• “Bu dünyada kör olan ahirette de kördür”. Bu dünyada Rabb’i göremeyen ahirette de göremeyecektir.
  • Hakikat basittir. Basit olduğunu ancak kalp gözü olanlar bilebilir. Karmaşayı ise akıl yaratır. Karmaşık hale getirerek, içinden çıkılamaz duruma düşürür. Çünkü akıl yorum yapar, zanlar ile görür ve elindeki bilgilerle değerlendirir. İnsanlar akılları ile hakikat bilgisini karıştırdılar, anlamak istediler ama zanları ile yorumladılar ve o bilgilerin içinde kayboldular.
  • Mekana sığmayan O.
    Ama aynı AN'da her yerden gören O.
    Ne içimizde ne dışımızda ama her yerden kuşatan O.
    Alemlere göklere ve yerlere sığmayan O.
    Ama insan gönlünde sultan O.
  • Abdâl:

    Velayet sahibi zâtların da aralarında mertebeleri vardır. Bunlardan Ahyâr denilen 300 adedinin 7 sine Abdâl denilmektedir.

    "Arifin huzurunda Resul'ün emirierine uymayan ve dolayısıyla da Allah'ın emirlerine uymamış olan bir kimsenin bulunduğunu farzedelim. Bu takdirde bu kimseye, doğru yola hidâyet etmesi için, Arif acaba niçin himmet etmez? Bunun sebebi bütün âlemde, her şeyin ve her olayın a'yân-ı sabite sürerinde ezelde belirlenmiş olandan farklı bir şekilde vuku bulmasının mümkün olmamasıdır. Arif bu ontolojik taayyünün asli değiştirilemeyeceğini bilen kimsedir. Varlığın yapısının derinliklerine nüfuz etmiş olan bir kimsenin gözünde her şey Varlığın tabiatı gereği tesbit edilip belirlenmiş olan yolu izler, onu bu yoldan saptırabilecek hiçbir şey yoktur. Bu bilginin ışığı altında Allah'a âsî bir kimse de gene Allah'ın belirlemiş olduğu yolda yürür. Ve bir Resûl'ün böyle bir kimseyi doğru yola sevketmesi mümkün değildir; çünkü o kimse zâten doğru yolundadır.

    Abdaldan bâzı kimseler Şeyh Abdü'r-Rezzâk'a gelerek dediler ki: "Yâ Abdü'r-Rezzâk! Selâmımızı söyledikten sonra Şeyh Ebû Medyen’e de ki: "Yâ Ebû Medyen! Nasıl oluyor da bize hiç de güç gelmeyen (himmet ve kerâmât) sana güç gelmekte (ve sen bu konuda tam bir zaaf ve acz sergilemektesin)? Hâlbuki biz senin makamın gibi bir makama nail olmak isterdik ama sen bizimki gibi bir makama iltifat dahi etmezsin". Bununla beraber, gerçekte, Ebû Medyen hem bu makama ve hem de daha nicelerine sâhip bulunmaktaydı. Bize gelince, biz zaaf ve acz makamında Ebû Medyenden daha da ileri bir durumdayız. Böyle iken (yâni Ebû Medyenin zaaf ve aczi bizimki kadar dahi değilken bile) bu Abdâllar ona dediklerini dediler. (Bununla beraber Şeyh Ebû Medyenin Hakikat hakkındaki bu derin ilminden dolayı himmet ve kerâmât izhârı konusunda zaaf ve acz sergilemesi de) bu kabilden (bir meseleye apaçık bir misâl teşkil etmekte)dir

    İbn Arabi hattâ bu zaaf hâlinin ya da kendini himmet etmekten alıkoyma hâlinin dahi Arifin kendi iradesiyle gerçekleşen bir hâl olarak alınmaması gerektiğini iddia etmektedir. (Zirâ) Arif-i Billâh olan kendisini tamamen Allah'ın yed-i kudretine terk eder. Eğer Allâh ona himmet etmesini emrederse o himmet eder, eğer ona bunu yasaklarsa o da kendisini bundan alı koyar ve eğer Allah ona her ikisi arasında bir seçim yapmak imkânım tanırsa o gene himmet etmekten kaçınır."

    (Fusus'taki Anahtar Kavramlar)
    Necmettin Şahinler
    Sayfa 16 - kurtuba yayınları, 1. cilt
  • Arif için din yoktur, 2017 yılında İngilizceye çevrilerek tüm dünyada satışa sunulmuş, akademik kaynaklarda büyük ilgi görmüştür.
    Farklı bir bakış açısı, öngörülerinizi ve yaşam biçiminizi kökten değiştirecektir.
  • Tüm dünyada muazzam ilgi gören bir kitaptır. Kitabın türkçesi Ibn-i Arabi, Arif için Din Yoktur kitabıdır ve İngilizceye çevrilerek, Londra'dan tüm dünyada yayınlanmıştır.
    Dünyada bulunan tüm kütüphanelerde, akademik kaynaklarda, ABD Barnes &Noble ve Amazon'da büyük ilgi görmekteri.
  • Fatiha Suresi, Mekke’de inzal olmuştur. 7 ayettir.
    Bir şeyin ismi, o şeyin bilinmesinin, tanınmasının aracıdır. Allah’ın İsimleri’de (Esmau’l Husna) özellikleri itibariyle delalet eden nev’i suretlerdir. Allah’ın sıfatlarına ve zatına delalet etmek üzere kullanılırlar. Varlıklarıyla Allah’ın vechine, taayyun edişleriyle de Allah’ın birliğine delalet ederler. Çünkü isimler (esmalar), Allah’ın tanınmasına, bilinmesine aracılık eden zahir işaretlerdir.
    “Allah” lafzı, mutlak olarak ve olduğu gibi ilâhi zatın ismidir. Ki bu da zatın sıfatlarla muttasıf olması veya muttasıf olmaması itibariyle değildir.
    “Rahman”, herkese hikmetin gerektirdiği şekilde varlık ve kemal bahşeden demektir. Varlıkların varoluşlarının başında sahip oldukları kabiliyetler de bu ismin kapsamına girer.
    “Rahîm” ise, son itibariyle insan türüne özgü manevi kemali bahşeden anlamına gelir. Bu yüzden “Ey dünya ve ahiret Rahman’ı!” ve “Ey ahiret Rahim’i!” denilmiştir. Buna göre “Besmele”nin anlamı şöyledir: İlahi zatın ve bütün sıfatlarla birlikte azamet sahibi Hakk’ın mazharı, genel ve özel rahmeti kapsayan kâmil insaniyet suretiyle başlıyorum, okuyorum. Besmele; İsm-i Azam’dır / en büyük isimdir.
    Nitekim, Allah Rasulu (s.a.v) bu anlama şöyle işaret etmiştir:
    - “Bana bütün sözleri, anlamları kapsayan verildi ve ben üstün ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.”
    Kelimeler, varlıkların hakikâti ve özüdür. Mevcudat Allah’ın kelimeleridir. Hepsi Kün! / Ol! hükmünün eseridir. Nitekim, Hz. İsa’ya (a.s)da “Kelimullah / O’nun (Allah’ın) Kelimesi” ismi verilmiştir. Kur’ân’da: “Meryemoğlu İsa yalnız Rasuldur ve kelimullah’dır (O’nun kelimesidir). Buyrulmuştur.Üstün ahlak ise, varlıkların fiillerinin kaynağı olan hallerinden ve özelliklerinden ibarettir ve bu da kapsayıcı insani oluşla sınırlıdır.
    Burada ince bir husus üzerinde durmak istiyoruz. Şöyle ki: Nebiyler (a.s) hece harflerini varlık mertebelerine karşılık olarak kullanmışlardır. İsa (a.s) ve Emiru’lmumînin Ali (keremallahu vechehu) zamanında, ayrıca bazı Sahabeler devrinde böyle bir kullanıma işaret eden metinler bulunmuştur. Bu yüzden “Varlıklar “Bismillah”ın “ba” sından zuhur etmiştir ” denilmiştir. Çünkü “Ba”, Allah’ın zatına işaret etmek maksadıyla konulan “ Elif ” harfinden sonraki harftir, dolayısıyla “ilk akla” delalet eder. İlk akıl ise, Allah’ın yarattığı ilk varlıktır ve ona şöyle hitap etmiştir: “Bana senden daha sevimli, benim katımda senden daha saygın bir varlık yaratmış değilim. Seninle verir, seninle alırım. Seninle ödüllendirir ve seninle cezalandırırım.”
    Telaffuz edilirken “Besmele” yirmi sekiz harften ibarettir. Yazılırken yirmi dokuz harften oluşur. Kelimelere bölündüğü zaman, yirmi iki harfe bölünür. On sekiz harf, on sekiz bin âlem olarak ifade edilen varlıklara işarettir. Çünkü “Elif”, geri kalan tüm sayı mertebelerini kapsayan tam sayıdır. Dolayısıyla üstünde başka sayı bulunmayan ana mertebedir. Ceberut âlemi, Melekut âlemi, Arş, Kürsü, Yedi gök, Dört unsur ve her biri kendi içinde cüzlere bölünen üç mevalid gibi ana âlemler onunla ifade edilir. On dokuz ile de bu âlemlerle birlikte insanlık âlemine işaret edilir. Çünkü insan, hayvanlar âlemine dahil olsa da şerefi, her şeyi kapsayıcı olması, varlığı sınırlandırması itibariyle kendine has özellikleri bulunan başka bir âlem ve başlı başına bir türdür. Kendisi itibariyle bir burhandır, tıpkı melekler içinde Cebrail’in özel bir konuma sahip olması gibi. Nitekim, yüce Allah “Melekleri ve… Cebrail…” (Bakara, 98) buyurarak onun bu farklı konumuna işaret etmiştir.
    “Besmele” kelimelere bölündüğü zaman ortaya çıkan örtülü üç elifle birlikte harf sayısı yirmi ikiye tamamlanır. Bunlar da zat, sıfatlar ve fiiller itibariyle İlahi Hak âlemine işaret ederler. Ki bunlar, ayrışma sırasında üç âlem, hakikâtte ise Tek âlemdir. Üç elif’in yazıda yer alması. Bu âlemlerin büyük insani mazhara zuhur edişlerine ve ilahi âlemin örtülü oluşuna işarettir.Resulullah’a (s.a.v) “Besmele”nin “ba” sının “elif”i nereye gitti? diye sorulmuş o da “Şeytan çaldı” cevabını vermiştir ve “Besmele”nin “ba”sının “elif”ine bedel olarak “ba”nın uzatılmasını emretmiştir. Bu, ilahi uluhiyetin yaygın rahmet suretinde gizlendiğine ve ancak ehlinin bileceği şekilde insani surette zuhur ettiğine yönelik bir işarettir. Bu yüzden kullanımda “nekre”dir.
    Hadiste, yüce Allah’ın Adem’i kendi suretinde yarattığı belirtilir. Çünkü zat, sıfatlarla, sıfatlar fiillerle, fiiller oluş ve eserlerle örtülüdür. Oluşların kalkmasıyla fiillerin tecellisine mazhar olan tevekkül eder. Fiil perdesinin kalkmasıyla sıfatların tecellisine mazhar olan razı olur, teslimiyet gösterir. Sıfat perdelerinin açılmasıyla zatın tecellisine mazhar olan da vahdette fena bulur. Artık ne yaparsa yapsın, ne okursa okusun mutlak muvahhit olur.
    “Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla…” O halde fiiller tevhidi sıfatlar tevhidinden öncedir. O da zat tevhidinden önce gelir. Rasulullah (s.a.v) secdede söylediği şu dua ile bu üç tevhid mertebesine işaret etmiştir:
    - “Azabından affına sığınırım. Gazabından rızana sığınırım. Senden sana sığınırım.”
    Kur'an sırlarını bilen Ariflere göre, her surenin başındaki Besmele, o surenin bütün sırlarını barındırır. Bir anlam da o Besmele başında bulunduğu surenin yani ev’in (beyt’in) kapısı hükmündedir. Zira anlamlar Besmele ile açılmaktadır. Çünkü Fatihanın ilk ayeti Besmele’dir. Fatihanın anlamı: Açış yapan, açan manasına gelmektedir. Bu beyt herkese (ev) açılmaz. Bana açıldı ve içine girdim. İçinde olanları öğrendim. Bu beyt, bu kitabın kapsadığı bu menzillerin tümünün içinde bulunan hazinelerin bütün anahtarlarını barındırır. Çok yüce ilimler ihtiva etmektedir. Bunu bilen Arif, kâinatın Ondan mevcut olduğunu tahakkuk eder. Allah ile konuşan Arif için Besmele, Hak teala için "Kün = Ol" sözü mesabesindedir.
    "İhlâs" suresi evinin kapısının olmayışına, içine girilmediğine gelince, çünkü bu sure sadece tenzih “zât” isimlerini ihtiva eder. Bu isimlerle ahlaklanmanın da imkânı yoktur. Besmele sütununu meshetmekse, Rahim ismiyle ahlaklanmadan ibarettir.