HadRa, Mektuplar'ı inceledi.
 22 May 14:26 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Şeriati...
Duruşu ve fikirleri ile uyanmama vesile olan manevi babam!
Her kitabında ayrı bir şahsiyet her birinde ayrı bir renk, ahenk...
Şahsiyetini mürekkeple değil kan ile sayfalara döken Şehid.
44 yıllık hayatına bunca bilgiyi, telaşı, yaşayışı, aileyi, hapishaneyi, sürgünü, uzun yolculukları, haccı, çocukları, evliliği, eğitimi, öğretmenliği ve sayısını bilmekten uzak olduğumuz bir dolu kitabı nasıl sığdırdı sorusuna verebileceğim tek cevap KERAMET olurdu galiba :)
Yalnızlık sözleri serisi ve eşi Puran Şeriati'nin kitaplarından edindiğim bilgiye göre hayatından uykuyu zorunluluk dışında çıkartmış bir mücahid.
Kendisine üzerinde silahla mı yakalandın diye soran gardiyana evet tam üç tane silah ile cevap veren ve markası sorulduğunda Dolma Kalem diye haykıran Yazar !
Kitabı hakkında bilgi vereyim derken hep o asil duruşuna takılı kaldığım mübarek insan.
Konuşmaları, mektupları ... Biz sıradan insanların konuşmaları ve mektupları gibi değil. Her biri ayrı bir dünyayı aydınlatan gök lambalarıdır.
Dün gece saatlerinde başlayıp henüz bitirdiğim kitap hakkında söyleyeceğim tek şey mutlaka okumanız gerektiğinden öteye gidemez. Zira bilip ardında durdugum bir sey var ki "kitap değil yazar okunur."

Sevgi Dinç, bir alıntı ekledi.
18 May 11:43 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 6/10 puan

Bir istasyonda tek başına beklemek değil, son treni kaçırmış olmaktır asıl yalnızlık.

Aşkla Kal, Kahraman Tazeoğlu (Sayfa 156)Aşkla Kal, Kahraman Tazeoğlu (Sayfa 156)
Şükrü KESKİN, bir alıntı ekledi.
 18 May 10:32

Hani ;

Küçükken karanlıktan korkup, 

Gündüzlere ve insanlara sığınırdık ya,

Öyle değilmiş...

Yanılmışıız ,

Büyüdükçe qnladık ki ;

Asıl korkunun gündüzler olduğunu, 

Gerçek kötülüğün ise insanlar olduğunu.

Oysa ki ;

Karanlık en gürültülü yalnızlığımızmış.

Yalnızlık ise, 

En aydınlık karanlığımızmış.

Şimdilerde ise ;

Gündüzlerden korkup, 

Karanlığa sığınıyoruz, 

Yalnızlığa sımsıkı sarılıyoruz...




                 

Hikayeler, Franz KafkaHikayeler, Franz Kafka

Sema'nın 24 saati
1. SEMA: MELANKOLİK

Yine mi sessizlik? Yine mi yalnızlık? Çok sıkıldım yalnız olmaktan... Mutsuz olmaktan... Kendimle konuşmaktan... Gece çok ağır geliyor bana. Sanki üstüme dağlar yığıyorlar. Altında kalıp, elimi uzatmaya çalıştıkça daha çok yük biniyor gibi... Neden...

2. SEMA: ÖFKELİ

Kes! Anca ağlıyorsun sen. Yalnız kal tabiki. Sanki gereksiz, samimiyetsiz gördüğüm çevrem mi beni hoş edecek! Ne bekliyorsam anca mız mız mız!... Her gece aynı şey yeter be!!! Kafaya ben daha çok dağlar devireyim de kafa belki basar!!!

3. SEMA: UMURSAMAZ

Çok şükür susabildi... Neyin öfkesiyse bu hayret doğrusu... Sallasana her şeyi amaaaan! Zaten her şey bir şekilde ilerliyor. Neyi düşünüyorum ki sanki. Koy ver gitsin. Öleceğim er ya da geç nasıl olsa. Ne zaman belli değil belki çok yakın. Sonra...

4. SEMA : TAKINTILI

Boş boş konuşma ! Her şeyi de kafaya takıyorum ya ben. Her şeyi... Bugün Kübra mesajıma cevap vermedi. Halbuki ben onun doğum günü için hediye alacaktım. Adres isteyecektim, hediye yollayacaktım. Neden yazmadı ki? Girdi gördüm. Mesajımı okumadı bile oysa ben... Dur dur onu geç! Asıl Ayşe beni hiç aramıyor. Aslında ben ararım onu da kendisi arayacağına söz vermişti. Bekledim baya oldu. Yarın arayım ben onu. Off niye bu kadar soğuk bugün. Ben uyuyamam ki bu ...

5. SEMA: İYİMSER

Ya arkadaş sus diye bekledim. Bir fırsat vermiyor. Ne olmuş sanki yazmadılar aramadılar diye? Beni sevmedikleri, düşünmedikleri anlamına mı geliyor sanki bu. Telaşları var insanların .Bir daha mesaj atarım, yine ben ararım ne olacak sanki. Şimdi bunları düşünmüyoruz. Derin nefes alıp vererek rahatlıyoruz. Hayata farklı bakmayı ve her şeyi, herkesi değil gerekli olanları düşünmeyi öğrenmem gerekiyor. Ohh! Rahatladım vallahi.

SONUÇ:
Hayat bir şekilde ilerlemekte öyle ya da böyle. Bunların hepsi de benim içimde var. En çok konuştuğum kişi de kendim. Kalkıp birisi de kahve yapsa da içsem. Ama yoook! İlla dışımdaki beni kaldıracağım kahveye... Anca konuşuyoruz işte...

Semih, Kabuk Adam'ı inceledi.
 13 May 20:19 · Kitabı okudu · 4 günde · 9/10 puan

Ön bilgi: Kabuk Adam'ı bana tavsiye eden ve okumama vesile olan değerli arkadaşım Roquentin'e teşekkür ederim.

Her ne kadar kitabın arkasında, "Kabuk Adam, Karayipler'de şiddetin bataklığında yaşanan korku ve tutku dolu sıradışı bir aşkın, ölümle yaşamın sınırında kurulan mucizevi bir dostluğun hikayesi." olarak bir tanıtım yapılmışsa da bence bu tanım son derece yanlış olmuş. Çünkü bu kitaba önce "sıradışı bir aşk" romanı demek, akabinde ise "mucizevi bir dostluğun hikayesi" demek, hem kendi içerisinde bir çelişki oluşturmakta hem de kitabın özünü tam olarak ifade edememekte. Bahsettiğim konuyu önce birkaç bilgi vererek açacağım ve bu açma esnasında size göre spoiler içeren bilgiler ortaya çıkabilir, şimdiden uyarmakta fayda görüyorum. (Bana göre spoiler filmlerde, dizilerde ve fantastik türdeki kitaplarda olur. Fakat bu tartışmaya girmenin yeri değil şu an.)

Kabuk Adam, Aslı Erdoğan'ın ilk romanı, benim de Aslı Erdoğan'dan okuduğum ilk kitap. Yazarın dilinin sadeliğini ve kullandığı kelimelerin zenginliğini beğendim. Bir kadın yazara göre son derece cesur ve açık sözlü. Cinsellik ve ırkçılık gibi zor konularda hiç çekinmeden söylemek istediğini söylemiş. Bu açıdan kendisini tebrik etmek istiyorum.

İkinci değinmek istediğim konu, kitabın otobiyografik bir eser olduğu. Gerçekten de kitabın isimsiz kahramanı ile yazar arasında birçok benzerlik var. Hatta kitabın anlatım üslubunun da birinci tekil şahıs olması, okurların kuşkularını artırıyor. Aslı Erdoğan gibi kahramanımız da fizikçi ve yalnız bir kadın. Aslında sadece Aslı Erdoğan değil, bence bu kitap yalnız bir kitap. Evet, yalnızlığı tam olarak anlatmıyor; ama içerisinde buram buram bir yalnızlık kokusu alıyorsunuz okurken.

Gelelim asıl meselemiz olan konuya, bu kitap kesinlikle bir aşk romanı değil bence. Hele dostluk romanı hiç değil. Daha önce bu kitaba ilişkin inceleme yazan arkadaşların yazdıklarını da okudum; ama maalesef ben biraz farklı düşünüyorum. Kabuk Adam'da bir aşk hikayesi anlatılıyor gibi görünse de insanların yalnız hissedişine ve korkularına vurgu yapan; korkularının üstüne giden insanların ancak korkularını yenebileceklerini ve "kabuk"larını kırarak iyileşebilecekleri anlatan bir kitap bence.

Aslı Erdoğan, "Kabuk" Adam'ı bir simge olarak kullanmış ve kadın kahramanımızın kendi içerisinde bir türlü yenemediği korkularını yenmesini, kabuğunu kırarak gerçek kimliğine dönmesini sağlamaya çalışmış. Çünkü Kabuk Adam da tıpkı isimsiz kahramanımız gibi psikolojik sorunları ve geçmişinden gelen hesaplaşmaları olan biri. Kitapta sadece kadın kahramanımızın yalnızlığı, ötekileşmesi, kendini sorgulaması, vicdani hesaplaşması ve pişmanlıkları anlatılıyor gibi görünse de aynı şeyler Kabuk Adam için de geçerlidir. Bu iki kahramanımızın birbirini tanıması, her ikisine de iyileştirici bir etki yaratmış ve ömür boyu unutamayacakları bir ders almalarını sağlamış. Birbirlerine karşı duygusal olarak yakınlık hissetseler de bence bu yakınlığın ismi aşk değil, acıların birbirine benzemesidir. Hani Sabahattin Ali'nin bir cümlesi var ya, "Aradığım yerlere benzeyiş buldum sende." İşte tam olarak mesele budur.

Kitabı elime aldığımda ilk sayfalarda müthiş güzel cümlelerle karşılaştım. Birçok cümlenin altını çizdim ve harika bir kitabı elimde tuttuğum izlenimine kapıldım. Kahramanımızın Kabuk Adam ile tanışmasına kadar geçen dönemi anlatışı, bana göre muazzamdı. Hatta başlarda Stefan Zweig'ın Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat isimli kitabı gibi bir kitap okuduğumu düşündüm. Klasik Zweig romanları gibi isimsiz kahramanımız da psikolojik durumunu ve başından geçecek olayları müthiş tanımlamalar ile önümüze sunuyordu. Ancak bu tanışma öncesi bölümün devam eden bölümlerinde beklediğim etkiyi bulamadım. Yine Aslı Erdoğan güzel cümleleri ile kendisini okutturmayı başarıyordu elbette; ama o başlarda aldığım edebi hazzı maalesef ilerleyen bölümlerde bulamadım.

Bence Aslı Erdoğan'dan çok güzel bir aşk romanı yazarı olur. Çünkü betimlemeleri ve düşünceleri aşık olmuş ve aşkı tanımış bir kadının cümleleri gibi geldi bana. O sebeple biraz da herkes bu kitaba aşk penceresinden bakıyor sanki. Aslı Erdoğan'ın cümlelerinin duruluğu ve çekinmeden her konuya değinebiliyor olması bende böyle bir düşüncenin oluşmasını sağladı. Yazarın bir kitabını daha okumaya karar verirsem bu kitap kesinlikle aşk romanı olacak.