Korkmak. Hayatta belki de hiç değişmeyen duygulardan biriydi. Ben de küçük yaşlarda korkardım böyle havalardan. Sonra yalnızlıktan korkmaya başladım. Zamanla aslında hayatta kalabalık bir çevreye sahip olsak da ne kadar yalnız olduğumuzu fark ettim. Bu daha korkunçtu. En sevdiğim arkadaşımdan yediğim darbe bu anlayışı pekiştirdi.
"Ben hep istasyondaki o parkta oturuyordum. Sen kara trenin içinden, bana bazen gülümseyerek el sallıyordun; bazen sırtını dönüp, yüzünü saklıyordun. Ben hep bekliyordum seni, aynı yer ve saatte. Sense bazen erken geliyor, bazen saatlerce bekletiyordun... Önce büyüdüğümü hissettim, sonra daha da büyüdüğümü. Sen en son yüzüme bir imza attın, adı kırışık olan. Ama ben her şeye rağmen her saatte, tren camındaki bana el sallayan siluetini görmek için bekledim. Var mıydın yok muydun?.. Gerçek miydin yalan mıydın?.. Nerde başlayıp nerde bitiyordun? Hiçbir soruya, hiçbir cevap veremedim. Ama hep ayak izini takip ettim senin. Beşikten mezara. Zaman; benden ne istedin?.."