• -Akşam sinemaya gidelim mi? Ben babamları atlatıp izin alırım.
    + İşim var, dedi Necip.
    - Ne işin var?
    +Söyleyemem.
    - Gitmesen olmaz mı? Bu akşam gitme, sinemaya gidelim.
    +Olmaz.
    - İşin benden daha mı önemli?
    + Her şeyden daha önemli.

    -Beni sevmiyor musun?
    + Ben böyle sözlerden hoşlanmam. Senin de böyle konuşmanı istemiyorum.
    - Ne var benim konuşmamda? Biz sevgili değil miyiz? Niye konuşmayacak mışım?
    + Bunlar burjuva sözleri...

    -Nasıl sözler olduğunu bilmem. Beni seviyor musun, sevmiyor musun? Bir şey söyle! Sevmiyorsan şimdi gidiyorum.
    +Sevmiyorum demedim.
    - Her şeyime bir kusur buluyorsun. Her sözüme karşı çıkıyorsun. Sevgili miyiz, değil miyiz? Bir sinemaya bile gitmiyoruz. Hep işin var.
    - Hem ben senin işlerinden de korkuyorum. Hep seni düşünüyorum, başına bir şey gelecek diye ödüm patlıyor. N'olur bu işlere sen karışmasan. Herkesi kurtarmak sana mı kaldı?
    +Ne diyorsun sen? Ya kim kurtaracak? Herkes, ben mi kurtaracağım derse, ne olur, hiç düşündün mü? Aklın fikrin boyanmakta, gezmelere gitmekte. İnsanlar aç, işsiz, sokaklarda cinayetler işleniyor, senin umurunda bile değil. Beni seviyor musun, seni seviyorum. Başka söz yok mu sende?
    - Bana ne onlardan. Ben bizi düşünüyorum. Onlar da kendilerini düşünsünler. Sokaklarda adamları vuruyorlar diye seni sevmeyecek miyim yani? İstiyorsan söyle, sevmem ben de. Hem boyanmama ne karışıyorsun? Bu zamanda boyanmayan kadın mı var? Başkaları işsiz diye ben niye boyanmayım? Her koyun kendi bacağından asılır. Ben seni düşünüyorum, sana bir şey olmasın istiyorum.
    +Ben halkımı düşünürüm. Bu benim görevim. Senin de böyle düşünmeni isterim. Hem her koyun kendi bacağından asılmaz. Bugün başkasına yaparlar, yarın sana sıra gelir.
    - Ben bir şey yapmıyorum ki sıra bana gelsin. Sen de karışma bu işlere. Başına bir şey gelecek diye ödüm patlıyor vallahi. Her akşam haberleri
    dinliyorum, bir şey oldu mu diye. Annemler de şaşırıyor haberleri dinlememe. Hem artık iyice laf olmaya başladı. Geçen gün annem gene sıkıştırdı, seninle dolaştığımı duymuş. Hep başkalarını düşünüyorsun, biraz da bizi düşünsene. Ne olacağız biz? Hep böyle mi kalacağız?
    +Şimdi evlenemeyiz.
    - Ne zaman evleneceğiz peki?
    +Devrimden sonra.
    - Oooo... Devrim olana kadar... Ölme eşeğim ölme. Senin niyetin yok, beni oyalıyorsun. Bak benimle açık konuş, beni sevmiyorsan söyle, ben de ona göre...

    +Devrim yakında olacak.
    - Bizim evlenmemiz devrime engel mi? Biz evlenelim, sonra devrim olsun. Biz evlendik diye, devrim, olmaktan vaz mı geçecek?
    +Şimdi işlerim var, görevlerim var. Halkıma karşı görevlerimi yerine getirdikten sonra kendimizi düşünebiliriz ancak. Yakında devrim olacak, o
    zaman biz de evleneceğiz. Niçin anlamıyorsun?
    - Peki ne zaman olacak devrim? Bak, bana kesin bir tarih söyle. Oyalama beni.
    + Bu yıl olur.
    - Aaa, deli misin sen? Bir yıl daha nasıl bekleriz? Annemler ne der sonra? Valla bütün mahalleye rezil oldum zaten. Daha çabuk olmaz mı? Bak,
    olmazsa söyle, ben de ona göre...
    + İki aya kadar olacak, söz veriyorum. İki ay daha dişini sık. Başkaları mutsuzken biz mutlu olamayız. Devrimden sonra herkesle birlikte mutlu olacağız.
    - İki aya kadar olur mu devrim?
    + Olur.
    - Söz mü?
    + Söz.
    - Bak, iki ay daha beklerim, ya devrim olur, ya da ayrılırız.
  • Mutlumusun artık yokum hayatında
    Aşkımız son buldu tamda baharında
    Bugün neyse değişiklik yok yarında
    Artık seninle bir bütün olamayız

    Yıpransada yürek ömür tükenecek
    İstemesekte bu çile çekilecek
    Birgün gelip son nefeste verilecek
    Artık seninle bir bütün olamayız

    Mustafa Ermişcan
  • "Sevgili asker ağabilerim,
    Siz olmasaydınız yurdumuzu kim kurtaracaktı. Sizin sayenizde yurdumuz güvende. İyi ki varsınız. Sizler oldukça bizler de buradayız. Sizlerin emekleri sayesinde bizler de varız. Siz olmasaydınız biz ne yapacaktık? Biz size büyüyünce yemek, giysi, mermi ve silah taşıyacağız. Sizin sayenizde biz de mutluyuz. İyi ki buradasınız. Artık bizde bizde meslek sahibi olup asker olup Türkiye'yi kurtaracağız. Sizlere bugüne kadar ne yapdıysanız hepsi için çok teşekkür ederim."
    Gülsüm Nur Gündoğan
    4A Sınıfı
    Okul : Zafertepe/Çalköy

    Sevgili Gülsüm,

    Kalbinin güzelliğini seni hiç tanımasam da görebiliyorum. Bize de senin yaşındayken her gün, vatan sevgisi, yurt aşkı gibi duygular derslerimizde sürekli olarak aşılanmaya çalışılırdı. Aslında bu yazıyı senin okuyamayacağına emin olarak kaleme alıyorum.

    Biz, yani askeri sistemler, militarist düşünceler, hiyerarşik rütbeler, internetteki görsellerde dağda yurdu için hınca hınç savaşan asker imajı olmasaydı, yurdumuzu More'un Ütopya kitabında anlatılan yurttaşlar arasındaki karşılıklı hoşgörü, sonsuz barış, ortak yaşam ve askere gönüllü olarak gelmek istemeyenlerin birbirine korku aşılamadığı istekli ve gönüllü bir askerlik paradigması kurtaramaz mıydı? Dünyayı güzellik kurtaramaz mı? İçimizdeki kan sadece içimizde kalmakla yetinemez miydi şiddetin askerlerinin merhameti eşliğinde?

    Güven, burada pek de bizim sayemizde olmuyor gibi. İnsanların gözlerinde bulunan, evren arkadaşlarına karşı beslediği düşmanlığı görebiliyorum çünkü. Daha geçen gün Batman'ın bir ilçesinde çıkan tartışmadan dolayı asker askeri tüfekle öldürdü. Biz seni gerçekten mutlu ediyor olamayız Gülsüm. Eğer yurdumuz bizim sayemizde güvende olsaydı gerek askerlere verilen eğitimlerin yarısından fazlası yürüyüşten ibaret olmayıp silah, atış, kamera, intikal, arazi ve malzeme kullanma eğitimleri de dahil olurdu gerekse de askerde konuşulan muhabbetlerin pek çoğu incir kabuğunu doldurmayan ve yurdun içinde bulunduğu harap ve bitap durumla alakası olmayan muhabbetler de olmazdı ki.

    Bizler oldukça sizler de her zaman olun fakat sizi, bize yemek, giysi, mermi ve silah taşırken değil, astronomiyle alakalı kimsenin aklına gelmemiş icatlarla uğraşırken, kodlama ve programlamayla, geleceğin bize getireceği her türlü teknolojiyle, robot teknolojileriyle, savaşsız ve şiddetsiz bir geleceğin ihtiyacı olan genç neslin gerektirdiği her türlü düşünceyle haşır neşirken görmek isterdim. Siz büyüyünce hep beraber böyle şeyler için kafa yorsak çok güzel olmaz mıydı ki Gülsüm?

    Mutluluğunuz bizim sayemizde değil, sadece kendi sayenizdedir. Emin ol Gülsüm, Türkiye'yi şu anki halinden kurtarmak ne meslek sahibi olmakla ne de asker olmakla ilgilidir. Sanıyorsun ki askerlik eline silahı alıp saatlerce vatanını düşmanın gözünden ve ateşinden korumaktan ibaret. Burada askerlere her gün yerlere paspas çektiriyorlar, her yeri süpürtüyorlar, yerden kuş boku kazıtıp, sırtlarını kanatırcasına inşaat molozu taşıtıyorlar, dikenli çimleri çıplak elle bir yerden bir yere attırıyorlar, kazma ve kürekle ağaç tomruğu söktürüp, her türlü ihtiyaç olan yere harç attırıyorlar, çuvallarca at boku taşıtıyorlar senin uykunu bölüp, kitap okumayı sevmeyen uzun dönemlerin hiç de vatan ve yurttaşlık sevgisi içermeyen bakışlarına ve sözlerine maruz bırakıyorlar seni Gülsüm. Buna benzer pek çok işle yüzyüzeyken Türkiye'yi kurtaracak şeyin gerçekten de askerlik olduğunu nasıl söyleyebiliriz ki benim güzel kalpli Gülsüm kardeşim? Hiçbir şey sana söylendiği ve öğretildiği gibi değil maalesef. Meslek sahibi olmanın ülke kurtarmadığı tek ülkedir belki de Türkiye. Mimar mesleğinde bir adamın çaycı, makine mühendisi bir adamın çamaşır makinelerinin başında işçi, inşaat mühendisi adamın boyacı olduğu bir alanda gerçekten de Türkiye'nin bulunduğu uçurumdan kurtulabileceği, 11 yaşındaki o tertemiz kalbine sığıyor mu? Keşke karşımda olsan şu an, keşke kalbine giden damarlarından geçen o hiç pisletilmemiş düşüncelerini karşımdayken de duyabilseydim ve bu dediklerimi de yüzüne söyleyebilseydim.

    Bizlere bugüne kadar ne yaptıysak teşekkür etmene hiç gerek yok hele. Bugüne kadar vatanımı kurtarmak adına hiçbir şey yapabildiğimi düşünmemekle birlikte ülkeme ait sevgi-zaman grafiğinin doğru orantılı olarak sürekli düşüş içerisinde oluşu yaşadığım Erasmus deneyimleri ve görme şansına eriştiğim Türkiye duvarları dışındaki hoşgörü, görgü ve birbirine kesintisiz saygı kültürü insanımızın esas deneyimlemesi gereken konular. Zira bugüne kadar yaptığım şeylerin arasında şu anda hiçbir işime yaramayan fizik ve kimya formülleri, çözülen testler ve yararsız olduğu bilindiği halde aşılanmaya çalışılan korku ve salt tek din, tek parti, tek tip düşünce diktesi bakış açısının öğretildiği bir ülkeyi sana emanet etmek mi benim teşekkürü hak eden davranışım?

    Ben de zamanında 4B sınıfındayken sosyal bilgiler dersinde Osmanlı Devleti'nin, Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı savaşların sonuçlarını merak ede ede tarih okurdum, tabii ki de hepsini kazanmalarını ben de isterdim. Sonra Einstein, Szilard, Zweig, Pessoa gibi pasifist ve savaş karşıtı insanlarla, bilim, edebiyat ve sanat için emeğini veren ve terini döken insanlarla tanıştım. İnadına savaştan kaçıyorlardı, inadına gelecek için hizmet etmek istiyorlardı geçmişin kanlı prangalarında yaşamamak için.

    Bul beni Gülsüm, bul beni ve tanıdığım insanlarla tanıştırayım seni. Tertemiz kalpli insanı sevmez bu topraklar, bir damla kan, döküldüğü kalıbın rengini, tadını ve hissini hemen değiştirir. Kan, şiddet ve askerliği değil, doğanın bize sunduğu gündelik hayatın mucizelerini, geleceğe dair ütopya senaryolarını, gelmiş geçmiş bütün çiçek ve hayvan çeşitlerini, sanatı, mimarlığı, edebiyatı ve diğer bütün güzellikleri konuşalım. Kadınların yüzlerindeki altın oranı senle bulalım. Tüfeklerin namlusuna topladığımız çiçekleri koyalım seninle. Bul beni.

    https://www.youtube.com/watch?v=tas5AEqnmuk