• 256 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    Spoiler içerir!
    Harry Potter'ı ilk 3. sınıfa giderken okumaya başlamıştım. Ablam oku diye Felsefe Taşı'nı verdiği zaman "Bu çok kalın ama." demiştim. Okumaya başlayınca da su gibi aktı zaten. Hiç yerimden kalkmadan heyecanla okuyordum. Okuma alışkanlığı kazandım bu seri ile. Ateş kadehini okurken elektrikler kesilmişti, ben de mum ışığında okumuştum. :)) Çok güzel anılarım var Harry ile. Çocukluğumun kahramanı. Önce kitabını okur ardından filmini izlerdim. Dışarıdan yaklaşık otuz santim boyunda sopa, dal parçası bulmuştum. O benim asamdı. Pantolonumun içine sokar üstünü de bluzumle örter, yanımda taşırdım. Ailemi büyücü ailesi olarak hayal ederdim. Köye giderken arabanın içinde hayal ederdim. Bir şey olursa ailemi asamla kötülüğe karşı koruyacaktım. Sonra internetten kitapta geçen tüm büyüleri buldum. Söylenişi ile beraber ne işe yaradıklarını üşenmeden bir bir yazdım. Hatta ilk kitabı okuduğum zaman Harry'ye benzemek için pergelin sivri ucuyla alnıma şimşek biçimdeki izi kazımaya çalıştım. :)) Bayağı bastırmıştım Allah'tan iz kalmadı. Kahvaltıda da ailemden gizlemeye çalışmış, sofraya eğildikçe eğilmiştim. 9 yaşında okuduğum için ilk kitabı daha vakit var bana diyordum, Harry 12 yaşında almıştı mektubunu çünkü.
    Müthiş özlediğimi farkettim sonra. Yeniden başlayayım dedim. O kadar özlemişim ki kitabı okurken yer yer ağlama hissine kapıldım. Karakterleri daha çok sindirerek okumaya çalıştım.
    Harry Potter: On birinci yaş gününe kadar ne büyücü olduğundan ne Voldemort'tan ne de Hogwarts'tan haberi yoktu. Ailesini araba kazasında öldü sanıyordu. Hogwarts'a gelince neye uğradığını şaşırdı. Bir düşünelim. İnsanların adını bile söylemeye korktuğu karanlık bir büyücünün öldüremediği tek insan olarak ünlüsünüz, herkes sizden bir şeyler bekliyor ama daha büyüden bile haberiniz yok, üstelik bunları öğreneli sadece bir ay oluyor. Muggle dünyasında sürekli aşağılanan ezik bir tipken birden içinde ünlü olduğunuz bir büyülü dünyaya geçiyorsunuz. Yazar Harry'nin bu endişesini çok güzel yansıtmış. Kelid aynasında ilk defa ailesini gördüğü andaki duygusallığı çok etkileyiciydi. Harry'yi tarif edecek tek bir kelime seçme şansım olsa cesur derdim. Aslında küçük bir çocuğun merakına yenik düşerek kendini ilgilendirmeyen işlere burnunu sokarak gereksiz cesaret göstermesiydi. Ama bunlar onu hayatta tuttu. Görünmezlik pelerinine güvenerek gece yarısı okuldan atılmak riskine karşın Hogwarts koridorlarında dolaşmak deli cesareti istiyor ne de olsa.
    Hermione Granger: Hermione de en az Harry kadar habersizdi büyü dünyasından. Ama ünlü olmadığı için ve gerçekten çok çalışkan olduğu için işler o kadar da zor olmadı. Hermione'yi çalışkanlığı, kıvrak zekâsı, sadakati, kurallara bağlılığı, sorunlara pratik çözümler üretme yeteneği ile tanıdım. Hermione güzelliği ile değil de zekâsı ile ön plana çıkıyordu. Çok kitap okuyor ve dolayısıyla çok biliyordu. Bu yüzden üzerinde çok bilmiş edası ve buyurgan çıkan bir ses tonu vardı. Harry ve Ron da dahil başta kimseyle anlaşamamıştı. Sonradan üçü gerçek dostluğu kurdular. Hermione sürekli ikilinin arkasını topluyordu. Filch'den kaçarken Alahomora büyüsü ile kilitli kapıyı açmasaydı daha doğru dürüst büyü bilmeyen Harry çoktan ölmüş olurdu. Çünkü Voldemort felsefe taşını ele geçirmiş olurdu. En azından Voldemort'u biraz daha büyüyünceye kadar oyalamış oldu. Hermione ifrit yüzünden yalan söyleyerek, Harry Quidditch ile meşgulken ödevlerini yaparak, Harry süpürgesinden düşmek üzereyken ve bitki onları boğacakken alev püskürterek arkadaşlarını kurtarmış oldu.
    Ron Weasley: Çilli, kızıl saçlı, uzun boylu bir tiptir. Küçük kardeş olduğu için hep abilerinin eskilerini kullanır. Fakirdir ailesi. Kardeşleri başarılı oldukları içinse hep bir eziklik hisseder. Quidditch sevdası vardır. Harry'nin kankasıdır. Hiç ayrılmazlar. Sadıktır. Hermione ile pek anlaşmıyor, arada tatlı tatlı atışıyorlardır. Satranç konusunda inanılmaz bir yeteneği vardır. Filmde gösterildiğinden çok daha akıllı ve cesurdur. Ron karakterinin bu özellikleri açısından filme pek iyi yansıtılmadığını düşünüyorum. Ama esprili, sevimli, hafiften obur oluşu çok güzel yansıtılmış. Hermione ile olan atışmalarına filmde daha fazla yer verilmesi gerektiğini düşünüyorum kitabın geleceği açısından. Ron'un Fred ve George adlı ikiz abilerinden de bahsetmeden geçmek istemiyorum. Haylaz mı haylaz, haşarı mı haşarı Weasley'lerdir. Hogwarts'taki gizli geçitleri çok iyi bilirler. Haylazlıkları ile Gryffindor'dan puan silinmesine neden olmalarına rağmen dur durak bilmezler. Onlar olmasaydı Hogwarts çok daha sıkıcı olurdu bence. Ron da sevimlilik konusunda abilerine çekmiş anlaşılan.
    Neville Longbottom: Neville büyükannesi ile büyümüştür. Büyükannesi onu biraz titiz yetiştirdiği için midir bilinmez sakar, biraz ürkek ama her nasılsa aynı zamanda da cesurdur. Yılın sonunda Gryffindor'un birinci olmasında katkısı vardır.
    Rubeus Hagrid: Göründüğü kadar korkunç olmayan hatta tam tersine aşırı duygusal, yumuşacık bir kalbi olan sadık bir devdir. Biraz ahmaktır. Ejderhalara karşı ilgisi vardır.
    Severus Snape: Soğuk bakışlı, bulaşılmaması gereken öğretmenlerin başında gelen iksir hocasıdır. Harry'den pek hoşlanmaz. James Potter'a olan can borcundan dolayı Harry'yi korur.
    Albus Dumbledore: Voldemort'un korktuğu tek büyücüdür. Aşırı derecede ileri görüşlüdür. Çok bilgili ve biraz da çatlak bir ihtiyardır. Dumbledore karakteri filmde çatlak olması yönüyle yansıtılmamış, sadece bilge, sıkıcı bir müdür rolündedir.
    Draco Malfoy: Aranızda Draco'yu sevmeyenler olabilir. Ama ben onu anlıyorum. Harry Potter onun gözünde ünlü doğmuş, hiçbir şey yapmadan şöhret sahibi olan bir çocuktu. İnsanlara şöhret için bir yara izinin yetmeyeceğini, Harry'nin sıradan bir çocuk olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Harry'yi kıskanıyor. Bu 11-12 yaşlarındaki bir çocuk için gayet normal bir şey. Zengin ve köklü bir aileye sahip. Ayrıca üzerinde daha başka baskılar da var ileriki kitaplarda göreceğiz. Buraya yazmıyorum.
    Daha saatlerce yazabilirim ama yeter. Bu görüşlerim sadece Felsefe Taşı'nı kapsamıyor olabilir seriyi daha önce de bildiğimden. Örnek olarak Ron'un sevimliliği diğer kitaplarda daha fazla yansıtılıyor ama ben yine de incelememe yazmak istedim. Diğerlerini okudukça oluşan fikirlerimi de diğer incelemelerimde yazarım. Filmde gördüğüm bazı eksiklikler ve yanlışları söylemek istiyorum. Harry ilk uçtuğunda Draco şaşırmış hatta korkmuştu. Ama filmde Draco'nun suratı hâlâ son derece özgüvenliydi. Karakterleri doğru yansıtmak açısından bir eksiklikti bence. İfrit sahnesinde Vingardium Leviosa büyüsü Ron'un aklına gelirken filmde Hermione'nin aklına geliyor. Bu da Hermione'yi daha akıllı göstermek için yapılmış ama Ron'u daha şapşal gösterdiği kesin. Bu çok yanlış çünkü sonradan Hermione Ron'da ne buldu diyenler türüyor. Öte yandan Draco'nun laf sokmalarına karşı Ron kafa tutuyor hatta kavga bile ediyorken filmde sesini çıkarmadan bakıyor. Onun kitapta daha cesur olduğunu söylemiştim. Film de çok güzeldi. Ama en çok canımı sıkan Ron oldu. Sevimli yansıtılması güzel ama daha cesur yansıtılmalıydı. Öte yandan Hermione bitkiden kurtulmak için ateş yakılması gerektiğini biliyordu ve odun yok neyle yakacağım diye sormuştu. Muggle bir aileden gelmiş olduğu için tehlike anında aklına asasını kullanmak gelmemiş olabilir bu normal. Ama filmde böyle bir sahne yok. Bu da Hermione'nin daha kusursuz gözükmesine yol açıyor. Hermione ve Ron karakterlerine bu kadar takılmamın sebebi aralarında uçuruma yol açmaları. Kitabı okumayan bir insan Romione'yi desteklemeyebilir. Ama kitabı okuyan kişi Hermione'nin Ron'da ne bulduğunu daha iyi anlar. Ayrıca kitapta Nicolas Flamel için kütüphanenin yasak bölümüne bakmak Harry'nin aklına gelirken filmde Hermione'nin aklına geliyor. Neville ise filmin büyük bir bölümünde rol almıyor. Yasak Orman sahnesinden bahsediyorum. Ama yine de karakter olarak doğru, güzel yansıtılmış. Onun dışında Harry, Hagrid, Severus, McGonagall ve Dursley ailesi güzel yansıtılmış. Filmde hayvanat bahçesi gezisi sırasında Dudley'nin camın içinde kalması kitapta olmamasına rağmen çok güzel bir ek olmuş. Ayrıca film çekimi sırasında Harry Snape'e bakarken yara izi sızlıyordu ve o karenin içinde Snape ile beraber arkası dönük, sarığı Harry'ye bakacak şekilde duran Quirrell vardı. Çatlak Kazan'da Harry ile el sıkışmadı. Kitapta ise sıkışmıştı ve bu bir eksiklik. Filmdeki eksiklik ise Quirrell Harry'nin boynunu sıkarken elinin yanmamasıydı. Harry'nin Snape'e dik dik bakmasının filmde yer almasına sevindim. Güzel bir ayrıntıydı. Bunlar benim farkettiklerim daha başka şeyler de vardır belki.
    Şimdilik bu kadar..