• Tarihin son derece ibrete şayan garipliklerinden biridir ki; kilise bütün bu şiddetleri (fikir hürriyetini ortadan kaldırmak, gelişmeyi red ve inkar etmek) Hristiyanlık dini ve ahlaki akideleri adına yaptığı halde, esasen savunduğu bazı prensiplerin ve hele teferruatının, Hz. İsa'nın dini ile alakası yoktur.
    Hristiyanlığın vahşice denilecek bir şiddetle savunduğu ve muhafazaya çalıştığı maddeler, Hristiyanlıkla hiçbir ilişkisi olmayan Aristo'nun bir kısım fikirleri ile Batlamyus'un ileri sürdüğü görüşlerdi.
    Astronomi ve kainat hakkında putperest Batlamyus gibi düşünmeyen bir kimse kilisece kafir sayılıyordu. Hristiyanlığın inanç esasları denilebilir ki, Aristo'nun doktrinine dayanıyordu. İlk kuvvet ile heyula'nın ayrı ayrı ve her biri müstakil ve ezeli birer varlık olduğunu kabul eden felsefi seneviyeciliğin piri sayılan müşrik Aristo, Hristiyanlığın ikinci İsası mertebesine çıkarılmıştır. Aristo'ya itiraz etmek, Hristiyan akidelerini inkar sayılıyordu.
  • Kelimeyi siyasî bir deyim olarak kullanan Yeni-Aristocular'a göre hep devri bir hareket söz konusudur. Ülkeler dâima aynı hükümet şekillerini tekrarlar. Başka bir deyişle, sitelerin zaman zaman tercih ettikleri yönetim tarzları vardır. Yâni yeni bir hükümet şekli icad edemezler. "Hükümet şekillerinden ilki, tabiî olarak kurulan monarşidir. Monarşi krallığı doğurur. Krallığın bozulmasından istibdat doğar. İstibdatın sona ermesi ile aristokrasi sahneye çıkar; aristokrasi umumiyetle oligarşiye inkılâb eder. Topluluk, yöneticilerin adaletsizliklerine son verince demokrasi kurulur. Demokrasinin yozlaşması
    oklokrasiye zemin hazırlar. İşte hükümetlerin tâkib ettiği revolution (devrî hareket) budur. Ülkeler hep aynı yoldan geçer, dâima hareket noktalarına dönerler.
    Cemil Meriç
    Sayfa 113 - İletişim Yayınları (21. Baskı, 2012)