Kitabın konusundan bahsederek giriş yapmak istiyorum çünkü kitap Gu ve Dam isimli bir çiftin çocuklukları ve yetişkinlikleri arasındaki bazı anılardan oluşuyor. Kitabın genellikle "ölen erkek arkadaşını yiyen bir kızın hikayesi" olarak tanıtıldığını gördüm ancak bu olay romanın asıl odağı kesinlikle değil.
Bu nedenle kitabın konusu hakkında oluşan beklentiyle karşılaşılan hikaye arasında belirgin bir fark olduğunu düşünüyorum. Benim için bu durum gereksiz bir beklenti yarattı. Daha iyi bir araştırma yapsaydım alıp okuyacağım bir kitap olmazdı.
Anlatmak istediği şeylerin farkında olsam da hikaye duygusal ya da düşünsel olarak bende güçlü bir etki bırakmadı. Kitaptaki karakter gelişimlerinin çok yüzeysel olduğunu düşünüyorum. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey kitabın çarpıcı fikrinden çok karakterlerle kuramadığım bağ oldu.
Açlık benim için beklentilerimi karşılayamayan kitaplardan biri oldu. Karakterlerin hayattan neredeyse hiçbir şekilde zevk almamaları ve sürekli bir boşluk hissi içinde olmaları bir noktadan sonra beni hikayeden uzaklaştırdı. Aralarındaki ilişkiyi de sevgi ya da aşk olarak okumakta zorlandım, hatta kesinlikle olmadığını düşünüyorum.Birbirlerine duydukları şey bana daha çok bağımlılık, tutku ve çaresizlik gibi geldi.
Özellikle kadın karakterin boş vermişliği, hayattan bir beklentisinin olmayışı, yanlış olduğunu bilmesine rağmen bilinçli bir şekilde bu ilişki için adım atması benim çok sinirimi bozdu.
Okurken hem edebi bir zevk almadım okurken hem de içerik bakımından beni tatmin etmedi, popüler kültürün kölesi oldum maalesef.