• Yormak istemiyorum artık kimseyi yorgunum zira!
    Kelimeleri yan yana getiresim yok kendimi anlatmak için.
    Yeni bir alfabe arıyorum konuşabilmek için.
    Hiç söylenmemiş sözler duymaya ve yeniden ..
    cümleler kurmaya ihtiyacım var.
    Yetmiyor bildiklerim…

    Can Yücel
  • Artık kimseyi dinlemiyorum, başıma buyruk oldum.
  • Son zamanlarda çok garip hissediyorum. Aynı o hayatıma girmeden öncesinde olduğu gibi duygularım yavaş yavaş soluyor. Sanki kalbim kabuk bağlayıp kuruyor. Dıştan içe doğru sertleşiyor gibi. İki sene önce şimdi hissetmeye başladığım duygular vardı. Biriyle tanışıp güzel şeyler yaşama isteğim çok azdı. Ufak çaplı denemelerim hep sonuçsuz kalıyordu. Sevmek ve sevilmek istiyordum ama kimseyi bulamıyordum. İki sene önce bu boşlukta herhangi birinden ya da bir şeyden umudum yokken onunla tanışmıştım. Çok garip fazlasıyla korkunç; geldiğinde verdiği her şeyi sökerek alıyor sanki benden. Daha korkunç şeylerde oluyor. Artık onu başkasıyla görünce yüreğim sızlamıyor. Ona sahip olmaya dair düşüncelerim avucumda tuttuğum su gibi akıp gidiyor. Parmaklarım yoruldu artık kontrol edemiyorum. Onu unutmayı gerçekten çok istedim hatta sevgimin ona karşı olan sevgimin bitmesini. Sanırım bitiyor azalıyor bir kelebek can çekişiyor yüreğimde çok garip yüreğimin sıcaklığı azalıyor sanki kalbimi yakan acıya boğan sevginin eksikliğini hisseder oldum. Hiç sahip olmadığım bir insanin gidişi benden cok şey götürüyor. Hissediyorum yüreğimin ateşten kalan köz parçaları gibi hafif hafif yandığını her geçen saniye küle dönüştüğünü hissediyorum. En sonunda sadece kül kalacak zamanla soğuyacak yüreğime ışık veren ateş sonunda gri renkli bir küle dönüşecek kor ateşler sönüyor. Çok garip sesini gülüşünü nefesini kokusunu ezbere biliyorum neye alınır neye üzülür bildiğimi sanıyorum. Kafamı geriye çevirip yürümüşüm. Bir şeyleri geride bırakarak devam etmişim. Şimdi emin olamıyorum neyi nereye bıraktım aklımla yüreğim aynı yerde değil hayatımın iki yili gitti bir gülüş bir iltifat bir sevgi görmeden. Sahip olduğum tek şey sevgimdi şimdi onu da kaybettiğimi hissediyorum çok farklı hissediyorum artık ne yöne yürümek istediğimden emin değilim.
  • Suskun sanıyorlar beni; değilim.
    Anlaşılmadığım ve anlamadığım bir dünyada
    kelimelere küsüm sadece.
    Yalnız sanıyorlar beni; değilim.
    Kimsenin kalabalığı olmadım
    ve kimseyi de kalabalık edemem
    bundan sonra dünyamda, bu da benim tercihim.
    Güvensiz sanıyorlar beni; değilim.
    Sadece kendi içimde kendime göre bir dengem var
    ve bir daha kırılırsam toparlanamama endişesi taşıyor yüreğim.
    Bu yüzden şimdilik sadece kendime güveniyorum.
    Anlamakta zorlandığım bir dünyada,
    anlaşılmayı zaten beklemiyorum.
    Ben böyle iyiyim.
  • Kelebek özgür ruhlu, adaletsizlik karşısında başını yere eğmeyen güzel bir abimizin gerçek hikayesi, okurken çok etkilendim gerek mahkumlar ve üst idaredeki insanlarla muhabbeti olsun gerek aklında kurduğu planı kimseyi incitmeden gerçekleştirmesi olsun güzeldi. Fakat bazı bölümlerinin çok abartıldığını şansın da bu kadar yardımı olamaz artık dediğim saçma bulduğum bölümler de ( Kızıldereli olayı,cüzzamlılar olayı,insan avcıları olayı) oldu. Olayın gerçek bir yaşam hikayesi olması ve yaşandıktan uzun bir süre sonra yazılması tabi etkilemiş olabilir. Genel olarak hiç sıkılmadan okuduğum bir kitaptı, olayların anlatış şekli çok iyi, yazılanları okurken kelimelerin akımına kapılıp gidiyorsunuz olayları çok net canlandırabiliyorsunuz gözünüzde, okuyun iyidir.
  • Sevgili yüklük,

    Raflarına aldanışlar bırakıyorum, ağırlığını kaldıramadığım fark edişler.

    İnsan, zamanın sırtına yükledikleriyle toprağa yaklaşıyormuş meğer. Sanki her yeni adımıyla beraber, biraz daha aşağı iniyor/batıyormuş, yeryüzünün merkezine doğru. Bulutsu hayalleri ufalanıyor, kalbi kararıyormuş gerçeklerle. Gökyüzü uzaklaşıyormuş, günbegün.

    Bir insanı sevmek, sallantıda olan bir dünyada, bir umut edinmek demekmiş aslında. Sarılmak, o sarsıntıya beraber karşı koymakmış. Öyle anlarda düşmek de bir, kalkmak da. Sevince çocuklaşıyormuş insan, olmadık özellikler yakıştıyormuş muhatabına, hani babalar hiç ağlamaz, anneler hep affeder, öyle işte. İnsan birini sevince, gitmez diyormuş, bitmez, bırakmaz.

    Yüklük, bu defa farklı olacak diye başladığımız her şeyin nihayeti, aynı heves kırıklığıymış. O umudu yitirmekmiş.

    Biliyorum, dağılmış bir vazonun parçaları gibi, ne kadar toparlasak da kendimizi, yine kırıldığımız yerden kırılacağız, hiçbir tutkal fayda etmeyecek. Tozpembe iyimserliğin kumdan kaleleri, ilk rüzgarda ya da ilk dalgada yıkılacak. Kalıntıların başını beklemek, yine bize düşecek. Onarmaya, telafi etmeye çalıştıkça, göçüğün altındaki yerimiz sağlamlaşacak.

    Yüklük, yaşanmışlıklar öyle ki, çok sevdiğin hatta çok evvelden aşinası olduğunu sandığın yüz, değişiveriyor ansızın, yabancılaşıyor. Gözleri bir başka bakıyor, dudakları bir başka söylüyor. Kıyılar, uçurumlaşıyor. Oysa ki aynı yüz, aynı gözler, aynı dudaklar. Ama o yakınlık yok artık, o sıcaklık yok. Elleri buz, kalbi uzak. O kadar ki, yeniden tanışmak icap ediyor. Hiç tanımamışsın meğer, hep aldanmış, hep yanılmışsın.

    Sevince bir suret giydirirmişsin bilmeden; bütün güzellikler, bütün iyilikler onda var, onunla var zannedermişsin. Sonra bir an, bir söz, bir bakış, bir susuş. Çıt. Hayali bir çerçeve yere düşer, kırılırmış orta yerinden.

    Yüklük, bir fotoğraf karesi kalırmış geriye, kimsenin kimseyi tanımadığı bir tesadüf.

    ~Rasih Aslantürk
  • Yıldırım Bayezid Han'ın Macar seferinde bulunduğu günlerdeydi.Kızı Hundi Sultan bir gece rüyasında Peygamber Efendimiz'i gördü.Resul-i Ekrem ona: " Oğlum Muhammed Buhari ile evlen, sakın beni kırma sözümü dinle" buyurdu. Temiz ruhlu, edep ve haya sahibi Hundi Sultan rüyasını kimseye açıkalmadı.Zira onun Süleyman Paşa ile evleneceği söylenmekteydi.Hundi Sultan şaşkınlık ve kararsızlık içerisinde iken,ertesi gece Peygamberimizi tekrar gördü.Server-i âlem ona: "Eğer ahirette benden şefaat etmemi istiyorsan Muhammed Buhari ile evlen" buyurdu. Hundi Sultan'ın artık endişesi kalmamıştı...Durum Emir Sultan'a bildirilince, o "Bizimde malumumuzdur.Nikâhımız, Allahu Teâlâ tarafından kıyıldı.Dinimiz üzere buradada kıyılması gerekir. Durumu Hundi Sultan'a iletin" dedi.Sonunda Molla Fenari'nin kıydığı nikâhla iki genç evlendiler.
    O sırada Rumeli taraflarında seferde bulunduğu için muvafakatı alınamayan Yıldırım Beyazıt nikâh haberini alınca müthiş bir öfkeye kapıldı.Hiç düşünmeden kararını verdi.Emir Sultan ve Hundi Hatun şiddetle cezalandırılacaktı.Emir Sultan'ın evine kırk silahlı süvari gönderildi...Ancak bu onların son teşebbüsü oldu.Emir Sultan'ın Yasin Suresi'nden 29.ayeti okumasıyla kırkıda kadid kesilip son nefeslerini verdiler.Molla Fenari Yıldırım Beyazıd'e derhal şu mektubu yazdı: "...Dün öldürülmesini emrettiğiniz Emir Sultan, Resûl-i Ekrem'in neslinden hürmete değer bir insandır..." Mektubun ulaştığı günlerde Yıldırım Bayezid Macarlarla savaşıyordu...Bu esnada bir genç, yaralıların yaralarını sarıyor,bazen de ellerini açıp dua ediyordu.O gence karşı kalbinde bir yakınlık hissi oldu.Yanına giderek "Benim de kolumda yara var,yaramı sar!" dedi.Sabah olunca sarılan bütün yaraların iyi olduğu, askerlerin ayağa kalktığı Han'a haber edildi...Akşam yaraları saran askerin, yanına getirilmesini emretti.Fakat o kimseyi bulamadılar.Aradan günler geçtikten sonra Bursa'ya dönen Osmanlı ordusunu ve sultanı karşılayanlar arasında Emir Sultan da vardı.Yıldırım Beyazıd, onunla selamlaşınca, harp meydanında askerlerle kendi yarasını saranın bu genç olduğunu anladı...