olabildiğince tuhaf ve tuhaflığıyla kendine bir o kadar çeken bir edebi yolculuk.
ana karakterin öfkeden deliye dönmesi, sürekli kalemliklere ve etrafa çizdiği ağaç ağacın altında yaşlı, çirkin ve rahatsız edici gülüşlü tasvir ettiği abası olan yaşlı adam. karşısında siyahlar içinde zarif, alımlı, yüzü dönük olmayan bir kadın. o kadına çektiği hasret, sislerin içinde belirsizlik, mezarlık, o unutamadığı her yerde karşısına çıkan Türkmen gözleri... içinde o yarım bırakılmış arzu. çocukluğunun travmalarında bir yolculuk ve daha nicesi...
tuhaf edebi eser.
okurken tuhaflıklarını merak ettiğim o eser.
ince bir kitabın içinde bir insanın hissettiklerinin sığamayışı.
tuhaf bir kitap okumak istiyorsan denemelisin.
"ocağın üzerine düşmüş yaş odunun, diğerlerinin ateşiyle kavrulup kömürleşmesi -ama ne tam yanmış ne de yaş kalmış halde- sadece diğer odunların dumanı ve nefesiyle boğulması gibi."
"uzaktaki günlerimi yad ettim ama bütün o anılar efsunlu bir halde benden uzaklaşmıştı; o anıların birlikte, müstakil bir hayatları vardı. aslında ben, uzakta kalmış zavallı bir seyirciydim."