• Kitabın  önsöz bölümünde  manifesto niteliğinde bir yazı kaleme almış Charles Bukowski .
    Fazlasıyla tahrik edici , fazlasıyla baştan çıkarıcı .
    Ben kapıldım , sözlerin arasında kayboldum .
    Girdaplarında savruldum Bukowski’nin .
    Önsöz’den sapmadan giriştim sayfaların arasına .
    Sayfalar çevrildikçe hem sonrasını merak ediyordum hem  bitmemesini istiyordum . Duraksıyordum , soluklanıyordum Arturo Bandini’nin yalpalamaları karşısında , parasız sokaklarda dolaşması karşısında . 
    Olağanüstü bir dil kullandığını düşünüyorum . Fevkalade bir samimiyet ve alabildiğine yeraltından konuşuyor ,  şehrin karanlık sokaklarından , küf kokan banliyölerinden .
    Okuyanların çoğu Camilla’yı sevmiştir belki ama ben hiç sevemedim . Özellikle Bandini’nin onca samimi davranışına karşın gösterdiği küstah hareketler beni öfkelendirdi .
    Arturo Bandini  kısa öykülerinden kazandığı kaç kuruş parayı barda çalışan Camillaya veriyordu çünkü onu seviyordu .
    Camilla ise garsona aşık ama aynı zamanda sahilde Arturo Bandini’nin kollarına bırakıyor kendini .
    Arturo Bandini heyecan dolu biri , klasik bir herif değil , bir öykü yazmak için kendini  tanıştığı kadının kollarına bırakacak kadar deli biri , değişik biri .
    Camilla ile olan arkadaşlığı ise tamamen samimiyet üzerine . Hikaye damıtmak gibi bir gaye taşımıyor . Ama en büyük hikayesi bu oluyor tabii kitabın sonunda . Camilla Meksikalı bir kadın . Kendi gerçekliğinden , fakir oluşundan utanan biri , Meksikalı olmaktan nefret ediyor . Bardan ayrılıp yazmaya başlayan erkek garsonun bir anda ünlenen yazara dönüşmesi onu cezbediyor , Bandini’ye uzak durmaya çalışıyor , garsonu bulup onunla yaşamak istiyor .
    Yanı başında çok daha büyük bir yazar olan Arturo Bandini varken , çabuk parlayıp çabuk sönecek olan   yıldızın peşine düşüyor . Nitekim o dehlizde kendisi de kayboluyor . Bandini ise yükselecek kızıl bir güneşe dönüşüyor . 



    ‘’Kilisenin önündeyim . Kerpiç bina yıllarla kararmış . Duygusal nedenlerden ötürü içeri gireceğim . Sadece duygusal nedenlerden ötürü . Lenin’i okumadım ama onun ‘ din kitlelerin afyonudur ‘ dediğini başkalarından duydum . Kilisienin basamaklarında kendi kendime konuşuyorum : evet , kitlelerin afyonu . Kendim , ateistim . Mesiih Düşmanı’nı okudum ve önemli bir yapıt olduğunu düşünüyorum . Değerlerin değişiminden yanayım ben . Kiliseden kurtulmalıyız , kilise aptalların , ahmakların , cibiliyetsizlerin ve şarlatanların sığınağıdır .’’

    ‘’Hadi tatlım , bu kadar konuşmak yeter , keyfimize bakalım . Hayır , konuşmamız gerek , çok önemli , yeni kitabım için malzemeye ihtiyacım var . Sık sık yaparım bunu . Nasıl girdin bu mesleğe ? Hayatım , tanrı aşkına bunu da mı soracaksın bana ? Paranın önemi yok diyorum sana .  Ama benim vaktim değerlidir , hayatım . Al öyleyse iki dolar daha . Beş etti . Tanrım , beş dolar ve hala buradan çıkamadık , nasıl nefret edıyorum senden  , pislik .  Ama benden daha temizsin yine de  , beynini satmıyorsun , acınası tenini sadece .’’



    ‘’Fakat Main sokağında , Towne ve San Pedro’da , beşinci caddede on binlerce farklı insan yaşıyordu : ne güneş gözlüğü satın alabiliyorlardı , ne de polo gömlek . Gündüzleri sokakta yaşıyor , geceleri sefilhanelerde yatıyorlardı . Güneş gözlüğünüz ve havalı bir polo gömleğiniz varsa Los Angeles’ta polis sizi tutuklamaz . Ama ayakkabılarınız tozlu , kazağınız karlı eyaletlerde giyilen kalın kazaklardansa , yakanıza yapışır . Uzun lafın kısası paranız varsa kendinize güneş gözlüğü, bir çift beyaz ayakkabı ve bir polo gömlek satın alın . Hazırlıklı olun . Size de bulaşacaktır .’’
  • Yaş 18...
    Hani tüm dünya karşındadır...
    Ve sen tüm dünyaya, inançlara, insanlara, fikirlere, her şeye, herkese karşısındır...
    Dünyaya her dilde söversin...
    Çünkü sen muhteşemsindir...
    Sen olağanüstüsündür...
    Harikulade olan sensindir...
    ........
    Allah insanı iddiasından vurur, der İsmet Özel...
    Ve Fante yani Arturo Bandini
    “ Bütün organlarımı alabilirsiniz baylar, gözlerimi ve sağ elimi bırakın yeter ki!” sözlerinden sonra gerçek hayatında şeker hastalığından dolayı iki bacağını kestirmek zorunda kalmış, ardından gözlerini de kaybetmiştir.
    Tüm bu yazdıkları bir manyağa aittir kendi deyimiyle, bir çılgınlıktır.
    Tanrı’yı reddeden Nietzsche, Kant ve Schopenhauer’ ı Tanrı ilan eden , İncil’i lanetleyen, ateist olduğunu haykıran Arturo; yüreğindeki yaralar kanadığında, yalnızlığı bir mezara döndüğünde bağıra bağıra ağlamak ve dua etmek ister.
    Dizlerinin üzerine çöker ama dua edemez çünkü kime ve hangi sözcüklerle dua edeceğini unutmuştur.
    Ne acıdır Tanrı’nın kapısına gidememek....
    Kapıyı çalamamak...
    Günahları ile kapıya kadar gidip kapıdan geri dönmek...
    ..................................
    Ruhu hep azapta gezen, kendini dahi ilan eden Arturo’nun tek amacı yazar olmaktır.
    Yeter ki yazsın...
    Bilmem kaç bin sözcükten oluşan kitabını henüz yazmamıştır ama kitabın adı bellidir : Kaderin Anıtı
    Son sözcüğü bellidir : ölüm.
    Sonu da bellidir, Arturo kahramanının beynine bir kurşun sıkar.
    Kitabın hem yazarı hem anlatıcısı hem kahramanıdır Fante ( Arturo)...
    Yazmasa duvar kadar sağır olacaktır , o yüzden yazar Los Angeles Telefon Rehberi kadar ağır ve kalın olan bu kitabı.
    Amacı da bellidir Nobel Ödülü’nü almak.
    ...........................
    Tüm bunları yüreğiniz burkularak okuduysanız bu benim kabahatimdir çünkü romanı okurken çok güleceksiniz , mizah yüklü bir kitap ve içinde varoluşçuluk alt metindir, felsefe alt metindir ve her şey yeraltında geçer.
    Beklediğimden çok fazlasını buldum kitapta. Şimdi Toza Sor vakti...
  • Los Angeles Yolu - Toza Sor John FANTE


    Her şeye ama her şeye (aklınıza ne gelirse) yemeğe,içmeye,Anneye,Kardeşe,Tanrı'ya hatta ve hatta kendisine bile muhalefet,çekimser bir tarafı da yok,kesin ve net.Arturo Bandini karakteri film olmalı ;)


    Birde 2. ve 3. kitabı okuduktan sonra nedense aklıma Günday Klasiklerinden biri olan DAHA'dan şu alıntı geldi.Sanırım buraya cuk oturur,tabi bu alıntı bura ile ne alaka derseniz,size sadece bu iki kitabı okuyun ve görün derim.
    DAHA-ALINTI;
    Ne zaman ki hikâyemi anlatıp susacağım,artık sadece yeni hatalar yapacağım!Zamanı dörtnala koşturacak kadar yabancı hatalar!Duvar saatlerini mıknatısa tutulmuş pusulaya çevirecek kadar bilinmeyen hatalar! Daha önce kimsenin yapmadığı,adını bile duymadığı hatalar!Kayıp bir kıtanın ya da dünya dışı bir hayatın keşfi kadar muhteşem ve tanımlanamayan hatalar!Makineler yapan makineleri yapan insanları yapan makineleri yapan insanlar kadar olağanüstü hatalar!Tanrı’nın icadı kadar dev hatalar!Tanrı’dan sonraki en büyük icat olan karakter kadar öngörülemeyen hatalar!Yeni doğmuş bir bebeğin ilk hatası kadar büyülü, doğmak kadar ölümcül bir hata yapmak!Tek isteğim bu…Belki biraz da morfin sülfat.


    Bahara Kadar Bekle Bandini'yi okuyup kendimizce incelemesini sunmuştuk.Bu inceleme de serinin 2. ve 3.kitapları yani Los Angeles Yolu ve Toza Sor kitaplarının ortak başlık altında yapılmasına karar verilmesiyle oluştu(kararı ben verdim :D ).Bilindiği üzere bu seri 5 kitap ancak 5 kitabı birleştirsek anca bir kitap yapar ama hakikaten çok sağlam bir kitap yapar.



    2. ve 3. kitapları okuyunca Bukowski'nin Fante'de ne bulduğunu anlayabildim,tabi burada yine kendim için çevirmeni Avi Pardo'yu es geçmeyeceğim ;)




    Fante yazım,karakter,olay örgüsü,mekan anlatımı bakımından Yeraltı edebiyatı olarak sınıflandırılır,1.kitap hariç ama o değişik,yani Yeraltı deyince ille de aklıma Bukowski,Palahniuk ve bunların ilahı SADE gelir ki okumanın zevki bir başkadır.



    Fante Yeraltı edebiyatı'nda değişik bir kalem,adam yeraltı yazıyor,okuduğunuzda ne okuduğunuzu farkediyorsunuz ama bunu naif bir dille kibarca yapıyor,yani yeraltı yazacağım diye sizi tacizlerin,küfürlerin,lanetlerin içinde boğmuyor,çok güzel bir kalem Fante.



    2.Kitap da (Los Angeles Yolu) Arturo Bandini'nin zihnine giriyoruz (şimdi söyleyeceklerim kitap da yok öyle algılama),manyak bir zihin,psikopat,sosyopat ne kadar pat'lı put'lu hastalık varsa çok başarılı bir şekilde beyninde toplamış bir eleman Arturo,1.kitapdan tanıdığımız Arturo yok artık.,bir düşünün zıplayarak yörüngeden çıkıp yer çekimsiz ve havasız bir ortam da intihar edebilirmisiniz?,başkalarının mutsuzluğu sizin mutluluğunuz,bir kaç saat sonrada kederiniz olabilir mi?Yanlızlığınızı kendi sözcüklerinizle nasıl anlatabilirsiniz?Sizi sevmeye çalışan insanları aşağılamak adına kendinizi ne kadar alçaltabilirsiniz ve bunları yaparken ne kadar zevk alabilirsiniz?



    Dünya üzerinde yaşayan diğer insanlara ve hayvanlara ne kadar düşmanlık besleyebilir ve onları ne kadar aşağılayabilirsiniz?



    2.Kitabı okumak değişik bir deneyim oldu,bu kitap da yeraltı kendini buldu,Arturo ile birlikte düşünemeyeceğim ve hiç tahmin etmediğim kadar eğlenceli saatler geçirdim.Cidden çok hoşlandım,çok sevdim mutlaka okuyun derim.Önce Los Angeles Yolu'nu okursanız,Toza Sor'la nasıl muhteşem bir bütünlük kurduğunu görebilirsiniz ;)



    3.Kitaba gelince;işte burada karşınıza çıkıyor ustalık,Bukowski demişti ki'Bir gün kütüphane de elime istemsiz bir kitap aldım(Toza Sor) ve o kitabın ilk sayfaları benim için çılgın bir mucizeydi,çöpte bulunan altın gibi'.Dahası da var ama önsözde ki satırları okura bırakıyorum,detaya girmeyeceğim.



    Fante'yi sevdim çok fazlası ile sevdim,kitapları da birer lokma zaten.Bence de Bukowski'nin dediği gibi Fante Yeraltı'nın İlahı!Küfürle,tacizle,tecavüzle işkence ile yeraltı'nı bende yazarım (onlar kadar olmasa da çizerim bişiler ;) ),zor olan Yeraltı'nı Fante gibi yazmak.Yeraltı Edebiyatı okuyan ve hiç okumayıp da okumak isteyen arkadaşlara kesinlikle tavsiyedir.Fante olabilecekten çok daha iyi.



    Birde not:Aslında 3.kitabın adı Los Angeles Yolu olmalıymış,neden derseniz kitabı okursanız anlarsınız.


    Biraz uzun olacak evet ama mazur görün artık,burada bir insanın bile olsa taptığı bir Tanrı'dan bahsediyoruz o zaman ne yapalım,size birazcıkda Fante'yi tanıtalım,Fante tanınmayı kesinlikle hakediyor.

    John FANTE - Kaynak:listelist
    ------------------------------------------------

    İtalyan bir baba ve İtalyan – Amerikalı bir annenin çocuğu olan Fante, 1901 yılında Amerika Colorado’da doğdu.
    İş kurma ve zengin olma ümidiyle İtalya’dan Amerika’ya göç eden babası Nick Fante, bir duvar işçisiydi. Babasının iş hayatında bir türlü dikiş tutturamamasından dolayı iki kardeşi ve annesiyle beraber hayatları uzunca bir süre yoksullukla geçti. Koyu bir Katolik anneye sahip olan John, üniversite eğitimi için Colarado Üniversitesi’ne kaydını yaptırdı.



    Babasının ailesini başka bir kadın için terk etmesi, hayatının dönüm noktası oldu.
    Kendi parasını kazanmak zorundaydı ve üniversiteden ayrılarak Kaliforniya’da balıkçılık yapmaya başladı. Bununla beraber yazarlık serüveni de başlangıcındaydı artık. Vakit buldukça kısa hikayeler yazmaya başlayan Fante’nin yazıları ilk başlarda gereken ilgiyi görmedi.



    Yazıları dergilerde yayınlanıp emeğinin meyvelerini toplamaya başladığında 23 yaşına gelmişti.
    Yazdığı kısa hikayeler uzun uğraşları sonucunda The Atlantic Montly, Esquire, Harper’s Bazaar dergilerinde yer aldı ilk olarak. 1933 yılında ilk romanı Los Angeles Yolu’nu bitirse de ilk basılan romanı, çocukluk yıllarından bir kesit sunarak yazdığı, yarı otobiyografik eseri Bahara Kadar Bekle Bandini oldu. Bukowski için Henry Chinaski neyse Fante için de Arturo Bandini oydu artık.



    Bahara Kadar Bekle Bandini, hem Fante’nin çocukluğu hem de o yıllarda Amerika’ya göç eden İtalyanlar hakkında fikir verir bizlere.
    İlk basılan kitabı olduğu için ayrı bir öneme sahip bu kitapta, bir İtalyan göçmeni olan duvar ustası baba, dindar bir anne ve iki kardeşiyle beraber yaşayan Arturo Bandini’nin hikayesini anlatır. Bahara Kadar Bekle Bandini, Los Angeles Yolu, Toza Sor ve Bunker Tepesi Düşleri kitaplarında ana karakter olarak Arturo Bandini’yi görürüz.



    Sıra, Bukowski’nin okuduktan sonra kalbinin tam orta yerine yapışan ve Fante ile tanışmasına aracı olan en önemli eseri Toza Sor’a gelir.
    Fante, 1939’da Toza Sor’u yazmıştır. Ana karakter, umutsuz, kafası karışık, fakir bir yazar olan Arturo Bandini’dir yine. Bir gün gittiği salaş bir barda Camilla isimli Meksikalı bir garson kızı görür ve aşık olur. Platonik bir aşk ile başlayan hikayede, Bandini’nin aşkın derin sularında boğulduğuna tanıklık edersiniz.



    Toza Sor için imkansız bir aşkın romanıdır da denilebilir.
    Satırlarında, sevdiği kadınla nasıl iletişim kuracağını bilemeyen ve aynı zamanda büyük bir tutkuyla sevdiği kadına aşk beslerken, kendi egosuna olan aşkından da vazgeçemeyen bir adam vardır.



    Bukowski, kütüphanede bir şans eseri denk gelir Toza Sor’a ve okudukça artık o da bir Arturo Bandini olur.
    Kitabın yazılmasının üzerinden uzun yıllar geçtikten sonra bir gün kütüphanede rafların arasında gezinirken eli Toza Sor’a ilişir. Okurken sayfaların arasında kaybolup gittiğini, kısa, sade ve derin cümlelerdeki duygu yükünü hissederken Fante’ye duyacağı hayranlığı ‘’o benim Tanrım’’ diyerek dile getirir. Bukowski, ilk olarak Kadınlar kitabında Fante’den bahsedecek ve daha sonrasında Toza Sor’un ön sözünde ilk okuduğundaki hisleri yer alacaktır.



    Fante yıllar içerisinde Gençliğin Şarabı, Hayat Dolu, Üzümün Kardeşliği, Büyük Açlık kitaplarını yazdı.
    1955 yılında şeker hastalığı baş gösterdiğinde yazarlığının en verimli zamanındaydı. İlerleyen zamanlarda bu hastalık onun sadece gözlerini almakla kalmayıp daha sonrasında da bacaklarının kesilmesine sebep olacaktı.



    Görmeyen gözleri ve olmayan bacakları ise onun son kitabını yazmasına engel değildi.
    Eşi Joyce’un da yardımıyla yazarlığa devam eden Fante, son kitabı Bunker Tepesi Düşleri’ni 1982 yılında tamamladı. Hayat Dolu ve Bunker Tepesi Düşleri’nde Fante’nin yazar oluş sürecinden izler görebilirsiniz.



    Bir bahar ayında dünyaya gelen Fante, yine bir bahar ayında 8 Mayıs 1983’te hayatını kaybetti.
    Ölümünden bir süre önce, geç de olsa Tanrısıyla tanışma imkanına kavuşan Charles Bukowski de son günlerinde ölüme hızla yaklaşan Fante’nin yanında olmuştu. Bukowski, Tanrısına bir borç olarak görüp, ölümünün ardından kitaplarının basılmasına da öncülük etti. 1933 Berbat Bir Yıldı ve Roma’nın Batısı, Fante öldükten sonra yayımlandı.
  • Her ne kadar kronolojik sırayla devam eden bir roman karakteri olmasa da Arturo Bandini' den son kesit.

    Çalkantılı iç dünyasının dışa vurumunu her fırsatta balyoz gibi indiren Bandini, bu kitapta yazarlıkla birlikte Hollywood' a senaryo yazma gayretinde. Yine kadınlarla ilgili çuvallamakta, yine duygusal, yine içgüdülerini kontrol etmekte beceriksiz. Yalnızlıktan kendisine biraz yakınlık gösteren her kadına tutulur, egosunun kurbanı olmaya devam eder, cebinde parası olmasına rağmen gelecekte parasız kalma kaygısını taşır, ama bu cömertçe harcamasına engel olmaz tabi.

    Arturo Bandini karakterinin adının geçtiği 4 kutsal kitaptan en beğendiğim kitap Los Angeles Yolu olarak kaldı.

    Keyifli okumalar.
  • Vız gelirsin kış!
    Sıfıra düşsün ısı!
    Donsun her yer...
    Kara gömülsün kasaba...
    .........
    Kış....
    Kasım ayı...Yakında kar yağacak...
    Ve sizler, şu an sosyal medyada bu incelemeyi okuyorsanız şayet :)) internet faturanızı ödeyecek paranız, bir akıllı cep telefonunuz ya da bilgisayarınız var...
    Hayata elektrikle bağlısınız ... :))
    Şu an elektrik bağlantınız kesilse hepiniz anında kopacaksınız bu sahte dünyadan! :))
    Ama karnınız tok, muhtemelen çay ve kahveniz elinizde ve kombiniz 40 ile 45 arasına ayarlı...
    “Coğrafya kaderdir.” İbn- i Haldun’un zamanları aşan bu cümlesi romanın atmosferinin belirleyiciliğini vurguluyor...
    Romanda mevsim kış...
    Ayaz...
    Buz...
    Baba duvar ustası olduğu için harçlar donduğundan kışın para kazanacak bir işi yoktur ve dolayısıyla :
    Para yok...
    Yakıt az, ısı yok...
    Tereyağ ve ekmekten başka yiyecek yok...
    Sıcak su yok...
    Sabun yok...
    Yoksunluk ve yoksulluk en cömert varlık...
    .......
    Svevo Bandini :
    Evli. 3 çocuk babası, 42 yaşında bir İtalya şovenizm tipik örneği.
    Maria Bandini:
    Amerikan kadınlarına hayran, gururlu ve dindar, hayatının merkezine tespih ve dualarını dizmiş, Hz. Meryem için yaşayan anne...
    Arturo Bandini : 14 yaşında , 3 çocuktan en büyüğü ve romanın esas karakteri aslında.
    Cennetle cehennem arasında Arafta kalmaya razı; günahlarını ölümcül günah mı, affedilir günah mı olduğunu ölçüp biçmekten,vicdanının terazisinin ayarı hep bozuk. Katolik Kilisesi’nin 10 emrini ezberinden çıkarmaz hiç ve 3. emri en çok ihlal ettiğine inanıp cehennem korkusuyla kavrulur .
    Günahlarının hesabını tutmaktan düğüm düğümdür.
    En iyi bildiği şey ise Rose’ye olan aşkını sıcak tutmak.
    Günahlara mühürlü 14 yıl . :))
    Hiç cinayet işlemese de Tanrı’nın gözünde bir caniden farkı olmadığını keşfettiği andan itibaren “ cehennem” den kaçmanın yolunu bulur kendince : Hızlı koşmak . :))
    Günah çıkarmaya hep zamanında yetişecek kadar hızlı koşucu olduğunu fark eder.
    Tövbekâr Kulübesi’nde diz çöküp tahta paravandan ayrılan bölümde Peder’le konuştuğu her an’ın kendini cennete ne kadar yaklaştırdığını düşünerek sevinir.
    Ona göre günahların bağışlanması “ıslık çalmak kadar kolay.” dır.
    Annesinin içinde pek çok Tanrı olduğuna inanır. Tespih taneleri kadar kalabalık Tanrı... Anneye uzaktır hep .
    Velakin yüreği Akdeniz kanı ile kaynayan fakir ama gururlu, inançlı ama inatçı ama her şeye rağmen umutlu İtalyan babası idolüdür. :))
    ( Svevo’nun 100 bin dolar karşılığında onurunu satıp satmayacağı konusundaki sorgulayışı ve onurunu seçmesi takdire şayan.)

    Akıcı dil, sürükleyici kurgu ile kolay okunan bir kitap.
  • Ömrünün son yıllarında Bukowski hep Fante`nin yanında oldu. Black Sparrow Press`e baskı yaparak Fante ölmeden kitaplarının tekrar basılmasını sağladı. Ona adeta tapan Bukowski, zamanında fazla ilgi gösterilmeyen Toza Sor`un en sevdiği kitap olduğunu yineleyip durdu. Arturo Bandini serisinin tekrar popüler olmasını sağladı. 2000`de John Fante biyografisi "Full of Life: The Biography of John Fante" piyasaya çıktı. 2003`de The Fante Reader takip etti, bu kitapta da bazı öyküleri ve mektupları yer alır. 2006'da Toza Sor beyaz perdeye aktarıldı.
  • Bu kitaba Arturo Bandini'nin (age 14) hayatı değerlendirmesi,iç huzuru/huzursuzluğu,çocuksu aşkı,vicdan muhasebesi ve düşünceleri gözüyle bakarsak daha isabetli sonuçlar çıkabilir sanırım.
    Sanki bizden bir edebiyatçıdan,bizden bir ailenin dramını okur gibi okuyorsunuz.





    John FANTE ile tanışma kitabı dörtleme diye başladık bir kitap daha varmış ya be :O seri 5 kitaba çıktı,tabi bende araştırmayı bıraktım yoksa hayatımız bu seriyi takip etmekle geçecek sanırım,5 yeter,5 iyi,tamam fazla kurcalamayalım başka okunacak kitaplar da var,5 iyi 5 tamam bu kadar(gözüm seğiriyor benim yaa),neyse sorun yok lokmalık kitaplar zaten.


    Aha şu sıra ile gidiyor :

    1- Bahara Kadar Bekle Bandini
    2-Los Angeles Yolu
    3-Toza Sor
    4-Bunker Tepesi Düşleri
    5-Hayat Dolu

    Kitabı okuduğumda bir şeyler eksik ve fazla hissiyatı kendisini gösterdi.Eksik olan bu adam yani yazar FANTE,Bukowski'nin öve öve bitiremediği,hatta Tanrım göndermesi yaptığı bir yazar,Bukowski'den de bir şeyler bulurum babında başladığım bir kitap,ancak Bukowski ile uzaktan yakından hiç bir ilgisi yok,en azından Bukowski'nin Fante'den biraz olsun etkilendiğini ve satırlarına taşıdığını düşünüyor insan,erken hükümde bulunuyorum belki deyip kalan 4 kitabı okumaya devam edeceğim,özellikle TOZA SOR'u merak ediyorum (3.Kitap).



    Fazlası da şu;Yazar sanki bizden biri,ne bileyim işte sanki Türk edebiyatçısı gibi tanıdık geldi bana.Betimlemeler,karakterler,olay örgüsü sanki bizim insanlarımız gibi düşündürdü,hatta bir ara yazarın kadın olduğunu bile düşündüm.Yumuşak,naif bir dille anlatımı var.Kolay okunuyor ancak ne yalan söyleyeyim,bence bu kadar övgü de biraz fazla bu kitap için dedim.Yine dedim ya peşin hüküm olmasın bu yazdıklarım tamamen 1.kitap için,bakalım 2.kitap neler verecek.



    Şimdi buraya kadar Fante'yi beğenmedim anlamı çıkabilir ancak kesinlikle öyle değil.Fante daha çok yumuşak,kadınsı,tatlı bir samimiyetle,gerçekçi cümleleri kağıda dökmüş,eee Bukowski bekliyordum ya sert,eleştirel,bazı cümleleri okuru tokatlar gibi,olmadı ;) İlk kitap da beklediğim çıkmadı ve bu kitabın Yeraltı Edebiyatı ile kesinlikle alakası yok diyebilirim.Rahatsız edici,kışkırtıcı,taciz edici değil.Fante daha çok dinlendirici,sakinleştirici bir kalem.Dedim ya TOZA SOR'u bekliyorum,bakalım artık,belki Bukowski'den de daha iyidir.Tanrısı olduğuna göre ;)


    Nette yazarı araştırırken karşıma Avi PARDO diye biri çıktı,Abi kim bu adam diye kitabı ve Fante'yi araştırmayı bırakıp onun peşine de takıldım,Bana göre Fante'yi bizden biri gösterebilme başarısı biraz da çevirmenin de Avi PARDO'da yani,acaba bu kitabı başkası çevirse bu kadar tanıdık ve samimi gelirmiydi?Sanmam.Bu kitabı çok çok başarılı bulanlar bütün ödülü Fante'ye vermesinler,en azından 1/3'ünü PARDO'ya sunsunlar yani hakedene.Benim düşüncem bu yönde.




    Fazla vakit geçirmeden 2.kitap Los Angeles Yolu'na başlayayım bakalım,kim bilir,yeraltı na orada ineriz belki,ha sadece bu dille aynen bu şekilde devam edecek olursa da şikayetim yok,alıştım Fante'ye dilide,tarzı da iyi böyle de okumaya devam ederim güzel yani.





    KİTAPTAN ;
    Svevo Bandini tek başına acı çekerdi -bedenen değil; daha da kötü, ruhen. İnsanın ruhunda çektiği acıdan daha büyük acı var mıydı dünyada?
    -------------------------------
    Zaman duraksıyor, topallıyor, acı içinde sürünüyordu.