• 132 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Namaz hakkında hala bilmedikleriniz var ise bu kitabı yanınızdan ayırmamanızı tavsiye ederim. Namaz nasıl kılınır değil neden kılınır sorusunun cevabını arayanlara..
  • 984 syf.
    ·7 günde·Beğendi·9/10
    Objektivizmin kült eserdir kendileri. Any Rand tarafından ortaya atilmis insanı kendi mutluluk ve ahlak degerlerini olusturarak gerektiginde tüm dünyaya karsi kahramanca yasamasi gereken soylu bir varlik olarak gören,üretim basarilarini kisinin en büyük eylemi ve erdemi sayan kollektivizm karsiti bir felsefedir.
    Kitaptaki karakterler bu doğrultuda akar gider. Bencillik ön plandadır. Olay örgüsü sağlam.Farklı bir bakış açısı arayanlara önerdiğim eserler arasında.
    Okurken çok zevk alarak bir sonraki sayfayı merak ederek okudum sadece orta bölümde biraz durgun gitti onun dışında akıcı.
  • 162 syf.
    ·4 günde
    Masallar; gerçek hayatta masal olamayacak kadar gerçektirler, yaşamın kaskatı, soğuk gerçekliğinde...

    Dokuz Anahtarlı Kırk Oda’dan sonra yazarın okuduğum ikinci kitabı oldu. Okuması zor, bazen sıkıcı, ama güzeldi. Bol acılı adana gibi. Bol acılı gerçekleri okudum.

    Ankara’da bir sahil lokantası ve ankaralı rumlar. Hedda Gabler, babasından kalan piştovları satan mutsuz bir kadın ve daha başka kadınlar, kadın olanlar ve kadın olamayanlar.. Yedi cücesiz Pamuk Prenses, yüzyıllık Uyuyan Güzel, başlayamamış, geç başlamış, bitememiş veya alışılageldikten farklı bitmiş masallar. Dokuz hikayeden oluşuyor kitap. Birbirinden kurgu olarak farklı ama mesaj olarak bağlantılı dokuz hikaye.

    Kitaplarla dolu kütüphane rafları birden sağlı sollu tren kompartımanlarına dönüşüyor, kadın şiir okuyor, kitap yazıyor, pencereden hayatını izliyor.. Karakterler giriyor, başkaları çıkıyor, kimisi hiç giremeden kayboluyor, kimisi hikayenin içinde hapsoluyor, bazısı yok oluyor. Amansız, geç kalınmış sevdalar okuyoruz.

    Eleştirisel bir eser ortaya koymuş Mungan, hayatı, toplumu, dayatılan sahtelikleri ve ıskalanan gerçekleri, yaşadıklarımızı ve yaşa(ya)madıklarımızı anlatmış. Klişe masallara farklı yorumlar katmış, onları hayata katmış, böylelikle çirkinleştirmiş, gerçekleştirmiş. Gerçek de çirkin değil mi zaten? Hayatlara alışılmadık sonlar biçmiş, tanıdık ama başkalaşmış karakterler yaratmış.

    Sosyolojik, psikolojik ve kültürel dogmalara karşı eleştirisel çalışmış, bir çok aykırı ama düşününce haklı fikirler ortaya koymuş. Eleştirdikçe eleştirmiş, vurmuş kırbacı kör, bağnaz topluma.

    Nitekim okuması zahmetli ama zihnen besleyici, daha çok soyut, az fantezi, çok gerçekçi, bilgi konusunda besleyiciliği olmayan, ama fikir bağlamında zengin, roman havasında masalımsı hikayelerden oluşan, kısa ve okunası bir eser.

    Eleştirilerime gelecek olursak:

    İlk olarak kitaba editör eli değmemiş, 18. baskı, Murathan Mungan, Metis, ama yazım ve imla hatalarından, anlam bozukluklarından geçilmeyen bir kitap.. Yazar kafasının içini yazıya dökmüş, kurallara takılmamış. Tamam önemli olan fikir, ama editörden geçmeli bir kitap, başka türlü okuyucuya saygısızlık bu. Yakıştıramadım, ne yazara ne de yayınevine. Müşteri, yani okur velinimet değil mi? Yok saymak, bozuk metinlerle dolu bir kitap vermek okura ne demek? Hayır, bu kabul edilemez. Bir edebiyatçının dil bilgisini, imlayı yok sayması kabul edilecek bir şey değil..

    İçeriğe gelecek olursak, sonları bağlanmamış hikayelerin. Ne kadar farklı bir hava katsa da bazen sıktı hikayelerin tutarsızlığı. Zor cümleler, arka arkaya saydırılmış, birbirine bağlanmamış fikirler. Tekrarlara sık düşülmüş, konularda derinlere inilmiş ama orda öyle bırakılmış, okuyucuyu arafta bırakmış bitirmiş hikayeleri, cümleleri, fikirleri.

    Bütün olarak güzel bir kitap, bolca eleştiri, bolca hayatın içinden, ara sokaklardan manzaralar.. Okunabilir, farklı ve zengin, ama eksisi de çok.
    Farklı bir okuma arayanlara tavsiyem.

    Okuyacak olanlara iyi okumalar. :)
  • 184 syf.
    ·21 günde·9/10
    Kitabın uslübü bazılarına göre biraz ağır olsa da, her insanın okuyup kavraması, anlaması, yorumlaması, üzerine iyice kafa yorması gereken bir eser. Düşünmek yolda olmaktır ilkesiyle Hz. insanı arıyor. Bu-ara-da ol-mak'ı çok iyi bir şekilde tasvir etmiş. Kendini arayanlara tavsiye ederim. İyi okumalar.
  • 127 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Bu kitabı çıkacağını öğrendiğim andan beri merak ediyordum. İsmi çok ilginç, paylaşılan alıntılar çok daha ilginç. .
    Öyle tuhaf tuhaf bakmayın! Kızlar futbol ile ilgili şeyleri merak edemez mi beyler? Ben merak ederim
    .
    Peki ne anlatıyor bu kitap? 125 sayfa boyunca ne yazmış yazar? Valla bir sürü bir şey yazmış. Hatta anlatlamayı unuttuğu bir sürü şey daha vardır belki de.
    .
    1. Futbol neden bu kadar seviliyor?
    2. Futbol için neden çılgınca şeyler yapılıyor?
    3. Geçmişten bugüne Futbolun siyasi, dini, sosyal ve kültürel şeyler üzerindeki etkisi nedir?
    Vesaire verisaire...
    .
    Ben baya şeyler öğrendim mesela. Holiganizm ve Fanatiklik arasındaki farkı öğrendim. Hatta bunlar dörde falan ayrılıyormuş da haberim yokmuş. Sonra dünyanın her yerinde futbol için yanıp tutuşan beylerin -dikkatinizi cımbızla çekiyorum- yaptığı türlü deli işler var. Hepsi kafayı yemiş
    .
    Türkiye'deki futbol sevgisi bunların manyaklığı yanında hiç. Ama yazara katıldığım özellikle bir nokta var. Bizde de holiganizm var. holigan şehirlerin birinde yaşıyorum. Bu inkar edilemez. Eden varsa buraya beklerim
    ...
    Neyse efendim. Kitap bana göre gayet eğitici bir çalışma olmuş. En azından artık neden bu kadar deliriyor bu millet, onu anlıyorum. Farklı, ilginç bir şeyler arayanlara kesinlikle tavsiye ediyorum.
  • 232 syf.
    ·9 günde·7/10
    Türkçeyi tamamen her türlü güzelliğini kullanarak ama asla kelime oyunu yapmayarak yazdığı Gölgesizler ile tanıştım bir yerden.

    Hasan Ali Toptaş'ı hiç okumayana, ilk kitap olarak bu eserle başlamamasını öneririm. Çünkü önce yazarın daha kolay kitaplarını deneyimleyip, o kendine has yazım diline ve edebiyat ruhuna alışmanız gerekir. Gölgesizler eseri akıcı olsa da anlaşılması daha doğrusu sindirmesi o kadar kolay lokma değildir. Kurgusu efsanedir ki zaten kurgusunun esrarına kapılan bir filmi de çekilmiştir. Müthiş bir hayal gücüyle yazılmış.

    Düşle gerçeğin iç içe geçtiği bu postmodern romanda varlık-yokluk sorunları ve zaman-mekan ilişkisi ele alınmıştır. Romanda ikili bir anlatım söz konusu. İki farklı yer ve iki farklı zamanda yaşanan olaylar anlatılıyor fakat okurken sanki aynı zamanda ve yerde yaşanıyormuş hissi veriyor. Okuduğum diğer Hasan Ali Toptaş romanlarından biraz farklıydı fakat farklı tatlar arayanlara tavsiyemdir.