• 324 syf.
    ·12 günde·Beğendi·6/10
    Merhaba arkadaşlar
    Normal de kitap hakkında kolay kolay incelemelerde bulunmam yani en azından uzun uzun yazmam ama görmek kitabında birkaç şey söylemek istiyorum.Görmek kitabından önce körlük kitabını okumuştum baya akıcı ve surukleyiciydi..Görmek kitabı için bunu söylemem mümkün değil yani körlük kitabı kadar olsamada da senarya yine de kendini okutturuyor..
    Dikkat spoiler içeriyor :)
    Görmek kitabı için körlük kitabının devamı diyebiliriz çünkü 4 yıl önce aynı şehirde beyaz körlük salgını çıkmıştı ve insanların hepsi kör olmuştu yalnız doktorun karısı dışında.Şimdi ise aynı şehirde yüzde 83 oranında beyaz oy kullanılarak bir nevi hükümet cezalandiriliyordu. Çünkü körlük zamanında halk timarhanelere kapattirilmisti ölüme terketilmisti..Görmek kitabında ise yüzde 83 boş oy kullanan halk ise bir nevi geçmişin intikamını alıyordu ama sonuç hiç istedikleri gibi olmadi hükümet (iktidar) yine onları cezalandırma yoluna gitti ve bütün devlet erkanlarini polisini askerini şehirden çekerek halkı kendi kaderlerine terketmişti.Akıllarınca boş oy kullanlari hükümetlerine karşı tehdit olarak görüyorlardı ve onları terbiye etmek için bir çok ayak oyunlarına bile başvurdu..Hatta şehirde bomba patlatıp bir çok insanı öldürecek kadar ileri gittiler..Ve kitabın sonunda boş oy Kullanlarin bir lideri bir orgutleyecisi olabileceğine karar verdiler ve bu kişinin doktorun karısından başka biri olmayackti..Tabi sonunu kötü bağlamış olsada yazar bence okunmaya değer iki kitap körlük ve görmek.:)
  • Kusurlarınızı söyleyen arkadaşlar edinin.. Dikkat edin! Kusurlarınızı yalnızca size söyleyen..
  • 214 syf.
    ·Puan vermedi
    Merhaba arkadaşlar sizlere güzel bir kitap yorumuyla geldim
    .
    .
    Kişisel gelişim kitaplarının arasından benim açımdan sıyrılan bir kitap oldu.
    .
    .
    Benim için Kişisel gelişim kitabı önemlidir.Çoğu kitapdan ders alıp o yönde ilerlerim.Kişisel gelişim kitapları yol gösterendir benim için.Bazı kitaplar malesef beklentimin altında kalıyor ama bu kitap ilk sayfadan çekti beni kendine.
    .
    .
    Yazarımız bize emir kipi değilde hikayelerle,olaylarla anlatmış buda benim çok hoşuma gitti.
    Kitabın bir bölümünde hayır demeyi öğrenin başlığı vardı.Pür dikkat tek bir hece atlamadan okudum.
    .
    .
    Eğer sizde zor hayır diyorsanız kesinlikle bu güzel kitabı edinin.
    .
    .
    Sıradan biri olmayı kabul etmek fikrini yenin.
    .
    .
    Cesaretinizi asla kaybetmeyin.
    .
    .
    Her şey bitti derken yenilgiye baktım ve umudu gördüm.
  • 160 syf.
    ·8 günde·Beğendi·7/10
    Birinci bölüm spoiler içerir!!!
    Dikkat!

    Kitap; adından anlaşılacağı üzere Genç Werther’in başkasıyla nişanlı bir kadın olan Lotte’ye karşılıksız aşk beslemesi ve yaşadığı ızdıraplı acıların neticesinde intihara kadar sürüklenmesini konu alır. Bu kadar derin ve büyük bir acı, bütün insanlığın bile taşıyamayacağı kadar ağır bir yük iken bu acıyı sadece Werther’in yaşaması beni inanılmaz derecede boğdu. Bizi insan yapan duygularımızdan sadece biri olan karşılıksız aşk duygusunu yaşayanlar sınanmışlardır. Muhakkak ki, dünyanın herhangi bir yerinde ve herhangi bir zamanda kitapta geçen Genç Werther’den daha fazla bu acıyla sınananlar da olmuştur. Ama bu acıyı Johann Wolfgang von Goethe kadar sayfalara iyi aktarabileni görmedim. Bu kitabı okumak isteyenlerin tabağında acı olacak ve bu acının sizi de zehirlememesi için (ruh halinize göre) okuyacağınız zamanı iyi ayarlayın.

    İkinci bölüm spoiler içermez!
    Değerli Arkadaşlar…

    Bundan sonrası hayat üzerine kişisel fikirlerimi içerir ve kitaptan bağımsızdır. Ancak okumaya devam ederseniz -tecrübeyle sabittir- size bir şeyler katacaktır.

    Ahmet Arif’in sözüyle başlıyorum; bunu hayatınızın sözü olarak kalbinize ve zihninize yazın. “Kendine iyi bak, bir daha hiçbir ana doğurmaz seni.”

    Aşk yüzünden acı çekenleri ikiye ayırıyorum; karşılıksız aşk acısı yaşayanlar, karşılıklı aşk yaşayıp da ayrılık yüzünden aşk acısı yaşayanlar.

    Karşılıksız aşk acısı yaşayanlar…
    Aşkların en beteri, en acımasızı, en çok perişan edeni hatta intihara kadar sürükleyeni bu olsa gerek diye düşünüyorum. Zavallı ve gurursuz olursunuz. Birine âşıksınız, dünyanız iki renkten oluşur; siyah ve beyaz. Beyaz, o kişi; geriye kalan her şey ise simsiyah… Geceniz, gündüzünüz ondan ibaret olur. Bu yüzden bencilleşirsiniz, dış dünyaya bütün kapıları kapatır ve ondan başkasını da düşünmezsiniz. Onun en küçük hareketi sizde var olan umutların daha da büyümesine neden olur. Kartopunun büyüyüp çığa dönüşmesi misali… Ama adı üzerinde karşılıksız aşk… Karşılıksız bile olsa mücadele edin, emek sarf edin. Elinizden geleni yapın çünkü hiçbir şey yapmazsanız eğer, ömür boyu hiçbir şey yapmamanın pişmanlığı ile yaşamak zorunda kalırsınız (Karşılıksız aşktan bahsettiğim için bu çabalardan netice alınamadığını varsayıp devem ediyorum).

    Aşk, her insanın hamurundadır. Bize lazım olan, o aşkı ortaya çıkarıp anlamlandıracak biridir; ayna misali. Birine âşık olduğunuzda, o duygu karşınızdakine değil; sizin kalbinize, ruhunuza ait bir parçadır. Bu duyguları yaşayıp da karşılığını alamayanlar için zaman en iyi ilaçtır. Klasik oldu ama gerçekten zaman en iyi ilaçtır. Hayat bu anlarda adaletsiz ve acımasız bir cenk meydanına döner; aşk acısı yaşayanlar ile aşk acısı yaşatanlar için zaman aynı hızda akmaz. Ama yine de akar. Bazıları çivi çiviyi söker mantığıyla yaklaşır ki, bu konuda başarılı olanlar da azımsanmayacak kadar çoktur. Benim için yine de “zaman” çok daha önemlidir.

    Yaranız taze iken acınızı anlamaya çalışırlar ama sizi tam olarak kimse anlayamaz. Konuştuğunuzda genelde saçmalarsınız. Sessizliğiniz ise feryadınızdır. Çaresizliğin ve ihtimalsizliğin ruhunuzu ne denli daralttığını da kimse anlamaz. Yani yalın acınızla baş başa kalırsınız. Ve mutsuzsunuzdur, zaten mutsuzlukların sebebi gerçeklerle hayallerin örtüşmemesi değil midir?

    Tavsiyem, öncelikle onun sizi istemediğini kabullenmeye başlayın. Kabullenmek atacağınız en önemli adımdır. Hiçbir şey hissetmediğiniz birinin size karşı beslediği aşkı düşünün; nasıl ki siz o aşkı besleyene karşı betonlaşırsanız, sizin âşık olduğunuz kişi de size karşı betonlaşacaktır. Atalarımızı yâd edelim, bu konuda onların çok güzel bir atasözü var; "zorla güzellik olmaz." Aslında en güzelini Nazım Hikmet Tahir ile Zühre şiirinde söylemiş;
    "Yani sen elmayı seviyorsun diye
    Elmanın da seni sevmesi şart mı?"

    Sakın içinizdeki umudun yeşermesine izin vermeyin, yoksa sonunda bir başınıza ayazda kalırsınız. O yüzden kabullenin. Kabullendikten sonra alışma süreci başlar. Burada yapılması gerekenler; ondan uzaklaşmak, kaçmak, kopmak… Kabulleneceksiniz, alışacaksınız ve sonunda unutacaksınız. Unutmaktan kastım, onu hatırladığınızda artık içinize kan akmamasıdır.

    Aşk acısı da çekseniz, bu duygular sizi insan yapan en asil ve en güzel duygulardır. Bunu yaşayabilmek, bunu hissedebilmek her şeyden daha önemlidir. Kendinizi bilin. Kendinizi sevin. Ve hiçbir şeyi, yaşamak kadar sevmeyin. Hayatınızın merkezine kendinizi koyun ve kendinize değer verin. Bunu yapın ki, başkaları da sizi sevsin ve size değer versin (Bu bencillik değildir). Sizi dış kapının dış mandalı olarak bile görmeyen biri için hayatınızı heba etmeyin.

    Hayat, her istediğinizi size vermez fakat zamanla sizin isteğinizi değiştirir. Yani ileride hayat karşınıza başkalarını çıkaracaktır, bunu da hiçbir zaman unutmayın.

    Karşılıklı aşk yaşayıp da ayrılık yüzünden aşk acısı yaşayanlar…
    Bununla ilgili de yazacaktım ama kitapta pek ilgisi olmadığından yazmıyorum. Başka bir kitapta denk gelirsem muhakkak yazacağım.

    Ahmet Arif’in sözüyle bitiriyorum; inatla diyorum ki bunu hayatınızın sözü olarak kalbinize ve zihninize yazın. “Kendine iyi bak, bir daha hiçbir ana doğurmaz seni.”
  • Arkadaşlar lütfen dikkat edelim:
    🌹=>Matematik öğretmenleri her soruyu çözecekler diye bir şart yok.🙃

    🌹=> Matematik öğretmenleri hesap makinesi değildir..işlem hatası yapabilirler.😂

    🌹=>Matematik öğretmenleri sadece matematiği öğretmez..birçok matematikçi hem matematik alanında hem de farklı alanlarda(Astronomi, fizik, edebiyat...) çalışmalarda bulunmuştur.😊
    (En güzel örneği bir tarafta kübik denklemleri diğer tarafta rubaileri ile tanınan Ömer Hayyam'dır.)
  • 240 syf.
    ·Beğendi·7/10
    #OkudumBİtti
    #KitapYorumu

    #BENİKÖRKUYULARDA
    #HASANALİTOPTAŞ

    Everest / 238 sayfa

    Merhaba arkadaşlar, kitabı dün aldım şöyle bir göz gezdireyim derken öyle bir çekti ki içine bugün bitirdim.

    İnsanoğlu kendisi çekmediği sürece acıyı anlamıyor, anlamadığı gibi senin derdinle eğleniyor, seyirci oluyor. Toplum olarak ne kadar yozlaşıp ne kadar vurdum duymaz oluşumuzun altı çiziliyor.
    Çaresizlik ne kötü, bir kör kuyuda çırpınıp duruyorsun,elini uzatıp seni oradan çekip çıkaracak kimse de yok

    Saçlarını savura savura, gençliğin verdiği enerjiyle hoplaya zıplaya sefertasıyla babasına yemek götüren Güldiyar'a annesi tembihte bulunur. "Git ama dikkatli ol tamam mı? Haberlerde görüyorsun, her gün oğlan çocukları, kız çocukları kayboluyor. Sonra da tecavüze uğrayan bu körpecik çocukların parçalanmış cesetleri bulunuyor sağda solda. Ayrıca biliyorsun her Allah'ın günü insanların gözleri önünde kadınlar öldürülüyor." (Burada yazar tecavüze uğrayan ve öldürülen kadınlara dikkat çekiyor)

    Güldiyar gider ve geri döndüğünde hiç konuşmadan kendini eve atar. Saçları dağılmıştır ve hep ağlıyordur. Bahriye (annesi) bir türlü konuşturmaz kızını, başına ne geldiğini bilemez. Babası Muzaffer gelir, o da konuşturmaz Güldiyar'a.

    Güldiyar bir daha konuşmaz, hep ağlar, ağladıkça gözlerinden yaş yerine taş akar. Anne, baba çaresizdirler.

    Kitabın sonuna kadar merakla sorunuza cevap arıyorsunuz, Güldiyar'a ne oldu?
    Üzerinden para kazanmaya çalışan bu acımasız, vicdansız insanlar kim, bu kadar acımasız olunabilir mi?

    Kahırla, küfürle, kederle kitabı bitiriyorsunuz, elinizde bir avuç acı ve cevapsız sorular kalıyor.
    Kötüyüz, biz insanlar kötüyüz,başkalarına eziyet etmekten çekinmiyoruz.

    ️ "Ben kötülük edenle kötülüğe maruz kalana aynı yüz ifadesiyle bakamam, her ikisine de gülümseyemem. Bunu yaparsam o zaman da kendi yüzüme bakamam."

    ️"Kötüler gelip bize kötülük edinceye kadar iyidirler, başımızın üstünde yerleri vardır."

    Su gibi akıp giden ama kafanızda bir sürü soru bırakan bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. İnsan kendini sorguluyor.
    Kitapla kalın dostlar
  • 432 syf.
    ·2 günde
    "Bir şeyi saklamanın en iyi yolu, onu herkesin görebileceği bir yere koymaktır. "
    Kapağında bu söz var, gel de okuma!..

    Öncelikle ayrıntılı düşünmeyi öğretiyor. Sherlock Holmes mantığına göre bir araştırmada ne kadar ayrıntılar üzerinde durursanız o kadar mantıklı sonuçlara ulaşacaksınız demektir. Ayrıntılara ben de çok dikkat ettim, emeğimi göz ardı edemem ama her ne yaparsam yapayım Sherlock Holmes benden hep daha önce çözüme ulaştı. Benden zeki davrandığı için kıskanmadım değil.

    Sherlock Holmes bir seri imiş. Kitabı elime alana kadar bilmiyordum hatta daha rezilcesi; öncesinde de bir kitabını okudum!
    Birazcık bodoslama bi giriş oldu çünkü serinin üçüncü kitabını almışım. Parça parça hikayeler barındırdığı için fazla sıkıntı çekmedim ama elbette ki diğerlerini okumamış olmamın eksikliğini hissettiğim yerler de bi hayli fazlaydı.

    Benim yaptığımı yapmayın arkadaşlar. Araştırın ve seri halinde, adam gibi baştan alarak okuyun. Ben bu halimle böyle zevk aldıysam sırayı takip ederseniz çok daha fazla saracaktır sizi. Keyifli okumalar dilerim.