• "Kavramlar senin için önemli değilse sen bir hiçsindir. Bu kadarını da söyleyemem ya, insan bazı şeyleri kendisi bulmadıkça fayda sağlayamaz ondan. Mesela aşk, sebepsiz yere acı çekebilmeyi öğretir insana. Bunu insanlara söyleyip öğretsek sebepsiz yere acı çekebilirler mi?"
  • Insan nasıl aşık olur? Aşık olunca ne hisseder? Her sevdiğine aşık olur mu insan? Yoksa aşık olduğunu mu sanar? Ben aşk nedir bilmiyorum. Gerçek manada olan o aşktan bahsediyorum. Kolay mı aşık olmak. Her gün her dk her anını onu düşünerek geçireceksin, ne istiyorsan onunla onun için isteyeceksin. Başkalarına baktığında onu goruceksin. Acı cekeceksin biraz. Kolay olmamali aşk. Sana biseyler yazdirmali mesela. Kendini aşacak biseyler. İçinden geldiği gibi, hissettiğin gibi, şiir gibi. Yazacaksın işte. Anlatmak isteyeceksin. Ulaşmak isteyeceksin. Ama ulasamicaksin. Kolay değildir aşk. Yürek ister. Kalp ister. Fedakarlik ister. En önemliside, seni ister..
    BİFANİ
  • Bırak artık bana masal anlatmayı
    Huy edinmişsin kendine aldatmayı
    Köle yapmışsın kendine bu dünyayı
    Her defasında taşırdın sen bardağı

    Büyüklenme kimseye kalmaz bu dünya
    Herşeyi gırgıra alıyorsun hala
    Bense ediyorum rabbime hep dua
    Sen benim için oldun büyük bir kaza

    Böyle yaparak kandırırsın kendini
    Dünyayı verseler satma şerefini
    Hattinden fazla yükseltme ederini
    Sen benimle paylaşmadın yüreğini

    Şimdi git kiminle olmak istersen ol
    Gidene dur demem bak işte orda yol
    Bana acı vereceksen haydi kaybol
    Dol yüreğim yine acılarınla dol

    Çırpınıp dururum denizin dibinde
    Bilmemki kaderim kimlerin elinde
    Deliye dönerdin olasaydın yerimde
    Hayatı sürdürürüm yıkık biçimde

    İçim içime sığmaz dışa taşarım
    Gerçek aşk bulsam yalın ayak koşarım
    İki günlük nasıl sevilir saşarım
    Sana göre değilim seni aşarım

    Hep namerde çıkar olmuş bu yolumuz
    Hayırla bitermiki acep sonumuz
    Yürekten sevmekti bizim tek doğrumuz
    O yüzden tüm yükü kaldırdı omzumuz

    Kalbim parça parça olup toparlanır
    Hep karanlıktır odam zor aydınlanır
    Senin ruhun ve bedenin kiralanır
    Benim ruhum ise sevdayla aydınlanır

    Mustafa Ermişcan
  • 207 syf.
    ·5 günde
    20 OCAK 2019
    Bismil

    "Seni, anlatabilmek seni.
    İyi çocuklara, kahramanlara.
    Seni, anlatabilmek seni
    Namussuza, haldan bilmez,
    Kahpe yalana."

    Anadolu kokan canım Ahmed Arif'im, 21 Nisan 1927'de Diyarbakır'da açmış yeşil yeşil... Onunla beraber umut, direnç, onur ve sevda...
    Daha, daha nicesi yeşil, yeşil...
    Onunla, onunla, onunla, onunla...
    "Dağlarına bahar gelmiş memleketimin..."

    Puşt, hayın, sürüngen demeden ne de güzel yaşamış dimdik, soluk soluğa insanca...

    "Bin yıl,bahar içre ömrünü sürsün,
    Seni doğuran ana."


    Şimdi kitaba geçelim

    Leylim Leylim adlı yapıt Ahmed Arif'in Leyla Erbil'e 1954-1959 yıllarında gönderdiği (-ve 1977'de son bir mektup-) mektuplardan oluşur.
    Ahmed Arif hapisten çıktıktan sonra Leyla Erbil'e olan sevdası ile yaşama daha güçlü tutunur. Bu mektuplar, dönemin siyasi koşullarının, bir şairin şiir yaratım sürecinin, insanca sevdanın en büyük kanıtı! Ayrıca Ahmed Arif'in insana ve yaşama nasıl baktığının da bir göstergesi.
    "Zaten yaptığımız ne ki? Kimsenin karnında açlığı, ayağında yalınlığı ve sırtında çıplaklığı kalmasın diye ömrümüzden bir parça vermek. Hepsi bu." (s.72/ s.73)

    Beni en çok etkileyen ise ödediği bedeller üzerinden prim yapmaması. Hani bazı insanlar vardır. Birkaç yıl devrimci/ülkücü/şucu/bucu geçindi diye yaşam boyu kahraman edası ile gezinirler ortalıkta. Ona buna tepeden bakarlar. Aynı konuyu temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp önümüze koyarlar. İnsanı kendi siyasi görüşünden tiksindirirler. Ahmed Arif öylelerine başlı başına bir örnek, bir yaşam biçimi... Mektuplarında halkına karşı en ufak bir sitemi yok. Kimseye öteki gözüyle bakmıyor. Bu yorumumu somutlayayım: "Biliyorum, ufak para değilim ben. Büyük oyunlar için yaratılmışım. Ya hep, ya hiç. "Ya hep" çıkarsa benden gayri herkesler -hiç değilse nispi de olsa- rahat bir nefes alacak, insan olduğuna pişmanlık duymayacak. "Ya hiç" çıkarsa yanacak olan sâde benim." (s.73/ s.74) Bu siyaset ötesi bir duruş, insan olmanın eşsiz güzelliği... Yarım porsiyon aydınların, şucu bucu diye geçinenlerin asla duyumsayamayacağı yalın gerçek! Katıksız gerçek... İnsanı insan kılan gerçek.

    Ahmed Arif'ten öğrenmemiz gereken o kadar çok şey var ki... Sözgelimi "Nasıl sevilir?" İşte bu yapıt bu sorunun başlı başına bir yanıtı! Bizler her zaman ne kadar sevildiğimizle ilgilendik, nasıl sevildiğimiz ve nasıl sevdiğimiz üzerine hiç düşünmedik. Biz sevmeyi bilmiyoruz. Bu kitabı okuduktan sonra bu yorumu getirdim. Pazardan elma armut alır gibi insan alıyoruz yaşamımıza. Ben o insanı hak eder miyim, o insan beni hak eder mi diye düşünmeden bodoslama dalıyoruz yaşamlara. Emek kimileri için salt siyasi bir sözcük, kimileri için ise kafa yormaya bile değmez. Kapitalizm aşkları ayaklar altına aldı. Kullan, at mantığı ile yaklaşılır oldu insana. Bütün bunlara karşı ne diyor canım yürek işçisi "Sevgiyi yaratmak gerek." (s.164)
    ( Aşk sözcüğünün içine ettik, o yüzden sevda sözcüğünü yeğledim. Sevda kuşun kanadında. Ahmed'in ise taa yüreğinde)

    Canım Ahmed Arif'in Sevdası

    Ahmed Arif'in bizden ayrımı ne? İşte burada bunun üzerinde duracağım. Sevdiceğinin evleneceğini okuyunca bakın ne yazıyor: "Evleneceksin demek? Herhal çocuğu sevdin! İnşallah mesut olursun canım. Ama müstakbel kocan bana yazdığına kızmayacak cinstendir inşallah. Yoksa seni kaybetmek, sesini duymamaktansa gebereyim daha iyi olur."
    (s.43)

    Bence içten içe üzülür. Ama sezdirmez bunu Leyli'sine. Çünkü yüreğindeki sevdadan salt kendi sorumludur. "Ulan, bu evlenme dalgan amma da kıyak be! Vay anasını! Desene, herifi çarptın! Hanımım, Ankaralı olucak gayrı" (s.47)

    "Seni kıskanıyorum da. Ama Memed'in yerine koynuna ben gireyim diye kıskanmıyorum."
    (s.164)
    Bir kadını mülkiyet olarak görmeden salt sevmek...

    "Hep seni yatağa atmayı kurduğumu, tertiplediğimi sanıp kaçtın. " (s.162)

    "Koca, okyanus yüreklilerin kaldırabileceği koca bir SEVDAYI, diyelim bir saatlik et-ter-acı-diş-dil-dudak alışverişiyle söküp atmanın mümkün olduğunu nasıl düşünebiliyorsun hâlâ?"

    Evli bir kadına aşık diye ahlakçı kesilenler, önce Ahmed Arif'in Leyli'sine yaklaşımını , bu mektuplar aracılığıyla, bilseler, anlasalar, yüzleri olur mu ki konuşmaya?

    "Said, sende bir yakınlık, korkusuz, işkilsiz, aldanmasız yatılabilecek bir kadın görüyordu. Nevzat'sa hiç sevmedi, etine,butuna, harikulade benzersiz yüzüne ve biraz da ileri görünen davranışlarına meyil verdi. Memleketimde içinden bir şeyler yapmak, kemdini bir şeylere vermek isteyen, ama bir tarafıyla bok makinesi bu düzene bağlı kalan, ondan kopamayan iki entelektüel tipi bunlar."
    (s.165)
    Ahmed Arif Leyla Erbil'in evliliğine hep saygı duyar. Ona zarar verecekler karşısında ise , bu "bok makineleri" karşısında, susmaz, Leyli'sini dostça uyarır.

    "Nemsin be? Sevgili, dost, yâr, arkadaş... Hepsi. En çok da en ilk de Leylâsın bana"
    (s.136)

    Kimi zaman kardeştir, kimi zaman en sevgilidir, kimi zaman zalımdır Leyla. Kimi zaman keçi yavrusu, kimi zaman da çekirge...

    Ahmed Arif'in sevdasının tek bir biçimi yoktur.
    Sevdanın tek bir giyiti, tek bir rengi yoktur.

    Umuda Dair

    "Nerede o cici anneler, namuslu bilimci öğretmenler, yiğit şairler? Belki 2000 yılından sonra... Ah be!". (s.98)

    Bu tümceleri okuyunca ben de "Ah be" dedim. Bu zamanlardan söz ediyor. Yüreğim burkuldu.
    Ama umudum diri, Ahmed Arif'in umudu gibi...

    Sevdadan geçsin yolunuz.
    Keyifli okumalar!











    .
  • 384 syf.
    ·5 günde·9/10
    Zordu bir insanı karşına alıp onu dinlemek, hissetmek ve en önemlisi anlamak. Hele ki bu insan hayatın her türlü sillesini yemişse, her çeşit acıdan bir bir sınandıysa, hep uçurumların etrafında dönüp durduysa...

    Esasında kitabı okuduktan sonra öğrendim gerçek bir hayattan kesit olduğunu. Psikiyatr Gülseren Hanım'ın titizlikle ele aldığı bu eser, onun hayatında büyük bir oranda yer edinmiş hastası Kenan Bey üzerine yazılmıştır. Kenan Bey'in Sevgili Sürtüğü Fadi'nin ve eşi Handan Hanımın hayatlarına dair olayları bir psikiyatr eşliğinde okuyoruz, öğreniyoruz. Kimi zaman Kenan kimi zaman Fadi kimi zamansa bir hakem oluyoruz Handanla. Eserin ilk başlarında olmaz bu roman dedim, pek okunacak gibi görülmüyor dedim fakat Kenan ve Fadi'nin kişilikleri yerine oturunca okuyucu olarak da bazı şeyler benim kafama dank etti birdenbire. Aslında hayat hiç de göründüğümüz gibi değilmiş, sağ gösterirken sol vurabiliyormuş. ''Kral Kaybederse'', biz de kaybedebiliyormuşuz.

    İnsan... Ne kadar aciz, ne kadar çaresiz... Dünyaları edinse de doymayan bir vücut, istekleri hiç bitmeyen bir nefis... Gelin yakından tanıyalım şu kahramanlarımızı, bizi bizden alan aynı zamanda bizi birer Kenan birer Fadi yapan kahramanları... Bir yanda parası, şan ve şöhreti, bunun yanında da yakışıklılığı ile kadınların başını döndüren bir işadamı Kenan Bey; bir yandaysa köyün topraklı yollarından gelmiş, babasından çekmediği eziyet kalmamış, gönlünü Kenan'a kaptıran Fadi. Gelin bir kişiyi daha tanıyalım ki o da, ağırbaşlılığıyla kocasına her zaman hizmetini esirgemeyen pırlanta kalpli Handan Hanım. Ve onları yazarın da dediği gibi motif motif işleyen kaderleri, alın yazgıları... Çarpılıyoruz bu romanla, esir kaldığımız kafeslerden, çürümüş mağaralarımızdan çıkıyoruz. Bir yandan Gülseren Hanım çarpıyor bir yandansa hayat. Kendine gel diyor, sen kimsin, bu dünyada amacın ne diyor. Baksana, görmedin mi kendini Kral sanan Kenan'ı, duymadın mı Fadi'nin içinde, ruhunda, çocukluğunda neler geçirmiş, neler hissettiğini; hiç aklına gelmedi mi Handan'ın böyle yapabileceğini diyor. Onlarla seviniyoruz, onlarla ağlıyor, onlarla acı çekiyoruz.

    Yazıklar olsun sana Fadi dedim. Bir de baktım ki yazıklar olsun sana İsmail dedim. Allah kahretmesin emi Handan seni dedim. Ama bu lafı kendim için de kullanacağımı nerden bilebilirdim ki? Zordu Kenan'ı anlamak. Onun içindeki kadınlarla bizim gördüğümüz kadınlar aynı mıydı acaba? Peki ya Fadi? O, Kenan'ı ne için sevdi? Bizim bildiğimiz âşk gibi miydi acaba? Bilmiyorum. Ben nasıl bilebilirim ki, Gülseren Hanım bile ancak çözebildi onları.

    Her kesimden insanın okuması gereken ve özellikle de kadınların kesinlikle okuması lazım gelen bir eser. Kişisel-gelişim kitabı olarak da düşünebiliriz bu romanı. Sade, yormayan bir anlatımla sevginin, vefanın ne demek olduğunu, herşeyin para, pul fiziki güzellik olmadığını görüyoruz. Bencillik kavramının çok büyük hatalara yol açabileceği, asıl önemli olanın insanların bir ve beraberlik içinde yaşamanın önemini anlıyoruz. Diyorum ki uzaklaşmayalım, bizleri bir çemberin içinde birleştirecek olan sevgiden...
  • Ama aşkın modası geçti artık, şairler öldürdü aşkı. Aşk hakkında o kadar çok şey yazdılar ki, kimse onlara inanmaz oldu;bence bu çok normal. Gerçek aşık açı çeker ve susar.