Geri Bildirim
  • Kâinat satır aralarındadır.

    İbn Arabi
  • Çok çok mutluyum sevgili 1K üyeleri. Bu kitabı okumanın bana verdiği mutluluğu nasıl tarif etmeliyim bilmiyorum, nedenini sonra açıklayacağım, biraz kitaptan bahsedeyim :)

    *okur kaçıran uyarısı :)

    Öncelikle elimdeki kitabın çevirisi Dr. Arif Arslan'a ait, Şubat 2017'de basılmış 1. Baskıdır.

    Kitap beş bölümden oluşmakta:

    Birinci bölüm, Tolstoy'un, Abdullah el-Sühreverdi'nin "Hz. Muhammed'in Hadisleri" kitabından aldığı hadisleri bulunduruyor, hadislerin kaynağı çevirmen tarafından tespit edilmiş olup dipnot olarak verilmiştir.

    Bu bölüm hadis kitabı okuma etkisi veriyor ve birçok hadise zaten aşina olduğumuz için yabancılık çekmiyoruz. "Bu kitap neden gizlenmiş ki" diye düşünebiliyoruz.

    Bu noktada çevirmenin bizlere uyarısı var: "Tolstoy, Müslümanlığı Komünizmin en üst seviyede temsil edildiği ve fikir olarak en kuvvetli olduğu bir zamanda dile getirmişti. O zaman böyle bir işe girişmek için belki de işkence ve idamı göze almak gerekiyordu. Tolstoy işte bunu yaptı." (Sf. 13)

    Bilmelisiniz ki, kitabın asıl ismi "Hz Muhammed'in Kuran'a Girmemiş Hadisleri" olmasına rağmen Arif Arslan bu ismi değiştirmiş ve mevcut bulunan "Hz. Muhammed" ismini tercih etmiş, gerekçe olarak da şunları söylemiştir:

    "Bizce bu isim yanlıştı. Çünkü Kur'an Allah kelamıdır. Hadis ise Hz. Muhammed'in sözleridir. Doğrudur, Hz. Muhammed, seçilmiş bir kuldur ama yine de kuldur. Bu konuda biz de, Tolstoy'un risalesinin isminin "Hz. Muhammed" olarak sunulmasının daha doğru olduğunu düşündük." (Sf. 9)

    Buradan anladığım kadarıyla Tolstoy'un bu ismi verme sebebi Hz. Muhammed'e olan sevgisinin yoğunluğundan ve O'nun (sallallahu aleyhi ve sellem) sözlerini Kuran'a eklenecek kadar yüce görmesindendir. En doğrusunu Allah bilir, seven sevdiğiyle beraberdir.

    İkinci Bölüm, Tolstoy'un Azeri kökenli General İbrahim Ağa ile evli olan Rus asıllı Bayan Yelena Vekilova'nın mektuplaşmalarından oluşuyor.

    Yelena Vekilova, üç çocuk sahibi bir anne olup Hıristiyan'dır. Eşi İbrahim Ağa ise Müslüman'dır. Aile Rusya'da yaşamaktadır. Ve aralarındaki dinî farklılıktan dolayı çocuklarının kimliklerinde hangi din yazması gerektiği konusunu Bayan Yelena Vekilova, Tolstoy'a danışmaktadır.

    Bayan Vekilova gerçekten Tolstoy'un görüşlerini çok önemsemiş ve mektubunda ona "Bizim çok sevdiğimiz hocamız Lev Nikolayeviç!" hitabında bulunmuştur. (Sf. 51)

    Bu bölüm tamamen bu konu üzerine olup dikkatimi celbeden kısımlar şu satırlardır:

    "Bunu söylemek her ne kadar tuhaf olsa da benim (Tolstoy) için Muhammedilik, Haça tapmaktan (Hıristiyanlıktan) mukayese edilemeyecek kadar yüksekte duruyor. Eğer insan, seçme hakkına sahip olsaydı, aklı başında olan her Provoslav (Hıristiyan) ve her bir insan, şüphe ve tereddüt etmeden Muhammediliği; tek Allah'ı ve O'nun Peygamberini kabul ederdi." (Sf. 46)

    "Sofya Andreyevna (Tolstoy'un Arkadaşı): Hangisi daha iyidir? Hıristiyanlık mı, Müslümanlık mı?

    Tolstoy: Benim için açıktır ki, Müslümanlık daha iyidir, daha üstündür." (Sf. 59)

    Üçüncü bölüm Tolstoy'un "İtiraflarım" adlı eserinden alıntıları içermektedir.

    Bu bölüme başlamadan önce Tolstoy'un bir sözü dikkat çekmektedir: "Hıristiyanlığı kabul edemiyorum."

    İtiraflarım kitabı bildiğiniz üzere Tolstoy'un aklının karıştığı ve yaşamın sebebini, Allahın varlığını araştırdığı bir dönemde yazılmış, arayış kitabıdır.

    Dördüncü bölüm Tolstoy'un yazmış olduğu "Muhammed'in Kur'an'a Girmeyen Hadisleri" kitabının orjinal Rusça baskısı; beşinci bölüm ise Bayan Vekilova ile olan mektuplarının Azeri Türkçesi ile yazılmış halidir. Bu bölüm söylenenlere kanıt niteliği taşımaktadır.

    Evet sevgili okur, işte beni çok çok mutlu eden kısım şudur: Tolstoy'un İslamiyeti kabul edişi..

    Bunu kabul etmeyen kesim olabilir, esasen Allah kabul ettikten sonra insanların kabul etmemesinin pek bir önemi yoktur muhakkak. Kabul etmeyenlerin de neden kabul etmediği düşündürücüdür. Zira İtiraflarım'ı okuyanlar bilir ki Tolstoy'un sorduğu soruların cevabı, aradığı şeylerin karşılığı İslâm'da mevcuttur. Bu aşama da bu kişilerin kabul etmeme sebebi, ihtimaldir ki, Tolstoy'u örnek alanların Müslüman olabilir olması.

    İtiraflarım'ı okurken ben, görenler, kitabın ne anlattığını sorduğunda "arayış içinde bir yazar, umarım Müslüman olmuştur" derdim hep. Ve gerçekten bunu çok çok istemiştim. İşte Bu kitap beni çok sevindirdi, müjdeydi benim için.

    Ve görünen o ki, Müslüman olan tek düşünür Tolstoy değilmiş: "Batı'da oldukça ünlü olan ve daha sonra Müslüman olanlar yalnızca bu isim değildi tabi ki. Daha eskilere gidersek, Prens Bismark, Goethe ve benzerleri ile yine bir Rus olan A. Puşkin ve diğerleri de söz konusuydu. Bu diğerlerinden biri de, yazar Alev Alatlı'dan başka hemen hiç kimsenin haberi olmadığı 2000'lerin başında Müslüman olan Rusya Din İşleri Başkanı Polosin'di." (Sf. 11)

    Şimdi aklımda o delice soru: Acaba Tolstoy hangi mezheptendi? :D
  • ..İşte insan, her anı sıfatlara bölerek, hayatın ve tüm insanların güzelliklerini kaçırır. ..Zihnimizde oluşturduğumuz bir dünya var ve asla hakikat olmayan bir dünya. Bir hayal ve gölge dünyası. Bu yüzden durup sadece izlemek ve yargıda bulunmamak gerekir. Gizli bir kibirdir bu. ..Beşerin hiçbir vakit hakiki anlamda adaletli olamayacağı bir gerçektir. Zanlar hakikat olmadığı için, kararlar da adaletli olmayacaktır.

    Muhyiddin İbnü'l-Arabî / Arif için Din Yoktur
  • -III-
    Hızır'ın daimî olarak var olmasına gelince; bu, onun hakikî vücudun özüne ulaşması ve cisimliğinin nurânî melekût veya ahiret âleminin gerektirdiği beşerî pislikten temizlenmiş olarak başka unsurî cisme dönüşmesidir. Sahih hadislerde ve Kur'ân'da belirtildiği şekilde çok letâfetle o, uhrevî ölüm ve fenâyı aslâ kabul etmedi. Bir anda sayısız şekillerde ve çeşitli suretlerde, hissî, misâlî, melekût, ruhânî, ceberût âlemlerinin hepsinde görünebileceği kudretle sıfatlandı. Boğulanların imdadına yetişmesi, helâk olanların kurtarılması, eksik olanları tamamlaması, sapıkların irşâdı, mânevî yolda ve hissî gidişlerde yoldan çıkmışların hidâyeti gibi, Allah'ın ortaya çıkmasını istediği şeyleri yapmaktan kaçınmaz. Hızır, büyük ve küçük pislik ihtiyaç define benzer beşeri eksikliklere duyan maddî dünyevî bir bedenle artık mevcut değildir. Birbirine ters cezâlara davet eden, cezâların ortadan kalmaksızın kabulüne rıza gösteren ve bedenini dâimi olarak yok edendir. Bazı Salihlere bazı vakitlerde fiziksel bedenle olmayı gerektirmeyen sûrette görünendir. Şüphesiz melekler ve kâmiller, Cebrâil'in (a.s.) Dıhyetü'l-Kelbî sûretinde göründüğü gibi, Allah'ın "Ona tâm bir insan olarak göründü"[41] demesindeki gibi Meryem'e bir başka sûrette görünmesi gibi bütün âlemlerde misâlî hissî sûrette görünürler. Hızır da, bu sıfatla sıfatlanmasıyla misâlî ve hissî sûretlerde kendini gösterir. Ârif de onu görür ve gördüğünü tanır. Hazratlardan herhangi bir hazrattaki görünmesi böylece bilinir. Ârif olmayan onun ilk fiziksel bedeniyle mevcût olduğunu zanneder. Hatta misâlî sûretleri müşahede eden bazı sâlihler, müşâhede ettiklerinin (Hızır'ın) inanışlarına göre her beş yüz senede bir görüldüğünü ve dişlerinin dökülüp yenilendiğini zannederler.
    O halde bunun bir tek şahısa mahsûs olmadığı bilinsin. Aksine, bu sulûkta (yolda) yürüyen ve kemâle ulaşan herkese Celâl ve Kemâl Sâhibi Hakk ona tecelli eder. Böylece O, karanlıkların kaynağında Hayat Suyu'nu içer. Ebedî olarak yaşayan ve hazaratsal sermedî varlıkla var olan olur. Câhillikle ölmüş nakıs nefisleri kemâle erdirme esnasındaki diriltme ve manevî diriltmeye yönelik onları kemâle irşâd etmesi yönünden o, İsâvî meşreb güce sâhip olur. Hissî dirilme yönünden, üflemekle Yezîd-i Bistâmi'nin karıncayı diriltmesi gibi, aynı şekilde tabiî ölümle ölmüş olanın diriltilmesini gerçekleştiren odur. Hızır'ın bu anlamı hakkında Hakk'ın şehâdeti vardır; Allah Teâlâ'nın şu sözüyle ona şehâdet etmektedir: "Katımızdan ona bir ilim öğrettik."[42] Sıfat melekesinde ona benzeyen bir başkası yoktur. Allah rahmet etsin! Muhakkik Şeyh Evhadu'd-Din (Kirmânî) şöyle der:
    "Güneşin, ayın ve dolunayının anlamları biziz,
    Bizim maksadımız "Kûn fe Kânî"dir;
    Çünkü su ve toprağın karanlıklarını aştık,
    Biz hem Hızır, hem su mekânındayız."
    Söylediğimizin ve savunduğumuzun hakikatini, hakkında belirlediğimiz bu anlamı, ancak Bâtın ve Zâhir deryasının dalgasına kapılmayı isteyen inanan kişi bilebilir ve keşfedebilir.
    Bu da Bâtını ve Zâhiri birleştiren, Rabb'inin denizinden içmek için kalbini bardak edinen kişinin tevhîdidir. (Hızır'ın) çocuğu öldürmesi, Nefs-i Emmare'dir; anne ve babanın hayatını kurtarması, rûh ve kalptir; gemiyi parçalaması, riyâzette ve müşâhededeki bedendir. Rûh ve kalbi geliştirmek, imkân yerinde onların kuvvelerini tamamlamak için gizli ilimler ve bilgiler hazinesinin gerçekleştirdiği tevhîd duvarını ikâme etti; rûhu ve kalbi Rahmân hazratından görünür hale getirdi ve açığa vardı. O böylece küçük insanî nüshada olduğunda zevkî ilme ve irfâna sahip olduğu bu iki âlemin uygunlukları ve iki nûshanın mutabık oluşları sebebiyle, büyük âlemde olan şeyleri bilmesi de aynı şekilde zevkî ve vicdânî ilimledir.
  • Muhyiddin Arabi'nin düşüncelerine ilişkin ilginç bir kitap. Eserlerinde oldukça simgesel bir dil kullanmış olan Muhyiddin Arabi'nin yapıtlarını okumuş olan veya okumayı düşünenlere özellikle öneririm.
  • Arkadaşlar konu dışı ileti için özür. Artık sabredemedim. Yani neden bu kadar din tartışması yapılıyor? İnsanlara inançlarınızı, fikirlerinizi empoze edince elinize ne geçiyor anlamıyorum. Kendinizi hakikate ulaşmış ve diğer insanları aydınlatmaya çalışan bir kandil olarak mı görüyorsunuz? Bırakın isteyen istediğine inansın. İsteyen armuta bile tapabilir, kime ne? Adınız Münker veya Nekir değil ise insanları sorguya çekme hakkınız da yoktur değil mi. Din konuştuğunuz değil yaşadığınız şeydir... Başkalarına değil kendi hakikatinize arif olunuz. Saygılar.
  • Arif için din yoktur:

    Muhyiddin İbn-i Arabi