Arhez

Sevgili Dost, Bazı kuyuların suyu içilmez, acıdır. Bazı kuyular derindir, görünmez suyu. Bazı kuyular kördür, göre­mezler. Benim kuyum, benim kuyum sevgili dostum öyle derindir ki, içine taş attığın zaman suyun sesini duyamazsın. Bağırsan sesin geri gelmez. Bakracı sar­kıtsan ip yetmez. Yalnızlığın bana yakıştığını söylüyorlar. İyi duru­yormuş üzerimde; renkleri sade ve uyumluymuş. Diki­mi kusursuzmuş. Bu mahir terzinin adını öğrenmek is­tiyorlar. Söyler miyim hiç! Konfeksiyon yalnızlıklar ne güne duruyor. Söyler miyim hiç!
Sayfa 82·Kitabı okuyor
Sevgili Dost, bulunduğu durumun farkında olmamak, her durumdan daha kötüdür.
Sayfa 75·Kitabı okuyor
Sevgili Dost, Yazın buharlaşmayacak, kışın donmayacak, son­ baharda yapraklarını dökmeyecek, yani hep aynı kala­cak ya da artacak sevgi. Altını görünce gümüşten, gü­müşü görünce bakırdan vazgeçmeyecek. Tagore gibi, "İstediğin zaman lambayı söndür. Senin karanlığını da tanır ve severim," diyecek.
Sayfa 72·Kitabı okuyor
“Sevgili Dost, Bir şehrin en güvenilir yerinin hastaneler olduğunu söyledi bir doktor arkadaşım. “Çünkü savaşta bile hastaneler bombalanmaz. İçinde beyaz önlüklü insanlar dolaşır; gözlerin perdelerini çeker, kalplerin tıkanıklığını açarlar. Siz yüzlerinin asıklığına aldırmayın,’altın gibi’ kalpleri vardır,” dedi. Bende ona bir hikaye anlattım: “Adamın biri gidip, son zamanlarda gözlerinin dışarı fırladığını ve kulaklarının devamlı uğuldadığını söyleyerek doktordan yardım istemiş. Doktor adamı muayene ettikten sonra ciddi bir eda ile başını sallayıp, bademciklerinin alınması gerektiğini söylemiş. Adam bademciklerini aldırmış fakat bunun bir faydası olmayınca başka bir doktora gitmiş. Bu doktor ise bütün dişlerini çektirmiş ama ne gözlerinin patlaklığı geçmiş ne de kulaklarının uğultusu dinmiş. Bunun üzerine adam üçüncü bir doktora görünmeye karar vermiş. Bu doktor altı aylık ömrü kaldığını söyleyince adam çok üzülmüş .’Madem yakında öleceğim, bari o vakte kadar krallar gibi yaşamalıyım,’ demiş. Gıcır gıcır son model bir araba almış, üniformalı bir şoför tutmuş, şehrin en iyi otelindeki bir daireye yerleşmiş, en lüks terziye yirmi takım elbise diktirmiş. Hatta gömleklerini bile gömlekçiye sipariş etmiş. Gömlekçi,’Kol 16, yaka 34’ diye ölçülerini alırken adam, ‘Yaka 33’diye ısrar etmiş. Gömlekçi tekrar ölçü alıp ‘34’ diye ısrar edince adam: ‘Ama ben hep 33 giyerim ,’ demiş. Bunun üzerine gömlekçi omuz silkip:’ Siz bilirsiniz, ama ben sizi uyarıyorum 33 yaka giymekte devam ederseniz, gözleriniz patlar, kulaklarınız da uğuldar,’ demiş”
Sayfa 63·Kitabı okuyor
"Olimpia'ya gidip atletizm müsabakalarını gör­mek için, uzun bir seyahate katlanırsınız. Fidyas'ın gü­zel bir heykelini görmek için de daha uzun bir yolculu­ğa katlanır ve onlan görme zevkini tatmadan ölmeyi büyük bir felaket sayarsınız. Fakat Fidyas'ın heykelle­rinden çok üstün olan ve görmek için de pek uzağa git­meye gerek olmayan, ne o kadar zahmete ne de o ka­dar yorgunluğa mal olmayan, her yerde görülen eser­leri seyretme arzusunu asla duymayacak mısınız? Aca­ba asla aklınıza kim olduğunuzu ve niçin doğmuş oldu­ğunuzu düşünme kaygısı gelmeyecek mi? Tanrının, bilmeniz ve tanımanız için gözünüzün önüne serdiği, ka­inatın o kadar imrenmeye layık manzaralarına hiç dik­kat etmeden mi öleceksiniz?"
Sayfa 62·Kitabı okuyor