Yollar da tıpkı insanlar gibi ölürler: Uzayıp gider ya da birdenbire kesilirler.
Benimle kal. Sen olmak istiyorum.
Bu yanıp tutuşan ülkede tek gölgemiz kelimeler.
Arap bir çoban Siyon dağında keçisini arıyor
ve karşı dağda ben
oğlumu arıyorum.
Bir Arap çobanla Yahudi bir baba,
başarısız şimdilik her ikisi de.
Seslerimiz aramızdaki vadide
Sultan Havuzu'nun üzerinde buluşuyor.
Engellemeye çalışıyoruz,
ben oğlumun, o keçisinin,
Had Gadya çarkına kapılmasını.
Sonra, çalılıklarda bulduk onları;
ağlayan, gülen seslerimiz
dönüp geldi tekrar içimize.
Bir çocuğu, bir keçiyi aramak
bu tepelerde eskiden beri
başlangıcı olmuştur yepyeni dinlerin.
Ve sen. sadece yüzleri anımsayan sen.
unutma uzanan elleri,
sessizce koşan ayakları,
sözcükleri.
Unutma: korkunç savaşlara gidenler de bahçelerle pencerelerin,
oyun oynayan çocuklarla havlayan köpeklerin
önünden geçerler giderken savaşa.
Yerde yatan meyvaya yapraklarıyla dallarını hatırlat, yırtıcı dikenlere bahar aylarında yeşil ve yumuşak olduklarını
hatırlat, ve unutma.
bir yumruk da
açık bir el ve beş parmaktı bir zamanlar.
Biliyorum onun bildiğini.
Bilmediğini sanıyorlar ama, yanılmayın,
biliyor.
Yüreğim yırtılıyor bu oyunu oynamaktan
Ve geceye akan kanlar
Kırk iki yıllık hayatımın üzerinde yırtılan
Kâğıdın çığlığı gibi bir çığlık duyuyor
Geniş bir sarmaşığın altında,
Arka bahçesinde bir evin
Hinnom Vadisinde.
"Kar denli beyaz oldu saçları
İçi tümüyle yandığında"
Demişti yaşlı bir kadın.