Irk teorisi tasvip edilsin veya edilmesin, insanlar arasındaki akıl ve kabiliyet eşitsizliklerinin sadece aileden intikal ettiği ve irsî olduğu kabul edilir. Ferdî zekâ ve istidatların fıtrî olduğu ve sonradan kazanılamayacağı söylenir. Bunlar biyolojik bir şekilde ana-babadan çocuğa intikal eder ve bu suretle bir yandan devamlı bir üstün zekâlılar nesli ve öte yandan devamlı bir geri zekâlılar nesli meydana gelir.
Dil bir fikrî mübadele vasıtasıdır; fakat aynı zamanda insanların, hem başkalarını, hem kendilerini aldatmak için başvurdukları bir gizleme metodu, bir desise yerine geçer. Meselâ, adaletten veya söz konusu olan adalet dağıtmak değil de, adaletten yararlanmak ise, maksadımız merhamettir. Aklın hâkimiyeti üzerinde ısrar ederiz, fakat nedense baş vurduğumuz sizin değil de, hep bizim aklımızdır. Hürriyetin kutsal adını anarız, fakat hürriyetten maksadımız çok zaman — ve ister istemez — kendimiz için filân şey yapmak hürriyetinin kısıtlanmasıdır. Voltaire’in işaret ettiği gibi, aynı kelime her zaman aynı şeyi ifade etmez.
Büyük hakikatlerin tekrar tekrar söylenmesi her ne kadar tek başına hürriyeti sağlamağa yeterli addedilemezse de, bu hakikatlerin ihmali mutlaka istibdada yol açacaktır.
Bunun dışında söylenebilecek yegâne şey, bizden sonraki nesillerin, hür bir cemiyetin kıymetini takdir ederek, demokrasiyi mümkün kılan şartları temin veya tesis etmelerini ümit etmektir. Zira vahşet, haksızlık ve kötü idare alelâde insanların kaderini ifsad ettiği müddetçe; demokrasi, ıslah edici yegâne hal çaresi, yani nefis müdafaasının son siyasî vasıtası olarak kalacaktır.
Ölmek sadece başka bir yöne sapmak demekti.
Eve dönmek istiyorsanız, yola devam etmekten başka çareniz yoktu, “Gerçek yolculuk, geri dönüştür,” diye yazarken bunu söylemek istemişti, fakat bunu bir sezgiyle söylemişti ve şimdi bunu bir mantığa oturtmakta hiç olmadığı kadar zorlanıyordu.