• Alman romantizmi aşk duygusunu pek çok fantastik öğeyle birlikte edebiyatında ağırlamıştır. Bu manada Faust’un doğasıyla oynayan cinsel tutkunun reddedilişi ve bu reddedilişte onu tanımlama özgürlüğü tanrının yeryüzündeki cennetini ona uzanan başka bir (kötücül de olsa) el vasıtasıyla keşfetmesine de olanak tanıyacak ikilemin en kilit noktasını oluşturuyordu. Yazarının yakıştırabileceği ve inkar edemeyeceği ölüme göz kırpan cinselliğin en kesif yolu belki de hermafrodit bir estetiği yüceltmek olmalıydı.
    Buradan bakarak yazının konusuna dönecek olursak bir Goethe algoritması içinde onun hayatından bize aktarılan kesitlerden yola çıkarak romantizmin bu dev kaleminin, Alman romantizmi haricinde dünya edebiyatına taşıdığı o naif coşkuyla adlandırabileceği tanımsız ve yeni bir alanı keşfetmek belki mümkün olabilir.
    Geothe’nin dilinde klasik olana yakın bir ahnek vardır. Eserinde abartılmış kadınlık ve erkeklik tasvirlerinin dışında kahramanlar yarattığına tanık oluruz. Diğer yandan kendi özel yaşamından da bu estetik kaygının yansımalarıyla karşılaşırız.
    Kimdir Wolfgang von Goethe, önce kısaca bir hatırlayalım.
    28 Ağustos 1749’da Frankfurt Main’de doğmuştur. Babası Johann Caspar Goethe 313 altın karşılığında imparatorluk danışmanı olmuş bir hukukçudur. Annesi İmparatorluk meclisi üyesi Johann Wolfgang Textor’un Kızı Katherina Elizabeth Textor’dur. İmparatorluk danışmanı ünvanını taşısa da babası hayatı boyunca hiç çalışmamıştır. Sık sol gezilere çıkar. İtalya’ya gider, ki o dönemin kültür açlığını dindiren bu ülke antik sanatın çeşitli eserleriyle Avrupa’yı doyurmaktadır. Goethe 5 çocuğun ilkidir. Cornella haricindeki kardeşleri yaşamaz. Cornella’nın pek güzel olmaması Goethe’yi derinden sarsmıştır ama onu çok sevmiştir.
    Hukuk öğrenimi gören Goethe evine döndüğünde genç bir avukattır.
    Katoliklerle Protestanlar arasındaki otuz yıl savaşlarından geriye ülkede 300’ün üzerinde devlet kalmıştır. Almanya 18. yy.’da kalkınma hamlesini gerçekleştirdiğinde, bu küçük devletler birbirleriyle yarışırcasına bu hamleyle iştirak etmişler, bu güzel yarış, dönemin sanat ve fikir adamlarını da destekleyerek Avrupa’da ve dünyada yeni bir kültür damgasının yayılmasına vesile olmuştur. Weimar ise Saksonya Weimar Eisenach grandüklüğünün merkezi olur. Otuz iki çeşit verginin işlediği ve buna karşılık eleştiri hakkının olmadığı, (kul olarak nitelendirilen vatandaşların yönetimi eleştirdikleri takdirde 6 ay hapis cezasına çarptırıldıkları) Weimar’ın yazgısı, Goethe’nin bu şehre gelmesiyle, hatta sınırız yetkilere sahip bir bakan olarak tayin edilmesiyle de pek değişmeyecektir. Sonrasında Goethe’yi idam kararlarını imzalamaktan ne şairliği ne de sözcülüğünü üstlendiği, onu devlet adamı kalıbına sokan Weimar ruhu 57 sene boyunca peşini bırakmayacaktı.

    “...Bana sevinçli günlerin görüntülerini getiriyorsunuz. Bazı yüce gölgeler belirgin hale geliyor. Ayrıca ilk aşk ve ilk dostluğun izleri de sanki eski ve kısmen unutulmuş bir masal gibi gözümde canlanıyor. Hayatın tıpkı dehliz gibi olan kıvrımlı akışından dolayı sızlanışlar tekrarlanıyor ve güzel saatlerin mutlu hayalleriyle avunarak benden önce ölmüş o iyi insanların adları anılıyor.
    İlk şarkılarımı dinlemiş olan ruhlar artık sonrakileri işitmiyorlar. O eski dost kafilesi şimdi toz toprak olmuştur ve ne yazık ki ilk yankının sesi de sönmüştür!
    Artık ıstırabım hiç tanımadığım bir kalabalığa sesleniyor. Onların beni övmeleri bile içimi burkuyor. Şiirlerimden zevk almış olan bazıları da, eğer yaşıyorlarsa, dünyada darmadağın olmuş halde dolaşıp duruyorlar ve içimi, o sakin ve aziz ruhlar dünyasına ait bir özlem kaplıyor. Bir arp gibi uğuldayan türküm, belirsiz, o acımasız kalbimin yumuşadığını hissediyorum. Önceden sahip olduğum şeyleri kendimden uzaklaşmış görüyorum ve kaybolmuş şeyler benim için artık birer gerçek oluyor . . .

    Faust'dan aldığım notlar benim için ne demek!
    Hayallerime ulaşmam için atılan bir kamçıdır.
    İnancımı
    Heyecanımı
    Ufkumu
    Düşünce dağarcığımı
    Özgürlüğü
    Mutluluğu
    Hedefleri
    Çalışmayı
    Birlikteliği
    Ve saymakla daha bitmeyecek katkı sağladı.
    Her bilgi çok değerli.
    Kendisini Dünya Vatandaşı olarak nitelendirip yazan Üstadımız bizi görüp de yazmış gibi.. Saygıyla..
  • Nokta asıl;artmaz ,eksilmez ,yok olmaz. Hz .Ali'ye izafe edilen "ilim noktadır"sözü de ,noktayla ilgili spekülasyonların kaynaklarından biridir .
    Nokta hareket ederek çizgiyi,çizgi yüzeyi,yüzey hacmi meydana getirir. Yani bütün varlığı tek ve soyut nokta'ya irca etmek mümkündür...
  • Cinsi içgüdü,ilahi aşka kadar uzanan bir sürecin başlangıcıdır...
  • "... Tiyatronun koşulu yüreğin kendini yalnızca devinimlerde ve bedende ya da bedenin sesi olduğu kadar ruhun sesi olan sesle dile getirip anlatmasıdır. Bu sanatın yasası her şeyin büyütülmesini ve etin diline çevrilmesini ister. Sahne üzerinde, nasıl sevilirse öyle sevmek, yüreğin o yeri doldurulmaz sesini kullanmak, uzun uzun izler gibi bakmak gerekseydi, dilimiz şifreli bir dil olarak kalırdı. Burada sessizlikler de işitilmelidir. Aşk sesini yükseltir, kımıltısızlık bile gösteri olur. Her şeyden önce beden egemendir. Öyle her şey "oyunsu" olamaz, haksız olarak değerden düşürülen bu sözcük tüm bir estetiği, tüm bir ahlakı kapsar. Bir insan yaşamının yarısı söylenmeyeni anlamakla, başını çevirmekle, susmakla geçer. Oyuncu burada hakkı olmayan yere girendir. Bu zincirlenmiş ruhun tılsımını bozar, tutkular en sonunda sahneye atılır. Tüm devinimlerde konuşur, yalnız haykırışlarla yaşar. Böylece oyuncu kişilerini göstermek için onları çizer ya da yontar. İmgesel biçimlerinin içine akar, gölgelerine kanını verir."
  • Her divan şairi bir kelime kuyumcusu ve bir kompozisyon ustasıdır dersek, hiç de mübalağa etmiş olmayız.
  • Kur'an'ı Kerim'de şairler aleyhinde bazı ayetler bulunmaktadır. Zaman zaman bu ayetlerden hareketle İslam'ın şiiri yasakladığı öne sürülmüştür. Hz. Peygamber'in şiiri sevdiği, bazı şairleri koruduğu göz ardı edilerek verilmiş bir hükümdür bu.
    Peygamber, bir kasidesi dolayısıyla Ka'b b. Züheyr'e hırkasını hediye ettiği için söz konusu kaside Kasidetü'l Bürde adıyla şöhret kazanmıştır.
  • Kur'an-ı Kerim'de göklerin, yerin ve dağların bile yüklenmekten kaçındığı ''emanet''i insanın aldığı, çünkü onun ''çok zalim ve çok cahil'' olduğu bildirilir.(33/73)
    İnsan, üzerine aldığı bu büyük sorumluluğa rağmen büyük bir acz içindedir. Zincirlerden kurtulup kanatlanmak isteyen ruhuyla, kendisini dünyanın geçici güzelliklerine davet eden şeytan arasında, bocalamakta ve çok zaman haya aynı anda hem ''evet'' hem ''hayır'' demektedir.