• Cemal Süreya’dan, Eşi Zühal’e: "Hayatım"
    Beethoven’dan yasak aşkına: "Ölümsüz Sevgilim"
    Mozart’dan eşi Constanze’ye: "Sevgililerin sevgilisi minik karım"
    Victor Hugo’dan Juliette Drouet’ye: "Sevgilim"
    Nazım Hikmet’ten Piraye’ye: "Karıcığım"
    Stendhal’den Mathilde’ye: "Tatlı hayalim"
    Ahmed Arif'ten Leyla Erbil'e: "Yarı parçam, Leyla"
    Cemil Meriç'ten Lamia'ya: "Küçüğüm, korkunç dahim"
    Orhan Veli'den Nahit Hanıma: "Canım Nahit'im"
    Özdemir Asaf'tan Mevhibe Beyat'a: "Lavinia" (?)
    Sabahattin Ali'den Ayşe İlhan'a: "İki gözüm Ayşe"
    Abidin Dino'dan Güzin hanıma: "İlaçların ilacı"
    Behçet Necatigil'den Huriye hanıma: "Canım efendim"
    Ümit Yaşar Oğuzcan'dan Mihriban'a: "Mihriban"
    Oscar Wilde'dan Lord Alfred'e: "Oğlum"
    Honore de Balzac'tan Eveline Hanska'ya: "Benim biricik meleğim"
    Bernard Shaw'dan S. Campell'a: "Sevdiğim zavallı"
    Özge'den Kaan'a: "Kaan"
  • Ârif dünyadan yüz çevirirken bunu dünyadan nefret ettiği için yapmaz. O aslında dünyadan nefret etmez. Âhireti çok sevdiği için de dünyadan yüz çevirmiş değildir. Âhireti de sevmez veya arzulamaz. Onun tek düşüncesi Allah'a kavuşmaktır; bu yüzden ne dünya ile ne ahiret ile ilgilenmez.
  • Ârif dünyadan yüz çevirirken bunu dünyadan nefret ettiği için yapmaz. O aslında dünyadan nefret etmez. Âhireti çok sevdiği için de dünyadan yüz çevirmiş değildir. Âhireti de sevmez veya arzulamaz. Onun tek düşüncesi Allah'a kavuşmaktır; bu yüzden ne dünya ile ne ahiret ile ilgilenmez.
  • 179 syf.
    ·8/10
    Neyzen tevfik (Kolaylı) edebiyatımızda #nefi ve #şaireşref 'ten sonra en önemli hiciv şairi aynı zamanda ney icrası sanatçısıdır. Neyle meyin , şiirle müziğin çileli ve zevkli pınarlarından kana kana içerek, isyankar ruhunun serüvenlerini bize de duyurur. Adaletsizlikleri, akıl sır ermez işleri, özgürlük, Türklük, vatan aşkını, halk kudretini, zulmü, yobazlığı, sorunları çağdaş dünya görüşüyle sergiler. (Arka kapaktan)

    ÖMER HAYYAM İLE KARŞILAŞTIRMA:

    Ünlü Hayyam'da var olan realist, akılcı, ilerici dünya görüşü ile bozuk düzeni, yolsuzlukları açıkça yerden yere vurma kabiliyeti bizde, yaşamı Dostoyevski gibi epilepsi krizleri içinde Mevlevi-Bektaşi dergahlarında, akıl hastanelerinde geçmiş cinnet ile deha sahibi Neyzen Tevfik'te vücut bulmuş sanki. Hayyam'ın çarpıcı ve kısa dizelerindeki başkaldırı, Neyzen'in bir o kadar vurucu fakat uzun şiirlerinde daha sert hatta küfürlerle dolu pervasızca kendini gösteriyor.

    Hayatını kült biçimde yaşamış, sürekli sarhoş fakat özgürlükçü Türklük üzerine yazdığı şiirleri hâlâ yazılamayan, vatanperver Atatürk ve devrimleri yanlısı Batı 'cı Neyzen'le yine şarap düşkünü, aşkı arayan büyük filozof Hayyam'ın en büyük ortak yonleriyse baģnazlıga ve gericiliğe karşı sarsılmaz duruşlariydı. Düşünün ki; her ikisi de sahip oldukları bilgilerle çevrelerine meşhur alimleri toplayacak kadar önemli ve yaşadıkları toplumları günümüz pek çok aydınlarında olmayan bir görevle aydınlatan şahsiyetlerdi. Hayyam'a İslam 'ın en büyük düşünürü, Neyzen'e ise 'Türk Diyojen 'derlerdi.

    Kader bakın; her ikisi de yapıtlarıyla 11 ve 19yy da dahil bazı şeylerin değişmediğini gösteren ve Batı 'da yıkılan Ortaçağ anlayışının (Rönesans ) benzerini yapmaya çalışan yegane örneklerdendiler. Ve hâlâ 21yy'ın da dahil en basit laik anlayışı bile oturtanasak bile onları anlayabilmek, büyük bir ilerleme sayılacaktır yadettigimiz dizelerinde.

    Ve 'zındık' denilen Neyzen'in günah sofrasından beraber yiyip içtiği bir iki dostunu sayalım : Mehmet Akif Ersoy, Fikret Mualla, Hacı Arif bey, Şair Eşref, Tevfik Fikret, Kemani Yeşova, Yunus Nadi, Ahmet Cemil...
  • #Kitapyorumu
    #EylülYorum
    #EvdeKalKitapOku
    #BeyazFilYayınları
    Arif Cansın
    #ÜstündeNeVar
    Öncelikle kitabın ismi sizi yanıltmasın ne taciz nede sapkınlık olmayan sadece görme engelli bir çocuğun ablasına sorduğu masum bir sorudur "Abla üstünde ne var?"
    Sinop'un Dikmen ilçesine bağlı Sarayköy köyünde annesi, babası,kardeşi Nevzat,dedesi,babaannesi aralarında fazla yaş farkı olmayan iki hala ve bir amcasıyla birlikte yaşıyordu Elvan.Dedesi 2 yaş küçük yazdırmıştı nüfusa 10 yerine 8 yaşında gözüküyordu.Köyün öğretmenine amcası ile birlikte pekmez götürdüler. Öğretmen yaşını sordu Elvan'a dedem 8 diyor ama dedemin arkadaşı Osman amca 10 yaşında olduğumu söyledi dedi.Sen okula gitmiyorsun değil mi dedi öğretmen. Ben okula gidersem evin işini kim yapacak dedi Elvan küçük yaşta omzuna yüklenen sorumlulukla.Ben ailenle konuşurum dedi öğretmen. Birkaç gün sonra öğretmen Elvan'ın ailesiyle konuşmaya geldi fakat dedesi Elvan'ı okula göndermemekte kararlıydı.Öğretmene sert tavır sergiledi öğretmen de o kızı okula gönder başını devletle belaya sokma dedi ve gitti.2 hafta sonra okula yeni başlayacak çocukları tespit eden devlet yetkilileri geldi köye.Bunları gören dede Elvan ve annesini ahıra kilitledi.Elvan bağırarak ben buradayım okula gitmek istiyorum! desede sesini duyuramadı.Elvan'ın üzüldüğünü gören annesi ahırın arkasındaki tahtalara kürekle vurarak Elvan'ın geçeceği şekilde bir yer açtı.Elvan arkasına bakmadan hızlı bir şekilde görevlilerin peşinden koştu ve sonunda yetişti. Soluk soluğa amcalar ben okumak istiyorum dedi.Dedeside gelmişti yanlarına dede ben okumak istiyorum dedi dedesinin o an öyle bir bakışı vardı ki öfke dolu.Görevliler eve dönüp tutanak tuttullar birkaç gün sonra tekrar geleceğiz dediler.Annesi ile Elvan bu yaptıklarının cezasını gece ahırda kalarak çektiler.Bir insan başka insanların hemde kanından canından bir parça olanların hayatını nasıl karartır?
    Gelini ve torunlarına nasıl şiddet uygular?
    Elvan okula gidebilecek mi?
    Dedesinden gördüğü kötü muamele ve şiddete ne kadar katlanabilecek?Ve daha neler yaşayacak hepsi ve daha fazlası bu kitapta herkese tavsiye ederim yazarımızın kalemi daim yolu açık olsun inşallah 🖋🖊
  • Tamah ve hırsa uyup nefs ile mahkûr olma, Rahâtın zâil olur, nâm-ı meşhûr olma! Sohbet-i ârif-i billâha eriş dûr olma, Saltanat-ı mesned-i dünya ile mağrûr olma!

    **Açgözlülüğe ve hırsa kapılıp nefsin kahrına uğrama. Meşhur biri olma, sonra rahatın kaçar. Allah'ı bilenlerle arkadaş ol, onlardan uzak kalma. Dünya tahtındaki gücünle gururlanma.
  • Doktor Bahaeddin Şakir Bey Artvin'den Erzurum'a hareket etmeden evvel Erzurum Valisi'nden aldığı bir telgrafnamede umumi vaziyet şu suretle izah olunuyordu:
    "Almanlardan ne orada ne de burada zarardan başka bir şey görmedik. Şimdi her biri birer bahane ile İstanbul'a gidiyor. Erzurum'un vaziyetini şüpheli gören Konsolos Lange Bey dahi 1-2 güne kadar arkadaşlarıyla beraber İstanbul'a hareket ediyor.
    İstanbul'dan alınan haberlere nazaran Romanya'nın harbe girip girmemesi ve kimin tarafında harbe gireceği meselesi henüz meşkuktur. Bulgaristan'da harp lehinde galeyan varsa da bunu da neticesi anlaşılamamaktadır. Herhalde Almanya'nın vaziyetine tabidir. Almanlar ise bütün cephelerde pek ağır gitmeye başladılar. Neticeyi artık Allah bilir. Hele bizim tahammülümüz bilmem ne kadar devam edecek?
    Almanlar iyice sıkıştılar. İstanbul sükût ediyor, sorduklarımıza cevap vermiyor, hiçbir şey yazmıyor. Erzurum Cephesi Kumandanlığına Mahmut Kamil Paşa tayin edilmiş, geliyor. Vehip Paşa 9. Kolordu'ya tayin edilmişti. Şimdi ne olur bilemiyorum."