"Ben, seni bu kadar korkuttuğumun farkında değildim. Seninle gezmediğim bir sokak var içimde hâlâ. Seninle gitmediğim bir yolculuk var daha. Seninle geçirmediğim günler, geceler var. Seninle paylaşamadığım bir ömür var daha. Ama sanırım benim de artık senin gibi her şeyi unutmam ve yoluma devam etmem gerekiyor. Sana söz bir daha rahatsız etmeyeceğim seni. Sen mutlu ol yeter. Hoşça kal."
Ahmed Cemil şimdi gözlerini otuz-kırk adım önden yavaş yavaş yürüyen Lamia'dan ayırmıyordu. Şu dakika vücudunda güya bütün hüviyeti eziliyor zannediyor, iki ellerini göğsüne basarak, "Yürüyemeyeceğim, beni buraya bırak; şuraya düşmek, kumlar üstünde ölmek istiyorum," demek için bir ihtiyaç duyuyordu. Aman Yarabbi! Sevmek bu muydu? İnsanı güya bir mengene içinde sıkıp sıkıp da birisinin ayakları altında ezik, bitik, can çekişerek atmak isteyen bu öldürücü şey, sevmek bu muydu?