• ... Kadın ilk aşkını tattığı gün onu ikiye keser... Erkek ilk aşkından sonra öncesi gibidir. Kadın ilk aşkından itibaren başkadır. Bu yaşamı boyunca sürer. Erkek kadınla bir gece geçirir ve gider. Yaşamı ve bedeni hep aynıdır. Kadın gebe kalır. Anne olduğunda çocuksuz kadından farklı bir insandır. O gecenin meyvesini dokuz ay boyunca bedeninde taşır. Bir şey büyür. Yaşamından hiç ayrılmayacak bir şey yaşamının içinde büyür. Annedir. Çocuğu ölse de, bütün çocukları ölse de annedir ve anne olarak kalır. Çünkü bir kere çocuğu kalbinin altında taşımıştır. Ve kalbinden bir daha hiç çıkmaz. Çocuğu ölse bile. Tüm bunları erkek bilmez... Aşk öncesinin aşk sonrasından, annelik öncesinin annelik sonrasından farkını bilmez. Bir tek kadın bilir ve kadın bundan bahseder... O hep bakire olmalıdır ve hep anne olmalıdır. Her aşk öncesi bakiredir, her aşk sonrası annedir...
  • 480 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Güneş Demirel iyi yazarlarımızdan biri. Akıcı anlatımı ile romantik, aşk , sevgi , üzüntü , hasret , kıskançlık barındırıyor bu kitabında yazarımız.
    Konusuna gelince; Eczacı olan Deniz genç bir hanımdır. Güzel ve zeki bir hanım olsa da hayatına kimsenin girmesine izin vermez. Çünkü onun içi yıllardır bir başkası için alev alev yanmaktadır. Birlikte büyüdüğü Ateş'i seviyor, Ateş ise onun bu sevgisinden habersiz. Bir başka kadınlar evli, çocuklu. Ateş eşi ile ayrılınca İstanbul'a geliyor ve Deniz ile yakınlaşıyorlar.
    Deniz'in yayında çırak olarak çalışan Kenan'ın annesi Gülsu'yu da okuyoruz. Gülsu tek başına oğlunu büyütmüş yalnız bir annedir. Ne kadar büyük acılar ve üzüntüler yaşamış olursa olsun dimdik ayaktadır ve oğlu için her şeyi yapmaktadır. Hala geçmişinde kalan birisini sevmektedir o da. Bu iki kadın aşk acısı ve çekmetedirler. Acaba mutlu olabilecekler mi? OKuyup öğrenin arkadaşlar. İyi okumalar...
  • Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
    Sevgili Dost,
    O'nun adıyla başlamak, kalbe öyle bir kuvvet verir ki, meşguliyet ne kadar çetin, ne kadar girdaplarla dolu olursa olsun, sonsuz irâdenin emânetidir artık...

    Sevgili Dost
    Neden insanlar kendi çıkmazlarının ağrısını, başkalarının mutluluğuna gölge düşürerek dindirmeye çalışıyor? Neden kendimizi kabullenmek yerine, bir başkasının erdemine imreniriz.Her insan muazzam bir haritadır.
    Ruhun sarp yokuşları, olağanüstü manzarayı görmek içindir, dinginliği bulmak için göl kıyısında bir çakıl taşı ışıltısı, bir mısranın serinliği...Çöl kızgınlığında içimize attığımız adımlar, kimsenin görmediği asude ziyalar...

    Sevgili Dost;
    İnsan uçurumunu da sevmeli, yankının son bulduğu, sesine ses gelmediği anları da bilmeli...Ki O'nun görüntüsünü hissedebilsin, görüntüsüyle bile varolmanın o hiçbir ruha sığmayan derinliğine erişebilsin...Yalnızlık, O'nun Sonsuzluğu'dur Dost...Kendi sonsuzluğumuza, bir an gibiyiz...

    Sevgili Dost;
    Bir kuşun tevekkülüyle taşıyabilseydik bize verilenin direncini, ah bu azalmalar çağında, ölmeden olmanın izahı yok ve başıboş bir avuntudan öte değil bildiklerimiz...İçimiz dünyanın rengini alalıberi, bütün ubudiyet şerhleri terkeyledi bizi...Zamanın virgüllere tahammülü yoktu ve bitmemiş cümlelerle ahdi soldu...

    Sevgili Dost,
    Sızıyor anların dehlizinden, varlığın sırları...Azaldığı bir yanılgıdır zamanın, gün yarını büyüten bir annedir.Bìldim, asıl yokluk, varlığın kalbine inen vehimmiş.Bildim, ben'im dediklerim, zaaflarıma vefa imiş.Bildim bildiklerim sanrılardan bir dağ imiş, Bildim konuşmanın tadı susmakta pinhan imiş, Bildim bu zaman, sualsiz kabul değil, yanılgı mektebiymiş. Bildim, ilim ince bir hesap, varım diyene girdap, hiç'im diyene arkadan yırtılan gömlek imiş...

    Sevgili Dost,
    Masum görünen dünyevi bir heves zamanla hırsa dönüşür, sonrası hasettir, haset kalpte kini besleyen bir oluktur, kin büyüdükçe, şeytanın lâyık görüldüğü en bedbaht mertebeye, kibre dönüşür...Heveslerimiz hezimetlerimizdir...

    Abd makamına talip olmak için 'ben'i, her fırsatta kuyulardan çekip çıkarmak yerine, kuyunun derinine 'ben' keçesini sermeli...
    Bil ki ; hayret dahi, ilm-i vazifelerin ve yıldırılmamış bir iç muhasebenin ünsiyetine kanat geriyor...

    Sevgili Dost,
    İnsan hissettikçe kavrıyor içine sırlanan mucizevi sonsuzluğu...Belki de hepimiz kalbinde ki göğü arayan yılgın kanatlarız...Yahut yelesinde ki rüzgârı ayaklarında ki çatlaklardan bilen yılkı atlar...Yılkı cümleler yaralıdır Dost...Allah için sarfedilmeyen emek emânete eziyet,zahmettir. Oysa zahmetin Rahmete inkişafı, yâlnız kâlbin secdeden ayrılmaması ile mümkündür.

    Özledim…
    O umursamaz hallerinde bile
    İçinde ki çağlayanları görebilme mutluluğunu…

    Sevgili Dost,
    Samimi olandan daha tesirli bir söz, hakiki olandan daha derin bir cümle yoktur.
    Bazen ağır gelir içimizin boşluğu...
    Ansızın artar dozu şiirin...
    Zaman içimizi adımlar, meczup yangınıyla.
    Anlamak diye biri, üfler kandilini hecenin
    Zihnin pervazlarında tüllenir, o istihza...Çünkü gün batımı bir ayrışmadır artık, umursamaz ışığın, karanlıkla sırt sırta verişi.Göz kapanmazsa eger yaş kirpiğe takılır.
    Acı, bütün kirpikleri olgunlaştırır...Rahman’a azalan nefesinle şükredersin, biliyorum gececek Rabb’im dersin, daha büyük mucizelerin var senin…

    Sevgili Dost,
    Çocukken sokaktan geçen seyyar satıcının sesi hayatın neşe ile akıp gittiğinin emaresiydi. Şimdi hiçbirşey duymuyoruz içimizde ki uğultudan başka...Kent,hala iç sesimizi bastırabiliyorsa , acının adabını, hassasiyetin ve zerafetin hayatı kavrayan derinligini soldurmuşuz demektir… Başkalarının tebessümünü yitirmeye başlayınca azalıyor insan'' demişti annem...Şimdi anlıyorum, birinin tebessümünü yitirmenin, saf coşkuyu ve temelinde yatan ince sızıyı, o mukaddes hüznü özleyecek kadar uzak düşmek olduğunu...

    Sevgili Dost,
    Soluğunu kesen, hayatın üstüne örttüğü kanatları değil, ölümün lahuti sırları olsun...Nedir ki düş-ledigin şiir, özmısraların yanında?..İnan kendine ve bunun için başkalarının sana inanmasını bekleme!..

    Sevgili Dost,
    Şimdi her makas, her kumaşı lime lime ediyor,
    {S}özün sesi o kadar yüksek çıkıyor ki, özü susturuyor...
    Kıvrılalım h/içimize...
    Sessizlik ve ertesi,
    Tıkırdasın sonsuzluk tavan arasında...
    Kim dünü kapatmamıştır, yarının yarasına?..Bir içleniş kadarız, yankı bulursa sesimiz bir başka içsesin uçurumunda ne âlâ. An'ki izdihamdır, canı nefsinden ayırmaya izinli, biz dahi yitiğiz katremizde...

    Geçmişin hüzünlü sadeliği, bugünün aranan şiiriyse, hızla tükeniyor oluşumuzdan...Hüzün kendisinden azad eder insanı, mutluluk ise esir eder kendine...

    İnsan kendinden başlar özlemeye...Ağlıyor muydun?..O herkesin ilk iyilik hasadı, sesin miydi kanayan...

    Sevgili Dost,
    Benim binlerce düğümden yaptığım bir gemim vardı, benim...Alaboradan dümen, dümenden alabora...İçim gök benizli kuşların kanadında sallanan bez parçası, içim... Ölmek direnmekti ya, ölemedim...

    Sevgili Dost,
    Sonlar lûtuftur bazen,başlangıçlar azap...Ah o İlk anın derinliğiyle sürdürebilsek hayreti... Yargılarımızla bölmesek, keşkelere kurban etmesek...

    Sevgili Dost,
    Herşeyin azında ki lezzeti,düşlemenin hazzında dahi bulamazsın.
    Ne olmuş kelimesizsek...
    Birbirimizin kimsesiysek...
    Alışmaktan ziyâde ölüm yok Rabb'im demiştik...Fikrimiz fakirse de, merhamet et içsesimize...

    Ateş taşın ruhudur Dost!
    Göğün turabı ah'tır.

    İçimde kundurası delinmiş bir sağnağın ceziri ve Sen halâ ufka nazır bir avlunun kanat sesi, medd-i enisim, güzneva soluğumsun!..

    Sevgili Dost,
    Sen sana mı imreniyorsun
    Bilmez misin ellerim silik, gözüm görmüyor
    imrenen sensen imrenenilen de sensin! Elinden başka su verenim yok, dilinden başka söz edenim, ve gözünden baska ışık nicedir bilinmez oldu!...

    Sevgili Dost,
    Her insanın melekliğe ve şeytanlığa iştiyakla meyleden yanları vardır,mesele bizim hangisine yakınlık duyduğumuzla ilgilidir...

    Takât, Aşk'ın terazisidir Dost,
    Titrer "Ya Hu!.." ölmeden evvel ölenlerin nefesinde...
  • 486 syf.
    ·4 günde
    Geçmiş ve günümüzü birbirine bağlayan, insanı duygulandıran bir kitap Deniz Feneri Koyu. 


    Günümüzde, Libby 28 yaşındayken zengin bir adamla aşk yaşamaya başlar. Bu ilişki tam tamına 12 yıl sürer. Ancak adamın ölmesi sonucu ilişkileri biter ve Libby kaçarak kurtulduğuna inandığı, doğup büyüdüğü adaya geri döner. Zaten Mark da ne zamandır Libby ile buraya gelmek istemektedir. Ancak genç kadın hep zamanımız var diyerek ertelemiştir. Şimdi Mark yokken yapması gereken tek şey kendini toparlamak adına, geçmişe sünger çekerek adaya dönmektir. Bu Libby ve senelerdir görüşmediği kız kardeşi açısından zorlu bir sürecin başlamasına neden olacaktır.


    “Sevdiğiniz birini kaybetmek korkunç bir şey, fakat güneş yeniden doğacaktır.”

    “Doğmayacak.”

    “Böyle bir keder insanı sadece yaralayıp, sonra da yavaş yavaş unutulup gitmez. Harap ede. Eskiye dönmenin tek yoluysa, taşları tek tek yerine koyarak yeniden inşa etmektir. Bazen insanın bunu yapacak takati ya da isteği yoktur ve kalıntıların ortasında öylece oturup bir şeylerin değişmesini bekler. Oysa tekrar ayağa kalkıp taşları toplamaya başlamadığımız sürece hiç birşey değişmez.



    Geçmişte ise, Isabella Winterbourne on beş günlük çocuğunu kaybetmiş bir annedir. Sosyetede gelin olması acısını yaşamasına engel olmaktadır. Herkes onun Winterbourne ailesine layık olmadığını düşünmekte ve bunu yüzüne karşı göstermektedir. Kocasıyla hediye amaçlı bir yolculuğa çıkarlar. Ne yazık ki gemi batar ve sadece Isabella kurtulur.

     

    “Meggy onunla bir kez olsun Daniel için ağlamamıştı. Kaldı ki bir insanın çocuğunu kaybetmesi , eşini kaybetmesinden daha kötüydü. Çocuk sahibi olmayan Meggy sadece, “Bir çocuğun daha olur, o zaman bu keder büyük bir mutluluğa dönüşür,” demekle yetinmişti. Sanki çocuklar bir çay takımıydı  ve biri kırıldığında yenisini alarak kolayca yerini doldurabiliyordunuz.”


    İşte bu noktadan itibaren geçmiş ve günümüz birbirine bağlanmaktadır. Çünkü hediye tarihe Winterbourne’nin kayıp hazinesi olarak geçmiştir. Libby’nin ölen erkek arkadaşı Mark Winter bourne’dir ve gemi de Libby’nin doğduğu adada batmıştır.


    Kesişen geçmiş ve hayatlar…
  • Anna Karenina romanı karlı bir günde ve bir tren istasyonunda başlar. Bir başka karlı günde ve bir başka tren istasyonunda biter. İlkinde Anna, toplumun saygıdeğer bulduğu sadık bir eş, iyi bir annedir. Ve çok güzel bir kadın. Sonunda ise, aristokrat Rus toplumunun gizlice yaşanmasını rahatlıkla onayladığı yasak aşkını, meşru zemine çekemediği noktada , gizlice yaşamayı onuruna yediremeyerek açıkça yaşadığı için dışlanmış bir kadın. Artık iyi bir eş ve iyi bir anne değildir. Ama yine çok güzel bir kadın. Kendi güzelliğinin ihanetine uğrayacağı yılların hızla yaklaştığının farkında, usulca bırakır kendisini bir trenin tekerlekleri altına. Çünkü güzellik ihanet eder ve doğrudur kadının iki kez öldüğü.

    Tolstoy, Anna Karenina’yı içindeki Anna Karenina’nın aynı olarak anlatabilmiş midir, bilinmez ama kaç yazar, kaç şair dil’in kendisine ihanetinden müşteki değildir?Kuşkusuz hiç Hamid’in yakalayamadığı, ancak susmak veya pek karanlık bir şey söylemek olarak tanımladığı bir şiir, dilin ihanetine karşı geliştirilmiş bir müdafaa maskesi değil midir? Akif, ağlarım ağlatamam hissederim söyleyemem /dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım mısralarını ağlarken , Orhan Veli anlatamıyorum çığlığıyla anlatmaya çalışırken hep bu ihanetten müşteki değil midirler?
    Haşim şiiri anlaşılmaktan ziyade duyulmak zeminine çekerken, Ahmet Cemil şiir lisanını baştan ayağa bir insan, adeta konuşan bir ruh olarak tanımlarken aynı şeyi söylemiyorlar mı?
    Şiire kadar uzanmaya gerek yok. Derdimiz hep anlatamamak ve anlaşılamamak değil mi? Ben öyle demek istemedim cümlesi ile başlayan boğucu koridorların aşılması ne kadar zordur. Ardından gelen böyle demek istedimler de daha fazla ifadeye muktedir değildir. Üstelik bize hep ihanet eden dile rağmen bizi en iyi anlayacak olanı beklemiyor muyuz sürekli? Ve bizi en iyi anlayacak olanı bulduğumuzu zannettiğimiz her defasında yeni bir ihanete hoş geldin demiyor muyuz? Ve o her defasında yanlış kişi çıkmıyor mu?

    Gerçek şu ki ,kalplerin dili olsaydı, dilin ihanetine uğramadan birbirlerine daha çok şey anlatabilirlerdi. Belki Cocteau’nün bahsettiği gibi bir şairi yanlış anladığımız için sevmekten vazgeçebilmemiz için de, Paul Eluard’ın görüşünün gerçek olması ve bizim artık kelimelere ihtiyaç kalmadan şiiri kafa ile okuyabileceğimiz günlerin gelmesi gerekli. Ama galiba o zaman da ne şiir kalır,ne nesir.

    Sevgilim dil’in ihaneti, sevgilim şiir çünkü.

    Ve sevgilim ihanet.

    Sevgilim ihanet, çünkü hayatın kendisi bir ihanete dönüşür yüzümüzde ter damlaları belirdiğinde ve ayaklarımız suya değdiğinde. Bir de bakarız ki birileri, bizimle hiç ilgisi olmayan birileri bizim için enine boyuna ölçerek hem de, bir oyun hazırlamışlar ve al demişler, yaşa, işte senin hayatın. Sesleri ne kadar ılık ve inandırıcıdır oysa. Ne kadar güven verici. Ve biz ayaklarımız suya değecek kadar kısa geçen bir zaman içinde, hayatımızın ihanetine uğradığımızı fark ederek çığlıklar atmaya başlarız. Bu çığlıklarımızı pek de ciddiye almayarak , yaşıyor ve tahammül edebiliyorsan senindir biçimindeki imalarını dostun ciddiye ne kadar alsak da, içimizdeki fotoğrafın dışımızdakinden farklı olduğu gerçeği hiç bir zaman değişmez.

    Önce anılarımız ihanet eder bize, teker teker bırakıp giderler. Her ihanet bir terk ediştir çünkü. Üstelik ne kadar kendisi olarak kalacağını vaad etse de ne dönen aynı kalır, ne bekleyen. Öyleyse her gidiş bir ihanettir, her ihanet bir gidiş.

    Baharla yorumlamaya kalkarız hayatı kimileri. Baharın kendisi de bütün ihtişamına rağmen koskoca bir ihanete dönüşür. Beşir Ayvazoğlu, her ne kadar çiçeklerin faniliği onların bizi mutlu eden güzelliklerinin garantisidir derse de, felsefi boyutta sağlam duran bu görüş, saltanatını ilân eden duygu olunca, o kadar ikna edici değildir. Çok kısa bir zamana sığdırılmış bir gül fırtınası, siz her ne kadar bir güle dönüşebilmeyi mantıksızca ve çılgınca bekleseniz de geçer gider. Mehtabı ve yıldızı da terkisine alarak. Kent git gide küçülür, yok olur. Geriye ne bahar kalır, ne gül, ne şiir.

    Hafızamızın ihaneti de hiç zor değildir. En gerektiği anda dilimizin ucuna geliveren bir iki mısraın sislendiği veya tümüyle silindiği anlar ne acıdır. Veya her anını ve görüntüsünü hıfzetmeye, zihnimize kazımaya çalışsak da çok sevgili bir beraberlikten geriye kopuk cümleler ve görüntülerle salt bir duygu yumağından başka bir şey kalmaz. Üstelik o duygu yumağı da yeteri kadar açık değildir ve bir gün ve bir gün silikleşen bir hayali de beraberine alarak sessiz sedasız çekip gider.

    Hayret bile edemeyiz.

    Yüzümüzün ve bedenimizin ihaneti hiç gecikmez. Her gün aynada gördüğümüz o çehrenin on yıl önceki biz olduğuna kimi inandırabiliriz? Dahası on yıl sonraki biz de bu değilizdir. Hiç gecikmez yüzümüzün ve bedenimizin ihaneti. Cemil Meriç’i gözleri terkeder, Beethoven’i kulakları. Son ihaneti kalbimiz yapar. Bir gün,hiç nedeni yokken bir gün usulca duruverir. Oysa kul yapısı bir cihaz hâlâ ses vermektedir veya şairin dediği gibi kolumuzdaki saat hâlâ işlemektedir .

    Üstelik sevgilimiz de ihanet eder bize. Aniden,belki sebepsiz ve ne kolayca başka ve tanınmayacak bir şeye dönüşür. Artık o gitmiştir ve yok olmuştur. Padişahlar cariye çıkar , cariyeler halayık. Oysa biz ona gelebilmek için ne çok şey terk etmişizdir. Bir başka deyişle ne çok ihanet etmişizdir.

    Sonra aşkın kendisi .Uğrunda karşılıklı ihanetlere kalkıştığımız ve katlandığımız aşkın kendisi. Hiç zor değildir ihaneti. Hiç bitmeyeceğini sandığımız, bizi var ettiğine inandığımız, Cemil Meriç’in ifadesiyle gizlideki dörtte üçümüzü görünür kılan aşk hiç sebepsiz, hiç ölmeyeceğini sandığımız bir yerde bizi arkamızdan bıçaklar ve usulca çekip gider. Birden gözümüzdeki perde kalkar,bütün çirkinlikler ve çıplaklıklar görünür,cennetten kovuluruz. Utanç kalır geriye, pişmanlık. Oysa aşk pişman olmamak diye tanımlanır. Şarkılar ihanet eder, eskisi kadar güzel değildirler. Şiirler yere yığılır birden,kanatları kopar gecenin.

    Rüzgâr küçülür,yağmur fazlalık gelir bize.

    Ve ışık söner.Geride kalan her şey sarıya boyanır .

    Ama ihanetin bir rengi varsa mutlak gri olmalıdır.

    Dostların ihaneti kadar hiç bir şey acı değildir. Ve nedense hep de böyle olur ve biz ,bize en son ihanet edeceğini sandığımız kişinin ihanetine uğrarız ansızın. Artık bir parça Sezar olmuşuzdur. Bir yıldızlar kalır geriye, onlar da gözyaşlarının sıcaklığını duyamayacağımız kadar uzaktadırlar. Oturup hem kendimiz hem yıldızlar için ağlarız, göz yaşlarımız tükenir. Dostların ihaneti kadar hiç bir şey acı değildir çünkü.Hocam Kaya Bilgegil’in kim bilir sigarasına hitaben söyleyebilmek için kaç dostunun ihanetine uğraması gerektiği şu mısrada olduğu gibi:

    Zehir de olsan insanların ihaneti kadar acı değilsin.

    Fakat en korkuncu, en dayanılmazı kendi kendimize ihanetimizdir. Kendi kendimizi hiç terk etmeyeceğimizi sanırken bir gün bakarız ki tükenmiş, yok olmuşuz. Eski doğrular terk edilen doğrulardır. Yerine koyulacak yeni doğrularımız varsa bir hainizdir, o da yoksa sadece bir hiç. Oysa yanı başımızda hiç dönmeyenler, dönse de tükenmeyenler bahar goncaları gibi boy vermektedirler ve kentin sokakları sabahın saat sıfır dörtlerinde yeni şarkılara ve şiirlere gebedir. Uyku bizi kollarına çeker.

    Uyku.

    Sevgilim uyku.
  • KADIN ...

    "Erkeklik bir cinsiyet meselesi değil, bir şahsiyet meselesidir" der, Nezip Fazıl..

    Doğru söyler..

    Erkeklik bir şahsiyet meselesidir..

    Peki kadınlık ne meselesidir?.

    Kimdir kadın?.

    Nasıl anlatılır?.

    Filozofa göre; Her kadın bir şiirdir..

    Ve her erkek de az biraz şair..

    Erkek şair olursa, dizeler kadınla dolar..

    Mısralarda hep onlar..

    Mesela Ülkü Tamer.

    "Tanrı binbirinci gece şiiri yarattı,

    Binikinci gece Cemal' i,

    Bin üçüncü gece şiir okudu Tanrı,

    Başa döndü sonra,

    Kadını yeniden yarattı."

    Mesela Nazım Hikmet..

    "Kimi der ki kadın

    Uzun kış gecelerinde

    yatmak içindir.

    Kimi der ki kadın yeşil bir

    harman yerinde dokuz zilli

    köçek gibi oynatmak içindir.

    Kimi der ki ayalimdir,

    Boynumda taşıdığım vebalimdir.

    Kimi der ki hamur yoğuran,

    Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek,

    Ne ayal, ne vebal

    O benim kollarım, bacaklarım

    Yavrum, annem, kız kardeşim,

    Hayat arkadaşımdır. "

    Mesela Cemal Süreya.

    "Bir kadını ortadan ikiye böl,

    Yarısı annedir,

    Yarısı çocuk.

    Yarısı sevgili,

    Yarısı aşk.

    Duyanlar bunu bilmez,

    görenler anlamaz bunu.

    Yarısı rivayettir,

    Yarısı gece."

    Mesela Özdemir Asaf.

    "Kadını sevecektiniz,

    Aldınız, ver bırakmadınız..

    Sevi'ye yer bırakmadınız,

    Ona ben değil, sen diyecektiniz. "

    Mesela Turgut Uyar.

    "Biri kurbağa öper,

    Biri yüzyıllarca uyur,

    Biri 7 cüceyle yaşar,

    Biri kuleye kapatılır.

    Bir masal prensesi olsan bile kadınlık zor."

    Turgut Uyar çok haklıdır..

    Bu ülkede kadınlık masallardaki kadar zordur.

    Çünkü emeği, bedeni ve kimliği erkeğin kontrolündedir.

    Ve sınıfsal, toplumsal, bireysel kurtuluş mücadelesi verilmedikçe kadınlık zor zanaat olarak kalacaktır..

    Oysa erkek egemen toplumun unuttuğu şudur..

    Kadının kurtuluşu aynı zamanda erkeğin özgürlüğüdür..

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun..
  • * Bu ileti ekşi sözlükte Cemal Süreya adıyla paylaşılan sahte iletileri araştırıp ortaya koymuş olan "don tshort" isimli kullanıcının paylaştığı entry'den alınmıştır.

    Aşağıda alıntıladığım dizelere Cemal Süreya 'nın;

    Sevda Sözleri
    Günler
    Güvercin Curnatası
    On Üç Günün Mektupları
    Şapkam Dolu Çiçekle
    99 Yüz
    Günübirlikler

    kitaplarında rastlanmamıştır.

    Ayrıca Cemal Süreya'nın biyografisi niteliğinde yazılan;

    "Cemal Süreya Arşivi" "Feyza Perinçek, Nursel Duruel"

    "A'dan Z'ye Cemal Süreya" "Yapı Kredi Yayınları"

    kitaplarında da rastlanamamıştır.

    İş bu entry'nin sahibi yazar Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği üyesi olup, çeşitli edebiyat öğretmenleri'ne, edebiyat akademisyenleri'ne ve dernek üyelerine de bu dizelerin şair'e ait olup olmadığını sorup, araştırmış ve bu dizelerin cemal süreya'ya ait olmadığını saptamıştır.

    1-

    "unutulmaz babaların öldüğü
    annelerin ise onlarla gömüldüğü"

    ( ona ait olmayan dizeler çok ilginçtir ki 2010 yılından sonra daha çok çoğalıyor, sanırım adına açılan facebook sayfasıyla alakalı. )

    2-

    (bkz: öyle bir sihirbazdın ki beni bile kaybettin)

    3-

    öperek uyandırdım bu sabah ayrılığı.
    fırından yeni çıkan bekleyişler satın aldım.
    kırmızı mavi ekoseli yalnızlığımı serdim masaya.
    manzaraysa ayrılığa sıfır! işte her şey hazır..
    acılarımla iki lafın belini kırdık.
    yokluğunda bir kuş sütü eksik..

    4-

    parmak uçlarıma hapsettim seni.
    dokunduğum her yerde seni hissediyorum,
    canım yanıyor.

    5-

    '' ne kadar silersen sil; ya yırtılır defterin ya da izi kalır cümlelerin. ''

    8-

    "her gece üstünü açma üşütürsün diyeceğine, bir kere 'kalbini açma üzülürsün'.. deseydin ya anne..."

    9-

    seni seviyorum' diyen, seni gerçekten seven değildir. seni gerçekten seven; 'seni seviyorum' demeye çekinendir.

    10-

    ''bilirsin sigarayı da kalem tuttuğum gibi tutarım. ondan tüter "sevda sözleri...."

    12-

    'üzülme değmez' sözünü duymaktan sıkıldım.
    değmeyenlere zaten üzülmem. üzüldüğüm şey
    değmeyenlere yüreğimin değmiş olması.

    13-

    "sen bakma bu kadar hüzünlü şeyler yazdığıma, ben çok gülerim ve gülerken hiç kimse yalan olduğunu anlayamaz"

    "küçükken aldığım dışı güzel, içi hep çürük çıkan elmalı şekerler gibisin. aranızdaki tek fark; o elmalı, sen ise el'malı."

    15-

    " özledim. söyleyeceklerim bu kadar, kısa ve derin. "

    16-

    "annesinden dayak yediği halde, yine 'anne' diye ağlayan bir çocuktur "aşk"... "

    17-

    "gözlerine baktığımda kayboluşumun nedeni gözlerindir sanma
    her insan kendini kaybolmuş hisseder boşluğa bakınca!.."

    18-

    ''karşıdan karşıya geçer gibi sev beni. önce bana, sonra bana, sonra tekrar bana bak...''

    19-

    "gözlerinin kahvesinden koy ömrüme,
    kırk yılın hatrına "sen" kalayım

    20-

    "parkta salıncak sırası bekleyen çocuk gibi bekledim seni. biraz heyecan, birazda salıncağı 'başkası kapacak' korkusu işte."

    21-

    gelmeye fırsatın yok biliyorum...
    peki ya ben !
    ben var mıyım ?
    ya da hakkımda bildiklerini sırala !
    gelmiyor mu hiç bir şey aklına ?
    anladım.
    konuşan gözler meselesi ,
    belkide konuşuyordur gözlerin ama ben gözce bilmiyorum ki ;
    sessizce biliyorum
    usulca biliyorum
    masumca biliyorum
    yapabildiğini bildiğin tek bir şey var ama nolur bu sefer ağlatma yüklemi
    peki ya sen !
    sen var mıydın ?
    hakkımda bilmediklerine ağlarken...
    yoktun
    gözlerinin konuştuklarını neden anlamıyorum merak ediyormusun?
    çünkü;
    onlar da yoklar.

    22-

    her gece onu düşünmekten saatim ilerlemez oldu.
    kim sorarsa ''saat kaç'' diye,
    cevabım hep aynı;
    on'a doğru!


    23-

    "ki ben; senin ilkokul yıllarında durmadan yere düşürdüğün kurşun kalem gibiyim: dışı sapasağlam, içi paramparça.. "
    #3103606

    24-

    bazen diyorum ki; ne olacak söyle gitsin..
    sonra diyorum; söyleyince ne olacak, sus bitsin!

    25-

    "düşenin dostu olmaz" der kimileri. sanki ayakta olanın dostu çokmuş gibi..."
    #1236910

    26-

    - anlamıyorum, yoksa burs mu veriyorlar birbirlerini sevmeyenlere?

    28-

    "seni ne zaman uyurken hayal etsem; affediyorum"

    29-

    'birer birer, seve seve çıktığım aşk basamaklarını; onar onar, söve söve iniyorum şimdi!'
    #5864632

    30 -

    aynı şehirde
    sen varsın
    ben varım
    biz yokuz!
    #24759272
    #1368990

    31 -

    "çocuk olsam yeniden...
    bir tek düştüğüm için acısa içim,
    ve kalbim; çok koştuğum zaman çarpsa sadece."
    #7112905
    #1313224
    32-

    "bir kadını ortadan ikiye böl; yarısı annedir, yarısı çocuk."

    33-

    önemli olan hastalıkta sağlıkta değil, yalnızlıkta yanımda olman.
    #6572914

    üşüyor musun ? üzülme bee ! gel yanıma.. o kadar yaktın ki canımı; ısınırsın. üşümezsin bir daha.

    özlemek, ölmek'ten sadece iki harf fazla be çocuk.
    #1831762

    senin çelme taktığın yerden başlıyorum hayata.. varsın yara içinde kalsın dizlerim, yüreğim kadar acımaz nasıl olsa.
    #26899713
    #2434427

    zaman lazım sadece, unutacaksın ! nasıl unuttuysan çocukluğunu, kırılan oyuncaklarını.. kırılan kalbini de öyle unutacaksın.
    #27017696
    #24171245
    #19850042
    #13494491
    #8826471
    #5328442

    nasıl bilirdiniz? sorusuna, ''tanıyamamışım'' deyip geçtim...
    #4171163

    benimsin demeden önce, seninim demeyi bilmeli insan.

    aslında annem seni anlatır dururmuş çocukluğumda, meğer her masala seni anlatarak başlarmış. 'bir varmış, bir yokmuş.

    ne zaman bu sehirden kaçıp gitme isteği gelse, bir köşeye oturup geçmesini bekliyorum. gidersem dönmem çünkü biliyorum

    parkta salıncak sırası bekleyen çocuk gibi bekledim seni. biraz heyecan, biraz da salıncağı 'başkası kapacak' korkusu işte.
    #2789913

    sen dedi; intihar gibisin. hem herkes tarafından bir kez düşünülen hem de cesaret edilemeyen.
    #657917

    allah'ım bana öyle bir eş nasip et ki; ömrümün son demlerinde bile gözlerine baktığımda kalbim ilk gün ki gibi çarpsın!

    uğraşamam dünümle ve dünümdekilerle. ben yarına bakarım yanımdakilerle.

    gider gibi yapmadım ben, ya kaldım ya gittim. sen ise kalır gibi yaptın, ama gittin ve ben bittim.



    35-

    "mutlu olmanın yolunu, karşıdakini mutlu etmek sanıyorduk. yanıldik! çünkü ne kadar mutlu ettiysek, o kadar yalnız kaldık"
    #25205793
    #727071

    36-

    uzaktan seviyorum seni
    kokunu alamadan,
    boynuna sarılamadan
    yüzüne dokunamadan
    sadece seviyorum

    öyle uzaktan seviyorum seni
    elini tutmadan
    yüreğine dokunmadan
    gözlerinde dalıp dalıp gitmeden
    şu üç günlük sevdalara inat
    serserice değil adam gibi seviyorum
    öyle uzaktan seviyorum seni
    yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden
    en çılgın kahkahalarına ortak olmadan
    en sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan
    öyle uzaktan seviyorum seni
    kırmadan
    dökmeden
    parçalamadan
    üzmeden
    ağlatmadan uzaktan seviyorum
    öyle uzaktan seviyorum seni;
    sana söylemek istediğim her kelimeyi
    dilimde parçalayarak seviyorum
    damla damla dökülürken kelimelerim
    masum beyaz bir kağıtta seviyorum.)
    #26347514
    #25515487
    #25128016
    #25127872
    #24464798
    #23951672

    38

    "ertesi gün sana kavuşmayacağım için,
    uyumadığım geceler var benim."
    #23211972
    #1558119

    39-

    "aklının ucuna oturup kendimi bekledim; gelmedim, gelmedim, gelmedim."
    #971338


    40-

    "ve sevda darağacında,
    elimi çeksem senden olacağım,
    çekmesem kendimden"


    ''denir ya aşk iki kişilik, yalan! aşk bile bile delilik. bir de hayat müşterektir denir. bu da yalan çünkü aşk acısı hep tek kişilik.''
    #2591989


    ''gitmekle gidilmiyor ki... gitmekle gitmiş olamazsın; gönlün kalır, aklın kalır, anıların kalır.''
    #1022433
    #6613644
    #22661285

    ''gider gibi yapmadım ben, ya kaldım ya gittim. sen ise kalır gibi yaptın, ama gittin ve ben bittim..''

    ''bir daha beni sevdiğini söyleme ! neden biliyor musun ? çünkü yine inanırım.''
    #2575316

    ''okyanusta ölmez de insan, gider bir kaşık sevdada boğulur..''

    41-

    "sana yolculuk yapmak istiyorum. kes yüreğine giden bir bilet; "can" kenarı olsun..."
    #26095966
    #25005356
    #7166289
    #6321179
    #836154

    42-

    "aklım mı? o yüzsüz bir misafir. hep sende kalıyor..."
    #595129

    43-

    ''en az benimki kadar annemin de ahı tutar sana. burnumdan getirdiğin süt, onun sonuçta''

    44-

    ''ne olmuş her fırsatta kendimle konuşuyorsam? bakma sen yanlış demiş eskiler, kendi kendine konuşana deli değil, yalnız derler.''
    #25209418

    ''denize ilk giren çocuk masumiyetiyle seviyorum seni.. boğulacakmışım gibi.''
    #6159763


    45-

    ' ve sonra gülüşün geldi aklıma
    ve dedim ki
    yine gelsen yine severim seni '


    46-

    '' seni soruyorlar... öldü mü diyeyim yoksa dönecek mi? ikisi de imkansız değil mi? çünkü biliyorum; asla geri dönmezsin. ve biliyorsun; sen benim için asla ölmezsin...''

    47-

    "günlerce konuşmaz, yazmaz, aramaz, sormaz. sonra gelir bir 'merhaba' der, yine o kazanır..."
    #1434160

    48-

    sevişti bir bakir ile bakire
    erkeğe milli dediler kadına fahişe.

    49-

    "tamam mesafeler aşka engel değil ama,
    ben burada ağlasam senin yanakların ıslanır mı orada ? "


    50-

    " belki de konuşuyordur gözlerin
    ama ben gözce bilmiyorum ki;
    sessizce biliyorum
    usulca biliyorum
    masumca biliyorum..."


    51-

    "sen; aklım ve kalbim arasında kalan, en güzel çaresizliğimsin."

    52-

    sen bir çocuktun
    ben bir çocuk
    1000. sözü söylemek bana düştü
    bir ben bir sen oyununda

    53-

    "git diyorsun da olmuyor işte git demekle, her şeye rağmen gidemiyor insan. bende sana sev diyorum mesela, sevebiliyor musun?"

    54-

    "dokunulmasa da, görülmese de;
    kalpte yer verilir bazısına, nedensiz..."
    #7308366
    #6916657
    #6731783
    #604455

    55-

    '' belki o her şeye değecek kadar değerli senin için; ama sen de, onun için kendini hiç edecek kadar değersiz değilsin.''

    56-

    "(...)
    çünkü ne kadar mutlu ettiysek,
    o kadar yalnız kaldık."

    57-

    "kimse benimle oynamıyor diye ağlayan çocuk ! sen büyü hele, bak ne oyunlar oynayacaklar seninle."*
    #1304783

    58 -

    ''unuturum diye uyudum.
    yine seninle uyandım.
    belli ki uyurken de sevmişim seni.''

    59-

    'üşüdüysen söyle sevgilim, seni bir kat daha seveyim'


    60-

    açık çay içerdi hep
    demli olunca bardağın
    diğer tarafından
    beni göremezmiş,
    öyle derdi.
    #4230749


    61-

    dışarıya yağmur,
    yüreğime hasret,
    fikrime sen...
    nasıl yağıyorsunuz üçünüz birden bir bilsen...



    62-

    sevgilim olsun istemiyorum.
    sevdiğim olsun istiyorum.
    her gün görmek değil.
    benim olduğunu bilmek istiyorum!
    elini tutmak değil.
    kıyamadan sadece gözlerine bakmak istiyorum!."

    63-

    "sevgi çiftleşmek değil, 'tek'leşmektir"

    64-

    " sen yeter ki içinden de olsa bir seni seviyorum de, benim kulaklarım çınlasa kafi "

    65-

    "akıla gelen, başa gelir diyorlar ya, yalan! öyle olsa, milyonlarca sen düşerdi başıma."
    #27405012

    66-

    yağmur olsan binlerce damlaların arasından bulur tutardım seni.
    çükü korkarım
    bilirsin toprak aldığını vermiyor geri..