• Hesse deyince yüreğim dağlanır, oturup sohbet etmeyi ne de çok isterdim hayıflanmalarıyla okurum hep kitaplarını.. Arayışlarının içtenliği, ruha, sevgiye doğru yolculuğu, kendini bulmaya dair sorgulayışları, psikolojik tahlilleri ile yeri çok ayrı ve özel bir yazar.

    11 öyküden oluşan; 3'ü Behçet Necatigil 8'i Kamuran Şipal'in çevirisiyle bezeli bir kitap. Doğa betimlemeleri şöleni ile karşı karşıya kaldım , birçok çiçek isimleri( yakan sevda, hanım kalbi, kokan kibir..) , ağaç isimleri öğrenme imkanıyla ormanda gezintilere çıkmanın tadına vardım lakin yeri geldi bu betimlemelerin yoğunluğundan sıkılıp bitse diye serzenişlerde bulundum.. Öykü olması da etken ama kendimi vererek tam anlamıyla okuyamadım yer yer sıkıldım, bazı öykülerinde verilen mesajları idrak edemedim, bir anlam çıkaramadım... Etkilendiğim bazı öykülerde, gençliğin verdiği heyecanla yaşanılan duygusal değişimler, yüzleşmeler, yeri geldikçe umutla bakmanın büyüsü kitabı bitirmeme teşvik etti. Korkuyla yüzleşmeye dair psikolojik tahlillerin yansıtılması, sonucu ne olursa olsun yüzleşmenin derinliğini hissettirmesi ''işte Hesse farkı dedirtti.'' ^_^

    Gelelim gençlik güzel şey mi? Ya da nasıl güzel bir gençlik olur? Güzel nedir? Güzelleştirmek bizim elimizde midir?Verilen imkanlar, yaşanılan hayatların farklılığı ile bir çok kapıya çıkan bir soru. Duygusal değişimlerin yansıttığı tahribatlar ne kadar güzel? Anlık heveslerin sonrasındaki izlerin derinliği ile boğuculuğun kasvetli gölgesinde çırpınan yüreklerimiz peki ?... Amaçsızlıkla yoğrulan gençliğimiz. Karamsarlığın boynumuza dolanan ip gibi sıkışı ile kaybedişlerimiz? . İyilikle mücadele etmenin büyüsüne kapılanlar ne kadarımız? Gençliğimizi yitiriyor muyuz anlam bulmadan, sevgisizlikle?... Hırs, imaj, güzellik, beğenilme arzularıyla boğuşarak , samimiyeti, bilgeliği, cesareti, kendimizi bulmayı unutarak hayat geçip gidiyor mu ? Ya da hayat mücadelemizde zorluklardan da anlam çıkarıp doğrulabiliyor muyuz? gibi sorularla yolculuğumuzu nasıl, ne şekilde devam ettiriyoruz ? Bunları düşünmüşüzdür hep. Yaşayacaklarımız ; eylemlerimiz ve sözlerimiz ile şekillenir bir bir.. Hatalarımızdan dersler çıkararak , ümidvarilikle, inanarak zorlukların üstesinden gelmek daha anlamlı ve huzur verici olacaktır.. Sorgulamalar silsilesi ile baş başa kalıp boğulmadan amaçlarımız uğruna, tutunup eyleme dökerek sevgi ve saygı ile faydalı olabilmek dileğiyle.

    Daughter- Youth https://www.youtube.com/watch?v=2QT5eGHCJdE

    Bu kitabı hediye eden kıymetli arkadaşıma çok teşekkür ediyorum, Hesse'yi senin de seviyor olman, ince yüreğinle düşünüp hediye etmen ayrı bir değer.^_^
  • Öncelikle şahsıma hediye etmiş olduğu Kaybolan Düşler Senfonisi adlı eserin yazarı olan İbrahim Yusuf Pala arkadaşıma teşekkür ediyorum. Bu eserden hariç iki adet şiir kitabı daha da varmış. Allah yolunu açık etsin. Genç bir yazar olarak Türk edebiyatı adına nice güzel eserler vermesi en büyük temennimdir. İncelememi karakter sehvenliği yüzünden tekrar revize ettim.

    Eseri iki günde okudum ve bitirdim. Genel olarak bakarsak ana karakterin Ramazan Salti adlı kişi olduğunu görüyoruz. Salti psikolojik bir hastalığa yakalanmıştır. İlk sayfalarda Doktor Nova ile muayene seanslarında yapılan görüşmeler, paranoid şizofreni olduğunu gösteriyor. Psikolojik romanları hep sevmişimdir, tabii gerilim ve korku olması benim için daha bir artıdır. Ama bu eserin ise klasik bir edebiyat dalında olduğunu görüyoruz. Ayrıca hikâye sınırına yaklaşan bir tablo gibi görünse de nihai anlamda roman türü olduğu apaçıktır.
    Kurgu ise hikâye içinde hikâye gibi kendini gösteriyor. Yazar bir farkındalık yaratmak istemiş galiba. Bölümlerdeki olayları birbirine bağlarken de yine psikolojik durumlarla karşılaşıyoruz. Benim gördüğüm kadarıyla Bay Şair, hasta Salti'nin kafasında uydurduğu bir karakter. Ve bu karakter üzerinden Meltem Mira'ya olan saplantılı aşkını tespit ediyorum. Benim sezinlediklerim bu.


    Eser başlarda Nova ve Ramazan Salti arasında geçen bir doktor-hasta diyaloğu olarak geçiyor. Sonraki 5 bölüm ise Bay Şair ve diğer karakterler arasında oluşuyor. Özellikle Bay Şair'in zihninde oluşturduğu bir karakter var ki, onunla ara sıra konuşuyor. Bir sohbette aniden devreye girip Bay Şair'i yönlendiriyor. Bu hayali kişi ise Teoman'dır. Nasıl ki Tutunamayanlar'da Turgut Özben'in hayali kahramanı Olric'i gördüysek, burada da Teoman'ı görüyoruz. Başarıya gelirsek zayıf olduğu kanısındayım. Argo kelimelerin yoğunluğu ve tam kurguya kendimizi kaptırmışken Teoman'ın Bay Şair ile uzun süreli takışmaları, ister istemez bir kopukluğa neden oluyor. Dediğim gibi argolar güzeldi, espri faktörünü açığa çıkarması açısından gayet faydalıydı ama biraz fazla gibi geldi bana. Güzel ve hoş gördüğüm ise, sonlara doğru kurgunun içinde ayrı bir sevimlilikte olan Yüksel ve kardeşinin hikâyesi ve Bay Şair'in karakterliliğinin bununla bütünleşmesi eserin ve kurgunun canlanması açısından iyi bir fikir olmuş. Yazarımızın ilk eseri olmasına rağmen düzgün bir yolda ilerlediğini söyleyebilirim.

    Son olarak esasında yazarımız şiiri daha çok seviyor galiba. İki şiir kitabı da bunu doğruluyor. Ama Sevgili İbrahim'e söylemek isterim ki, Meryem karakteri üzerinden yazılan şiir derlemelerini romanın içine serpiştirmesinin dozunu iyi ayarlamış. Eğer ki biraz daha fazla haşır neşir olunsaydı eserimiz bir faciaya dönüşebilirdi. Bir de esere verilen ismin güzel ve farklı olduğunu belirtmek isterim. Kendisine her daim başarılar dilerim.
  • Kitabı okurken birden kendinizi doktor olarak görüyorsunuz...Ama siz doktor değilsiniz onun için sizi kan tutuyorsa mideniz bulanabilir...
    Bir doktorun toplum ile ve en son kendisi ile iç savaşını anlatan güzel bir kitap...
    Ben alıp doktor arkadaşıma hediye ettim doktor arkadaşınız yoksa aile hekiminize hediye ediniz mutlaka çok sevinir...
  • İlk olarak iki yıl önce okumuştum ve okuduğum kitabı bir arkadaşıma hediye etmiştim. Geçen gün kitapçıda rafları incelerken oradan bana göz kırptı. Yazarın diğer iki kitabı ile birlikte tekrar aldım. Bilgilerimi tazeleyeyim diye karıştırırken tekrar okumaya karar verdim. Iyi de yaptım çünkü, böyle değerli kitapları bir kaç kez okumakta fayda var.
    Toltek bilgeliğine her zaman hayran olmuşumdur. Bizler dünyaya sadece bakarken, Toltekler dünyayı yaşıyor. Biz doğayı sadece seyrederken Toltekler doğanın dilini anlıyor. Onlar için bir ağaca bakmak, onun dilini anlamak demek. Kısaca Toltekler yaşam sanatının en usta uygulayıcıları.
    Kitapta anlatılan dört anlaşmaya gelirsek; bizler yaşam boyunca hayatla, insanlarla, yakınlarımızla sessiz anlaşmalar imzalarız. Herhangi bir fikri işitip ona inandığımızda bir anlaşma yaparız. Ve bu anlaşma inanç sistemimizin bir parçası olur. Tolteklerin uyguladığı dört anlaşma, hayatı daha doyumlu yaşamaya, üzüntü ve kederden uzaklaşmaya en önemlisi de anı yaşamaya yönelik.
    Bu dört anlaşmaya bir bakalım nelermiş.
    1- Kullandığın Sözcükleri Özenle Seç
    2- Hiçbir Şeyi Kişisel Algılama
    3- Varsayımda Bulunma
    4- Daima Yapabildiğinin En İyisini Yap
    Bizler bu dünyaya evrilmek üzere geliyorsak ve yaşam amacımız koşulsuz sevgiye ulaşmak ise bize yol gösterecek kılavuzlara ihtiyacımız var. Bu kitap tam bir kılavuz. Gönül rahatlığı ile herkese tavsiye ediyorum.
  • Subcomandante Marcos'un kaleminden Maya Tanrısı Koca Antonio: Koca Antonio, Marcos'un gözünde Emiliano Zapata süretiyle karşımıza çıktığına inanır. O ki insanlara adalet, çocuklara sevgi yüzü olarak aramıza gelmiştir. Marcos'un bu küçük eseri bi nevi Meksika halklarının mitolojik değerlerini önümüze serer. Özellikle çocuklarla ilgili kısımları çok özel kurgulanmıştır. Örnek olarak yağmur'un oluşumunu, Koca Antonio'nun çocukların gülüşlerini yağmura çevirdiğini anlatır bize. Hem felsefi hem de mitolojik öğeler barındıran çocuk kitabı gibi gözükmekle beraber aynı zamanda biz yetişkinlerin de zevkle ve sevgiyle okuyacağı bir güzel eserdir Koca Antonio.
    Kitabı Türkiye'de bulmak oldukça zordur. 2014 yılında 1⃣ İnternet sitesinde 2 liraya almıştım. Ancak o gün bugündür kitabı bir yerde bulmak neredeyse imkansızdır. Kütüphanemde vardı ancak özel bir arkadaşıma hediye etmiştim. Şuan da da kütüphaneme almak için çabalıyorum ama bulamıyorum :) :) Daha bugüne kadar 1000 kitap ailesinde bulunmayan bu eser için bugün bulunması gerektiğini 1000 ailesine ilettiğim düşüncelerime kulak verdikleri için teşekkür ediyorum Sayın adminimize
  • İyi Bayramlar 1k ailesi 😊Bir bayram etkinliğine ne dersiniz ? Birbirimize kitap hediye edelim mesela 🙂 Ben başlatıyorum.Bir tane 1k arkadaşıma kitap hediye edeceğim. ( Gülcan Yoltay' a hediye ediyorum )
  • Öncelikle bu kitabı bana hediye eden ve Cengiz Aytmatov etkinliğinin öncüsü Okuma Delisi arkadaşıma teşekkür ediyorum =)) Saol dostum...

    Aytmatov gerçekten eli öpülesi ustalıkla ve beceride bir yazar. İlk Beyaz Gemi'yi sonra Gün Olur Asra Bedel kitabını okumuştum daha önce. Şimdi de Selvi Boylum Al Yazmalım...
    Anlatmak istediği kurguyu, olayı hem basit ve yalın bir dille hem de gerçekten etkileyici bir üslupla anlatmayı başarabiliyor. Aytmatov'la henüz tanışmadıysanız mutlaka ve mutlaka tanışın. Ben onun hakettiği kadar değer görmediğini görüyor ve gerçekten üzülüyorum.

    Bilmiyorum neden ama içinde hüznü barındıran kitapları daha çok seviyorum. Bu eserler bana daha çok gerçekçi ve anlamlı geliyor çünkü. Her ne kadar hayatlarımızda çoğunlukla mutluluğu ve sevinci istesek de bir hayatın, ömrün, yaşamın hüzünden ayrı düşünülemeyeceği bir gerçektir.

    Bu kitabı tek bir cümleyle özetlemek gerekirse : '' Çok duygu dolu, güzel ve bir o kadar da buruk ve kırık bir aşk hikayesi. ''

    Hikaye bir gazetecinin ağzından anlatılıyor. Bu gazeteciyle bir şekilde İlyas'ın yolu kesişiyor. Ve hikaye başlıyor.

    Kitap 3 bölümden oluşuyor.
    Bunlardan birincisini sadece anlatmak istiyorum. (Kitabın büyüsü kaçmasın, okuyacak olanlar var ise etkilenmesin diye) ''Şoförün Öyküsü''
    Bu bölüme baş karakterlerimiz kamyoncu İlyas ve köylü bir kız olan Asel'in tanışma bölümü diyebiliriz. İlyas bir gün yük taşıyorken kamyonu bozuluyor. Kamyonu tamir etmeye çalışırken tarladan gelen Asel, İlyas'ın yanına geliyor. Ve o an her şeyin başlangıcı olmuş oluyor. İlerki günlerde birbirlerini görmeden yapamıyorlar ve yolları hep kesişiyor. Kısa süre sonra kaçıyorlar ve mutlu bir yuva kuruyorlar. Ama İlyas'ın işteki bazı kişisel egoları yüzünden bu ilişki çok zarar görüyor. Yıpranıyorlar. Bunlara bir de aldatma olayı eklenince ve Asel'in kulağına bunlar gidince, Asel bebekleri İsmet'i alıp evden gidiyor. Ve sonrasında öyle şeyler yaşanıyor ki... ''Yol Bakım Ustasının Öyküsü''nde Asel'e ne olduğu,nasıl olduğunu öğreniyorsunuz. Bir aşkın nasıl harap olduğuna tanık oluyorsunuz. Ve en son ''Son Söz Yerine'' adlı 1 sayfalık bölümde, tekrar, kalıcı bir şekilde ayrılışlarına tanık oluyorsunuz.

    Çok iyi bir olay örgüsü işlemişti Aytmatov bu kitabında, ve benim en sevdiğim kitaplarımın arasına bir yenisi eklendi. Aytmatov çok büyük bir yazar, gerçekten...

    Ve son olarak Jehan Barbur'dan ''Selvi boylum Al Yazmalım'' :
    https://youtu.be/AL2Nlt1Yezo