• Aşkın orta yolu yoktur; ya mahvolur, ya kurtulur. Aşk ölüm değilse, hayattır. Hem beşik hem tabuttur.
  • 160 syf.
    ·10/10
    İNSANCIKLAR

    “İnsancıklar” romanı, yayınevi sahibi Nekrasov’a “yeni Gogol bulundu” dedirten, romanı ilk defa okuyan Dostoyevski’nin arkadaşı Grigorieviç’e birkaç kez bu kitabı okutan bir roman. Tarih 1846.
    Yıl 2020. Aradan geçen 174 yıla rağmen, okuyana sanki dün matbaadan alınmış gibi bir duygu veren, dünya edebiyatının en iyi romanlarından biri İnsancıklar. Rusçası “Bednie Ludi” yani zavallı insanlar, fakir insanlar. Ama Türkçe tam karşılığını “İnsancıklar”da bulmuş.
    Görmeden,dokunmadan sevilebilir mi? Zor bir soru. Ama bunun karşılığını bu romanda Varvara Alekseyevna ve Makar Alekseyeviç’in birbirlerine gönderdikleri aşk ve hayat dolu mektuplarında bulabilirsiniz. Varvara’nın yaşadığı hayat gerçek hayattır, vefasızlığın, düşene bir tekmede sen vur anlayışının, muhtacın herşeyinden faydalan anlayışının çevrelediği kıskaçtan akrabası da olan, memurluk yapan Alekseyeviç’in mektuplarıyla nefes alan,hayata tutunan genç bir kız. Dünden bugüne insanlık aleminde ne değişti diye sorabilirsiniz kendinize.
    Tabiki, Dostoyevski’yi keşfeden eleştirmen Belinski’ye de ne kadar teşekkür etsek az. Bugün kitapları dünya edebiyatının en sağlam eserlerindense o gün Belinski’nin İnsancıklara ve yazara hayran olması ve yayınlanmasına pozitif bir eleştiri getirmesi sayesindedir.
    Dostoyevski taze demlenmiş bir çay gibidir,kayıtsız kalamazsınız.
  • 415 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Ahmet Hamdi Tanpınar… Münevver, entelektüel, aydın; okuyan, gelişen, öğrenen, merak eden. Birçok eser yazmış, birçok şiir karalamış, üzerine birçok yazı yazılmış, araştırma yapılmış. Ve bundan sonra da yapılmaya devam edilecek. Kelimeler belki Ahmet Hamdi Tanpınar’yi tarif etmeye yetmez. Kendi döneminin şartlarına rağmen, yaşadıkları olumsuzluklara rağmen yılmadan öğrenmekten vazgeçmeden bir sebat, azim timsali. Belki incelemeyi sadece onu tarif etmeye çalışasak bitiremeyiz. İşte böyle bir yazarın eseriyle mükemmel eseriyle karşınızdayım.

    Huzur… Yazarın kelime oyunu, kelimeleri eğip bükme onlara hükmetme gücü kitabın ismiyle başlıyor. Ahmet Hamdi’nin kalemini yakından tanıyanlar bilir ki onu oluşturan iki temel kavram vardır: Rüya ve Zaman… Bunların yazarın üslubunun bütünüdür. Rüyayla başlasa, zamanla bitirir; zamanla başlasa rüyayla bitirir. İşte bu onun merak ve öğrenme merakının en güçlü yönlerini gösteren aleni örneklerdir. Huzur’der eserine ama kahramanın Huzur’suzluğunu, Huzur arayışını diğer kahramanlarla ilişkilendirerek eşsiz bir eser ortaya çıkarır.

    Eser temel olarak ana karakter Mümtaz ile Nuran’ın aşk hikayesi üzerine kurularak İstanbul’un yer yer ön plana çıktığı olaylar zincirinde eser sizi kucaklıyor ve biranda olayların ortasında buluyorsunuz kendinizi.

    Mahur Beste, Huzur ve Sahnenin Dışındakiler şeklinde nehir roman özelliğine sahip eser bu serinin ikinci romanı. Zaten kitabın sonunda da Mümtaz eve gider ve merdiven basamaklarında başını ellerinin arasına alarak son kitabında bizi beklemektedir.

    Huzur’da ne vardır.. Elbette ‘huzur’ yoktu. Ahmet Hamdi kendi hayatından kesitler sunarak gerçek/ hayal çizgisini iyice çizmiş.  İlginç bir şekilde ‘Nuran’a aşık olur. İlginç çünkü evli ve çokcuk sahibi bir kadına tutkuyla bağlanır. Aşık olduğu kadının kocası Mümtaz’ın temel düşmanı olur. Nuran, Mümtaz’a güvenip güvenmeme ikirciği yaşar önce Mümtaz’a inanır ama Mümtaz’ın dağınık ruh hali Nuran’ı  Mümtaz’dan uzaklaştırmaya yeter… Elbette farklı sebebler de vardır. Okuyunca daha iyi göreceksiniz.

    Ahmet Hamdi, dünya görüşünü satır aralarına, ilmek ilmek usta bir işçilikle   işleyerek okuyucuyu bu yönüyle de büyülemeyi başarıyor.

    Mümtaz: Mümtaz’ın annesi ve babası vefat edince amcası Tahsin’in yanına gitmesiyle kendi hayat serüveni başlar ve olaylar bambaşka hale gelir. Bu hayat gerçek hayatta Ahmet H. yaşadığı hayattır.     Kelimenin tam anlamıyla Ahmet Hamdi’nin kendisidir.  Bolca okuyan, araştıran öğrenen ve yazma aşkıyla tutuşan bir aydın, entelektüel. Eserde satır aralarına sıkıştırılmış yazarın kendi fikirleri, yorumları ve dünya görüşü sıklıkla kullanılmıştır. Ağır bir yalıtılmışlık, yalnızlık; insanlardan kopuk ve kendi kabuğuna çekilmiş insan profili… Kitapta şu satırlarla örnekleyebiliriz: Dünya bensiz de mevcut. Kendi kendine mevcut. Elbette bunu çoğaltmak mümkün. “ Ben yaşamıyor muyum? Bu suali Mümtaz en yumuşak haliyle sordu.”

    O dönemin popüler konusu olan Doğu-Batı kıyaslaması Huzur’da özellikle Ahmet Hamdi’de Doğu kültürünün kapalılığı, kendini geliştirmemesi ve kabuğunu kırmaması yönüyle eleştirel ağırlıklı ele alınmaktadır. Bunu da gençlerin Tahsin gibi yaşı ilerlemiş kahramanların katkısıyla gençlere kültür aktarımı yoluyla yapıyor.  

    Ahmet Hamdi olur da RÜYA ve ZAMAN olmaz mı? Elbette olmaz. Çoğu zaman olayları başlatan rüya olurken ve günlük hayatını mahkum eden rüyalar görürken zaman bir düşman gibi onu çepeçevre kuşatır. Ahmet Hamdi’nin asla kaçamayacağı belki de kalemini var eden iki mükemmel varlık…

    Huzur’u okuyup ‘huzur’ bulmayı beklemeyin. Ama Mümtaz’ın yaşadıklarına duygudaşlık yapın. Huzur’suzluğu tadın. Kelimeler yüreğinize değsin. Ahmet Hamdi’nin usta kalemine tekarar tekrar hayranlık duyun. Kitaplığınızda Türk Edebiyatı’nın münevver insanının bu eşsisiz eserini gururla bulundurun ve ben böyle kaliteli bir yazara sahibim diyerek onur duyun.

    Kitapla kalın sağlıcakla kalın.

    Son olarak şunu da paylaşmak istiyorum Marcel Proust’u ilk kez bir dergide okumuştum. Bende merak uyandırdı. Şimdi de bu eserde duydum. Hemen alıp okumaya karar verdim.

    Kitaplar, sizleri daha güzel kitapalara çıkarsın.

       
  • Aşk ölüm değilse,hayattır.
    Victor Hugo
    Sayfa 320 - Hasan Ali Yücel Klasikleri[Cilt-2]
  • Kadın, bir dünyadır.
    Bir hayattır, bir sevdadır.
    Ve koca bir devrimdir.

    MEHMED UZUN
  • "Ölüm ve Aşkın sırrını daha açık nasıl anlatayım;
    Aşk onurlu bir ölüm, ölüm onursuz
    bir hayattır!"


    /Muhammed İkbal