Dervişmisali, bir alıntı ekledi.
 05 May 01:14

Kısasa kısas diyor. :)
Bazı düşkün, daha doğrusu arsız aşıklar vardır ki, sevdikleri tarafından hakarete uğradıkça, ona olan aşkları da artar. "Gönül, kaçanı kovalar" atasözü boşuna mı söylenmiştir? Aşkın, insan üzerinde gösterdiği şiddetli etki, iste hep bundan doğmaktadır. Aşık ve maşuktan biri, diğeri için soğuk bir yüz takındığı zaman, ötekisinde de ona karşı bir soğukluk meydana gelse, dünyada hiçbir sevdazedenin "Ah! Of!" etmelerine gerek kalmazdı.

Gazetecilikte İlk Yazılarım, Hüseyin Rahmi GürpınarGazetecilikte İlk Yazılarım, Hüseyin Rahmi Gürpınar
Hakan Arık, bir alıntı ekledi.
12 Mar 16:05 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Gönül arsız bir çocuk gibidir ki demin kendisini hakaret tokadıyla ağlatan bir zalim eli, şimdi bir oyuncak gösterdiği için sevinçle öpmeye başlar.

Karabibik, Nabizade NazımKarabibik, Nabizade Nazım

1000Kitap İstanbul 4. Buluşması Gerçekleşti
Herkese merhaba arkadaşlar,

İstanbul buluşmalarımızın 4.sünü Muzaffer Akar önderliğinde gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Katılım diğer buluşmalara nazaran oldukça fazlaydı diyebiliriz. Demirbaşlar başta olmak üzere, çıkmak zorunda kalanlar olsun, sonradan gelenler olsun toplamda 38 kişiye ulaşmış olduk. (Zannediyoruz ki bu katılım rekor olsa gerek.)

Buluşma nedenimiz olan Dostoyevski’nin ulvi yazarlığındandır mı bilinmez; en verimli, en edebi ve en farklı bakış açılarının masaya serildiği bir toplantı olduğunu gönül rahatlığı ile dile getirebiliriz.
Öncelikle buluşmalarımıza katılmayan yahut katılamayan arkadaşlarımız için nasıl sohbet ettiğimizi açığa vurmak gerek düşüncesindeyiz. Özet olarak Muzaffer Akar moderatörlüğünde sohbetin ilerleyişini yazalım. İlk fasıl tanışma faslı; burada eski katılımcılar kendilerini çok kısa tanıtırken yeni katılımcıların biraz daha detaylı tanımlamaya girdiğini görüyoruz ki zaten 10 dakika sonrası araya zaman girmiş dostluklarda olduğu gibi samimiyet patlaması gerçekleşiyor ve bu durum daha sıcak bir sohbete zemin hazırlıyor. Bir sonraki fasıl da; Yine sırayla her okur söz hakkı verildiğinde yazar ve kitabı üzerine konuşmaya başlıyor. Muzaffer Akar’ın da dile getirdiği gibi “Bu konuşma profesyonel bir bakış açısı veyahut inceleme minvalinde olmayıp eserin okur üzerindeki hissiyatı naçizane düşüncelerini içermesidir.” Tabi ki sırayla söz hakkı veriliyor olması diğer arkadaşların o esnada katılımı olamaz diye bir kuralın olmadığını belirtmek gerek. Son faslı gelecek toplantı için kitap seçimine bırakıyoruz ve dağılıyoruz.

Ne konuştuk?

Tek tek yapılan yorumları yazmaktansa genel hatlarıyla sohbetin taslağını çıkarmakta fayda görüyoruz. Sohbetin ana gidişatı Dostoyevski’nin hayatı üzerine olup yaşadığı zorluklardan, geçim sıkıntısına, hastalıklarından yalnızlığına, edebi kariyerinden diğer yazarlarla olan ilişkisine dair konuları üzerineydi.

Yeraltından Notlar’ın doğuş ve yazılış süreçleri ele alınırken yazarın göndermeleri, hayata dair sorgulamaları ve dönemin Rusya’sının çıkmazları da gün yüzüne çıkmış oldu. Bu anlamda hem eski katılımcılarımızın hem de yeni katılımcılarımızın farklı bakış açıları sohbete inanılmaz bir zenginlik kattı diyebiliriz.

Bir sonraki toplantıda okunacak kitap önerileri;

Beni Asla Bırakma
Doktor Jivago
Sevgili Arsız Ölüm
Aşk (sabote edildi)
Ölü Canlar
Faust
Körlük
Bir Gün Tek Başına
Biz
Ses ve Öfke
Geceyarısı Çocukları
Sahilde Kafka
Martı Jonathan Livingston
Günden Kalanlar
Gemisini Batıran Kaptan
Gecenin Sonuna Yolculuk
Anarşist Banker - Şeytanın Saati
Hüsn-ü Aşk
Hasretinden Prangalar Eskittim

Kitabı seçmek için oylama yapıldı ve sonunda; Beni Asla Bırakma seçildi.

Öneriyi yapan Muzaffer Akar’ın sevinci kameralara böyle yansıdı;
https://i.hizliresim.com/1J07LB.jpg

Toplu fotoğrafımız;
https://i.hizliresim.com/nOoya1.jpg

Yemek sonrası sohbet;
https://i.hizliresim.com/YgRVNk.jpg

Toplantıya paralel Bilge Karasu grubu;
https://i.hizliresim.com/76ZQNL.jpg

Trollenen Karasucular;
https://www.youtube.com/...amp;feature=youtu.be

Toplantıya katılan arkadaşlar:

Canan
l Bengü l
NigRa
Tuğba Demirci
Alp Kırtay
Muzaffer Akar
Ayçagül Akar
https://1000kitap.com/NHR44
Necip Gerboğa
Ezgi Eroğlu
mustafa tamer akder
https://1000kitap.com/BerenandLuthien
Anıl
Ebru Ince
Fatma Zehra Aksoy
https://1000kitap.com/vysl1903
Aysss
Mehmet Y.
Berfin Sare
Kaan Ö.
Mete Karagöl
ibrahim terzi
Sinem Demir
https://1000kitap.com/osmanyalciner
Freyja
merve
Ayşe Y.
Serdar Glmz
Zerrin Gülcan
seyide sözeri
Selman Ç.

Bazı arkadaşlar erken çıkmak zorunda kaldı isimlerini alamadık. Listede ismi olmayan arkadaşlar yorumda belirtirse ekleme yapalım.
Katılımları için tüm arkadaşlara teşekkür ederiz.



Bir sonraki buluşma
Okunacak Kitap: Beni Asla Bırakma
Tarih: 8 Nisan 2018 Pazar
Saat: 14:00
Mekan: Okkalı Kahve Kadıköy
Adres: Rasimpaşa Mahallesi, HalitağaCd. No:42 Kadıköy/İstanbul

Hüseyin Nihal Atsız Topal Asker
Ey saçları “alagarson” kesik hanım kız
Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız
Bacağımla alay etme pek topal diye
Bir sorsana o topallık nerden hediye

Sen Şişli’de dans ederken her gece, gündüz
Biz ötede ne ovalar, çaylar, ne dümdüz
Yaylaları geçtik karlı dağları aştık
Siz salonlarda dans ederken bizler savaştık

Ey dudağı kanım gibi kıpkırmızı kız
Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız
Olan işler dimağın azıcık yorsun
Biliyorum elbisemle eğleniyorsun

Neyim bir hiç… İşe güce yaramaz topal…
Sen sağlamsın senin hakkın dünyadan zevk al
Çünkü orda düşmanlarla boğuşurken biz
Siz muhteşem salonlarsa şarap içtiniz

Ey gözünün rengi bana yabancı güzel
Her yolcunun uğradığı ey hancı güzel
Sen yabancı kucaklarda yaşarken her gün
Yapıyorduk bizde kanla barutla düğün

Sen o sıcak odalarda cilveli mahmur
Dolaşırken… Bizde tipi, fırtına, yağmur
Kar altımda kanlar döktük canlar yıprattık
Aç yaşadık susuz kaldık taşlarla yattık

Sen açılmış bir bahardın, biz kara kıştık
Bizden üstün ordularla böyle çarpıştık
Gülme bana bakıp pek arsız arsız
Sen ey dışı güzel, fakat içi çamur kız

Sana karşı haykıranı mecbursun dinle
Bugün hesap göreceğiz artık seninle
Ben cephede geberirken, geride vatan
Aşkı ile bin belalı işe can atan

Anam, babam, karım, kızım eziliyorken
Dağlar kadar yük altında…gel cevap ver sen
Bana anlat, anlat bana, siz ne yaptınız
Köpek gibi oynaştınız, fuhşa taptınız

Anavatan boğulurken kıpkızıl kanda
Yalnız gönül verdiniz siz zevke, cazbanda
Ey nankör, kız ey fahişe unutma şunu
Sizin için harbederken yedim kurşunu

Onun için topal kaldı böyle bacağım
Onun için tütmez oldu ocağım
Nazlı nazlı yatıyorken sen yataklarda
Sallanarak ölü kaldık biz bataklarda

Kalbur oldu süngülerle çelik bağımız
Bun amansız boğuşmada öldü yarımız
Ya siz nasıl yaşadınız, bizim kanımız
Size şarap oldu sanki, Şehit canımız

Güya sizin mezenizdi yiyip içtiniz
Zıpladınız kudurdunuz arsız edepsiz
Gerçi salonlarda “Yıldız” dı senin adın
Hakikaten fahişesin ey alçak kadın

Zafer, bir alıntı ekledi.
 13 Şub 01:31 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

https://1000kitap.com/InkHearTT için...
EVİM

Ahşap ev; camlarından kızıl biberler sarkan!
Arsız gökdelenlerle çevrilmiş önün, arkan!
Kefensiz bir cenaze, çırılçıplak, ortada...
Garanti yok sen gibi faniye sigortada!
Eskiden ne güzeldin; evdin, köşktün, yalıydın!
Madden kaç para eder, sen bir remz olmalıydın!
Bir köşende annanem, dalgın Kuran okurdu;
Ve karşısında annem, sessiz gergef dokurdu.
Semaverde huzuru besteleyen bir şarkı;
Asma saatte tık tık zamanın hazin çarkı...
Çam kokulu tahtalar, gıcır gıcır silinmiş;
Sular cömert, "temizlik imandandır" bilinmiş...
Komşuya hatır soran sıra sıra terlikler.
Ölçülü uzaklıkta, yakın beraberlikler...
Seni yiyip bitiren, kırk katlı ejder oldu;
Komşuluk, mana ve ruh, ne varsa heder oldu;
Bir yeni nesil geldi, üstüste binenlerden;
Göğe çıkayım derken boşluğa inenlerden...
Seninle sarmaş dolaş, kökten bozuldu denge;
Vuran kimse kalmadı bu davayı mihenge...
Şimdi git, mahkemede hesap ver, iki büklüm;
Cezan, susuz, ekmeksiz, olduğun yerde ölüm!..
Evim, evim, vah evim, gönül bucağı evim!
Tadım, rengim, ışığım, anne kucağı evim!

(1982)

Çile, Necip Fazıl Kısakürek (undefined)Çile, Necip Fazıl Kısakürek (undefined)

Hüseyin Nihal Atsız
Bu şiir yıllarını, ayağını, burnunu savaş meydanında bırakmış savaş bitiminde eşini ve çocuğunu kaybetmiş üstüne üstlük İstanbul da bir vapurda zengin sosyete bir kızın ona bakıp aşağılıkça dalga geçmesine ve alaylarına maruz kalmış yüzbinlerce yiğidimizden biri olan Ahmet Turana ithaf edilmiştir.
Topal asker
Ey saçları “alagorsan” kesik hanım kız!
Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız!

Bacağımla alay etme pek topal diye.
Bir sorsana o topallık bana nereden hediye ?

Sen Şişli’de dans ederken her gece gündüz,
Biz ötede ne ovalar, çaylar, ne dümdüz

Yaylaları geçtik, karlı dağları aştık;
Siz salonda dans ederken bizler savaştık .

Ey dudağı kanım gibi kıpkırmızı kız,
Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız!

Olan işler dimağını azıcık yorsun!
Biliyorum elbisemle eğleniyorsun;

Biliyorum baldırını o kadar nazla
Örten bir tek ipek çorap kıymetçe fazla

Benim bütün elbisemden... Hatta kendimden...
Biliyorum: Çünkü bugün şu dünyada ben

Neyim? Bir hiç... İşe güce yaramaz topal...
Sen sağlamsın, senin hakkın, dünyadan zevk al:

Çünkü orda düşmanlarla boğuşurken biz
Siz muhteşem salonlarda şarap içtiniz!

Ey gözünün rengi bana yabancı güzel,
Her yolcunun uğradığı ey hancı güzel!

Sen yabancı kucaklarda yaşarken her gün
Yapıyorduk bizde kanla, barutla düğün.

Sen o sıcak odalarda cilveli, mahmur
Dolaşırken... Biz de tipi, fırtına, yağmur,

Kar altında kanlar döktük, canlar yıprattık;
Aç yaşadık, susuz kaldık, taşlarda yattık.

Sen açılmış bir bahardın, biz kara kıştık;
Bizden üstün ordularla böyle çarpıştık...

Gülme öyle bana bakıp pek arsız arsız
Sen ey dışı güzel, fakat içi çamur kız!

Sana karşı haykıranı, mecbursun dinle;
Bugün hesap göreceğiz artık seninle:

Ben cephede geberirken, geride vatan
Aşkı ile bin belalı işe can atan

Anam, babam, karım, kızım, eziliyorken
Dağlar kadar yük altında... gel, cevap ver, sen

Bana anlat, anlat bana, siz ne yaptınız?
Köpek gibi oynaştınız, fuhşa taptınız!

Anavatan boğulurken kıpkızıl kanda
Yalnız gönül verdiniz siz zevke, cazbanda...

Ey nankör kız, ey fahişe unutma şunu:
Sizin için harp ederken yedim kurşunu.

Onun için topal kaldı böyle bacağım,
Onun için tütmez oldu artık ocağım.

Nazlı nazlı yatıyorken sen yataklarda
Sallanarak ölü kaldık biz bataklarda.

Kalbur oldu süngülerle çelik bağrımız,
Bu amansız boğuşmada öldü yarımız,

Ya siz nasıl yaşadınız? Bizim kanımız
Size şarap oldu sanki... Şehit canımız

Güya sizin mezenizdi! Yiyip içtiniz;
Zıpladınız, kudurdunuz arsız, edepsiz!..

Gerçi salonlarda senin “yıldız”dı adın,
Hakikatte fahişesin ey alçak kadın!

Ey allıklı ve düzgünlü yosma bil şunu:
Bütün millet öğrenmiştir senin fuhşunu.

Omuzun da neden seni fuzuli çeksin?
.........................................
Kinimizin şiddetiyle gebereceksin!..

Pusat Baybars, bir alıntı ekledi.
22 Kas 2017

Topal Asker
Ey saçları “alagorsan” kesik hanım kız!
Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız!
Bacağımla alay etme pek topal diye.
Bir sorsana o topallık bana nereden hediye ?
Sen Şişli’de dans ederken her gece gündüz,
Biz ötede ne ovalar, çaylar, ne dümdüz
Yaylaları geçtik, karlı dağları aştık;
Siz salonda dans ederken bizler savaştık .
Ey dudağı kanım gibi kıpkırmızı kız,
Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız!
Olan işler dimağını azıcık yorsun!
Biliyorum elbisemle eğleniyorsun;
Biliyorum baldırını o kadar nazla
Örten bir tek ipek çorap kıymetçe fazla
Benim bütün elbisemden... Hatta kendimden...
Biliyorum: Çünkü bugün şu dünyada ben
Neyim? Bir hiç... İşe güce yaramaz topal...
Sen sağlamsın, senin hakkın, dünyadan zevk al:
Çünkü orda düşmanlarla boğuşurken biz
Siz muhteşem salonlarda şarap içtiniz!
Ey gözünün rengi bana yabancı güzel,
Her yolcunun uğradığı ey hancı güzel!
Sen yabancı kucaklarda yaşarken her gün
Yapıyorduk bizde kanla, barutla düğün.
Sen o sıcak odalarda cilveli, mahmur
Dolaşırken... Biz de tipi, fırtına, yağmur,
Kar altında kanlar döktük, canlar yıprattık;
Aç yaşadık, susuz kaldık, taşlarda yattık.
Sen açılmış bir bahardın, biz kara kıştık;
Bizden üstün ordularla böyle çarpıştık...
Gülme öyle bana bakıp pek arsız arsız
Sen ey dışı güzel, fakat içi çamur kız!
Sana karşı haykıranı, mecbursun dinle;
Bugün hesap göreceğiz artık seninle:
Ben cephede geberirken, geride vatan
Aşkı ile bin belalı işe can atan
Anam, babam, karım, kızım, eziliyorken
Dağlar kadar yük altında... gel, cevap ver, sen
Bana anlat, anlat bana, siz ne yaptınız?
Köpek gibi oynaştınız, fuhşa taptınız!
Anavatan boğulurken kıpkızıl kanda
Yalnız gönül verdiniz siz zevke, cazbanda...
Ey nankör kız, ey fahişe unutma şunu:
Sizin için harp ederken yedim kurşunu.
Onun için topal kaldı böyle bacağım,
Onun için tütmez oldu artık ocağım.
Nazlı nazlı yatıyorken sen yataklarda
Sallanarak ölü kaldık biz bataklarda.
Kalbur oldu süngülerle çelik bağrımız,
Bu amansız boğuşmada öldü yarımız,
Ya siz nasıl yaşadınız? Bizim kanımız
Size şarap oldu sanki... Şehit canımız
Güya sizin mezenizdi! Yiyip içtiniz;
Zıpladınız, kudurdunuz arsız, edepsiz!..
Gerçi salonlarda senin “yıldız”dı adın,
Hakikatte fahişesin ey alçak kadın!
Ey allıklı ve düzgünlü yosma bil şunu:
Bütün millet öğrenmiştir senin fuhşunu.
Omuzun da neden seni fuzuli çeksin?
Kinimizin şiddetiyle gebereceksin!..

Yolların Sonu, Hüseyin Nihal AtsızYolların Sonu, Hüseyin Nihal Atsız

Hüseyin Nihal Atsız - Topal Asker
Ey saçları “alagorsan” kesik hanım kız!
Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız!

Bacağımla alay etme pek topal diye.
Bir sorsana o topallık bana nereden hediye ?

Sen Şişli’de dans ederken her gece gündüz,
Biz ötede ne ovalar, çaylar, ne dümdüz

Yaylaları geçtik, karlı dağları aştık;
Siz salonda dans ederken bizler savaştık .

Ey dudağı kanım gibi kıpkırmızı kız,
Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız!

Olan işler dimağını azıcık yorsun!
Biliyorum elbisemle eğleniyorsun;

Biliyorum baldırını o kadar nazla
Örten bir tek ipek çorap kıymetçe fazla

Benim bütün elbisemden... Hatta kendimden...
Biliyorum: Çünkü bugün şu dünyada ben

Neyim? Bir hiç... İşe güce yaramaz topal...
Sen sağlamsın, senin hakkın, dünyadan zevk al:

Çünkü orda düşmanlarla boğuşurken biz
Siz muhteşem salonlarda şarap içtiniz!

Ey gözünün rengi bana yabancı güzel,
Her yolcunun uğradığı ey hancı güzel!

Sen yabancı kucaklarda yaşarken her gün
Yapıyorduk bizde kanla, barutla düğün.

Sen o sıcak odalarda cilveli, mahmur
Dolaşırken... Biz de tipi, fırtına, yağmur,

Kar altında kanlar döktük, canlar yıprattık;
Aç yaşadık, susuz kaldık, taşlarda yattık.

Sen açılmış bir bahardın, biz kara kıştık;
Bizden üstün ordularla böyle çarpıştık...

Gülme öyle bana bakıp pek arsız arsız
Sen ey dışı güzel, fakat içi çamur kız!

Sana karşı haykıranı, mecbursun dinle;
Bugün hesap göreceğiz artık seninle:

Ben cephede geberirken, geride vatan
Aşkı ile bin belalı işe can atan

Anam, babam, karım, kızım, eziliyorken
Dağlar kadar yük altında... gel, cevap ver, sen

Bana anlat, anlat bana, siz ne yaptınız?
Köpek gibi oynaştınız, fuhşa taptınız!

Anavatan boğulurken kıpkızıl kanda
Yalnız gönül verdiniz siz zevke, cazbanda...

Ey nankör kız, ey fahişe unutma şunu:
Sizin için harp ederken yedim kurşunu.

Onun için topal kaldı böyle bacağım,
Onun için tütmez oldu artık ocağım.

Nazlı nazlı yatıyorken sen yataklarda
Sallanarak ölü kaldık biz bataklarda.

Kalbur oldu süngülerle çelik bağrımız,
Bu amansız boğuşmada öldü yarımız,

Ya siz nasıl yaşadınız? Bizim kanımız
Size şarap oldu sanki... Şehit canımız

Güya sizin mezenizdi! Yiyip içtiniz;
Zıpladınız, kudurdunuz arsız, edepsiz!..

Gerçi salonlarda senin “yıldız”dı adın,
Hakikatte fahişesin ey alçak kadın!

Ey allıklı ve düzgünlü yosma bil şunu:
Bütün millet öğrenmiştir senin fuhşunu.

Omuzun da neden seni fuzuli çeksin?
.........................................
Kinimizin şiddetiyle gebereceksin!..

1926

ercanscgn, bir alıntı ekledi.
28 Eyl 2017 · Kitabı okudu

Gönül arsız bir çocuk gibidir ki demin kendisini hakaret tokadıyla ağlatan zalim bir eli, şimdi bir oyuncak gösterdiği için sevinçle öpmeye başlar.

Karabibik, Nabizade Nazım (Sayfa 79 - Ren)Karabibik, Nabizade Nazım (Sayfa 79 - Ren)