Onu İstanbul'da, Vâ-Nû'nun evinde bir mum ışığında şiir okurken ve son defa gördüğüm geceyle bugünün arasında tam 18 yıl vardı. Bu mezarın başından ayrılırken, ondan birkaç avuç toprakla bir demet çiçek topladım. İstanbul'da Vâ-Nû'nun mezarına serpmek için. Moskova'dan getirdiğim tek armağan budur.
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu davet bizim...
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...
Hala Servilerde Ağlıyorlar Mı?
Bir inilti duydum serviliklerde
Dedim: Burada da ağlayan var mı?
Yoksa tek başına bu kuytu yerde,
Eski bir sevgiyi anan rüzgâr mı?
Gözlere inerken siyah örtüler
Umardım ki artık ölenler güler,
Yoksa hayatında sevmiş ölüler,
Hala servilerde ağlıyorlar mı?