• 374 syf.
    ·Puan vermedi
    Hey ! Sen ! Bilader (:
    İn bakalım artık Kaf Dağı’ndan…
    Gerçeklere dönme vaktı :)

    Kaf Dağı ile ilgili kısa bir bilgi sana ;

    Kaf dağı, genellikle masallarda yer alan, dünyayı çevrelediğine inanılan, arkasında cinlerin, perilerin bulunduğu varsayılan, zümrütten yapılmış bir yerdir. Fars mitolojisine ait Zümrüd-ü Anka kuşunun bu dağda yaşadığı düşünüldüğünde Kaf dağının aynı kültüre ait bir efsane dağ olduğu anlaşılabilir. Vikipedi

    Neymiş demek ki efsaneymiş… Yalan dolan yani (:
    Gelelim konumuza.
    Ama önce şu burnunu bi alalım Kaf Dağı-ndan.
    Bilirsin şu meşhur lafı Burnu Kaf Dağı-nda olmak …
    Kaf Dağı = EGO
    Az önce Kaf Dağı-nın yalan dolan olduğunu öğrendiğimize göre EGO - DA tırı-vırı yani :D

    Öyleyse napıyoruz ? Tırı-vırıyı bırakıyoruz.

    Geliyoruz şimdiki an-a …
    Geldiysen öncelikle Hoş-geldin…Beş-gittin
    Yeter bu kadar geyik (:

    Ulan -osho-yu sevin diye bu kadarda şebeklik yaptırılmaz ki insana ayıptır :))

    Seni de anacağım deli kız Gamze (: Gamze Ö.
    EGO-NU LEGO YAP iyi slogan :))

    Öncelikle kitap beni de sıktı.
    Eğer ilk bu kitapla başlasaydım -osho- okumaya ,bende lanetler yağdırırdım. Daha önceden birkaç kitabını okuduğum için osho-nun ne kadar iyi olduğunu biliyorum.Bu kitabın derlemesi sıkıcı yapılmış.İçindeki bilgiler aslında çok değerli ve gereksiz uzatılmış ve sıkıcı tekrara girmişler.
    Eee diyeceksiniz neden inceleme yazıyosun ? Yazıyorum çünkü -osho-nun yanlış tanıtılması beni deli ediyor. Dediğim gibi kıymetli bilgiler var kitaplarında. Ama seçici olmak lazım.
    Sizin için okuyup beğendiklerimi sırasıyla yazıyorum.
    Sıralamaya göre okursanız bu adamı gerçekten anlarsınız.
    *Aşk-özgürlük-tek başınalık
    *Sevgi
    *Beden ile zihni dengelemek
    *Kadın
    *Erkek
    *Martıları Seven Adam
    *Yaşam-sevgi-kahkaha

    Gelelim -ego- konusuna.
    Dört yıldır kişisel gelişimle ilgili çok şey okudum.Son bir yıldır kendi içime döndüm.Yoluma çıkan gerek insanlar gerekse kitaplar bana çok şey kattılar katmaya da devam ediyorlar.
    Ben de -ego-ları çok yüksek biriydim ki hala da törpülemeye çalışıyorum.Hiç bir zaman oldum dememeli insan.
    Çok şımarık büyütüldüm yalan yok (: Doğal olarak evin prensesi olunca -ego-lar tavan oluyor :))
    Ama kendi çocuğumu asla böyle büyütmem.Neyse çok uzatıp sizi sıkmak istemem.
    Hayat çok kısa.Bunu hepimiz biliyoruz. Kitaptan da yaptığım bazı alıntıları okuduysanız farketmişsinizdir bu lanet ego insana zarardan başka bişey vermiyor. Sürekli en iyi olma hırsı zamanınızdan çalıyor.Kimi vaktinde uyanıyor ve düzeltmek için çabalıyor kimi uyandığında herşeye geç kalmış oluyor. Gönül ister ki herkes vaktinde uyansın. Şimdi çok pişmanım mesela.Vaktinde çok insan çıktı yoluma beni uyandırmaya çalıştılar tabi ben uyanamadım. Uyanmaktan kastım şu kendinin ve yaşadığın hayatın farkına varmak.
    Ben son bir yıldır herşeyin farkındayım açıkçası.
    Bir yıl öncesine baktığımda Jessy hakkaten sen mal-mışsın diyorum.:)) Boşa geçen onca zaman…
    Ne içindi ? Para kazanma hırsım,iyi giyinme,iyi gözükme,iyi yerlerde takılma,karşı cinse kendini beğendirme çabaları vs bir sürü tırı vırı işte. Örnekleri siz çoğaltın. Robot gibi yaşıyormuşum.Tıpkı herkesin yaşadığı gibi.Yaşadığını zannettiği gibi…
    Sonra bigün hatta bu spor salonunda oldu.Bir an herşey durdu.Garip bir boşluğa girdi herşey.Hani filmlerde karekter yerinde durur etrafı ağır ağır ilerler karekter bi balonun içinde gibidir vs çok hatırlayamıcam şimdi :) zaten çalışmışım akşama kadar yorgunluktan geberiyorum sırf birileri okusun hayatını değiştirsin iyi olsun diye bu cümleleri kurmaya çalışıyorum yaaa :)
    Ne diyodum hee durdu herşey. Aklıma ilk şu soru geldi lan dedim benim burda ne işim var ? Kas-mas yapıyosun eee ? Ne için ? Kim için ? Mutlu musun ? Hayır. Başlarım dedim böyle hayata :) vsvs ve başladı bende değişim.
    Sonra herşeyi herkesi gözlemlemeye başladım.İnsanların telaşla hergün ordan oraya koşturduklarına şahit oldum.Herkes mutsuz kurulmuş robot misali.
    Kimse yaşadığı an-ın farkında değildi.
    Carpe-diem diye bir slogan var.Herkesin yanlış tasvir ettiği.Gelsin biri gitsin biri ye iç gez hayat boş eğlen coş misali :)))))
    Aslında öyle değil işte.An var ya o kadar kıymetli ve güzel ki sen yaşamak iste yeterki :)
    Lan içtiğim kahve bile artık bir başka güzel valla bak :D
    Ki ben agresif suratsızın önde gideniydim.
    Sabah annemler beni erken uyandırırlarsa burunlarından getirirdim. Sonra babam bi hastalandı gördüm ebemi tabiri caizse :) Çok şükür ki sağlıklı şuan (şimdi sorarsınız diye parantez açtım). :))
    Yaa benim hikayem çok uzun… Konu dan çok sapmak istemiyorum.Ben garantici bir tipimdir.Çıktığım bu yolda denklemlerin çok sağlamasını yaptım ve hep tuttu.
    O sebeple okuyun şu adamı vallah hayatınıza bakış açınız değişecek.Bakış açınızı değiştirmekte zamanla hayatınızı değiştirecek.
    Bırak ego-nu… Sen sen ol ve kendini sev,kendinle mutlu ol..
    Ali çok zenginmiş-veli doktormuş-bilmem kim çok yakışıklı biriyle evlenmiş-diğeri jeep almış….bıdı bıdı hepsi…
    Uyan…
    Hayat bunlardan ibaret değil…
    Hayat yediğin güzel yemekler,içtiğin su,kahve,kokladığın bir çiçek,keyifle okuduğun bir kitap,izlediğin film…vsvs…
    Tamam yaşamak için para da önemli ama buraya dikkat amaç değil araç yapabilirseniz parayı mutlu olursunuz!!!
    Hırslarını bırak,ego-nu bırak….kalp kırma…sev daima sev…
    Ama en çok kendini sev...
    Sen değerlisin,unutma ;)
    Öyle işte buda böyle bir inceleme olsun :)))

    Vallah olduğu gibi paylaşıcam.Bir kişinin bile hayatı değişse kar kar-dır :)))

    Sevgilerrr :)))
    Jessy
  • Yazar: Mehmet Kılıç
    Hikaye Adı : Putlaşmış Kadın
    Link: #32180697
    Ressam : Van Wieck

    Tablo 9: Wieck 2011 Q Train

    http://hizliresim.com/Q2pOAy

    (Cem 4 yıllık İktisat Fakültesini bitirip yeni mezun olmuştur. Mezun oluşundan 2 ay sonra iş bulup çalışmaya başlamış, fakat çalıştığı yer evine bir hayli uzaktır. Bu yüzden her gün geç kalmaktadır. Ayrıca muhasebeciliğinin yanı sıra gönüllü olarak bir resim atölyesine resimler çizip sergilenmesi için yardımcı olmaktadır. Yine bir iş günü sabahında geç kalmıştır.)

    Oya: Cem, uyan oğlum. Hadi bak yine geç kaldın.
    Cem: Anne 5 dakika daha uyuyayım.
    Oya: Oğlum hadi saat 8.00 olmuş.

    (Cem aniden şimşek gibi zıplar yatağından.)

    Cem: 8.00 mi?
    Oya: Evet bu gidişle kovulacaksın işten.

    (Mırıldanarak.)

    Cem: Keşke...
    Oya: Anlamadım?
    Cem: Yok yok kovulmam.

    (Üstünü giyinirken seslenir.)

    Cem: Anne çizimlerim nerde nereye bıraktın?
    Oya: Aman oğlum bırak şu çizimleri işinle ilgilen. Çizimlerin yüzünden geç saate kadar uyumuyorsun, sonra da uyanamıyorsun.
    Cem: Olmaz anne! Çocuklara söz verdim atölyeye sergi için ben de katkıda bulunacağım.
    Oya: Aman iyi iyi! Çekmeceye koydum, alırsın.
    Cem: Ben çıkıyorum, akşam görüşürüz.

    (Koşarak merdivenleri iner birer ikişer. Metroya varabilmek için bugün daha bir acelecidir.)

    Semih: Hadi be oğlum! Nerde kaldın, yarım saattir seni bekliyorum. Senin yüzünden ben de geç kalıyorum. Beni de işsiz bırakacaksın kendinle birlikte.
    Cem: Tamam uzatma geldik işte.

    ( Bu sırada metro gelir ve binerler. Günlük iş konuşmalarının geçtiği sırada Cem karşısında duran düşünceli kadını farkeder. Hoşuna gitmiştir güzelliği fakat sıradan bir yolculuk aşkı olduğunu düşünür ve tadını çıkarmaya çalışır. Kaçamak bakışlarla kızı izlemeye koyulur, fakat kız sanki çevresinde bulunan hiçbir şeyin farkında değilmişçesine başını öne eğip düşünmekten bir an olsun kendini alıkoymaz. Hem de bunca gürültüye rağmen. Bu durum Cem için daha bir ilgi çekici hal alır. Bunları düşünürken aniden dürtülür.)

    Semih: Sana diyorum, duymuyor musun?
    Cem: Ha! Ne oldu?
    Semih: Neye daldın sen?
    Cem: Yok bir şey ne diyordun?
    Semih: Çizimler ne alemde yetişecek mi?
    Cem: Az kaldı. Sergiye yetişir.
    Semih: Hadi bakalım. Bekliyorum sabırsızlıkla.

    (Ve metro bu sırada inecekleri yani son durağa varmıştır. Metrodaki kalabalık bir heyelan gibi dökülür kapının ağzından. Bir tek kadın inmez olduğu yerde durur. Kalıp durumu öğrenmek ister. Ama yetişmesi gereken bir iş olduğunu hatırlar.)

    Semih: Hadi gidelim. Neyi bekliyorsun?
    Cem: Tamam geliyorum.

    (Yorgun argın geçen bir iş gününün ardından eve döner.)

    Cem: Anne ben geldim.
    Oya: Yemek dolapta yiyeceksen.
    Cem: Ulan bu televizyon programları yüzünden kadın hal hatır dahi sormuyor artık. Ölsek aklına gelmez. Gerçi bunun için bile gider program izler ya da katılır.

    (Mutfağa geçer, dolaptan sarma dolu tabağı alır ve sandalyaye yerleşir. Yemek yerken metrodaki kadını düşünür, ki zaten bütün gün hiç çıkmamıştır aklından. Bir insan nasıl olurda etrafındaki bunca şeye kayıtsız kalabilir? Hiç hareket etmeden bu kadar düşünecek ne bulabilir? Bu düşünceler arasında yemeği bitirip çalışma odasına geçer. Resimleri çizirken hemen her saniye kadını düşünmeden edemiyor. Nihayet ağır müzik eşliğinde yaptığı çalışma yormuş ve uykuya dalmadan yatağına geçti. Sabah vakti yine aynı ses annesi alarmın yerini almaya başlamıştı bile.
    Ertesi gün yine aynı kadını görür metroda ve kadın hiç duruşunu dahi bozmadan başını öne eğmiş düşünmeye devam ediyordu. Bu durum iyice gizemli olmaya ve çekici olmaya başlamıştı onun için. Cem ve Kadın yaklaşık 1 hafta boyunca böyle karşılıklı durur, fakat hiçbir göz teması olmadan yolculuk ettiler. Cem bir gece karar alır ve yarın konuşacaktır. Sabah uyanır uyanmaz aceleyle metro durağına doğru ilerler. Kadın yine her zamanki gibi aynı yerde ve aynı eylemi gerçekleştirmektedir. Metroya biner fakat bu kez tam yanında oturur kadının. Konuşmak için bir şeyler arar, bir konu bir çıkış yolu bir türlü gelmez aklına. Oysa dün gece saatlerce bunun provasını yapmıştı. Sonunda tek bir kelimeyle yetinir.)

    Cem: Merhaba?

    (Bir süre bekler, kadından ses çıkmaz. Cem tekrar dener şansını.)

    Cem: Şey, bir süredir yani bir haftadır sizi izliyorum. Hiç konuşmadan sürekli bir şeyler düşünorsunuz. Acaba sizi bu denli düşünmeye iten şey nedir? Merakımı mazur görün sizinle konuşmak istedim nedensiz.

    (Kadın bir heykel edasıyla hiç kıpırdamıyor ve hala sorulan soruları yanıtlamıyordu. Nihayet usanıp konuşmayı keserve metrodan iner. Bu olay bütün gün kafasını kurcalamaya devam eder. Ve bir karar alır; kadının resmini çizip ona hediye etmek. Evet belki bu sayede onunla konuşabilir hatta tanışabilirdi. Bütün gece resmi çizmeye koyulur. Kadını ve etrafındaki her ayrıntıyı kafasına işlediği için çabucak bitirir. Ve sabah yine aynı alarm. Unutmayın bütün anneler, evlatlarının tatlı alarmıdır.)

    Oya: Cem oğlum, uyan.

    (Cem bilinçaltına işleyen planı harekete geçer ve bedeni silkelenir aniden.)

    Cem: Saat kaç?
    Oya: 8.15
    Cem: Beni sakın lafa tutma bu sabah anne, çok geç kaldım.

    (Hızla giyinip resmi kaptığı gibi çıkar evden. Metro durağına zar zor yetişmiştir. Evet, kadın orda geriye sadece planı uygulamak kalmıştı. Kadına doğru ilerler ve yanına oturur.)

    Cem: Biliyorum, rahatsızlık veriyorum fakat bunu size hediye etmek isterim. Tabi kabul ederseniz çok mutlu olurum.

    ( Ah, lanet olası kadın! Hiç konuşmaz hiç bakmaz mısın sen etrafına! Bir süre daha onu izlemeye koyulur. Ve tekrardan konuşmaya başlar.)

    Cem: Yanlış anlamayın. Bu sadece küçük bir hediye inanın başka bir amaç taşımıyor.

    (Ne konuşuyor ne de hareket ediyor. Acaba ölmüş olmasın? Belki metroda unutmuşlardır. Yoksa put olmak için bu kadar hissiz kalabilmek için insan olmamak gerekir. Cem'in güveni iyice kırılmıştır. Resmi alıp hışımla iner metrodan. O an karar verir bir daha aynı metroya binmeyecektir. Bu durum 2 - 3 ay devam eder. Nihayet resim sergisi açılmış ve halka açık bir şekilde sergilenmeye konulmuştur. Semih'in ısrarları üzerine Cem kadın için çizdiği resmi de atölyedekileri vermiş ve sergilemiştir. Yaşadığı bu durumun etkisi hala sürüyor fakat kendine avutmak için bulduğu birtakım cevaplarla onu unutmaya çalışıyordu. Belki kadının konuşmaya layık gördüğü bir beyefendi değildi. Onun için yeterince ilgi çekici olamamıştı. Fakat bu olaydan onun payı çizdiği resmin beğenilmiş olmasıydı. Bütün davetliler resmi beğenmiş ve etrafına doluşmuşlardı. Bir an dönüp oraya bakmak istedi. Kalabalığın içinden bir kadın seçti gözleri, aman Allah'ım bu o! Yok yok zihni kendi oyun oynuyordu. Bunu kabullenmedi hemen dikkatini başka yöne çekiyordu. İyiden iyiye kafayı bu olayla ve bu kadınla yiyorum diye düşündü. Tekrar bakmaya cesaret edemiyordu. Ama gel gör ki; kalp yine mantığa galip gelmişti. Bu kez kalabalık dağılmış resmin yanında tek bir kişi duruyordu. Evet bu oydu, emin olmuştu bundan. Afalladı ne yapacağını düşündü, bir yol bir plan yapmalıydı. Sonunda karar verdi gidip konuşacaktı. Hem resmin sahibi olduğunu bilse konuşurdu belki, bu sayede kendini ona anlatabilir ve dikkatini çekebilirdi. Usul usul yaklaştı kadına, gülüyordu. Belli ki resmi pek beğenmişti bu kez işi kolay olacaktı.)

    Cem: Merhaba, sanırım resmi çok beğendiğiniz böyle gülümsediğinize göre.

    (Bu kez kararını kıldı. Bu kadın bir puttu ve onun gizemine istemeden de olsa tapıyordu. Putlar konuşamazdı. Peki ama bir put konuşamıyor ama nasıl yürüyor ve gülüyordu. Çıldırmaya başlamış kendi kendine konuşuyordu. Tam bu sırada kadın arkasını dönüp gitmek üzere hareketlendi. İyice kızdı bu duruma bir şeyler yapmalıydı. Ona gününü göstermeli, konuşmasa dahi ona içindekileri kusmalıydı. Kalabalığı yarıp kadına yaklaşmayı başardı. Tutup kolundan kendine doğru çekti. Ve istediği put onu görmüş duasını kabul etmişti. Kadın ise durum karşısında iyice afallamış ve garip bir bakış fırlıyordu gözlerinden. Cem ise bu bakışlar denizinde çoktan boğulmaya başlamıştı. Ama kendisini toparlaması gerektiğini farketti ve hemen yumuşayan mimiklerine hükmedip sinir kaslarını harekete geçirdi.)

    Cem: Hanımefendi kaç haftadır sizi görüyor ve konuşmaya çalışıyorum.

    ( Kadın eliyle bir şeyler anlatmaya çalışıyor ve bir şeyler işaret etmek isterken. Cem her defasında bölüp daha gür ve sinirli bir sesle konuşmaya devam ediyordu.)

    Cem: Evet belki sizin kaideye alacağınız bir beyefendinin özelliklerini taşımıyor olabilirim. Ama en azından nezaketen bir cevap vermenizi beklerdim. Oysa siz benim size olan bu ilgime resmen putlaşıyor ve hiç cevap vermiyorsunuz.

    (Kadın bir şeyler anlatmak için çırpınıyordu. Mimikleri ve el hareketleri durmaksızın bir şeyi ifade ediyor fakat karşısındaki hiç anlamıyordu.)

    Cem: Hayır. Bu kez ne varsa söyleyeceğim ve susmak gibi bir niyetimde yok. Zira bu kez konuşmanızı değil dinlemenizi istiyorum.

    (Kadın dayanamayıp eliyle ağzını örtmek suretiyle susturmayı başardı. Cem bu hareket karşısında aciz bir şekilde susmayı kabullendi. Karşısında gördüğü manzara onu şaşırtmıştı. Kadın elleriyle onu duymadığını, sağır olduğunu anlatıyordu. Ya da Cem en azından bu kadarını anlamıştı. Cem buna hem üzülmüş hem de kendine kayıtsız oluşunun nedenini bir bakıma anladığı için rahatlamıştı.
    Ve aklına bu durum karşısında verebileceği tek bir cevap geldi.)

    Cem: Ama biz yine anlaşamıyoruz. Ben işaret dilini de bilmiyorum, nasıl anlatacam nasıl anlayacağım ki seni. Yine en başa döndük iyi mi...
  • Tablo 9: Wieck 2011 Q Train

    http://hizliresim.com/Q2pOAy

    (Cem 4 yıllık İktisat Fakültesini bitirip yeni mezun olmuştur. Mezun oluşundan 2 ay sonra iş bulup çalışmaya başlamış, fakat çalıştığı yer evine bir hayli uzaktır. Bu yüzden her gün geç kalmaktadır. Ayrıca muhasebeciliğinin yanı sıra gönüllü olarak bir resim atölyesine resimler çizip sergilenmesi için yardımcı olmaktadır. Yine bir iş günü sabahında geç kalmıştır.)

    Oya: Cem, uyan oğlum. Hadi bak yine geç kaldın.
    Cem: Anne 5 dakika daha uyuyayım.
    Oya: Oğlum hadi saat 8.00 olmuş.

    (Cem aniden şimşek gibi zıplar yatağından.)

    Cem: 8.00 mi?
    Oya: Evet bu gidişle kovulacaksın işten.

    (Mırıldanarak.)

    Cem: Keşke...
    Oya: Anlamadım?
    Cem: Yok yok kovulmam.

    (Üstünü giyinirken seslenir.)

    Cem: Anne çizimlerim nerde nereye bıraktın?
    Oya: Aman oğlum bırak şu çizimleri işinle ilgilen. Çizimlerin yüzünden geç saate kadar uyumuyorsun, sonra da uyanamıyorsun.
    Cem: Olmaz anne! Çocuklara söz verdim atölyeye sergi için ben de katkıda bulunacağım.
    Oya: Aman iyi iyi! Çekmeceye koydum, alırsın.
    Cem: Ben çıkıyorum, akşam görüşürüz.

    (Koşarak merdivenleri iner birer ikişer. Metroya varabilmek için bugün daha bir acelecidir.)

    Semih: Hadi be oğlum! Nerde kaldın, yarım saattir seni bekliyorum. Senin yüzünden ben de geç kalıyorum. Beni de işsiz bırakacaksın kendinle birlikte.
    Cem: Tamam uzatma geldik işte.

    ( Bu sırada metro gelir ve binerler. Günlük iş konuşmalarının geçtiği sırada Cem karşısında duran düşünceli kadını farkeder. Hoşuna gitmiştir güzelliği fakat sıradan bir yolculuk aşkı olduğunu düşünür ve tadını çıkarmaya çalışır. Kaçamak bakışlarla kızı izlemeye koyulur, fakat kız sanki çevresinde bulunan hiçbir şeyin farkında değilmişçesine başını öne eğip düşünmekten bir an olsun kendini alıkoymaz. Hem de bunca gürültüye rağmen. Bu durum Cem için daha bir ilgi çekici hal alır. Bunları düşünürken aniden dürtülür.)

    Semih: Sana diyorum, duymuyor musun?
    Cem: Ha! Ne oldu?
    Semih: Neye daldın sen?
    Cem: Yok bir şey ne diyordun?
    Semih: Çizimler ne alemde yetişecek mi?
    Cem: Az kaldı. Sergiye yetişir.
    Semih: Hadi bakalım. Bekliyorum sabırsızlıkla.

    (Ve metro bu sırada inecekleri yani son durağa varmıştır. Metrodaki kalabalık bir heyelan gibi dökülür kapının ağzından. Bir tek kadın inmez olduğu yerde durur. Kalıp durumu öğrenmek ister. Ama yetişmesi gereken bir iş olduğunu hatırlar.)

    Semih: Hadi gidelim. Neyi bekliyorsun?
    Cem: Tamam geliyorum.

    (Yorgun argın geçen bir iş gününün ardından eve döner.)

    Cem: Anne ben geldim.
    Oya: Yemek dolapta yiyeceksen.
    Cem: Ulan bu televizyon programları yüzünden kadın hal hatır dahi sormuyor artık. Ölsek aklına gelmez. Gerçi bunun için bile gider program izler ya da katılır.

    (Mutfağa geçer, dolaptan sarma dolu tabağı alır ve sandalyaye yerleşir. Yemek yerken metrodaki kadını düşünür, ki zaten bütün gün hiç çıkmamıştır aklından. Bir insan nasıl olurda etrafındaki bunca şeye kayıtsız kalabilir? Hiç hareket etmeden bu kadar düşünecek ne bulabilir? Bu düşünceler arasında yemeği bitirip çalışma odasına geçer. Resimleri çizirken hemen her saniye kadını düşünmeden edemiyor. Nihayet ağır müzik eşliğinde yaptığı çalışma yormuş ve uykuya dalmadan yatağına geçti. Sabah vakti yine aynı ses annesi alarmın yerini almaya başlamıştı bile.
    Ertesi gün yine aynı kadını görür metroda ve kadın hiç duruşunu dahi bozmadan başını öne eğmiş düşünmeye devam ediyordu. Bu durum iyice gizemli olmaya ve çekici olmaya başlamıştı onun için. Cem ve Kadın yaklaşık 1 hafta boyunca böyle karşılıklı durur, fakat hiçbir göz teması olmadan yolculuk ettiler. Cem bir gece karar alır ve yarın konuşacaktır. Sabah uyanır uyanmaz aceleyle metro durağına doğru ilerler. Kadın yine her zamanki gibi aynı yerde ve aynı eylemi gerçekleştirmektedir. Metroya biner fakat bu kez tam yanında oturur kadının. Konuşmak için bir şeyler arar, bir konu bir çıkış yolu bir türlü gelmez aklına. Oysa dün gece saatlerce bunun provasını yapmıştı. Sonunda tek bir kelimeyle yetinir.)

    Cem: Merhaba?

    (Bir süre bekler, kadından ses çıkmaz. Cem tekrar dener şansını.)

    Cem: Şey, bir süredir yani bir haftadır sizi izliyorum. Hiç konuşmadan sürekli bir şeyler düşünorsunuz. Acaba sizi bu denli düşünmeye iten şey nedir? Merakımı mazur görün sizinle konuşmak istedim nedensiz.

    (Kadın bir heykel edasıyla hiç kıpırdamıyor ve hala sorulan soruları yanıtlamıyordu. Nihayet usanıp konuşmayı keserve metrodan iner. Bu olay bütün gün kafasını kurcalamaya devam eder. Ve bir karar alır; kadının resmini çizip ona hediye etmek. Evet belki bu sayede onunla konuşabilir hatta tanışabilirdi. Bütün gece resmi çizmeye koyulur. Kadını ve etrafındaki her ayrıntıyı kafasına işlediği için çabucak bitirir. Ve sabah yine aynı alarm. Unutmayın bütün anneler, evlatlarının tatlı alarmıdır.)

    Oya: Cem oğlum, uyan.

    (Cem bilinçaltına işleyen planı harekete geçer ve bedeni silkelenir aniden.)

    Cem: Saat kaç?
    Oya: 8.15
    Cem: Beni sakın lafa tutma bu sabah anne, çok geç kaldım.

    (Hızla giyinip resmi kaptığı gibi çıkar evden. Metro durağına zar zor yetişmiştir. Evet, kadın orda geriye sadece planı uygulamak kalmıştı. Kadına doğru ilerler ve yanına oturur.)

    Cem: Biliyorum, rahatsızlık veriyorum fakat bunu size hediye etmek isterim. Tabi kabul ederseniz çok mutlu olurum.

    ( Ah, lanet olası kadın! Hiç konuşmaz hiç bakmaz mısın sen etrafına! Bir süre daha onu izlemeye koyulur. Ve tekrardan konuşmaya başlar.)

    Cem: Yanlış anlamayın. Bu sadece küçük bir hediye inanın başka bir amaç taşımıyor.

    (Ne konuşuyor ne de hareket ediyor. Acaba ölmüş olmasın? Belki metroda unutmuşlardır. Yoksa put olmak için bu kadar hissiz kalabilmek için insan olmamak gerekir. Cem'in güveni iyice kırılmıştır. Resmi alıp hışımla iner metrodan. O an karar verir bir daha aynı metroya binmeyecektir. Bu durum 2 - 3 ay devam eder. Nihayet resim sergisi açılmış ve halka açık bir şekilde sergilenmeye konulmuştur. Semih'in ısrarları üzerine Cem kadın için çizdiği resmi de atölyedekileri vermiş ve sergilemiştir. Yaşadığı bu durumun etkisi hala sürüyor fakat kendine avutmak için bulduğu birtakım cevaplarla onu unutmaya çalışıyordu. Belki kadının konuşmaya layık gördüğü bir beyefendi değildi. Onun için yeterince ilgi çekici olamamıştı. Fakat bu olaydan onun payı çizdiği resmin beğenilmiş olmasıydı. Bütün davetliler resmi beğenmiş ve etrafına doluşmuşlardı. Bir an dönüp oraya bakmak istedi. Kalabalığın içinden bir kadın seçti gözleri, aman Allah'ım bu o! Yok yok zihni kendi oyun oynuyordu. Bunu kabullenmedi hemen dikkatini başka yöne çekiyordu. İyiden iyiye kafayı bu olayla ve bu kadınla yiyorum diye düşündü. Tekrar bakmaya cesaret edemiyordu. Ama gel gör ki; kalp yine mantığa galip gelmişti. Bu kez kalabalık dağılmış resmin yanında tek bir kişi duruyordu. Evet bu oydu, emin olmuştu bundan. Afalladı ne yapacağını düşündü, bir yol bir plan yapmalıydı. Sonunda karar verdi gidip konuşacaktı. Hem resmin sahibi olduğunu bilse konuşurdu belki, bu sayede kendini ona anlatabilir ve dikkatini çekebilirdi. Usul usul yaklaştı kadına, gülüyordu. Belli ki resmi pek beğenmişti bu kez işi kolay olacaktı.)

    Cem: Merhaba, sanırım resmi çok beğendiğiniz böyle gülümsediğinize göre.

    (Bu kez kararını kıldı. Bu kadın bir puttu ve onun gizemine istemeden de olsa tapıyordu. Putlar konuşamazdı. Peki ama bir put konuşamıyor ama nasıl yürüyor ve gülüyordu. Çıldırmaya başlamış kendi kendine konuşuyordu. Tam bu sırada kadın arkasını dönüp gitmek üzere hareketlendi. İyice kızdı bu duruma bir şeyler yapmalıydı. Ona gününü göstermeli, konuşmasa dahi ona içindekileri kusmalıydı. Kalabalığı yarıp kadına yaklaşmayı başardı. Tutup kolundan kendine doğru çekti. Ve istediği put onu görmüş duasını kabul etmişti. Kadın ise durum karşısında iyice afallamış ve garip bir bakış fırlıyordu gözlerinden. Cem ise bu bakışlar denizinde çoktan boğulmaya başlamıştı. Ama kendisini toparlaması gerektiğini farketti ve hemen yumuşayan mimiklerine hükmedip sinir kaslarını harekete geçirdi.)

    Cem: Hanımefendi kaç haftadır sizi görüyor ve konuşmaya çalışıyorum.

    ( Kadın eliyle bir şeyler anlatmaya çalışıyor ve bir şeyler işaret etmek isterken. Cem her defasında bölüp daha gür ve sinirli bir sesle konuşmaya devam ediyordu.)

    Cem: Evet belki sizin kaideye alacağınız bir beyefendinin özelliklerini taşımıyor olabilirim. Ama en azından nezaketen bir cevap vermenizi beklerdim. Oysa siz benim size olan bu ilgime resmen putlaşıyor ve hiç cevap vermiyorsunuz.

    (Kadın bir şeyler anlatmak için çırpınıyordu. Mimikleri ve el hareketleri durmaksızın bir şeyi ifade ediyor fakat karşısındaki hiç anlamıyordu.)

    Cem: Hayır. Bu kez ne varsa söyleyeceğim ve susmak gibi bir niyetimde yok. Zira bu kez konuşmanızı değil dinlemenizi istiyorum.

    (Kadın dayanamayıp eliyle ağzını örtmek suretiyle susturmayı başardı. Cem bu hareket karşısında aciz bir şekilde susmayı kabullendi. Karşısında gördüğü manzara onu şaşırtmıştı. Kadın elleriyle onu duymadığını, sağır olduğunu anlatıyordu. Ya da Cem en azından bu kadarını anlamıştı. Cem buna hem üzülmüş hem de kendine kayıtsız oluşunun nedenini bir bakıma anladığı için rahatlamıştı.
    Ve aklına bu durum karşısında verebileceği tek bir cevap geldi.)

    Cem: Ama biz yine anlaşamıyoruz. Ben işaret dilini de bilmiyorum, nasıl anlatacam nasıl anlayacağım ki seni. Yine en başa döndük iyi mi...