 1880'li yıllarda ticaretin gelişmekte olduğu bir anadolu kasabasında gündelik hayatı olabildiğince gerçek anlatan nadide eserlerden. benzer konulara değinen araştırma kitaplarından ayrılan yanı yazarının bizzat o dönemi görerek yazması. olumsuz diyebileceğim yani ise üslubun, cümlelerin günümüz diline uzaklığından dolayı akıcı olmaması. belki de çevirenlerle ilgili bir problemdir, osmanlı alfabesi bilmediğim için yorum yapamıyorum.