• 152 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Mustafa Kutlu hikâyelerinde, insanın içindeki iyilik arzusunun bir şekilde herhangi bir olayda ortaya çıktığını ve bunun da diğer insanlar tarafından unutulmadığını yansıtır. Biçimsel anlamda iyiler ölmez. Kutlu'nun bu eseri ve diğer eserlerini hikâyeyi sadece yazarak değil de, sanki okurla çay eşliğinde muhabbet edercesine bir samimiyetle ele aldığını âşina olanlar görecektir. O, açık bir sadelikle ele aldığı hikâyelerinde olayların 'nasıl' anlatıldığından ziyade, 'ne' anlattığına odaklıdır. Abartılardan, yapmacıklıktan, uzun uzun betimlemelerden, sanatlardan kaçınarak ''hikmet''in peşinde koşar. Yaşanan bireysel ve toplumsal çarpıklıklardan hikmetler devşirmeyi kendine vazife bilen âdeta gezgin, hikâyeci bir derviş gibidir. Yoksulluk, iyilik, merhamet kavramlarını bize anlatır. Bizleri insan ruhunun sırlarına götürür. Bizi biz yapan geleneksel çizgiden taviz vermeyen yazar kır ile kentin, geleneksel ile modern hayatın kıyaslamasını eserlerine yansıtır. Ayrıca kitapta yazarın hayatından izleri de görmek mümkün.

    Bu kitapta bir Anadolu kentinin kıraathanesinde yolları kesişen dört kader ortağının hikâyesi anlatılıyor. Ressam Sıtkı, Fotoğrafçı Sarhoş Mustafa, Marangoz Civan ve Doktor Atalay karakterlerinin hayat hikâyeleri anlatılır. Bunların üçü sevda vurgunu, biri felek vurgunudur. Hayat denen bu yokuşta kâh kimsesiz, kâh feleğin sillesini yemiş, bir daha belini doğrultamamış, yetenekleri harcanmış bu kişiler Hayat Mektebi'nin dört üyesidirler. Her birinin yürek burkan hikâyesiyle Anadolu'nun ne harcanmış yetenekleri olduğu, belki ellerinden tutulsa, destek olunsa, yol gösterilse güzel yerlere gelebilecek kişiler, yazar tarafından güzel örneklerle işlenmiş. Onlar tam anlamıyla hayata tutunamamış kişiler ama birbirlerinin derdini kendilerine dert edinmiş dört yakın arkadaş olmuşlardır. Zengin olmasalar da kendileri gibi yoksul ve garip kimselere el uzatan, taşın altına elini koyarak mücadele veren o nadir kişilerden.. Mustafa Kutlu'nun eserlerini okurken bir yandan hepimizin az çok bildiği Anadolu'nun acı gerçeklerini okur; bir yandan da hikâyelerdeki karakterlerin gerçekte var olamayacak kadar iyi olduklarını düşünürüm. Çünkü artık yanımızda yöremizde iyiliğe dair kırıntı denilebilecek o kadar az şey görüp duyuyoruz ki.. Hele haberleri izlediğimizde insanlığın günden güne daha çok öldüğü gerçeği hayat karşısındaki sevincimizi, enerjimizi çekip alıyor.

    Hikâyedeki güzelliklerden biraz bahsedecek olursam; örneğin eski kabadayılardan Hacı Kadir'in kıraathanesi ve ona bitişik oteli ne güzel yerdir öyle.. Anadolu'nun başka başka şehirlerinden, kendi hayat hikâyeleriyle bir mekânda buluşup zamanı unutan dostluklara şahit olan bu mekân, el birliğiyle yapılan, devletin de örnek alacağı hayır işlerine şahitlik eder. Şimdi bakıyorum da kıraathaneler aylak insanların sabahtan akşama kadar zaman öldürdükleri mekân durumunda. 'Kıraathâne' okuma yeri anlamına gelse de, ülkemizde maalesef bu anlamdan çok uzak.. Dilerim bir gün anlamındaki hüviyete kavuşur..

    Kutlu'nun ilk okuduğum 'Nur' eserinin sonu gibi bu kitabın da sonunda çok duygulandım. Eh acıdan nasibini çokça alan bir millet olarak mutlu sonları ya filmlerde, ya da masallarda görürüz. Hep duyarız. 'Dünya iyi insanların yüzü suyu hürmetine hâlâ dönüyor' diye.. O bakımdan sevgili okur, kitabın da son cümlelerindeki gibi:

    ''Bizde iyiler ölmez.
    Evliya olup aramızda yaşarlar..''

    Kendine has hikâyeciliğiyle nâm salan Mustafa Kutlu'nun tüm eserlerini okurlara seve seve tavsiye ederim. Umarım hayatımızın geri kalanında iyi yürekli, merhametli insanlara rastlarız.. Yarınlarımıza iyi bir dünya bırakmak dileğiyle.. Esenlikler dilerim.
    Kitapla ve sevgiyle kalın..