Sus ve yürü; ruhumun sarayıdır otağın
Gizli bir şehzadenin sırrında kaybol ve sus
Bilsen ki, sultanlığın, tahtındadır bu çağın
Hüzün ki, ne girift bir dünyadır sana mahsus
Bak yine ayağına kapandı köleler; sus
Doğu’nun o efsunlu harabelerinde mi
Kayıp cennetlerini aradın da mevsimin
Ki her gece yıldızlar saatleri kırdılar
Akrebi̇n zincire vurup sonbaharından
Yelkovandan kederin hesabını sordular
bak işte, uyandırdı gelişin ağaçları
her yaprakta o mahzun düşlerimin oyası
özsuyunda sen varsın çiçeklerin; her düşte
kapılar, pencereler sana vurgun, bak işte
yüreğimde ay gizli, sinemde bir karanfil
bense yine bir nehir, şeb-i yelda ve mahrum
bazen de bir celladın simsiyah ellerinde
eski bir bahçıvanın korkularına mahkum