• Bir psikiyatrın başından geçenler...
    Aah ah uzun yıllar önceydi.
    O zamanlar masturbasyon henüz keşfedilmekteydi.
    Yüzümde sivilceler, her biri patlayadursun, susuz bir köpek gibi içmiştim bu kitabı.
    En büyük hüznüm hediye olarak vermekti bir arkadaşıma. Geri gelmedi.
    Salaklık baki...
    Hayat acıdır ile başlıyordu bu güzel.
    Doktor ama ne doktur! Ruh doktoru!
    Hastalarla ilişkilerinden, spiritüel yolculuğunda elde ettiği deneyimlere kadar adamı bindiriyor trene, inme diyor.

    İnme geldi be adam! Ölecektim az daha!
  • Herkesee merhabaaaaa
    Geçen gün arkadaşımla buluştum. Kendisi kitap okumayan birisi ama kitaplardan konuştuk tabii ki de :D
    Bir süre sonra konu öyle bir yere geldi ki düşünmek zorunda kaldım.
    Sen zaten incelemelerini yazınca onu kitap okuyan insanlar görüyor gibi bi' düşünesi var ki bu da doğru.

    Burada herhangi bir kitap hakkında inceleme yaptığımda zaten okuyan insanlar incelememi görüp en fazla o kitabı okumalarını öne çekiyorlar.
    Peki beni de bildiğiniz gibi kitapların hayatı aydınlattığını düşünürüm ve birçok insanın kitap okumasını, kitapları sevmesini canı gönülden isterim.

    Burada yaptığım incelemeler,kurduğum etkinlikler kitap hediye etmeler,Youtube'a video çekmem gibi...

    Ve az önce aklıma bir fikir geldi. Bizler zaten okuyan insanlarız değil mi? Ee biz kendi aramızda birbirimize mi "kitap oku!" diyeceğiz? Biz zaten kitap okuyan insanlar değil miyiz :D

    O yüzden de benim düşüncem şu: her birimiz eşi,dostu,arkadaşı,kardeşi kim olursa olsun "kitap okumayan" bi' tanıdığına #sendekitapokurmusun etiketiyle x arkadaşıma,xkardeşime hediye ediyorum diye paylaşsa?
    İnstagram,facebook ya da twitter bu etiketi bütün sosyal medyalarda kullanmaya başlasak ve belki bir kişi bile kitap okumayı sever bu sayede.

    Ne diyorsunuz yapalım mı :)
  • Benim başucu kitabım dediğim kitap budur !
    Tam bir "farkındalık ve dönüşüm" kitabı.
    Bir çok yakın arkadaşıma hatta yeni tanıştıklarıma tereddütsüz alıp hediye ediyorum :)

    Kitap için büyük bir efsanem var hatta. Bu kitap kişi hazır olmadan kendini okutturmuyor.
  • Motorlu kuşu henüz bir çocukken, en sevdiğim arkadaşım doğum günümde hediye etmişti. Aradan 15 yıl geçti kitabı tekrar okudum. Eskiden eğlenceli ve farklı bir kurgudan ibaret olan hikayeyi şimdi okuduğumda günümüz dünyasının içinde bulunduğu tehlikeye karşı uyarıldığını gördüm. Bu sefer ben aynı arkadaşıma doğum gününde aynı hikayeyi gönderdim. Teknoloji bağımlılığının son raddeye ulaştığı günümüzde biz 'büyüklerin' de kitaptan çıkaracağı dersler olacağını düşünüyorum.

    Kitaptan bahsedecek olursak içinde 5 tane hikaye barındırıyor. Tabi ki en derini Motorlu Kuş. Bu kitabın fazla bilinmemesi beni çok üzüyor belki Anderson yazsaydı daha meşhur olabilirdi. Çocuk kitaplarına ilgili bir okur olarak benim en güzel ve faydalı bulduğum kitaptır.

    Gelelim Motorlu Kuş'a. Hikayenin başında iki çocuk çıkıyor karşımıza. Renk renk, çeşitli binlerce kuşun toplanmış olduğunu görüp avcılık duyguları depreşiyor. Ancak bilmedikleri bir şey var bu kuşlar çok önemli bir konu için bir araya gelmişler ve kaçmaya hiç niyetleri yok. Çocukları kovalayıp konseye kaldıkları yerden devam ediyorlar. Toplanma nedenleri yavru bir kırlangıç.
    Bu genç ve tecrübesiz kırlangıcımız annesinin sözünü dinlemeyip otokuşların yanına gidiyor. Otokuşlar kanatları gelişmemiş olduğu için vücutlarına sarılı motorla uçabilen kuş türü olarak kurgulanmış. Kahramanımız bu otokuşları yemek için yaklaşan yaratığı onlara haber veriyor. Bu yaptığı iyilik karşısında otokuşlar kırlangıcımıza ihsanda(!) bulunup motor takıyorlar. Artık kırlangıcın uçmak için yapması gereken tek şey motorun üzerindeki kuvvet levhasına gagasıyla peş peşe vurması. Yeni bir isim de veriyorlar ona: Motorlu Kuş. Yuvasına gidip annesine gösterdiğinde annesi çok üzülüyor. Motorlu kuş ise artık daha hızlı uçup zamandan tasarruf edebileceklerini hatta tüm kuşların bu motorlardan takması için kuş konseyine gideceğini söylüyor. Annesinin sorduğu soruya verecek cevabı ise bulamıyor: peki biz boş zamanlarımızda ne yapacağız?

    İşte teknoloji bu vaatle girmişti hayatımıza. Elbette çok faydalıydı, kısa sürede elimiz ayağımız oluverdi. Mesela bir çamaşır makinesi ne kadar hızlı yıkıyordu çamaşırları hem de hiç yorulmuyorduk. Ama yıkanan çamaşırları alıp asmaya bile üşenir olmuştuk neyse ki yetkililer sesimizi duyup çamaşır kurutma makinası da icat ettiler. Sonra akıllı telefonlar hayatımızı kolaylaştıracaktı, bir sürü faydalı uygulama vardı. Üzülerek söylüyorum ki 1k da bile bazen kitap okumaktan fazla zaman geçiriyorum. Nur içinde yatsın tasarruf ettiğimiz bereketsiz zaman.

    Hikayemize geri dönelim neyse ki kuş beyinli kuşlarımız bizden daha akıllıymış. Motorlu kuşun "ımı bı şıkıldı zımındın tısırrıf yıpıcız" sözüne güvenip diğer kuşlara da motor takmamışlar. Motorlu kuşun 6 ay boyunca motoru kullanmasına ve 6 ay sonra tekrar toplanıp faydalı olup olmadığına bakmaya karar vermişler.
    Şimdi 6 ay sonrasına gidiyoruz. Görünürlerde motorlu kuş yok. Biraz bekliyoruz. Uzaktan yokuş çıkan kamyon gibi tıngır mıngır gelen bir şey görüyoruz. İlk bakışta tanıyamıyoruz motorlu kuşu çünkü çok değişmiş. Kanatları kullanmamaktan güdükleşmiş, bedeni motoru et ile kavramış artık motor olmadan uçmasının imkanı yok. Kuvvet levhasını gagalamaktan gagası özelliğini kaybetmiş artık ne solucan tutabilir ne başka bir şey. Boynundaki bazı kaslar gelişmiş ve kalınlaşmış başını sağa sola çeviremez olmuş. 6 ayda 15 aylık yaşlanmış.
    Hikayenin son kısmını okuduğumda akıllı telefon kullanmaktan parmak yapısı değişen arkadaşım gelmişti aklıma. Uzmanlar da aynı şekilde gelişme çağındaki çocukların akıllı telefon ve tabletler yüzünden omurga yapısının geri dönüşümsüz zararına karşı uyarıyorlar.

    Hikayeden uzun bir inceleme yapmış olabilirim. Zamanınızı çaldıysam kusuruma bakmayın. Son olarak hikaye konsey başkanının şu sözüyle bitiyor:
    -Bu olayı tüm kırlangıçlara duyurun, düşmesinler tuzağa.
  • "Hayat keder ve neşesi arasında bize terazi görevi yükler."der yazar.

    Çoğu zaman ne için yaşıyorum sorgusu halinde iyi-kötü, güzel-çirkin, dostu-düşmanı... emeği, çalışmayı, evlenmeyi, çocuğu... ve daha birçok çetrefilli düşünceler halinde yaşar gideriz. Ereriz ermesine de çoğu zaman yorgun oluruz.

    Size 60 sayfada hayatı özetleyecek bir kitap var deseler, hayat destanlara, romanlara sığdıramazken 60 sayfada neymiş deriz.

    Bir bilge için hayatın özeti çok sözde değil, az söz çok duygudadır. Cibran söyle bir başlangıç yapıyor kitaba; kasabasını terk etmeye hazırlanan bir bilge ve onu uğurlamaya gönlü razı olmayan kasaba halkı arasında geçen konuşmalarla. Veda ederken yapılan dolu dolu dimağda tad bırakan konuşmalar gibi bir sohbet başlıyor. Madem gideceksin bize hayatı anlat derler. Ve her bir soru bilgenin ağzından atasözü gibi az öz yol gösteren bir hayatı anlama şölenine döner.

    Bir kaç alıntı ile devam etmeliyim bu noktada.

    Sevgiye dair;

    "Aranızda sevme gücünün uçsuz bucaksız olduğunu hissetmeyen var mı?"

    Öğrenmeye dair,

    "Doğruyu buldum," demeyin, bunun yerine "bir gerçeği buldum," deyin.

    Kendini bulmaya dair;

    "Yolumda yürüyen ruhu gördüm."

    Evlere dair;

    "Hayalinizde kırlara çardak kurun, kent surları içinde bir ev inşa etmeden önce."

    Evliliğe dair;

    "Birbirinizi sevin, ancak sevgiyle zincirlemeyin kendinizi. Bırakın, ruhlarınızın kıyıları arasında hareket eden bir deniz olsun aşk."

    "Bir arada durun, ancak çok yakın olmayın birbirinize. Zira tapınağın sütunları ayrı durur ve meşe ağacı ile servi büyümez birbirinin gölgesinde."

    Alıntı yapmak gerekirse tüm kitabı buraya tekrar yazmak gerekiyor. Ara ara dönüp hayatınıza bir saatlik değil, ömürlük anlam katmak icin başucu kitabı olacak fiks bir eser.

    Sohbet havasında aforizmalarla destekli dolu dolu bir kişisel gelişim kitabı. Insan hayatta en çok kendini anlamaya ve anlatmaya harcar enerjisini bunun için birçok yol dener ve çoğu zaman yorgun olur. Yorgunlugunuza ilaç gibi gelecek bir sohbet ile ermiş olmaya nedersiniz?

    Yılların eskitemedigi şarap misali gittikçe kıymetlenen bu eseri okumakta gecikmeyin.

    Biraz kendimden bir şeyler katıyorum bu incelemeye çünkü anlamlı kılan sadece kitap değil, onunla gelişen olaylar.

    Ilk tanışmam tesadüf olsada ikinci okumamda bir hediyeyle anlam katan arkadaşıma da canı gönülden teşekkür ediyorum. :) Içinde sübliminal mesaj var diyip hediye etmişti. Hayatın her alanından mesaj var ben mesajı aldım. Hediyelik muhteşem bir eser olarak aklınızda bulunsun. :)

    Keyifli okumalar!
  • Kitabı birkac saatte okudum ve bitirdim. Akıcı olmasına ve çok rahat okunmasına sözüm yok. Ancak bende ilk gençlik çağını yani o güzel lise yıllarını yaşayan dönem için yazılmış bir kitap izlenimi bıraktı. Bu kitabı o yıllarımda okumuş olsam çok sevebilirdim. Ama bu yaşımda bana hitap etmedi. Kısaca başlamış bulunduğumdan bitirmek için okunmuş bir kitap olarak ve ilk fırsatta genç bir arkadaşıma hediye edilmek üzere kütüphanemde yerini aldı.
  • Bu inceleme, kitabı bana Kitap Paylaşma Etkinliği ( #31517587) kapsamında hediye eden Burak Bey'e ithaftır. Aldığım hediye kitapların içinde en güzellerinden.. Teşekkür ederim :)



    Siteye kaydolmama vesile olan kitaptır Yedi Güzel Adam. "Yedi Güzel Adam kim yahu? Herkes onları konuşuyor" derkeeenn bir bakmışım buradayım. Aslında etkinliği ( #31574561) kayıt olduğum ay olan Kasım'da mı yapsaydım, bilemedim. Hem ne demişler: "Kasım'da aşk, başkadır." :D

    İnternette şiiri okurken kısa bir şey sanmıştım da oku oku bitmemişti. Hiçbir şey de anlamamıştım şiirden. Hatta bi arkadaşıma "şunu bi okusana" dediğimde bana "bu ne biçim şiir?" demişti. "Ya anlamıyoruz ama altında çok derin manalar yatıyor" dediğimde de gülüp "başkalarına sorsan, onlarda diyecekler bu şiirin çok garip olduğunu. Ama sana sorsan 'anlamıyoruz ama çok anlamlı.' " demişti.

    Hakikaten babam da der hep bana: "normal insanlar gibi ol." Ama ben olamıyorum :D Her şey fazla anlamlı değil mi sizce de? :D

    Kitaba gelince.. Kitaba gelinmiyor :D Çünkü anlaşılmıyor. Çoğu zaman okumuş olmak için okumak zorunda kalıyorsun. Ama yinede yarım bırakmıyorsun, bırakamıyorsun çünkü çıldırtan bir uyum ve güzelliği var..

    Kitap bir yönüyle bana Risale-i Nur'u anlattı. Bilen bilir. Risale'ler de ilk okuyuşta anlaması zordur. Okudukça açılır. Bu kitapta okudukça açılacak gibi. İlk okuyuşta "o neydi gız" şaşkınlığı bırakıyor. Bir yönüyle de Risale'den farklı. O da şu ki, Risale-i Nur'un müellifi Said Nursi, döneminde kullanılan Türkçe ile yazdığı için, kitap o kadar kapalı kalmış. Yani Zarifoğlu gibi, anlatımı özellikle muğlak hale getirmek istediğini sanmıyorum. Cahit'cim Zarifoğlu ise adeta anlaşılmamak için uğraşmış. :))

    Yinede üstün zekâm sayesinde anladığım bazı yerler oldu. :D Ya da anladığımı zannettiğim. Bunlardan birkaç örnek vereyim:

    - 29. Sayfa da Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ebubekir, Ömer ve Osman Radiyallahu Anhum arasında geçen hadisenin anlatıldığını zannediyorum:

    "Dağ bu
    Yılanla kımıldanırdı
    Yılanla kımıldanırdı

    Yedi güzel adamdan biri
    Bir gün bir dağ göreni
    Durdu değmeden bilmeden devinirken
    Durdu durdu seyreyledi

    Sordu:
    dağ nicesin
    günde mi gecede misin
    geçmişte şimdide
    yoksa gelecek bir düşte misin

    Dağ serpildi
    Atıldı yeniden yer tuttu
    İlk kez yılanla kıpırdanmadı"

    Kaynak olarak şu iki hadis-i şerif'i sunacağım:

    1) “Uhud öyle bir dağdır ki, o bize muhabbet eder, biz de ona muhabbet ederiz”
    (Müslim, Hac, 504)

    2) Bir gün Habîbullah Efendimiz, EbûBekir, Ömer ve Osman radiyallahu anhum, Uhud Dağının üzerine teşrif edince, Uhud Dağı onların aşkıyla çoşar ve sallanmaya başlar. Bunun üzerine Rasûl-i Kibriyâ sallallahu aleyhi ve sellem, kadem-i şerifi ile uyararak, onu teskîn için şöyle buyurur: “Sâkin ol ey Uhud! üzerinde bir peygamber, bir sıddîk ve iki şehîd var.”
    (Tirmizi, Menakıb, 18)

    - 32. Sayfada Yedi Uyur olarak bilinen Ashab-ı kehf'in anlatıldığını düşünüyorum:

    "Yedi adamdan biri
    Bir gün bir dağ göreni
    Yeni bir soluk çekti içine
    Değişti aynı kalarak
    İndi kente
    Dağıyla
    Esen başı"

    Bakınız: https://sorularlaislamiyet.com/...adisler-hangileridir

    - 37. Sayfada Arşın Gölgesinde Gölgelenecek Yedi kişiden birisinin anlatıldığını görüyorsunuz, ya da belki Yusuf aleyhisselam'ı..

    "Sen melek uyarmalarıyla
    Uyarılan erkek
    Bu gece bir şehvet azarladın
    Hayvan kovdun
    Yatağını yüceltenlerden oldun"


    1) Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teala, yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:
    ...
    - Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine "Ben Allah'tan korkarım" diye yaklaşmayan yiğit,
    ...
    (Buhari, Ezan 36, Zekat 16, Rikak 24, Hudüd 19; Müslim, Zekat 91. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 53; Nesaî, Kudat 2)

    2) Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek 'Haydi gelsene!' dedi. O ise, 'Allah’a sığınırım, çünkü o (kocan)...bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler.' dedi.

    - 100. Sayfada İbrahim aleyhisselam'ın ateşe atılıp yanmadığı hadisesi:

    "Tanrı adıyla renk değiştiren mavileşen ateşe
    Örtü yayıp otururlar ateşten ateş ve yanmazlar
    Güvercin teslimiyeti içinde
    Bakın istiyorsak"

    ° ° ° °

    Anladığım kadarıyla, bu Yedi Güzel Adam ifadesi sadece Sezai Karakoç, Rasim Özdenören vd için değil, ayet ve hadislerde bahsedilen yedişerli gruplar için de kullanılmış. Tam bir ince zekâ ürünü. "Akşam Sofrasında Yedi Kişilik Bir Aile Oyunu" başlığından sonra sahneye Abdulhamid Han'ı almış. Sanıyorum ki onu da Yedi Güzel Adam'dan bilmiş Zarif Şair.

    Hoşuma giden birkaç alıntıyı da buraya bırakıyorum:

    » Güzelin düşmanı güzel olur
    Güzelin yari güzel olur
    (12. sf)

    » Halk aşksızsa sokaklar
    banka dükkanlarıyla doludur
    (35. sf)

    » Yanıldım avrupalanmakla çün bizde
    Kadını kelimeyle kurarlar saklarlar örtülerle
    (93. sf)

    » Sürüyü çobansız bırakan çobanın
    Hep içilmez sulara varan koyunların
    (110. sf)

    » Her doğdu
    Bir ölendi
    (119. sf)


    Son olarak Cahit Zarifoğlu'nun ağzından bir itiraf duyacaksınız:

    » » 121. Sayfa

    - eyeski sevdiklerim -

    Sizi şaşırtıyorum. Sanatım
    Fakat ben korkutuldum

    Bana öyle geliyor ki Zarifoğlu (hayat hikayesini fazla bilmiyorum) geçmişinde kalan ("yanıldım avrupalanmakla" 93. sf) kişiler tarafından, gelecekte olmak istediği yaşam şekli yüzünden tehdit edildi. Bu yüzden anlatacaklarını mümkün oldukça kapalı anlatmaya çalıştı. Bu sadece bir tahmindir. Elbette en doğrusunu Allah bilir.

    Okuduğunuz için teşekkür, okumanız için tavsiye ederim Bol yıldızlı, hayırlı geceler dilerim.
  • Bu kitabı birkaç yıl önce doğum günümde arkadaşım hediye etmişti. Ve doğum günüme bir gün kala bu kitabı bitirip incelemeyi de buraya bırakıyorum. :) Kitabı hediye eden arkadaşımla ortak noktamız Bosna Hersek'ti. Çünkü ortaokul ve lise dönemimizde 23 Nisan'da ülkemize gelen Boşnak öğrencileri evimizde misafir etmiştik. Boşnak arkadaşıma yaşadıkları savaşla ilgili sorular sormuştum. Bana dayısının ve büyükbabasının savaşta öldüğünü söylemişti. Çok üzgün bir şekilde anlattığını hâlâ çok iyi hatırlıyorum. Kitapla tanışmam ve kitabı seneler sonra tekrar dikkatle okumam bunlardan kaynaklı...
    Leyla, doğumundan gençlik yıllarına kadar ailesinin yanında çok mutsuz günler geçiren bir kız, bu mutsuz günler onun hayata karşı güçlü olmasına yol açmış ve insancıl, önyargısız bir insan olmasını sağlamıştır. Ancak bir süre sonra savaşın başlamasıyla hayatı altüst olan Leyla'nın hindi çiftliğine götürülmesi sonucu orada yaşadıkları daha doğrusu orada olan bütün kadınların maruz kaldığı iğrenç tecavüzler, tecavüz kampı kelimesinin korkunçluğu, işkenceler, dayaklar, tekmeler, aç ve susuz kalmalar insanın nasıl bu kadar iğrençleşebileceğinin bir göstergesi.
    Sayısız kadının maruz kaldığı insanlık dışı bir sürü olay, kadınların hayatlarının nasıl karartıldığı ve kadınlarda yaratılan psikolojik travmalar insanı son derece her şeyden nefret ettiriyor. Bir insan nasıl bunları yaşayıp hayata tutunabiliyor diye şaşkınlık içinde kalıyorsunuz. Çünkü her şey tam bir kâbus...

    Ve Leyla'nın hayat ışığı oğlu Zoran... Günün birinde yaşadığı her şeyi ona anlatacak. Yalnız onda intikam duyguları uyandırmadan...
  • Hesse deyince yüreğim dağlanır, oturup sohbet etmeyi ne de çok isterdim hayıflanmalarıyla okurum hep kitaplarını.. Arayışlarının içtenliği, ruha, sevgiye doğru yolculuğu, kendini bulmaya dair sorgulayışları, psikolojik tahlilleri ile yeri çok ayrı ve özel bir yazar.

    11 öyküden oluşan; 3'ü Behçet Necatigil 8'i Kamuran Şipal'in çevirisiyle bezeli bir kitap. Doğa betimlemeleri şöleni ile karşı karşıya kaldım , birçok çiçek isimleri( yakan sevda, hanım kalbi, kokan kibir..) , ağaç isimleri öğrenme imkanıyla ormanda gezintilere çıkmanın tadına vardım lakin yeri geldi bu betimlemelerin yoğunluğundan sıkılıp bitse diye serzenişlerde bulundum.. Öykü olması da etken ama kendimi vererek tam anlamıyla okuyamadım yer yer sıkıldım, bazı öykülerinde verilen mesajları idrak edemedim, bir anlam çıkaramadım... Etkilendiğim bazı öykülerde, gençliğin verdiği heyecanla yaşanılan duygusal değişimler, yüzleşmeler, yeri geldikçe umutla bakmanın büyüsü kitabı bitirmeme teşvik etti. Korkuyla yüzleşmeye dair psikolojik tahlillerin yansıtılması, sonucu ne olursa olsun yüzleşmenin derinliğini hissettirmesi ''işte Hesse farkı dedirtti.'' ^_^

    Gelelim gençlik güzel şey mi? Ya da nasıl güzel bir gençlik olur? Güzel nedir? Güzelleştirmek bizim elimizde midir?Verilen imkanlar, yaşanılan hayatların farklılığı ile bir çok kapıya çıkan bir soru. Duygusal değişimlerin yansıttığı tahribatlar ne kadar güzel? Anlık heveslerin sonrasındaki izlerin derinliği ile boğuculuğun kasvetli gölgesinde çırpınan yüreklerimiz peki ?... Amaçsızlıkla yoğrulan gençliğimiz. Karamsarlığın boynumuza dolanan ip gibi sıkışı ile kaybedişlerimiz? . İyilikle mücadele etmenin büyüsüne kapılanlar ne kadarımız? Gençliğimizi yitiriyor muyuz anlam bulmadan, sevgisizlikle?... Hırs, imaj, güzellik, beğenilme arzularıyla boğuşarak , samimiyeti, bilgeliği, cesareti, kendimizi bulmayı unutarak hayat geçip gidiyor mu ? Ya da hayat mücadelemizde zorluklardan da anlam çıkarıp doğrulabiliyor muyuz? gibi sorularla yolculuğumuzu nasıl, ne şekilde devam ettiriyoruz ? Bunları düşünmüşüzdür hep. Yaşayacaklarımız ; eylemlerimiz ve sözlerimiz ile şekillenir bir bir.. Hatalarımızdan dersler çıkararak , ümidvarilikle, inanarak zorlukların üstesinden gelmek daha anlamlı ve huzur verici olacaktır.. Sorgulamalar silsilesi ile baş başa kalıp boğulmadan amaçlarımız uğruna, tutunup eyleme dökerek sevgi ve saygı ile faydalı olabilmek dileğiyle.

    Daughter- Youth https://www.youtube.com/watch?v=2QT5eGHCJdE

    Bu kitabı hediye eden kıymetli arkadaşıma çok teşekkür ediyorum, Hesse'yi senin de seviyor olman, ince yüreğinle düşünüp hediye etmen ayrı bir değer.^_^