Okur
Hamza
On Küçük Zenci'yi inceledi.
224 syf.
·
1 günde
·
10/10 puan
Dikkat spoiler içerir ya da içermez bilmiyorum, ama şunu iyi biliyorum...
Normalde inceleme yazmayı sevmem, ama bu kitap için bir kaç şey söylemek istiyorum. İlk incelemem olduğu için, eksik yönleri tabii ki var. Bunun için bir şey yapmam... Neyse aman Her polisiye roman da olduğu gibi kitap size katilin kim olduğunu en son söylüyor, Livaneli'nin kardeşimin hikayesini okuyan bilir, ters köşe yapıyor. Hadi ya bu muymuş ben nasıl tahmin edemedim gibi şeyler. Tabii yazarla ilk tanışmam oldu muhtemelen devamı gelecek, yazarın kitaplarını okumam için bence güzel bir başlangıç oldu. ( Suçlu içimizden biri, peki bunun cezasını kim verecek. Tabii ki kendisi. ) Öncelikle kitap müthiş diyebilirim, suç ve cezadaki gibi heyecanlı sanki "içindeymişiniz" gibi yerler aşırı derecede var. Her bir sayfayı değiştirirken, acaba katil bu mu, yoksa şu mu, diye tahmin değiştiriyordum. Ama şu neden olmasın, evet neden olmasın ne de olsa oradakilerin hepsi aşağılık, aşk, zevk ve para için katil olan, iftira atan, kendilerini yasa sayesinde Tanrı sayan aşağılık zavallı katiller. Ama o değil o hiçbir şey yapmadı. (Ama o da içimizden biri, - hayır değil belki de o...) Polisiye romanında bu kitap benim için en üstte duruyor artık, - tabi tahtından kimse indirmezse - uzun zamandan beri içimde tutulamaz bir polisiye roman okuma isteği vardı. Nedense hep bu kitap gözüme takılıyordu. Biraz önyargım vardı kitaba karşı. Agatha Christie'nin okuduğum ilk kitabı ve beni memnun etti. Zaten yazarın gereksiz detaylardan ve dolambaçlı cümlelerden kaçınması okumayı daha akıcı, su gibi ve hiç bir şekilde sıkmayan dili okumayı zevkli bir hale getirdi. (Hayır suçlu sen değilsin ben sana güveniyorum) Son sayfasına kadar katilin o olacağı aklıma dahi gelmemişti, zaten polisiye romanın da yapması gereken bu. Agatha Christie bu işi ustalıkla başarıyor. Polisiye severlerin okuduğu, polisiyeye başlamak için güzel ve harika bir eser. "Aptal şey, tüm söylediklerime inandı. Kolay oldu... Yine de dikkatli olmalıyım... Çok dikkatli." Altı kişi... Kahvaltıda normal davranan altı kişi... Dışarıdan aklı başında ve normal görünen altı kişi. Ya içlerine bakınca? Bir kafese sokulmuş sincaplar gibi, umutsuzca aynı yerde dönüp duran düşünceler... Aşağıda saat biri vurdu. Blore'un düşünceleri yarıda kesildi. Kalkıp oturdu. Bir ses duymuştu... oda kapısının dışından gelen hafif bir ses... Karanlık evde biri dolaşıyordu... Alnında ter damlaları belirdi. Kimdi koridorda gizlice ve sessizce yürüyen? İyi niyetli biri olmadığına bahse girebilirdi.
On Küçük Zenci
8.9/10
· 14,5bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
7
Damla Özküney
Otuz Yedi'yi inceledi.
256 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
Spoiler içerir
Öncelikle kitap çok güzeldi sonları aşırı heyecan vericiydi ben ilk başta denize gıcık oldum sonra denizi neden anlamıyorlar falan dediğim tutu bahar'ın tanımadığı bir kişi tarafından ölüme terk edilmesi beni üzdü ve olayın daha şokunu atlatamadan efe hemen ozan ile tanıştı keşke yaşadığı şoku acıyı falan anlatsaydın sezin aşkım ama çok güzeldi Sezin Karameşe Otuz Yedi
Otuz Yedi
8.9/10
· 215 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
6
İbrahim Anıl ŞİMŞEK
Çılgın Kalabalıktan Uzak'ı inceledi.
496 syf.
·
6 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Çılgın Kalabalıktan Uzak - Thomas Hardy
Dikkat Spoiler İçerir ! Merkezinde Batshebanın yer aldığı ve onun etrafında dönen Gabriel, Boldwood ve Troyun güzel serüveni aslında ilk 150 sayfada aşırı betimlemelerle yavaş ilerlesede daha sonra akıcılığıyla insanı kitaba bağlıyor. Aşk temalı konuları seven ve tabiat tasvirlerine ilgisi olanlar için birebir diyebilirim. Başlarda aklının esiri olan Batsheba duygusal konulardan uzak ve gaddar olsada, duygularının esiri oldukça akıldan ve mantıktan uzak davranışlar sergilediğini görüyorsunuz. Bu da ister istemez akla şu soruyu getiriyor; Aklın ve mantığın ağır bastığı yerde duygulardan bahsedilebilir mi veya duyguların ağır bastığı bir yerde akıldan ve mantıktan söz etmek ne kadar mümkün ? Sağolsun yazar bu sorunun cevabını da bizlere özverili, çalışkan, akılcı ve bir o kadar da duygularıyla barışık bir şekilde yaşayan Gabriel Oak karakteriyle veriyor ve karakteri de kitabın son sayfaların da ödüllendirerek kitabı mutlu bir sonla bitiriyor. Sağlıklı, mutlu günler diliyorum ...
Çılgın Kalabalıktan Uzak
OKUYACAKLARIMA EKLE
6
Çağla Gür
Sineklerin Tanrısı'ı inceledi.
KİTAP ÖZETİ SPOİLER ICERIR
Sineklerin tanrısı Mercan Adası'na çok benzetilir ama aslında birbirlerinden farklı yönleri işlerler. Ayrıca bir roman denilse de roman değildir son derece gerçekçi yazılmıştır ve içinde bir sürü simgesel anlamlar barındırır. Simgesel anlamlar barından bu tarz kitaplara alegori deriz.  Kitap gelecekte olan bir atom savaşı nedeniyle güvenli yerlere taşınmak istenen altı - on iki yaş arası  çocukların uçak kazası sonucu ıssız bir adaya düşmesiyle başlar. Böyle başlayan bir kitap en başta çocuk kitabı olarak tahmin edilebilir. Aklımıza adaya düşen küçük çocukların başlarından geçen maceraları okuyacağımız gelebilir fakat dediğim gibi bu kitap bir çocuk kitabı olmanın ötesinde bir alegoridir. İçinde çok daha derin anlamlar içeren simgeler bulunur. Bu yönüyle kitap okuyanları şaşırtacak ve düşünmeye sevk edecektir. Yazar ıssız adayı betimlerken çok güzel olduğunu hatta dünya üzerindeki bir cennet olduğunu söyler. Ayrıca yazar Mercan Adası ile ilgili bazı noktaların benzerliğini onaylar ve kitapta da buna gönderme yapar. Kitaptaki çocuklar bu adanın daha önce okudukları kitaptaki anlatılan  Mercan Adası'na çok benzediğini söylerler. Başlangıçta her şeyin pozitif görünmesi bize sonrasında her şeyin kötüleşeceği hissini vermez. Oysa ki bu cennet gibi bahsedilen ada bu küçücük çocuklar sayesinde âdeta bir cehenneme dönüşecektir. Kitap başlıca dört çocuktan oluşur. Başlangıç ise Ralph ve Domuzcuk karakterinin tanışmasıyla olur. Yazara göre Ralph on iki yaşındadır ve güzel görünümlü bir çocuktur. Aynı zamanda iyi huylu ve zeki de biridir. Ralph'in kafasında Deniz Kuvvetleri'nde binbaşı olan babasının gelip onları kurtaracağı düşüncesi vardır. Bu düşüncenin rahatlığıyla Ralph, adada olmaktan keyif almaya bakar ve yetişkinlerin baskısından bir süre uzak kalıp çok güzel vakit geçireceğini düşünür. Hatta bunun için sevinç içindedir. Bu sevince ortak olmayan bir diğer karakterimiz ise gerçek adı bilinmeyen Domuzcuk'tur. Kitap boyunca bu karakterin adını öğrenemeyiz. Benim fikrim bunun sebebinin Domuzcuk'un şişman ve gözlüklü biri olarak anlatılması ayrıca dışlanayacak bir şiveye sahip olması nedeniyle toplum güzellik algısına ve sınıf ayrımında aşağılarda yer alıyor olmasıdır. Kitapta Domuzcuk' un gözlerinin çok kötü gördüğü  ve aşırı derecede miyop olduğu belirtmektedir. Nefes darlığı problemi vardır ve bu sebepten de sıklıkla nefes darlığı nöbeti geçilmektedir. Burda dikkatimi çeken bir şey var. Grubun en zekisi de Domuzcuk'tur. Yazar toplum tarafından aşağıda görülen, yoksul bir aileden gelen, fiziksel (dış görüş) özellikleri ile dışlanan bir karakteri aynı zamanda gruptaki en zeki çocuk yapmış olmasında mutlaka bir mesaj bulunmaktadır. Domuzcuk bütün bu olan bitenleri gerçekçi gören bir çocuktur ve ağzından çıkan her cümle zeki ve sağ duyulu olduğunun bir kanıtıdır âdeta. Domuzcuk'a göre Bu adadan kurtulmanın mutlaka bir yolunu bulmalıdırlar çünkü onun Ralph' ın binbaşı babasının gelip onları kurtulacağına dair bir umudu yoktur. Hiç kimsenin onlardan haberdar değildir ve bu yüzden bu ıssız adadan hemen kurtulmazlarsa ölene kadar burada kalacaklarını düşünür. Domuzcuk'un bu adadan kurtulmak için kafasında bazı öncelikli planlar vardır. Bu ıssız adaya düşen her çocuk etrafa dağılmıştır oysa ki Domuzcuk'a göre birlik ve beraberlik içinde olunmalı buradan kurtulmak için beraber hareket edilmelidir. Bu sebepten adadaki herkese ulaşmayı ve bu kişileri liste yapmayı ve bu çocukların her birini toplayarak toplantılar yapılması gerektiğini düşünmektedir. Domuzcuk kafasındaki bu düşünceleri Ralph'a anlatır ve bir gün denizden çıkardıkları şeytan minaresine benzeyen bir deniz kabuğunu kullanarak bu planları eyleme dökmeye karar verirler. Bu deniz kabuğunu boru gibi öttürerek ıssız adadaki diğer çocukları bir araya toplayarak bir toplantı düzenlerler. Bu toplantıda bazı kararlar alınır. Bu alınan kararlardan birincisi sudan çıkarılan deniz kabuğunu elinde tutana söz hakkının verilecek olmasıdır. Bunun son derece demokratik olduğunu ve herkesin böylelikle söz hakkı alabileceği diğerlerininse deniz kabuğunu elinde tutan kişiyi dinleyeceklerini düşünürler. Burada deniz kabuğu aslında özgür düşüncelerin bir sembolü olarak karşımıza çıkar. Konu bir lider seçmeye geldiğinde ise çocuklar bu liderin deniz kabuğunu sudan çıkaran insan olması gerektiğini düşünür ve Ralph'ı önder seçerler. Bu kararı tabiki her toplumda karşılaşılabilecegi biri kabul etmez. Bu isim Jack'tir. Jack bu demokrasi yöntemine uymak istemez. Deniz kabuğu onun için bir önem arz etmez ve istediği zaman konuşmayı savunur. Aynı zamanda kendisinin de önder olabilceğini düşünür çünkü ona göre Ralph da aslınd hiçbir şey yapmadan doğuştan bir önderlikle lider seçilmiştir. Bu durumda Jack aynı şeyin kendisi için de geçerli olduğunu düşünür fakat ortada şöyle bir durum vardır ki, Jack zorba ve bencil bir insandır.  Oysa ki Ralph iyi yürekli ve eşit bir lideri temsil etmektedir. Yani kitapta Jackin kötü bir faşist lideri temsil ettiği Ralph'inse adaletli ve iyi bir lideri temsil ettiğini görürüz. Kitabın bir bölümünde Jack'in şefliğinde katolik kilisesine bağlı bir koro olduğunu görürüz. Bu korodaki çocukların Jack'e istemeseler bile oy verdiğini ve aynı zamanda diğer çocuklardan farklı bir kıyafet giydikleri gözümüze çarpar. Gümüş detaylarıyla dolu kıyafetlerde haç işaretleri bulunmaktadır. Bu katolik grubunun askerlere benzeyen bir yürüyüş şekilleri bile vardır ve açlık, susuzluk çektikleri halde bile yorgun düştüklerinde Jack'in sözünden çıkmamaktadırlar. Jack bu baskıyı zaten adaya gelmeden önce diğer çocukların üstünde kurmuştur ve günler sürdükçe bu zorbalık daha da artacaktır. Jack küçücük çocukları adada gereksiz insanlar olarak görür çünkü çocuklar geceleri ağlıyor, oyun oynamak istiyorlardır. Bunlardan dolayı Jack zaman zaman onların ellerini bağlayarak döver. Domuzcuk'un ise aşka sevmez ve sürekli olarak aşağılar. Bundan Jack'i faşist olarak simgelersek Domuzcuk'u da aydın bir birey olarak simgelediğimizde faşistlerin aydın beyinlere karşı duyduğu nefret mesajını çıkartabiliriz. Ralph ise başlarda bu faşist karaktere karşı daha ılımlıdır ve aydın beyin Domuzcuk'u pek ciddiye almaz çünkü Domuzcuk Jack gibi bir yerlere tırmanamaz ve hızlı koşamaz. Zaman ilerledikçe ise liderliğinin sorumlulukları altında bunalan Ralph yanında ciddiye alamadığı Domuzcuk'u bulur. Domuzcuk çok zeki olmasına karşın lider olamazdı fakat onun akıl hocası olabilirdi. Bu yüzden birlikte hareket ederek Domuzcuk'un desteğiyle adada önderlik yaptı. İlk toplantı olumlu geçti. Domuzcuk sayesinde gemilere işaret vermek için ateş yakmak, sığınaklar yapmak gibi bazı kararlar alındı. Ateş yakma işini eğlenceli bulan çocuklar adadaki birtakım yerleri ve bazı küçükleri yakmış oldular. Ralph ve Simon ise barınak yapma işleriyle meşguldürler. Bu sırada Jack avlanmak istemektedir ve bu durum artık sınırını aştığı için adada gerginlikler yaşanmaktadır. Oysa ilk av denemesinde deli gibi kan dökmek istediğiyle bıçağını kaldırsa bile bunu başaramaz. Jack artık bu av olayını bir eğlence aracı olarak kullanır ve içindeki saldırganlığı avcılıkla yansıtır. Hatta yüzüne toprak bular ki bana göre bunun nedeni bir kan döküldüğünde saklı yüzüyle kendini daha az suçlu hissedeceğindendir. Bir gün Jack yine avcılıkla uğraşırken çocuklar ateşe ödün atmayı unuttukları için ateş söner ve tam o sırada bir gemi geçmektedir. Belki de bir daha elde edemeyecekleri bu şansı kaybetmişlerdir. Jack ise buradan kurtulmanın derdinde değil av yapmanın heyecanı içindedir. Kitabın sonraki bölümünde ise saldırganlığına hakim olamayan Jack'in aslında Ralph'a vurmak için büyük bir istek duyduğunu fakat bunu yapamadığı için onun akıl hocası olan Domuzcuk'a vurduğunu okuyoruz. Hatta bu darbeden sonra Domuzcuk'un gözlüğünün camı kırılıyor. Böylelikle aslında zaten her şeyin kötüye gittiği adada sağ duyunun ve aklın da yitirildiği mesajını alıyoruz. İlerleyen sayfalarda ise adadaki küçük çocukların bahsettiği bir canavarla karşılaşıyoruz. Karakterlerden bazıları bu canavarın varlığına inanırken bazıları inanmamaktadır. Sonradan ise bu canavarın dağda hayatını kaybetmiş bir paraşütçü olduğunu fark ederler. Adada ise canavar mevzusundan itibaren Jack hakimdir. Jack Ralph'i korkak olmakla suçlamaktadır. Benim en sevdiğim karakter ise Simon oldu çünkü Simon herkesin yardımına koşan, paylaşımcı, kendi kendini idare etmeye çalışan, bazen de sara nöbeti geçirdiği için beni hüzünlendiren bir karakterdi. İyi yüreğiyle bana çok samimi geldi. Ayrıca Simon diğerlerinden çok daha derin bir çocuktu öyle ki canavarın aslında bizlerin içinde olabileceği mesajını bizlere veren karakterdi. Özetle kitap aslında küçük veya büyük fark etmeksizin her insanın içinde karanlık bir tarafın bulunabileceğini bize gösterir. Aslında herkes biraz kötüdür, doğru zaman geldiğinde.
Sineklerin Tanrısı
8.0/10
· 47,7bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
6
Hakan gökoğlan
Sandman 10'ı inceledi.
192 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
GENEL İNCELEME (Spoilerlı)
••SANDMAN 10 : MATEM•• •Neil Gaiman• . SPOİLER İÇERİR (Tüm Seri İncelemesi) . . . . Gaiman tam da çoğu yazarın korktuğu kıyılarda yüzmüş seri boyunca. Tüm yazarlar hayali olguların üzerine dünya kurmayı göze alamaz. Rüya tüm olayın merkezindeydi. Hem zengin bir konu hem de çetrefilli bir yol. Bununla birlikte mitolojik, antropolojik, hatta, dinsel öğeleri de yedirmiş hikayesine. Avantajı şu ki, konu rüya olduğu için açılabileceği konunun sonu yok. Haiti'de tarlada uyuyup kalan işçiden, İngiltere'de tahtında sızan kraliçeye kadar geniş bir yelpazesi var. Bunu da bol bol kullanıyor. Bazen tat kaçırdığı da oluyor. Niye mi ? Tam bir olayın içindesiniz öyle bir yere bağlıyor ki, bağ kopuyor. Özgün bir stil kabul ediyorum ama bence biraz ket vuruyor anlatıma. Sonrasında öyle bir karakter oluşturmuş ve şekillendirmiş ki, tüm yazılar tarihinde Rüya, Morpheus, Düşlordu ne derseniz, unutulmaz bir yere sahip olacaktır. Zira ailesini oluştururken dinsel bir öğe olan Mahşerin Dört Atlısı'ndan ilham aldığını düşünüyorum. Ve bu konuda da bir şikayetim var. Belki ek kitaplarla tamamlayacak ama, ailesiyle ilgili yoğun hikaye anlatımı yapmamış. Tamam olaylarda varlar. Ama yan rol olarak varlar. Temel hikayeye geçmiyorlar pek. Mesela Arzu'nun (Desire) olayı neydi ? Seri boyunca garip hareketleri oldu ama detaylandırılmadı. Anlatılmayan kısımların tamamlama şeklinde dolduralabileceğini es geçersek, genel yapı olarak dolu doluydu. Tabirler, tasvirler, olayların oluşumu. Bazı yerlerde çok soyut kalsa da aşırı lezzetliydi. Özellikle Mısır, İskandinav, Hint mitolojisi gibi, Nekropolis gibi tarihi mitleri öyküye yedirmesi çok güzeldi. Bu olaya derinlik kazandırmış. Ben sadece son kısmını çok beğenmedim. Bu da benim şahsi fikrim. Yazarın görkemli bir son istediğini anlayabiliyorum. Ancak, seri sonunda Rüya'yı ne idüğü belli olmayan çok çok yüzeysel anlatılmış bir grup tarafından öldürmek. En azından bildiğimiz Morpheus'u ve bu olayı perde arkasına taşımak, o konuda detay vermemek. Ne bileyim beni üzdü. Yani Morpheus'un ölüme karşı direnişi, son epik sözleri falan bunları duymak isterdim. . Daniel'in hangi şekilde devamen kutsal kişisi olduğunu da anlayamadım. Tamam Morpheus ona kendi ruhunu taşıyan bir taş verdi. Oradan şekillendi Yeni Rüya peki neden Daniel ? Daniel olduğu ilk baştan mı belliydi ? Bu kısım belki okurun düşüncesine sürüklemek içindi. Şöyle düşünülebilir. " O kadar ironik ki, kendi devamını sürdürmek için kendi sonunu oluşturdu!" Yani Daniel'i ele geçirmenin önemi kendisinin devam etmesiyse aynı zamanda onu ele geçirmek annesi Lyta Hall tarafından tetiklenen bir sonun başlangıcıydı. Emin değilim. Eğer bu kadar derin düşünmüşse Neil (düşünmemiş olabilir :] ) mükemmel bir detay. Bu güzel eser için teşekkür ederim kıymetli Neil ufkumu açtın. . . Değerlendirme (Tüm Seri) : 10/10
Sandman 10
9.5/10
· 70 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
2
Kevser
Kumarbaz'ı inceledi.
187 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
-Spoiler içerir.- "Kumarbaz" adından da tahmin edilebileceği üzere kumar bağımlılığı teması üzerine kurgulanmış bir eserdir. Kitapta başkarakterimiz olan Aleksey İvanoviç, bir generalin yanında öğretmen olarak çalışmaktadır. Aleksey, generalin üvey kızı Polina'ya onun için ölebileceği hatta öldürebileceği savlarını öne sürebilecek kadar yoğun bir tutkuyla aşıktır. Yani burada sağlıklı bir tutku söz konusu değildir. Karakterimizin sağlıksız ve aşırı olarak yorumlanabilecek bu tutkusu ileride oluşacak kumar bağımlılığının habercisidir. Aleksey, ahlaki değerleri reddeden bir kişiliktir. Etrafındaki insanların kendi gerçek kişiliklerini gizledikleri maskeleri takmaz. Duygularını, düşüncelerini herhangi bir kaygı duymadan dile getirmekten çekinmez. Nitekim kendini Polina'nın kölesi olarak görmesi hatta bazı zamanlar köleden bile daha alçak bir konumda olduğunu dile getirmesi bu özelliğinin bir göstergesidir. Kitapta kumar bağımlılığı tek bir karakter üzerinden ele alınmamıştır. Birbirlerinden farklı yaşam anlayışlarına, statülere ve mal varlığına sahip insanların her biri bir kez oynamaya başladıktan sonra kazanmanın büyüsüne kapılmaktadır. Zira herkesten akıllı olduğunu düşünen büyükannenin kendini kontrol edemeyerek büyük bir miktar parayı kumarda kaybetmesi okuyucuya kazanma isteğinin en güçlüleri dahi etkisi altına alabileceğini göstermektedir. Kumarda bir kez olsun kazanan birisi bundan sonraki her seferinde yeniden kazanabileceğini düşünmeye başlamaktadır. Bir kez gerçekleşmiş olan daha sonra neden gerçekleşmesin ki? Bu düşüncenin etkisiyle insanlar her defasında yeniden umutlanmaktan kendilerini alıkoyamamaktadır. Aleksey'in kumara başlama motivasyonu Polina'ya ihtiyacı olan parayı verebilmektir. Kitabın ilk sayfalarından itibaren kumarda mutlaka kazanacağına dair bir hissi olduğunu söyleyen Aleksey, gerçekten de kendi parasıyla oynadığı ilk gecede yüklü bir miktarda para kazanmıştır. Ancak kumar oynarken bu parayı Polina için kazanmaya çalıştığı aklına gelmemiş, Polina'ya olan tutkusu kazanma tutkusuna dönüşmüştür. Aleksey'i etkileyen yalnızca para kazanmak değildir; çevresindeki insanların ona odaklanmış olması, onun hakkında konuşması, şanslı olduğunun düşünülmesi yani göz önünde olmak onu her şeyden soyutlamış ve karar alma süreçlerine bir ölçüt olarak yerleşmiştir. Kumarda para kazanmadan önceki yaşantısında onu önemsemeyen insanların davranışlarındaki değişiklik ve oluşan ilgi, kumarı hayatında vazgeçemeyeceği bir noktaya konumlandırmasına neden olmuştur. Bu ilgiyi çok seven Aleksey, bundan sonraki kumar oynama süreçlerinde bu ilgiye duyduğu istekle hareket edecektir. Kumar oynadığı ilk gecede ihtiyaç duyulan paradan daha fazlasını kazanan Aleksey, gece sonunda kontrolünü eline alabilmiş ve Polina'nın yanına gitmiştir. Bu da kendini yönetebildiği tek sefer olmuştur. Ancak Polina çok gururlu bir karakter olduğu için kendisine teklif edilen bu parayı kabul etmemiş ve Aleksey'in kendisini anlamadığını fark ederek onu yalnız bırakmıştır. Polina'nın gitmesiyle hayattaki tek amacını da yitiren Aleksey, kazandığı parayla ne yapacağını bilmez bir halde öylece kalmıştır. Karakterimiz hayatında oluşan bu anlamsızlığın, boşluğun etkisiyle karar verme sürecine girmiştir. Aleksey kazandığı paraya hiç önem vermez, bu para onun için hiçbir anlam ifade etmez. Polina'yı kaybeden böylece hayattaki amacını da yitiren karakter için paranın da bir anlamı olmaz. Generalin aşık olduğu Matmazel Blanche karakterinin bir aydan kısa bir sürede tüm parayı kendisi için harcamasına göz yumar. Aleksey etrafında gelişen olayların farkındadır, farkındalığını yitirmemiştir ancak büyük bir kayıtsızlık içinde izlemeyi tercih etmektedir. Matmazel Blanche oldukça ilginç bir karakterdir çünkü yazar onu kitapta farklı bir yere konumlandırmıştır. Kumar oynamayan bu kadın kumardan kazanılan parayı değerlendiren tek karakterdir ve yazarın bir ironisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kumarda kazandığı ilk parası biten Aleksey sonrasında sürekli olarak kumar oynamaya devam eder. Her şeyini kaybeder ancak kumar oynama tutkusunu asla yitirmez. Kumar oynayabilmek için uşaklık dahi yapar. Kumar bağımlılığı insanı her türlü onurdan uzaklaştırmaktadır diye yorumlanabilecek bu durum karakterimizin ahlaki değerlere önem vermeyen bir kişiliğe sahip olası nedeniyle olağan karşılanabilir. Kitabın sonlarında aslında Polina'nın da Aleksey'i sevdiğini ve halen sevmekte olduğunu öğreniyoruz. Bunu öğrenmek Aleksey'in kumara olan tutkusunda hiçbir değişikliğe neden olmamakla birlikte Polina'ya kendini kanıtlama isteği kumar oynamaya devam etmesine yeni bir gerekçe olarak eklenir. Burada çevresinde hangi gelişme yaşanırsa yaşansın Aleksey'in bunu bir şekilde kumarla ilişkilendireceğini ve kumara devam etmek için kurguladığı akıl oyunlarına bir yenisini eklemekten öteye gitmeyeceğini anlıyoruz. Zira sevdiği kadınla hislerinin karşılıklı olduğunu öğrenmek kumara olan tutkusunu perçinlemekten başka bir gelişmeye yol açmamışken başka bir durumun Aleksey'in bağımlılığını engelleyebileceğine ihtimal verebilmek mümkün değildir.
Kumarbaz
8.1/10
· 33,7bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
34
A.Y.
Cennetin Doğusu'yu inceledi.
656 syf.
·
19 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Dikkat! Aşırı aşırısı 'SPOILER' içerir. Demedi demeyin!
Bugün güzel bir kitaba değineceğim. Geçenlerde okudum, herkes beğenmiş, sen niye okumuyorsun (?) diye sormadan edemedim kendime. O arada tatildeydim, Lina (1K'da bir badi) sağ olsun, fişekledi beni ve ben de okudum. Yazar tanıdık, hepiniz az çok bilirsiniz işte, adı; John Steinbeck’tir. Yani, adamı şimdi ben mi anlatayım size? Kitabı da; Cennetin Doğusu’dur ya da cennetin doğusunda geçen bir yaşam öyküsü olarak da düşünebilirsiniz. Adam tüm hayatı boyunca yaşadıklarına dair olan birçok şeyi ve çevreyi çok güzel anlatmış. 1K’da onca okur beğendiyse, siz de muhakkak alın, okuyun ve okutturun. Vallahi sevaba girersiniz! Salinas Vadisi ile her fâni tanışmalı. Fiziken temas kuramasa da, yazar aracılığı ile oraları hayâl etmeli. İnceleme bu kadar, benden daha fazlasını beklemeyin. Ben okudum beğendim, siz de okuyun işte. Hepinize kitap dolu bir gün dilerim ve bir sonraki kitap incelemesinde buluşmak dileğiyle. Kitapla kalınız. (: ☆☆☆ Dipnot; Bu yukarıda yazdıklarım bir sitemin ironik olarak dışa vuruşudur. Son günlerde, son zamanlarda 1000Kitap da, bazı sözde okurlar tarafından o kadar niteliksiz eylemlere (incelemelere) şahit oluyoruz ki, gerçekten emek vererek kitap ve kitap içerisindeki konu, konu ile bağlantılı tarihi döngü vs. gibi şeyleri temiz ve titizlik içinde ele alan birçok okurun incelemesi, yukarıda örneklenmiş türde incelemeleri yazan okurlarca gölgelenmektedir. Eminim ki, birçoğu o kitapları okumadı bile ve sırf popüler diye, o kitaplara iki satır karalayarak biz okurların önüne savuruyorlar. O incelemeleri günde belki 20-30 kez evir çevir yapıyorlar. Her okura takip atarak, bir iki hafta içerisinde on binlere ulaşarak + kendi sahte yan hesaplarıyla birlikte toplu etkileşim sayesinde, edebiyatın ve 1K’nın dibine dinamit döşüyorlar. Biliyorum, bu yazdıklarım inceleme değil diye kesin bir şikâyet alacak, ama umurumda değil. Bu yazı yayından alına kadar, birçok duyarlı okurunda desteği ile, belki birçok insana ulaşarak, burada neler döndüğünü az biraz olsun anlatabiliriz düşüncesindeyim. Ben artık yazmayı cidden bıraktım. Çünkü ne kadar özen gösterirsek gösterelim, bir okur çıkıyor ve; ‘Yieah, ama bu çok uzun! Ben bunu okumam.’ ya da ‘Onca ayrıntıya ne gerek vardı? Yazarken yorulmuyor musun?’ vs. gibi yorumlarda bulunuyorlar. İlginç olanı da, bu arkadaşların 2-3 gün içinde, Rus Edebiyatının en ağır romanlarını (1000 sayfa üstü) bitirmeleri, ama incelemeleri okumaya mecallerinin olmaması! Ama daha da ilginç olanı; okura, incelemeden ötürü bu yorumu yapanların, yine emsal ölçeklerde yazan diğer okurlara ballandıra ballandıra yorumlarda bulunmaları ve ne hikmetse, onları okurken enerjilerinin tavan yapması! Belki beni şu an için yadırgayanlarınız olacak, ama kitap gerçekten 10/10 puanı ve hatta, daha da fazlasını hak ediyor. İleride de bu yazımı güncelleyeceğimi buradan teyit ederim ve başınızı ağrıttıysam da, siz değerli okur arkadaşlardan özür dilerim. Esen kalınız.
Cennetin Doğusu
9.3/10
· 1.938 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
9
173