• Gözümde tüten kadın, nasıl da çağırıyor, çağırıyorsun beni,
    Ben artık o eski ben değilim, diyerek,
    Benim için her şey olan o insanın değiştiğini,
    Hani ilk kez gibi, günlerimiz aydınlıkken.

    Sen olabilir misin bu duyduğum? Göreyim seni, gel
    Ben şehre yaklaşırken durduğun gibi
    Beni beklerken evet, seni o zamanlar bildiğim yüzünle,
    Üstündeki o uçuk mavi giysiye dek aynı!

    Yoksa yalnız o meltem mi aldırışsızca esen
    Islak çimenler üzerinden bana doğru
    Sense büsbütün eriyip gitmişsin soluk boşlukta
    Bir daha duyulmayacak gibi yakından ve uzaktan?

    Ve ben böyle yürüyorum işte sendeleyerek
    Yapraklar dört yanımda dökülürken,
    Rüzgâr kuzeyden esiyor yaprakları delerek
    O kadın seslenirken.
  • Insanların ilahi aydınlanmadan uzaklaştığını görmenin sana acı verdiğini biliyorum. Insanların inancını kaybetmesinin senin için ölümcül bir günah olduğunun farkındayım çünkü sen, benim bir ekmek kırıntısı için attan indiğimi biliyorsun. Ama onları affetmelisin, bunu Tanrı'yı gücendirmek için yapmıyorlar. Onlar artık ilahi adalete inanamadıkları için yeryüzünde adalet arıyorlar, acı içinde dünyevi varlıkları elde etme peşindeler çünkü ilahi ödüle inanmıyorlar. Bu yüzden sadece dokunup görebildikleri şeylere inanıyorlar. Uçan makineler onlar için, dünyevi cehennemin melekleri ve onlar boş yere bu cehennemi cennete dönüştürmeye çabalıyorlar. Kültürlü olmak onları cehalete sürüklüyor çünkü kültür inançtan doğmaz ve bir süre sonra insanoğlu her şeyin sadece matematiğini görür hale gelir. Bu matematiğin armonisi, uyumu onların Tanrısı olmaya başlar ve bu matematiği ve armoniyi yaratanın Tanrı olduğunu unuturlar. Ama senin tanrın rakamlardan oluşmuyor Don Camillo ve senin cennetinde iyilik melekleri uçuşuyor. Gelişim insanlar için dünyayı gitgide küçültüyor. Bir gün makineler dakikada yüz kilometre hızla gittiğinde, dünya insanların gözünde mikroskobik bir hal alacak. İşte o zaman insan kendini upuzun bir bayrak direğinin ucunda bulacak ve sonsuzlukla yüzleşecek ve bu sonsuzlukta Tanrı'yı ve gerçek yaşama inancı yeniden bulacak. Dünyayı rakamlardan ibaret küçücük bir hale getiren makinelerden nefret edecek ve kendi elleriyle o makineleri yok edecek. Ama bunların olması epey zaman alacak Don Camillo. O yüzden rahatla şimdi, senin bisikletin de motosikletin de şimdilik tehlike arz etmiyor.
  • Bu kadar sık görüşürken benim yerime mektubumun gelmesi seni her halde şaşırtacak, fakat sonuna kadar okuyunca göreceksin ki başka türlü yapamazdım.

    Bu mektubu çok daha önce yazmış olmalıydım; o zaman ikimiz de sonradan duyacağımız birçok vicdan azaplarından kurtulmuş olurduk.

    Ama gene de geç kalmış değilim, birbirimizi o kadar çabuk, o kadar umulmadık bir şekilde sevdik ki ansızın hastalanmış gibi olduk.

    Bu yüzden kendime daha erken gelemedim.

    Daha ileri gitmeyeceğim artık, olduğum yerde duracağım; bunu yapmak benim elimde. Ama gene de sürükleniyorum… Şimdi ise öyle bir savaş içindeyim ki senin yardımına muhtacım.

    Ne kadar derine sürüklendiğimi ancak bu gece anladım; İçine düştüğüm uçurumun derinliğini gördüm ve durmaya karar verdim…

    Oyun bitti artık; aşk benim için bir hastalık oldu; kendimde bir tutkunluğun başladığını hissettim; sen daha düşünceli, daha ciddi oldun; bütün boş zamanlarını bana verdin; sinirlerin gerginleşti, huzurun kayboldu. Şimdi korkuyorum ve anlıyorum ki bu gidişi durdurmak, kendimizi toparlamak için harekete geçmek benim görevim.
    Evet, seni sevdiğimi söyledim. Sen de beni sevdiğini söyledin. Ancak aradaki ahenksizliği fark edemedin mi? Etmedin değil mi? O halde sonra edeceksin; ben uçuruma düştüğüm zaman. Bak benim halime, düşün benim kim olduğumu.

    Beni sevmen mümkün mü? Beni seviyor musun? Dün ‘Seviyorum, seviyorum, seviyorum’ dedin; bende kesin olarak söylüyorum: Hayır, hayır, hayır.

    Beni sevmiyorsun, ama şunu hemen belirteyim ki yalan da söylemiyorsun.

    Beni aldatmıyorsun. Hayır denecek yerde evet diyecek insan değilsin.

    Benim sana anlatmak istediğim, duyduğun şeyin gerçek aşk değil, sadece bir aşk umudu olmasıdır…

    Ben baştan sana bunu açıkça söylemeliydim sen yanlış bir yoldasın; karşındaki adam, rüyalarında gördüğün adam değil. Göreceksin, bir gün o kişi karşına çıkacak; bana kızacaksın; ben de bunun azabını duyacağım. Daha keskin bir zekâm, daha iyi bir kalbim olsaydı, daha samimi olsaydım sana bunları daha önce söylerdim…

    Şimdi başka türlü düşünüyorum. Kendi kendime şunu soruyorum:

    Ona iyice bağlandığım zaman, yanımda olması benim için bir zevk değil bir zorunluluk olduğu zaman, aşk yüreğime iyice yerleştiği zaman ne olacak?

    Bu acıya dayanabilecek miyim? İşin sonu kötüye varacak. Daha şimdiden bunu düşünmek beni ürpertiyor.
    Başka birisi olsa şunu da eklerdi ‘Bu satırları gözyaşları içinde yazıyorum?’

    Ama ben sana yalan söylemiyorum, acımın bir gösteriş olmasını istemiyorum, çünkü dertleri, pişmanlıkları artırmak neye yarar? Bu çeşit yalanlarda sevgiyi daha fazla kökleştirmek umudu saklıdır. Bense bu duyguyu sende ve bende kökünden kazımak istiyorum.


    Zaten gözyaşları ya boş hayallere ya da bir kadını baştan çıkartmak isteyenlere yaraşır. Ben sana bunları uzun bir yolculuğa çıkan iyi bir dostla vedalaşır gibi söylüyorum: İki üç hafta daha beklesem çok geç olurdu.
    Aşk bir ruh kangreni; o kadar çabuk ilerliyor ki. Daha şimdiden ne haldeyim. Zamanı saatleri, dakikalarla değil, güneşin doğup batmasıyla değil, seninle ölçüyorum: Onu gördüm, göremedim, göreceğim, göremeyeceğim, gelecek, gelmeyecek…

    Hayatımızın bu kısa dönemi belleğimde her zaman temiz ve ışıklı bir hatıra olarak kalacak ve beni tekrar eski ruh uyuşukluğuna düşürmekten koruyacak.

    Bu hatıra sana da hiçbir zaman zarar vermeyecek ve gelecekte gerçek aşkı bulmana yardım edecek…
    Umarım hayat dilediğin gibi olur.

    Geceler bitti…
    Yolculuklar da…
    Yeni yerler yeni sabahlar da bitti…

    Allahaısmarladık meleğim…
  • Artık ben gideceğim, ata eğer vuruyorlar.
    Hatıralarımı birer birer yakacağım.
    Entarimi parça parça edip
    Zehirli kirpilere bırakacağım.
    Beyaz bir kayanın üstüne çıkıp

    Göğsüme siyah bir gül takacağım.
    Batan güne doğru kurşunlar sıkıp Kendimi boşluğa bırakacağım.
    Ayaklarımın altından geçiyor bir deniz...
    Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım, Siz beni ne anlarsınız siz!
    Artık ben gideceğim atım kişniyor;
    Bir bebek mum istiyor, bir ölü şarkı istiyor,
    Ayaklarımın altından geçiyor bir deniz, bir deniz;
    Beni onun gözleri çağırıyor, duramam duramam.

    Benim gözlerim yeşildir, ah, onun gözleri kara;
    Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara...

    1952, Güz
  • Genellemelerden kaçamayacak kadar örgütlü bir dünyada yaşıyorduk. Artık çok geçti! Çünkü toptan alınıp toptan satılmak istiyorduk. Avuç içi kadar örneğini beğenen, bütün kumaşı almak zorundaydı. Tekstil sektöründe olduğu gibi. Daha doğrusu, örümcek ağı sektöründe... Bütün bunlardan da anlaşılacağı gibi her şey, kumaşlarla ilgiliydi. Adalet tanrıçası Justitia'nın göz bağından bayraklara kadar, her şey bir kumaş meselesiydi... Hala çıplak kalabilmiş birkaç Amazon yerlisinin yüzlerindeki o huzur, kumaşsızlıktan geliyordu. Benim yüzümdeki huzursuzluk da, kumaşlarınızın aynı olduğu babamla konuşuyor olmamdan...
  • 196 syf.
    ·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Aylar geçsin ve günler sonra bu kitabı tekrar elime alayım. Yüzümde bir gülümseme, yüreğimde hoş bir his belirsin. Son adaya, son insani köşeye sığınayım.
    Livaneli’nin kitapları arasında ilk üçe girer dediğim hatta okurken dünya klasiği okuyormuş hissini veren naçizane bir roman. Söylenecek o kadar çok şeyim var ki. Bütün hissiyatımı kendime saklayıp sizlere ‘’Sadece oku, lütfen.’’ diye minicik bir inceleme yazmam haklı bir davranış olur. Fakat yazmazsam delirirdim kalıbına sığınarak inceleme yazıma başlıyorum.
    Sade bir dil, yoğun duygular eşittir güçlü bir kalem. Konusu çizgisi dışında fakat kendi tarzında. İlk sayfalarda ütopik bir dünya ile başlasa da distopyaya geçiş yapan bir konu. Herkesin hayalini kurduğu ada, mekanımız. Karakterlerimizin isimleri yok çünkü isimleri boşver meseleye odaklan dermişçesine akıp giden satırlar sizi bir çırpıda son adadan son sayfaya ulaştıracak.
    Siyaset konuşulmayan bir evde büyüdüm. Bu yüzden siyaset kavramı hep ilgim dışında oldu. Nerede siyaset konuşulsa koşar adımlarla uzaklaşıyorum. Bu kavram açıldığı masada ses tonlarını farklı bir boyutta taşıyıp ortamı siyaset meydanına evirebiliyor hal böyle olunca insanoğlu anlatmak istediği konuda dinginliğini koruyamıyor. Ama yazarımız bu konuyu anlatırken sade ve huzurlu bir ortam yaratması ve anlatmak istediği duyguları yalın, akıcı bir dil ile anlatması tam olarak okuduğum en güzel kitaplardan biriydi diyebileceğim bir eser. Öyle ki dil ne kadar yalınsa yaşattığı duygularda bir o kadar kuvvetliydi.
    Bundan sonra ki yazdıklarım kitabı okuyanların okumasını tercih ettiğim satırlar.
    Yıllar önce dershaneye gittiğim yolda uzunca selvi ağaçları eşlik ederdi. Gün batımı, bulutlar eşsiz bir karşılıklı dizilen selvi ağaçları güzel duygularıma da şahit olmuştu. Onların kesildiği zamana denk gelmem benim hafızamda korkunç bir iz bırakmıştır. Ne zaman bir ağacın kesildiğini duysam, okusam veya görsem içimden ağlamak geliyor ve bütün dertlerim su yüzüne çıkıyor.
    Adayı gölgeleyen ağaçların kesildiği o sayfalarda içimde artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak düşüncesi belirdi çünkü kesilen bir ağacın yerini ne doldurabilir ki. Sonra martılar o güzel özgür ruhlu canlılar. Aklıma direk Martı Jonathan Livingston geldi ve martıların ruhunu onunla tanımıştım zaten. Son Ada ile de martılara bakış açım kesinleşti. Özgür ruhlu savaşçılar olarak simit atmaya devam edeceğim onlara.
  • “Oğlum… Korkunç bir karanlık dünyamıza geri döndü. Daha önce de olduğu gibi
    değer verdiğimiz her şeyi yok etmeyi amaçlıyor. Bununla yüzleşmeye
    geri dönemeyeceğimi bilerek gidiyorum.

    Bütün hayatım boyunca elimde kılıçla yaşadım. Krallıkların yandığını gördüm ve cesur kahramanların beyhude yere
    ölüşünü izledim. Benim için güvenmek zordu, özellikle de bu kadar çok şey kaybetmişken.

    Ama senden sabretmeyi öğrendim; hoşgörüyü ve inanmayı.

    Anduin… Artık ben de senin gibi barışın en asil amaç olduğuna inanıyorum. Ama o barışı korumak için savaşmayı göze almalısın!

    AZEROTH İÇİN!”

    Varian Wrynn