Dilan Aydın

Yollar da tıpkı insanlar gibi ölürler: Uzayıp gider ya da birdenbire kesilirler. Benimle kal. Sen olmak istiyorum. Bu yanıp tutuşan ülkede tek gölgemiz kelimeler.
Şiir
Arap bir çoban Siyon dağında keçisini arıyor ve karşı dağda ben oğlumu arıyorum. Bir Arap çobanla Yahudi bir baba, başarısız şimdilik her ikisi de. Seslerimiz aramızdaki vadide Sultan Havuzu'nun üzerinde buluşuyor. Engellemeye çalışıyoruz, ben oğlumun, o keçisinin, Had Gadya çarkına kapılmasını. Sonra, çalılıklarda bulduk onları; ağlayan, gülen seslerimiz dönüp geldi tekrar içimize. Bir çocuğu, bir keçiyi aramak bu tepelerde eskiden beri başlangıcı olmuştur yepyeni dinlerin.
Ve sen. sadece yüzleri anımsayan sen. unutma uzanan elleri, sessizce koşan ayakları, sözcükleri. Unutma: korkunç savaşlara gidenler de bahçelerle pencerelerin, oyun oynayan çocuklarla havlayan köpeklerin önünden geçerler giderken savaşa. Yerde yatan meyvaya yapraklarıyla dallarını hatırlat, yırtıcı dikenlere bahar aylarında yeşil ve yumuşak olduklarını hatırlat, ve unutma. bir yumruk da açık bir el ve beş parmaktı bir zamanlar.
Şiir
Biliyorum onun bildiğini. Bilmediğini sanıyorlar ama, yanılmayın, biliyor. Yüreğim yırtılıyor bu oyunu oynamaktan Ve geceye akan kanlar Kırk iki yıllık hayatımın üzerinde yırtılan Kâğıdın çığlığı gibi bir çığlık duyuyor Geniş bir sarmaşığın altında, Arka bahçesinde bir evin Hinnom Vadisinde. "Kar denli beyaz oldu saçları İçi tümüyle yandığında" Demişti yaşlı bir kadın.
Şiir
“Simgelerin, sembollerin, rüyaların, düşlerin arasından sıyrılıp gerçeği anlamak! Ne kadar konformistsiniz, zaten bunlarla ulaşabiliriz gerçeğe...”