• Asalet ise doğuştan değil davranıştan doğar ve vefa asaletten gelir...
  • 432 syf.
    ·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Uğultulu Tepeler(Wuthering Heights)/Deli ve Tutkulu bir aşk öyküsü bu; Bildiğiniz gibi değil, bilmediğiniz gibi..

    İlk olarak 1847'de Ellis Bell takma adıyla(o döneme ait baskılar sebebiyle Emily ve kardeşleri eserlerini takma isimle yayınlatmışlardır) yayınlanmış Emily Bronte'ye ait ilk ve tek romandır Uğultulu Tepeler. Yayınlandığı sene pek olumlu eleştiri almamıştır: Eleştirmenler romanı çok yabanıl,aşırı kaba ve kurgu açısından da hantal bulmuşlardır. Ancak roman hakettiği değeri 1850'li yıllarda kazanmış ve İngiliz dilinde yazılmış en iyi roman olarak nitelendirilmiştir.Fakat Emily'nin bu başarıyı görmeye ömrü yetmemiş; 1848 yılında(30 yaşındayken) veremden ölmüştür. Ablası Charlotte ölümünden sonra gerçek ismiyle romanı yeniden yayınlatmıştır.
    Ölümünden önce(1846) ablası Charlotte ve kız kardeşi Anne Bronte ile birlikte çıkarmış oldukları "Poems by currer, ellis and acton bell" adlı şiir kitabında Emily'nin şiirleri eleştirmenler tarafından tam not almıştır.


    Emily 19.Y.Y Victoria döneminde yoğun bir kilise baskısı altında kadının hor görüldüğü bununla birlikte bastırılmış bir cinselliğin olduğu bu dönemde şehvet, aşk, acı, tutku, intikam ruhâni hazların dorukta yaşandığı bir kitap yazmıştır. Ölene kadar kilise ve mezarlığa yakın bir taşra kasabasında yaşamış ve o vakte kadar hiç evlenmemiş(Ama sevmiş bana göre hem de tutkulu bir aşkla sevmiş. Belki kavuşamamanın ya da tam olarak hislerini yaşayamamanın verdiği bir nefret ve intikam duygusuyla da ölmüş) olan Emily'nin o dönem kadınının tutkusunu ve dışavurumunu başarıyla yansıtması dikkat çekicidir doğrusu...Bu tarzıylada erdem, iyilik,romantizm, kadının ev hali gibi mülâyim konuları işleyen çağdaşlarından ayrılır.
    Emily çağdaşlarına göre daha erkeksi bir karakterdir ve bunu romanına da yansıtmıştır. Bu özelliğiyle de 19.Y.Y İngiliz kadın tipinin oldukça dışındadır.

    Romanın en önemli özelliği tutku ve intikamı dönemin diğer aşk romanlarından farklı olarak daha derin ve ürkütücü işlemesidir.Ayrıca romanda yüklü romantik benzetmelere ve retoriğe gerek duyulmamıştır. Konu için gerekli olmadığı sürece parlak diyaloglara yer verilmemiştir.Kitabın kasvetli havası ile katı ve acımasız karakterleri türüne uygun(Gotik Kurgu,Psikolojik Kurgu) bir özellik kazandırır.

    Bu kısım yüzde onbeş kadar spoi içerebilir.Spoileri çok sevmiyorum ama bu kadarından bahsetmek zorundayım:)
    Genel hatlarıyla konuya biraz değinmek isterim.Kitabın en başında ilk bakışta anlaşılması zor bir ilişkiler krokisi dikkat çekiyor.Sonrasında okudukça krokideki herşey yerli yerine oturuyor.İki çiftlik Linton'ların yaşadığı görkemli 'Thrushrross' çiftliği ve Earnshaw'ların yaşadığı 'Uğultulu Tepeler'...Uğultulu Tepeler'de evin en büyük efendisi Bay Earnshaw bir gün iş için gittiği yerden sokakta donmak üzere olan bir çocuğu(adına Heathcliff denecek) alıp eve getirir.Kimse istemez aslında bu çocuğu o evde. Evdeki hizmetçilerde dahil hemen herkes(Bay Earnshaw hariç) hâkir ve hor görürler onu..Bir tek aynı yaşlarda olan Catherine ona yakınlık gösterir.İkisi de bencil ve nefret dolu çocuklardır ve bu sebeple de iyi anlaşırlar.Zamanlarının çoğunu birlikte geçirirler.Emily evlenme çağı geldiğinde çok zor bir durumda hisseder kendini; aşık olduğu ama asaletten yoksun beş parasız Heatchcliff'i mi seçmelidir yoksa asil,zengin ve görgülü Edgar Linton'ı mı? Catherine Edgar'ı seçer ve hikaye asıl bundan sonra başlar.Bu kadar yeter arkadaşlar sonrasını siz okuyup keyfini çıkartın bence..:)

    Tabiri caizse okuru kapıp koyuveren bir kitap.Bu kitap gerçekte aşklarını yaşayamayan (Toplumsal baskı ve sınıf farklılığı sebebiyle) bencil ve nefret dolu iki aşığın birbirlerine karşı gurur, hırs ve intikam(Heatchcliff'te bu duygu ölene kadar etrafına zarar vermiştir) dolu öyküsüdür.Uğultulu Tepeler Gotik bir kurgu gerçekten; Hikaye boyunca o kasvetli havayı net bir şekilde hissediyorsunuz.Bu türü çok sevdim.Sonraki okumalarıma bu türün topiklerinden Edgar Allen Poe'yu da katmak istiyorum:)

    Viktoria dönemini araştırırken şunu fark ettim; İngiltere'nin pek çok önemli ismi bu dönemde doğmuştur.Sigmund Freud, Oscar Wilde, Charles Dickens, Edwar Elgar, Charles Darwins, Bronte kardeşler vs.gibi...Baskı ve sınırlama bazen görkemli bir dışavurum ya da patlama(ortaya çıkış) sağlayabiliyor. Hani tohumu toprağa gömersiniz ve üzerine taş koyarsınız ama o, taşın dışında filizlenecek bir yer mutlaka bulur ve çıkar, işte onun gibi bir şey..
    Gotik edebiyat, bu tarzı bir deneyin derim..Keyifle..
  • aşk da diğer bütün varlıklar gibi kendini koruma içgüdüsüne
    sahip olduğundan, aşkı devam ettirdikleri için asla boş verme-
    ye gelmeyen o incelikli görevlerini yerine getirecek gücü, mut-
    luluğunun hiç eksilmeyen hoşluklarında buluyordu. Zaten bu
    kendine özen göstermeler, ihmal edilmemesi gereken bu çaba-
    lar, hayran olunacak kişisel bir asaletten gelmiyor mudur?
    Bunlar gururu okşamaz mı? Bunlar kendi şahsında sevdiğine
    saygı duymak değil midir?
  • Dikkat ederseniz, hiçbir Kleopatra figüründe kadının yüzü gülmez çünkü aklı hep mücevherlerindedir.
  • İkdam gazetesi, tartışmaları haber yapar ve görüşlerini sorarak Yakup Kad­ri'yi de tartışmaların içine çeker. Yakup Kadri önceki tartışmaların da acısıyla ve özellikle Peyami Safa'dan hıncını almak maksadıyla ağır sözler sarf eder. Nazım Hikmet de Yakup Kadri'nin bu saldırısı üzerine Yakup Kadri'yi hedef ala­rak Resimli Ay'da Cevap adlı şiirini yayınlar. "Behey! / Kara boynuz gibi kaşlı / mukaddes Apis / başlı / adam; / Behey! / Kara maça bey! / Sen şiirin asıl kamusuy­la konuşuyorsun, / ben / asaletten anlamam. / Şapka çıkarmam konuştuğun dile, / düşmanıyım asaletin / kelimelerde bile." mısralarıyla başlayan bu şiiriyle Putları Yıkıyoruz No 2, Mehmet Emin Beyefendi başlıklı yazısı da aynı sayıda yer alır. Bu şiirin ve yazının yayınlanması üzerine kalem kavgası gittikçe büyür, Ahmet Haşim ve Türk Ocağı başkanı Hamdullah Suphi'nin de katılmasıyla daha da yayılır. Bu ikinci yazısında ise edebiyat alanında kimlere "milli şair" denilebileceği özetle anla­tıldıktan sonra şu yargıya varılır: "Mehmet Emin Beyin şairliği bile bir göz aldatmasıyken, milli şairlik sıfatı bilgisizliğin aldanmasından başka bir şey değildir." Hamdullah Suphi, bu yazılara "İkdam" gazetesinde sövgü denebilecek ağır hakaretlerle dolu bir yazıyla karşılık verir: "Abdülhak Hamit bir dahidir. Bunlar putları değil, milli ediplerimizi, dahilerimizi yıkmak istiyorlar. Bu edebiyat tartışması değil, komünizm propagandasıdır... Karşımızdakiler kimlerdir? ... Bolşevik kapısının mü­seccel köpekleri! Putları kıranlar bunlardır."
    Hamdullah Suphi, tartışmayı edebiyattan siyasete kaydırmak, yeni bir sanat anla­yışı adına konuşanları sindirmek ister.
  • 176 syf.
    Yazdıklarımı okuduktan sonra beni takip etmeyi bırakacak, tedavi olmamı önerecek ve engelleyecek okurlar olacaktır mümkün müdür? Evet hem de çok mümkün :)

    Deliliğin aşamaları, rütbeleri dönem dönem değişen ünvanları vardır. İnanmıyor musunuz? Benim yaşadığım yıllarda karşılaştığım olaylara verdiğim tepkileri anlattığım zaman farklı yıllarda farklı ünvanlara uygun görülerek deliliğin atladığım kademelerini bir dinleyin belki de hak verirsiniz:))

    Ortaokulda türkçe dersinde öğretmen en büyük hayalinizi kompozisyon olarak yazın ödevi verdiğinde; en büyük hayalimin bir aşiret reisinin ilk karısı olmak istediğimi yazınca ‘’ evladım sen deli misin böyle hayal mi olur’’ eleştirisi ile ilk delilik ünvanımı elde ettim ettim de öğretmenim hayalimin asıl amacının belki bu tür bir evlilik yaparsam evlendiğim adamın benden sonra ikinci, üçüncü hatta sıralamaları artacak evlilik yapmasına engel olmak için olduğunu sorma gereği bile duymadı.

    Güzide bir kentimizin gözde bir şubesinde meslekte ilk haftam. Yine çok revaçta olan bir üniversite kantininde gençlerin pullama, afişleme yapacakları ihbarının gelmesi üzerine çok çok gizli görevli olarak gençlerin kimlik tespitlerinin yapılabilmesi için kantinde yerimi aldım. Ellerinde afişlerle gelen öğrenciler, duvarlara afişleri yapıştırmak için benden yardım istediklerinde yardım ettiğim için görev bitimi amirimce ‘’ kızım sen deli misin, ne demek ben tuttum onlar yapıştırdı afişleri’’ fırçasının ardından öğrencilik sonrası mesleki delilik aşamama ulaştım. Tabii ki amirime ‘’ ya geçin bunları, tabii ki çocuklar YÖK ü de eleştirecek, okul yönetimini de . Hatta o kadar gizledim ki kendimi polis olduğumu kimse anlamadı ‘’ diyemezdim diyemedim :)))

    En afilli ünvanım bir türlü unutulmayan kademem ise (beni takibi bırakmanıza vesile olacak olan) ; evlendiğim adam, genç bir hatun ile fingirdeşiyor gerçi bir çok incelememde bu durumdan bahsettim sürekli tekrarı oluyor affola efendim. Adam hem fingirdeyeyim hem de evlilik bitmesin çabasında. Hatta birkaç kez Allah’ım çocukken en büyük hayalimi kabul mü ettin , adam aşiret reisi de değil ama diye kendimi tiye aldığım anlarım çok oldu. Nerede kalmıştım evet bir türlü boşanmaya yanaşmıyor, annesi yani o zaman ki kayınvalidem oluyor o da arabuluculuk yapmak için bizimle. Bir akşam tekrar sordum, ‘’ boşanma protokolünü imzalıyor musun anlaşmalı boşanmak için ‘’ dediğimde pis pis sırıtınca çektim silahı bomm !!! . Gerçi anlık bir refleksle yaralanmadan kurtuldu. Kendine gelince üstünü başını yokladı ki vuruldum da sıcağı ile anlamıyor muyum diye. Annesi hemen başladı oğluna yalvarmaya ‘’ oğlum ne olur boşan bu gelin deli deli’’ diye. Sonrasında geçirdiğim soruşturmalarda her ne kadar silahı temizlerken kazara patladı şeklinde ifade vermem istenilse de serde mertlik var dedim, teklif edilen ifadeleri reddettim ve olanı biteni anlattım. Sıktım hedef şaştı ama adam can korkusundan boşanmaya yanaştı.

    Boşanma bitti, ister istemez çevre de değişiyor dostluklar da. Evli olduğum dönemlerde ailece evime gelen meslektaşım başladı olur olmaz zamanlarda ‘’ sıkılırsan ara, gezmek istersen ara, bir çay içelim’’ telefonuma mesaj atmaya. Bunlar sadece burada yazabildiklerim . Cevap vermiyorum , görmezden geliyorum engelliyorum yok abicim adam manyak vazgeçmiyor. Dulsun artık eee potansiyel eğlence. Baktım olmuyor karısını çağırdım evime kahve içmeye asıl sebep muhabbet değil şikayet. ‘’ Bak dedim canım senin kocan haftalardır beni mesajla taciz ediyor, denk geliyoruz taciz ediyor, görevdeyiz taciz ediyor. Hatta mesajlarını silmedim bana yardım et lütfen bu iş mahkeme boyutuna varmadan’’ Kadın bin bir öfke ile ‘’deli misin nesin kadın kocam ben dururken seni ne yapsın adam yardım etmek istemiş sen kendini nimetten saymışsın’’ dedi ve yeni bir ünvan da ekledi deliliğime. O kadar zavallı idi ki kocası müdür ya müdür karısı olmadan yaşamaktansa, onursuz yaşarım daha iyi zihniyetinde olunca bu yaşadıklarım bir gün senin de başına gelir demedim demek istemedim.


    En son çalıştığım kadroda popüler bir parti meclis üyesinin bilmem neresinin kılı ağarmış , verilen kariyerinin haksız elde edilişi ile halen çapkınlık peşinde ; iş yerinde evraklarını tamamlarken asılması üzerine attığım tokat ile birkaç yer değiştirmeme sebep olan deliliğim oldu. Herkes bana yaptığım hareketin deliliğimden kaynaklandığını, adama hiç cevap vermememi duymazdan gelmemin çok daha akıllıca bir hareket olacağını söyledi de bir Allah’ın kulu ‘’yahu ellerine sağlık iyi yapmışsın ‘’ diyemedi.

    Sizce ben deli miyim, delirmiş miyim? İçimde yaşayan onlarca kadın hepsi de mi deli? Çocuk Ferah, memur Ferah, aldatılan Ferah, taciz edilen Ferah azıcık da olsa akıllı değil mi?
    Deli kadınları sevin dizeleri vardır bir çok şaire ait. Sevmeyin arkadaşım deli kadınları sevmeyin. Onlar ayak ve gönül bağı olan akıldan kurtulmuşken bir de siz yük olmak için uğraşmayın. Bırakın , onlar salya sümük ağlayan , iki cilve bir naz erkekleri kendilerine bağlayan , akıllı olduklarına inanan kadınlardan olmasınlar.
    Gerçeği görmemek değildir delilik. Gerçek şu ki gerçek, gerçekten çok acıtıyor...Bazı "an"lar var..ne unutmak mümkün ne hatırlamak kıymetli. Allah bu şekilde olaylara maruz kalan, sesini duyurmaktan korkan , tüm delirenlerin yardımcısı oldun..
    Yaşasın , deliren , deliliğin farkında olan tüm kadınlar.
    Keyifli okumalar.
  • 56 syf.
    ·Puan vermedi
    Kitapla ve tarihle ilgili bilgiler içerebilir.
    Bir Çöküşün Öyküsü saray eşrafından bir kadının asaletten çöküş sürecini anlattığı kadar imparatorluğunda çöküş seslerini hissettiren bir novella. Kitapta anlatılan Fransa kralı XV.Louis'in dönemi. Krallık otoritesinin çatırdama seslerinin yavaş yavaş duyulduğu bir dönem. 1715-1774 yılları arasında tahtta kalan XV.Louis'den 15 yıl sonra dünyayı da etkileyen 1789 Fransız İhtilali yaşanacaktır. XV.Louis 1723'te ölen kral yardımcısının yerine Bourbon dükünü atar. Bourbon dükü de yönetimi metresi Madame de Prie ve maliyeci maliyeci Duvesney'e bırakır. Yani kitapta anlatılan Madame de Prie sadece bu kitapta anlatılan kurgu bir öykü kahramanı değil kanlı canlı bir tarihsel kişiliktir.
    Madame de Prie'ye kraliyetten bir mektup gelir. Devlet bütçesini sarstığı, halkı kızdırdığı için kraliyet Paris'i terk etmesini ister. Ve Paris'ten kesik yediği yeni bir dönem başlar. Ve bu yeni döneme ayak uyduramama sorunları da böylelikle başlar.
    Gözden düşen ablamız sürgün yeri olarak Courbepine'e gelir. Sessizliğin, yalnızlığın hüküm sürdüğü bu taşrada eski renkli yaşantısını, arkadaşlarını, dostlarını ve itibarına özlem duyar. Paris'in hareketli yasantısında zamanın nasıl geçtiğini bilmeyen ablam saatlerin, günlerin kaplumbağa hızında geçtiği sürgün hayatında kimsenin aklına bile gelmez. Ne arayan olur kendisini ne de soran. Merak bile edilmez.
    "Tek bir insanın diğeri için neler ifade edeceğini hiç bilmemişti, çünkü hiç yalnız kalmamıştı."
    Sıkıntılı geçen bu günlerde utanç duymasına rağmen gururundan taviz verip kendini avutmak için papazın cahil, kaba köylü yeğeniyle yapay aşk oyunlarında umar arar. Bu umutta boşa çıkmıştır. Bir zamanlar ülkede saygın konumda bulunan ablamız bu defa da eğlenceler düzenleyip, davetler yaparak tekrar ilgi odağı olmak, geçmişteki eski günlere dönmeyi amaçlar.
    "Kadın, herhangi birinin özlemini çekiyordu, tıpkı gün ışıyana kadar soğuktan titreyerek sarınacak bir palto gibi özlüyordu onu."
    Bu palto ölümdür. Son çare olarak ölümü düşünür ablamız. Ancak ölüm adını tekrar zirveye çıkaracaktır. Ölüm son kurtuluş reçetesidir.
    Bir kadının zirveden çukura düşen bu serüveninde Zweig, kadının psikolojik değişimlerini oldukça güzel aktarmış bizlere. Tarihsel ve psikolojk bir kitap diyorum çünkü Madam de Prie'nin verdiği gösterişli eğlencelerde Fransa ihtilalin ayak izlerini görüyorsunuz. Bu kısacık novellayı okumak isteyenlere keyifli okumalar dilerim.