Keşke -demişti sonradan Okeanov- keşke herkesin hayatının zor olduğunu, herkesin kendi başının çaresine baktığını, ortalığı karıştırmayı bırakıp kendi yolunu çizmesi gerektiğini düşünebilmiş olsaydı.
Vazgeçebileceğimiz yüklerimizden biri, mükemmel bir hayatın mümkün olabileceği fikridir. Bu, hayatlarımızın kaçınılmaz biçimde yetersiz ya da kusurlu olduğu anlamına gelmez. Aksine, hayatımız her türlü mükemmellik fikrinden daha zengin ve daha anlamlıdır. İyi hayat, yaşamış olabileceğimiz ya da yaşayabileceğimiz bir hayat değil, halihazırda sahip olduğumuz hayattır. Bu konuda kediler bize öğretmenlik yapabilirler, zira onlar yaşamadıkları hayatlara özlem duymazlar.
Sorun onlara, her birine tek tek sorun bakalım mutluluktan ne anlıyorlarmış? Ah inanın, Kolomb amerikayı keşfettği anda değil, onu keşfederken mutluydu. İnanın, mutluluğu belki de yeni dünyayı keşfetmeden üç gün önce doruğa çıkmıştı, umutsuzluğa kapılan adamlarını gemiyi Avrupaya döndürmek üzereyken kararlarından vazgeçirdiği anda… önemli olan yeni dünya değildi, yerin dibine batsındı yeni dünya! Neredeyse yeni dünyayı görmeden neyi keşfettğini anlamadan ölmüştü Kolomb. Önemli olan yaşamdır, yalnızca yaşam… onun keşif süreci, sürekli ve bitmek tükenmek bilmeden yaşamı keşfetme çabası, yoksa keşfetmiş olmak değil…
Kitabımı, gergefimi ve yarım mektubumu size bırakıyorum. Kalbinizle kalanını tamamlarsınız. Benim söylememi istediğiniz, ama benim size söylemediğim ne varsa, onların yazıldığını düşünün bu yarım mektuba.