• 560 syf.
    Kurtlarla Koşan Kadınlar nasıl lezzetli bir eser okudum öyle.Sevdiğim bir eser olduğuna kanaat getirince istedim ki sevdiklerim, dostlarım da bu tadı tatsınlar, bu beste yarım kalmasın, güzellikler ucussun yureklerinin pervazlarindan.Biliyorsunuz inceleme yazmaya hiç niyetim yoktu ah şu içimdeki aşk, heyecan rahat duruyor mu.Kıpır kıpır ... Zaptedebilene aşk olsun :)) Bana eşlik eden değerli dostlarla kalbimize damgasını vuran bir eserle birliktelik sağlamak mutluluk vericiydi benim için.


    Clarissa Pinkola Estes muhteşemsin.Kalbimin en güzel yerine astım portrenizi.Baktıkça bana ruhumu ve kalbimi hatirlatabilesiniz diye.Yazar kadim öykü- masal toplayıcısı, saklayıcısı yani cantadora..Yarı İspanyol yarı Macar.Hem analist,hem şair ,yazar aynı zamanda.Ailesine ,ailenin büyüklerine, insanin hikayesine oldukça hürmetli birisi.Cok yönlü bir insan.Radyo konuşmaları yapan,beste ve çeviri yapan, öğreten,psikanalistleri eğitmeye yardımcı olan,çeşitli üniversitelerde destan-siir, tefekkür hayatı,edebiyat vs konularda ders veren birisi.Ailesinin "Bizi ve cektiklerimizi unutma" nasihatiyle yola çıkıyor yazar, yaşam izlerini takip ederek.Eser 20 yılı aşkın bir sürenin ürünü.1971 yılında başlamış çalışmaya.Normalde 2200 sayfalık bir eser.Kurtlarla Koşan Kadınlar eseri ise 100 masallık, beş bölümlük eserin ilk kısmını yani 16 masallik kısmını oluşturuyor.

    Nasıl bir eserle karşılaşacağım noktasında hiç ama hiç bir fikrim yoktu.Okudugum süre boyunca heyecanimi hep taze tuttu bu eser.Öyküler ilaçtır diyor yazar.Baska bir yerde de öykü tohumsa,biz onun toprağıyız diyor.Ve ilmek ilmek döşüyor ruhumuzun evine geri dönüş yolunu.Silkeliyor bizleri kendimize gelmemiz için. Hansel ve Gretel de olduğu gibi rotamızı kaybetmemek için, içimizin topragina ekmek serpiştiriyor.Aç olan ruhumuzun açlığını gidermek için, eve dönüş yolunu hatırlatmak için.Yabana davet ediyor bizleri masallarla psikanaliz çözümlemesi yaparak.Yabana yani gezintiye ,derin ve güçlü benliğimize, içsel dünyamıza..Hakikate,doğal olana... Öyküleriyle büyüterek...

    Ali Ural'ın bir eserinde 'masallar uyumak için değil uyanmak içinmis' diye bir ifadesi vardı.İste Clarissa P.Estes de masalları açarak, sayfa sayfa adeta şerh ederek,haşiyeler bırakarak, notlar düşerek açıyor yaprak yaprak. Ruhumuza kalıcı tesirler bırakarak.

    Betimlemeler o kadar harika ki meftun oldum.Hani aynı malzemeyle yapılan aynı çeşit yemek, farklı dokunuşlarla farklı kıvam kazanır ya.Yazar dokunduğu kelimelere el lezzeti,yürek lezzetini, samimiyetini,sevgisini katarak doyumsuz bir tat bırakıyor damaklarimizda.Kelimeleri yavan gelmiyor.
    Adeta canlı canlı kelimeler vücudumuza girince bizlere ayrı bir canlılık katıyor.Ögretileri, pekiştirdigi metaforlar,simgeler,mitlerle ruhumuz yeniden dirilise geçiyor.Hayatin trafiğinde sıkışmıyor,seyrine devam ediyor.
    O enerjiyle yaralarinizla barışık bir şekilde onları iyileştirerek, öfkenizi dönüştürerek, dağken unufak ederek, sizi çökerten duygularınızı sahneden göndererek,gozyaslarinizla dünyayı sallayarak, zedelenmişliklerinizi dikerek, taşıdığınız sırların sürgülerini açarak sizi azad ediyor adeta içine sıkıştığınız kafesten.Yeni bir manzara, yeni bir hayat ,yepyeni bir nefes vererek...

    Ruhunuza sürekli pusu kuran iblisten kurtarıyor yazar sizi. Bizleri davet ediyor; gokyuzune,okyanusa,çöle müziğe, yazı yazmaya, ağaca, güneşe, yürümeye,şarkı söylemeye,ibadete tefekküre, sükunete...Ruhumuzla sohbet etmemizi istiyor.Onu abur cubur yiyeceklerden korumamizi, döküntülerden kurtarmamizi fısıldıyor.Yeteneklerimizle, pozitifliğimizle aç kalmış ruhumuzu beslememizin reçetesini yaziyor,günlük ritimlerini aksatmamamız,ilaçlarını ihmal etmememiz tatlı ikaziyla .Sifa sunuyor yazar bize.

    Modern hayatın ağına düşerek doğallığımızı kaybetmememizi , dış guzelligin yanında icimizin bakımına ,ruh bakımına da dikkat etmemizi hatırlatıyor an be an...Uretkenligimizin, dogurganligimizin ,yesilligimizin yerini betonlar, taşlar almadan.

    Clarissa yaşayan bir ruh,tüm ruhlara tanışıklık sağlayan.Hakikat değişmiyor be arkadaşlar.Kadim bir bilgelikle yeniden inşa ediyor bizi kendimize getirerek.Kendi sesimize,kendi değerlerimize kulak vermemizi sağlayarak, ruh gözüyle odaklanmamizi sağlayarak, Hayat/ Ölüm/ Hayat döngüsünü yorumlayarak.Yorulmus olan eylemlerimizi yenileyerek.Yipranmis fikirlerimizi yontarak bizlere parlaklık katıyor adeta.

    Ve ekliyor ' bir ruh ölürse, bir yıldız kayar' serzenişi ile yok edici ve karanlık güçlerin ağlarından kurtulup,derin ayak izleri bırakarak geridekiler izimizi kaybetmesinler diye,hayatta karşımıza çıkan her şeyi kalbimizle tartarak,hayatın iyi gelen yanlarına sirtimizi yaslayarak, öykümüz mutlu sonla bitemese de her zaman taptaze ' bir varmış bir yokmuş ' duygusuna kapılarak...

    Velhasıl arkadaşlar çok sevdim. Bana değer kattı çünkü.Her kadın muhakkak okumalı!
    Bu eser yuvaya dönüşün tarifi.Yitirdigimiz cennetin anahtarı.İmkan olsa her masal ayrı ayrı uzun sohbetlerle daha bir oturaklasacakti,ruhumuzda mayalayarak.Birbirinden bağımsız öykü her birisi.Dilediginiz an okuyup dilediğiniz an bırakabilirsiniz.


    "İri yarılı bir Lakota kadını, kolumu yumrukladı ve kaba bir ses­le “Bu ses... bu keman, içimde bir yerin kilitlerini açıyor. Sonsuza ka­dar sımsıkı kilitlendiğimi sanıyordum,” diye fısıldadı."

    Keyifli Okumalar ...
  • Merhaba uzaktan uzağa deli olduğum ADAM Takvim bugün yine seni gösteriyor, akreple yelkovanda öyle. Sanki her gün bir günmüş gibi. Doğduğum andan şimdiye kadar bir gün yaşıyormuşum gibi. Gözlerimi kapatıyorum bazen, olmasaydın ne yapardım diye düşünüyorum. Uykumda kötü bir kâbusa yakalanmışım gibi titremeye başlıyorum. Sen olmadığında, takvim her gün seni göstermeyecek, akreple yelkovan hep seni kovalamayacak. Sadece bir gün yaşıyor muşum gibi hissetmeyeceğim sen olmayınca. Korkuyorum ve hemen gözlerimi açıyorum. Sen varsın, senli uzun yıllar var. Seninle upuzun yaşadığım ve yaşayacağım bir gün var. Ellerin ellerimdeyken dolaşacağımız sokaklar, koşacağımız yollar var. Belki bir gün gelir aynı masaya yemek yemek için değil de Evet demek için otururuz. Uzun geceler, başucumdaki resmine dalıyorum. Yüzünü izliyorum, duruşunu izliyorum. O kadar masum bakıyorsun ki insanın gönül odaları sevgiyle doluyor. Pınarlardan aşk akıyor sanki. Kanım çekiliyor aniden, kalbim yerini değiştiriyor ağzıma geliyor adeta. Sana bakmak, uzun bir şiirin dizelerinde oturup soluklanmak gibi dinlendiriyor ve huzur veriyor. Sana bakmak, kara kuyulara can vermek, ülkedeki aç çocukları doyurmak, bütün ölümlere çare olmak gibi. Hayatıma anlam kattığın, bendeki bütün güzel duyguların kilitli kapısına yaklaştığın ve bütün kilitleri kırdığın için teşekkür ederim. Aşk, ancak bu kadar güzel olabilirdi. Seni ve sana ait şeyleri anlatmak kolay olmuyor, hep eksik kalıyor cümlelerim. Dünya üzerinde tarifi olmayan bir cümlesin. Sanki bütün diller eksik, sanki bütün harfler yetim. Adın geçmeli her cümlede. Her yerde sen olmalısın mesela. Yattığım yatakta, gördüğüm rüyada, yediğim kahvaltıda, içtiğim çayda, yürüdüğüm yollarda, baktığım resimde, soluduğum havada hep sen olmalısın ya da senden bir parça. Elin değmeli şu berbat dünyama. Güzelleştirmelisin bütün kötü şeyleri. Senin olduğun yerde kötülük barınmamalı. İşte senin kalbin böyle bir yer. Kalbinde yaşanmalı bütün nefesler. Daha nasıl anlatılır bilmiyorum. Elime kalem kâğıt geçiyor bi yerden. Hiç bir anını unutmamak adına yazıyor ellerim. Seni yazmak soluksuz oluyor. Hiç durmadan sadece seni anlatıyor ellerim, kâğıtla kalemde hiç bıkmadan dinliyor, ev sahipliği yapıyor sana. Seni agirlamaktan fazlaca memnunlar Bazen onlardan bile kıskanıyorum seni. Sana sadece benim kalbim ev sahipliği yapmalı diye düşünüyorum, paylaşamıyorum seni. farkındayım. Fakat sen çok değerlisin benim için Sen hiç kırılmamalısın. Sevilmelisin. Seni ben sevmeliyim hep. Seni en güzel ben severim. Sen kalbimde oturup dinlenmelisin. Yanımda olduğun günlerin sayısı arttıkça alacağım nefes sayısının azaldığını bilmek beni çok fazla korkutuyor. Seni daha fazla sevecekken zamansız bir vedadan, zamansız bir gidişten korkuyorum. Ölünce seni sevememekten korkuyorum. Beni unutmandan, bana olan sevginin azalmasından ve bir süre sonra tamamen kaybolmasından çok korkuyorum. Seni sevebildiğim kadar sevmek istiyorum. En sonuna kadar sevmek, iliklerime kadar sevmek, damarlarımdaki kanın akışını hissedercesine sevmek istiyorum. Seni sevmekten başka hiçbir işle boğuşmak istemiyorum. Aklımda, ruhumda, bedenimde sadece senin düşüncen yer alsın istiyorum Benim sana kurduğum her cümle şiir kokar. Sen insanın içindeki şairi parçalarsın; acısını son damlasına, sevincini en dibine kadar yaşatırsın. günaydınmesajları.com Sana birçok kez aşık olabilirim Seni herzerrenden sevebilirim Seni hayatının sonuna kadar taşıyabilirim Ben seni tamamlayabilirim ellerin onları görebileceğim bir yere koy, koy koyki huzur yanımda yamacımda olsun Sen beni hayata bağlayan insansın Çoğu zaman rüyalarımın baş kahramanı Çoğu zaman tüm korkularımı yendigim duygularımsın. lütfen sevdigim sevdasına gönül verdigim hayatımda kal ömrüm boyunca .Hayal durağına gittim geçen gece orada bizi bekleyen birçok güzel anı vardı boynuna atlayip yanaklarından opmek vardi ellerin üşümüş olmalı soğukta ısıtmak isterim uzat ellerini kaldır başını gökyüzüne işte yağan her damla benim sana sevgimden bir hediye tut bir tanesini al avuçlarına kapat gozlerini ellerini ve aç şimdi ellini ve gozlerini bak artık orada değil neden yok biliyor musun canımın içi mutluluğu yaşarken gözler kapatılmaz mutluluk gözlerin açıkken yaşanmalı tıpkı benim sana olan sevgim gibi gözlerimi kapattıgımda yok olmak istemezdim inan ki sen de kapatma gözlerini kapatma ki kayıp gitmesin mutluluk ellerinde Ölümsüz aşk olmalı bizimkisi. Allah bize daha fazla nefes vermeli. Böylesine güzel duygular, nefes bitince sona etmemeli. Aşk bize daha çok nefes vermeli sevgilim. Aşk bizi daha çok sevmeli. Aşk bize dört kolla sarılıp bizi sahiplenmeli. Aşk her şeyden önce seni sevmeli. Sana layık olmaya, sana ruhundan katmaya söz vermeli. Senden daha güzel kimse taşıyamaz aşkın kutsallığını. Aşkın boynunun borcu olsun sevgilim. Sana ömür sana ahiret.
    Iyikim iyiki varsın iyiki seviyoruz birbirimiz iyiki benimsin
  • 80 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Şiir kolay sevilmeyen bir sanattır. Çoğu zaman aşina olduğumuz bir serzeniş vardır; "Şiir bana göre değil."

    Evet bunu çok duyarız çevremizden, ama gel gör ki aşk kapıyı çalınca ve bu aşk platonik ya da karşılıksız aşk olursa.... En baba ilaç oluverir şiir bir anda.

    Çünkü şiir; Yasananla düşünülen arasındaki farkların hayat bulduğu yerdir.

    Söylenmeyendir, dile dökülmeyendir, aitliktir, tarifin tarifsizliğidir, çaresizliktir...

    Mutlu şiir arasak, aramaya lüzum mu var. Mutlu insanın hikayesi de olmaz, şiiri de.

    Bu kadar umutsuz olmak istemesekte, bir doğruluktur, şiir yaralarımıza dokunuyor o yüzden seviyoruz. Kendi kanında ölüme giden develer gibi. Çölde dolaşır durur deve, "harese" dikenine rast gelir. Diken ona inanılmaz bir haz verir. Kanadıkça ağzı daha çok yer, taki kendi kanında ölene dek.

    Insanda acı çektiği duygunun tutkusunda boğulur. Bilhassa geceleri. Yine de vazgeçmez, geçemez.

    Gelelim Özdemir Asaf'a. Karşılıksız aşkın kitabı Lavinia. Özdemir Asaf üniversite yıllarında bir kıza aşıktır. Fakat kız Özdemir'i sevmez. Aklında başka biri vardır. Özdemir, ona olan aşkını dizelere döker ve daha sonra bu şiiri yarışmaya gönderir. Yarışmayı kazanır ve ondan şiiri seslendirmesi istenir. Buna itiraz etmez ve şiiri büyük bir topluluğa karşı seslendirir. Belki kabul etmesindeki en büyük neden Lavinia dediği, karşılıksız aşkının kalabalık arasında olmasıdır. Şiire başladığında Lavinia salonu terk eder. Ozdemir aşkını sadece kalbinde ve döktüğü satırlarda yasamak zorunda kalır. Hayat onları bir araya getirmez.

    Aşk yaşanılması en guzel ve yine katlanılması en zor duygudur. Tedavisi yoktur. Zaman tedavi için illaç densede sadce yokluğuna alışmaya yarar. Bir film, bir söz, bir koku .... sizdeki tarifi neyse ansızın bir yerden hatırlatır. Ve siz milyonlarca insanın içinde bir anda yalnızlaşırsınız. Gozlerinizin daldığı yerde mutlaka bir sey vardır....


    Siir kitabı ve aşk üzerine neler denmez ki. Şüphesiz herkesin dalıp gittiği tarifi eşsiz bir aşkı vardır. Yinede bir şiirle aşka dalmak ruha iyi gelebilir.

    Aşk her şairin konusu birazda kitaba değinecek olursak. Çok çarpıcı duygu aktarımı yok. En cokta hikayesi ile one çıkmış diye düşünüyorum. Her şairin olduğu gibi Özdemir Asaf'ın da bir kaç çarpıcı şiiri var. Tabi şiir okuyana ve okuma sebebini arayana göre değişir. Bir sözcükte boğulmaktır şiir. Beni çekmeyen sözcük başkasının tüm dünyasını alt üst edecek nitelikte olabilir. Bir elin parmaklarını geçmese de sevdiğimiz şiirler yine de severiz. Eskilerden ve hikayelerinden beslendiği için sıcak ve tanıdık geldiği için.

    Lavinia: Bir çiçek adıdır. Ölüm meleği anlamı da taşır.

    Karşılıksız bir aşka verilecek en güzel isimdir.



    Keyifli okumalar!
  • Twitter’da, Instagram’da yuvarlak içine alınmış aforizmalarınız dolaşıma girsin, yenilgiye, tutunamamış olmaya, biraya, çaya, çocukluk travmalarına, eski Yeşilçam filmlerine, Ankara pavyonlarına ve 30 küsür sene öncesinin gazoz kapaklarına duyduğunuz o derin tutku size üç beş kuruş da olsa nakit para ve bir ihtimal daha aktif bir seks hayatı olarak geri dönsün istiyorsanız bize kulak verin…

    Her gün bir yenisi açılan “Kahve Vidividisi” mekanları gibi, her ay bir yenisi çıkan OT ve türevi popüler edebiyat dergileri kervanına katılasınız, aman siz de eksik kalmayasınız diye üşenmedik bir rehber hazırladık. Üstelik hiçbir ekstra masrafa girmeden, sadece evinizdeki malzemeleri kullanarak! Şimdilik A4’leri katlayarak fanzin gibi yapıverin, elinize para geçince matbaada da bastırırsınız. Hazırsanız başlıyoruz. Hadi bismiii…



    Kapak tamam gibi…

    1. Her bütçeye uygun, ucuz, hesaplı aforizmalar yaratın…
    Öncelikle yuvarlak içi aforizma yapmayı öğrenelim. Yazı ardından gelir. Zaten yazının kendisi değil bunlar paylaşılıyor. Bütün dergiyi yuvarlak içinde aforizma (Şekil 1.1) şeklinde çıkarıp deneysel de davranabilirsiniz; böylece diğer dergilerin uzun yazı okumak zorunda kalan okuyucularını çalabilirsiniz. İleride bunları derleyip kitap da çıkarabilir, “Yuvarlak İçi Sayıklamalar” gibi bir isimle D&R’ın “Çok Satanlar” rafına girebilirsiniz…


    Bayat bisküvilerinizi atmayın, birazdan onlarla harika bir aforizma yapacağız

    Temel olarak hepsi ”İyi bi insanım aslında ama kendimi bok gibi hissediyorum, aşk hayatım da bok gibi” manasına gelmesi gereken aforizmalarınız, ucuz malzemelerden yemek tarifi veren Oktay Usta, evdeki atsan atılmaz satsan satılmaz ıvır zıvırdan abajur falan yapmayı öğreten Derya Baykal tarzında olmalı. Yukarıdaki örnekte görüldüğü üzere, salon ya da mutfaktaki malzemelerden hiç yorulmadan kendinize aforizma yapabileceğiniz gibi, birazcık gayretle balkondaki naif ve kokulu fesleğen ya da evin önündeki melankolik ve bir o kadar yalnız sokak lambası gibi daha dışsal nesnelerden de faydalanabilirsiniz. Formülü tekrar özetleyecek olursak: 1. Kendimize acıyor, insanlığa üzülüyoruz. Genel olarak üzgünüz 2. Bu üzüntüyü ve en yakınımızdaki nesneyi kullanarak anlamlı gibi görünen bir cümle kuruyoruz.

    Zamanı geldiğinde, içine aforizma doldurulmuş bu ‘yuvarlak’ları magnet yapıp dergimizle birlikte hediye olarak vereceğiz ve buzdolabının kapağında hak ettiğimiz yeri (dürümcü magnetinin hemen yanı) alacağız.



    Peki bizim dürüm hazır mı usta?

    Şimdi dilerseniz, birkaç ufak, ev yapımı, yuvarlak içi aforizma örneğiyle bu konuyu iyice pekiştirelim:

    ‘Masumiyetimi gördün mü?’ dedim, ‘nerede çıkardıysan ordadır’ dedi annem…Eski bir mouse’un topunu temizler gibi temizliyorum geçmişimizi. Artık kimsenin kullanmayacağını bile bile…Biraz beklemiş bir domates gibi hissediyorum kalbimi. Salataya katılmaz hani, ama menemeni yapılır belki…BİM’den alınmış süzme peynire dönmüştü aşkımız… Yoğurt kıvamında, tuzluydu sevişmelerimiz…Öğrenci evindeki bulaşıklar içinde bulunan bir çift çoraptı düşlerimiz… Kimsenin sahip çıkmadığı…Bazen, 56 ekran siyah beyaz bir televizyon kadar yorgun hissediyorum kendimi. Allah’ını seven üzerime dantel atsın…

    2. Tanınmış kafaları ve çekici isimleriyle: Ünlü kullanımı
    Mutlaka popülerliği yüksek olan ama çok ayağa da düşmemiş birilerine yazdırın. Olmadı, ismini ya da kafasını kapağa koyacak kadar röportajını yapın. İsimlerini kapağa-sosyal medya paylaşımlarına döşediğinizde dergi alışverişine çıkmış okuyucu kitlesini tezgahınıza çekmiş olacaksınız. Ünlülere şiir, öykü, anı… her şey yazdırılabilir. Onlar bizim gibi ünsüz olmadıkları için ellerinden hepsi gelir. Yazmayı sevmeyenlere de bir mekan çıkışında 3-5 soru sorup bir sütun köşe hazırlayabilirsiniz.



    ‘İçkiliydi Bilmemne’ köşesi için konuştuğumuz Ozan Güven, sorularımızı yanıtladı.

    Bu noktada, Leyla ile Mecnun, Behzat Ç ve İşler Güçler tayfalarının her zaman gideri vardır. Bireysel olarak not etmeniz gereken 2 önemli isim ise Emrah Serbes ve Yıldız Tilbe. Bunlardan artık hangisini denk getirebiliyorsanız bir şeyler kapmaya bakın. Sonra Nejat İşler’in iki kelam anısını, Ercan Kesal’ın sinema, sanat, sağlık sektörü, gündem ve genel olarak hayat konusundaki ironik düşüncelerini eklerseniz bedava topdağıtımına üşüşen çocuklar gibi kapışılacaktır derginiz…



    Ercan abiyi arka kapak yapıp bir film repliğini de o güzel kafasının üstüne yazabilirsiniz…

    Şimdi yazı içeriklerine geçelim. Birkaç madde sonra örnek bir paragrafımız olacak:

    3. Mağlubiyet coşkusu
    Şunu unutmayın; Bir popüler edebiyat dergisinin kıvamını veren en temel malzeme, yenilgiye düzdüğü övgülerdir. Ağdalı, kimi zaman nostaljik ama her halukarda melankolik yazılarınızla okuyucunuzun ruh hâlini öyle karıştırın ki kaybeden olmaktan coşku duyar, hayatta başardıkları birşeyler varsa ondan da utanır hale gelsinler. Bu duyguya girmek için önce ortamınızı yaratın:

    Nick Cave, Ferdi Tayfur, Leonard Cohen ve Neşet Ertaş’tan oluşan bir playlist hazırlayın. Duman da olur…

    Google’da “Yenildik ama ezilmedik” araması yapıp eski gazetelerin manşetlerine bakarak yenilip ezilmemek üzerine kafa yorun.

    Örnek bir yazı inceleyin. Hatırlıyorum, Beşiktaş’ın 8-0 yenik ayrıldığı Liverpool maçından sonra sokaklarda ‘Seviyoruz işte’ diye bağırdığını anlatıp ‘bütün sevenler acıtır’ diye bağlamıştı bir abi. Bulun onu. Şüphesiz ki o yazıda hepiniz için enfes dersler vardır.

    Bunlar yeterli gelmediyse bir de Kaybedenler Kulübü’nü, durdurup not ala ala izleyin…

    Yeterince kıvama geldiğinize inanıyorsanız geçin klavyenin başına, politik yenilmişlik veya aşkta kaybetmek üzerine karalamaya başlayın. Becerebiliyorsanız içine bir tutam da mahalle maçında yenilme hikayesi ekleyin. Sonra hepsini birbirine bağlayın…
  • Vazifem aşk yolunda ter döken bi safken,
    düştüğüm vakit içimden bir ses kalk der !
    yaşama hevesi kalmamış bir insanım be şahsen.
    ne söylesem boş, ne dersem anlamaz bir insanın yüzünden herşey
    bi şarkı bazen bir şiir hitap eder sana,
    bazen haykırışlarım falan her an yanında olamasamda..
    çalar kulaklarında şarkılar duyarsın bi anda.
    beni sevmesende gereği yok ki alıştım buna

    ben bi sokak şairiyim duygularımı çalan kız,
    bana bir hayat kur elllerinden olsun lakin yalansız.
    zamanı daralmış bi faniyim bu dünyada
    senide geçtim artık istesekte bir biz olamayız.

    tadamayız biz aşkı artık dillerim yanar.
    bu şarkı bile bi mucizeyken sesimi duymayan o yar.
    mutluluktan taç yapopta başına koydugum zaman..
    gülerdi gözlerin ve karşılığı bir hoşcakalmış..


    yüzüme söyleyin lan ben mi suçluyum o mu?
    kendimden bile vazgectim onu kaybettim tek sorun bu mu .?
    bende değil, sence neyim kalmış ki beni unutmaya zorluyonuz.?
    elime tutuşturdular bi sigaraya çizdim hayalini kuruntunu.

    umudunu yitirme diyenler oldu, fakat herseferinde düşen ben oldum
    hadi kaldır yerden onurumu,ayaklar altına alınan gururumu..
    geri gelmez gidenler hep, beklesem mi beklemesem mi acep..
    diye düþünmekle geçti 7 senem, eridik bittik
    moraran gözlerime aldanma onlar hayatımın izleri
    bizleri tüketip atanlara kalmaz hakkımız,
    merak etme günün birinde denk geliriz ani ,sende fani, bende fani,,
    korkun omuzlarına binecek ani ve sana doğru gelecek azrail..

    kaç kaçabildikce bi yer bul saklan..ozaman kurda yem olmaz aslan asla..
    bu denizler daðlar sana kalkan, yine deli dalgan bana çarpar.
    en dibine vurup denizlerin..gömülüp gidersem ama kara bağlar.
    geride kalanlar,, ölümüme yanmam.


    sorsan sana dünü anlatamam.. yaramı deşersen susmam
    sabahlar olmadan ilacımı al ben anlatınca yine kan kuscaklar. alçaklar.
    bi bıçaktan keskin olur bu satırlar, yeri gelir güvercinler uçar güzel insanların bu percesinde..

    bitmeyen bir şarkı, bazen dinmeyen bi yağmur,
    ıslandıkca yazar kalemim, henüz oysaki herşey bitmedi daha dur.
    yazmamı gerektirenler var, bana neden böyle şarkılar yazarsın be adam der insanlar..
    ben susup kalırım cevap bulamam.

    Şarkılarıma yaslan onlar en nadide cümlelerle hazırlanmış birer mücevher
    misali değerli,
    avuclarına damlar hisseddigin her cümlede gözyaşlarının taneleri..
    düne dair hayallerin en dibini görür, kaldıramassan ihaneti sen..
    o gün ara beni, bugun 14 şubat ve yara gibi.. kimin oldunda haberi bana gelir.?.

    kim kalbinin sahibi söylede intikam alayım yara verip...
    bedenim ruhuma bigün ara verirse emin ol ilk baş sana derim...
    sesimi duyan bir çok insan olsada. Son nefesimde sesim sana gelir...

    uzaktayım ne varsa, benden uzaklarda
    çünkü uzaklaştım heryanım doluyken tuzaklarla,
    sonra kendi yolumu çizdim ölüme meydan okudum sokaklarda,
    artık evime döndüm,,ve dolaşmıyorum sokaklarda,,

    bana serseri demiyolar artık,, içmiyorum sağda solda,,
    gel gör yaşantımı belkide utanırsın kendi yaşantına bilemem..?
    eskisi gbi yine seni sevemem. sana ben gibi yarim diyemez kimse bu sözleri sana söylemez
    yada ben gibi gözleri gülemez.


    sana yazdığım hercümlemin eşi beri yok ve bi tarifi yok...
    ne bu halimi sor, bi haini koy yerime..
    umudum yok zaten yarınlara...
    unutanları, unutanı gördüm. ben unutmadım unutanlarıda...
    bırakanları, bırakanı gördüm ben bırakamadım bırakanlarıda.


    kalbim ayakların altına paspas gbi serilirken ses edemedim...
    can bildigim için herşeyi çektim belki bu yüzden pes edemedim
    beni gömdügüm yerdeyim hala. topragı kimseler eşelemedi.
    yedin bitirdin beni yıllardır , hesabı birkere ödeyemedin..


    bugün 14 subatta sana hediyem, bu satırlardır kalemime dökülen dert
    rüzgarın yönünü bilmiyorum diye haddinden fazla eser sert.
    buna değmez, bana gelmez artık aşk, kime gitsemde fayda etmez.
    güneşim yine doğmayacak.. güllerim yeniden açmayacak...
    eskisi gibi olmayacak...

    sorsan sana dünü anlatamam.. yaramı deşersen susmam
    sabahlar olmadan ilacımı al ben anlatınca yine kan kuscaklar. alçaklar.
    bi bıçaktan keskin olur bu satırlar, yeri gelir güvercinler uçar güzel insanların bu percesinde..

    bitmeyen bir şarkı, bazen dinmeyen bi yağmur,
    ıslandıkca yazar kalemim, henüz oysaki herşey bitmedi daha dur.
    yazmamı gerektirenler var, bana neden böyle şarkılar yazarsın be adam der insanlar..
    ben susup kalırım cevap bulamam. ( Abdullah Arslan )
  • Fahiş fiyatlara satılan, ikinci gün solacak kokusuz kırmızı güllerin, kocaman kadife kalplerin, peluştan devasa ayıcıkların ve ısmarlama şarkıların arasında bir yerlerde “Aşk nedir” diye düşünüyorum.

    Ben kendi aşk tarifimi biliyorum da, şu toplumda insanların aşkı tarifi neydi ve şimdilerde ne oldu diye düşünüyorum.

    50’li yıllarda , Ahmet Muhip Dranas ne demiş bakın :
    “Yeşil pencerenden bir gül at bana
    Işıklarla dolsun kalbimin içi
    Geldim işte mevsim gibi kapına
    Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.”

    “Sana karşı yükseliyorum galibaaa” demiyor, dikkatinizi çekerim 
    Yeşil pencerenden bir gül at bana diyor.
    Kimbilir, kızın gözleri yeşil belki de, gül dediği de bir anlamlı bakış...
    Ve mevsim nasıl kaçınılmaz, nasıl doğallıkla gelirse, nasıl beklenerek gelirse, öyle gelmiş sevdiceğinin kapısına.
    İfadenin güzelliğine bakar mısınız? Gözlerimde bulut...Saçlarımda çiğ...

    “Sen mavi giyin / Ben denizi unuturum” diyor Edip Cansever. Aşk için dünyanın en güzel nimetlerinden vazgeçmeye niyet etmiş anlayacağınız.

    Şundan daha şahane bir evlenme teklifi düşünebiliyor musunuz mesela;
    “Yarın bizi beraber görenler
    Kimdi o yanındaki diye sorarlarsa
    Beni detaylı anlatma.
    Kısaca; ömrümün geri kalanı dersin.”
    Ah... Cemal Süreya, ah...

    Nazım, ne kadar basit ve yalın anlatır aşkı değil mi?
    “Seviyorum seni
    Ekmeği tuza banıp yer gibi.
    Geceleyin ateşler içinde uyanarak
    ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi”

    Göksu kasrında, narin bir elden yavaşça yere bırakılan işlemeli kumaş mendillerde başlayıp, leylak kokulu kağıtlara mürekkepli kalemle yazılan mektuplarla taçlanıp, ömür boyu birbirine “siz” diye hitap eden evliliklerden doğan çocukların torunları ve onların torunları...

    Aşk nedir diye düşünüyorsunuz bilemem.

    Ama ne değildir, onu söyleyebilirim.

    Cep telefonu mesajıyla başlayıp, onunla bitecek ucuz bir şey değildir aşk.
    Yemekleri nerede yediğinizle, hangi pahada hediye aldığınızla ölçülecek bir duygu da değildir.
    Her zaman güleç, her zaman mutlu, her zaman sabırlı olamazsınız.
    Her zaman yakışıklı, her zaman güzel, her daim bakımlı da olmazsınız.
    Hatta sağlıklı bile olmayabilirsiniz kimi zaman. Kalkıp traş olacak, saçınızı tarayacak, dişinizi fırçalayacak haliniz kalmamış olabilir.
    Süslenmek istemeyeceğiniz zamanlar, onun nazıyla oynamak istemeyeceğiniz, sinirinize dokunan hallerine sabredemeyeceğiniz vakitler de gelecektir.
    Onun en sevdiği filmler size eziyet, sizinkiler ona saçmalık gibi de görünebilir.

    İşte tam da bu sınırlarda gezinirken belli olur aşkınız. Eğer o durumda bile sevgi dolu gözlerle bakabiliyorsanız birbirinize, işte aşk o’dur.

    Aşk... Mükemmellik değildir kısacası.

    Hayalinizde yarattığınız mükemmel kadını/adamı sevmek değildir.

    Çünkü mükemmel bir kadın veya mükemmel bir erkek yoktur.

    Önemli olan nedir biliyor musunuz?
    Kendiniz gökkuşağı iseniz, renk körü bir adamdan uzak durmaktır.
    Kendiniz uçsuz bucaksız bir okyanusken, yüzme bilmeyen bir kadından da uzak durmaktır.

    Aşkın tarifinde karşı tarafı değiştirmeye çalışmak yoktur. Niyet ediyorsanız hemen vazgeçin bence.
    Sizi siz yapan yanlarınızı seven insanları alın kalbinize.

    Hani Ümit Yaşar’ın dediği gibi :

    Gülleri sarı severim
    Toprağı ıslak
    Türküleri yanık
    Şiirleri hoyrat

    Bir seni olduğun gibi
    Bir seni her şeye rağmen
    Bir seni, hâlâ.

    Bige Güven Kızılay
    14.Şubat. 2018
    ( Sevgili erkeklere bir ufacık tavsiyem olsun naçizane. Biz kadınlar zannettiğiniz kadar zor değilizdir. Güzel bir kağıdın üzerine özene bezene , “kendi elinizle” duygularınızı yazın, verin. Hatta bir de şiir iliştiriverin bir köşesine. Emin olun hediyelerin şahıdır. Ömür boyu sinemizde saklarız. )