• 140 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    incelemede Spoiler vardır!

    Arefe gecesi kız çocukların ellerine al kına yaktığı, aile erkeklerinin yani baba ve oğulların bayram namazına gittiği, onlar dönene kadar heyecanla bayram sofrasının hazırlandığı, gece kınalı elleriyle yatak içinde kikirdeyen kardeşlerin bayramlıklarına bakıp bakıp uyuyamayışı, bayram sofrasından sonra babadan başlanarak sıra ile el öpülen, küçüklere harçlık verilen çoğumuzun bildiği hatta o zamanların özlendiği aile ortamlarından biri anlatılıyor. (Ben pek yaşamadım 7 yaşından sonra yurtlarda kaldım)
    'Seher' kızların en büyüyü, tekstil işçisi, dört yıldır çalışıyor, ufak ufak çeyizlerini alıp hazırlıyorlar annesiyle, bir yandan da aile geçimine katkıda bulunuyor, kardeşlerin eksiklerini alan, yardım eden ve hepsinin çok sevdiği fedakar abla.
    İş yerinde yaklaşık sekiz aydır çalışan esmer, uzun boylu, gayette yakışıklı bulduğu bir kahpe var, ismi; Hayri.
    Hayri sessizce Seher'i süzüyor, izliyor bakıp gülümsüyor ve o bakıyor diye ilgisini çeker oluyor Seher'in de, yoksa başı önünde işe gidip gelen ürkek korkak sessiz gencecik bir kız; Seher.
    Ne yapıp edip Hayri o bayram tatilinde Seher'le buluşmak için randevu almayı başarıyor.
    Seher... İlk aşk, ilk sevda yangını, ilk titreklikle korksa da, aşka ne engel olur ki? Annesinden bir bahane ile izin koparıp Hayri'nin yanına gidiyor. Bir pastanede muhallebi, çay önünde kaçamak bakışmalar, kısık seslerle geçen ilk buluşma heyecanıyla kalbi sanki ağzında dönüyor eve.
    Bayram tatili dönüşü iş yerinde Hayri'ye daha da hayran bakan onu yakışıklı bulup 'beni seçti' diye sevinen, evlilik hayalleri kuran, gözlerini kapayıp 'evimiz söyle oldun esyalarımız böyle olsun' hayaliyle gülümseyen masum kız; Seher.

    Bir iş çıkışında 'seni mahallene kadar götürelim, çekinme arabadakiler arkadaşlarım' deyip, gayet kibar davranarak, tecrübesizlik, cahillik ya da zarar geleceğini düşünmeyerek dahası sevdiğine güvenerek Hayri'ye inanmayı seçip arabasına binen, aracın ormanlık alana sürülüp o güvenip, gönlünün aktığı erkek ve onun 'arkadaşlarım' dediği kişiler tarafından tecavüze uğrayan, baygın halde getirilip evine yakın bir sokan arasına atılan, yanmış Seher.
    Baygınlıktan ayılınca yırtık pırtık elbisesiyle, kanlar içindeki haliyle, gidecek başka bir yer bilmeyip, en güvenli limanı yine evi bilip sanıp oraya doğru yol alan, korkudan, başına gelenlerden sesi boğazında düğümlenip kalan Seher.
    Kapıyı açar açmaz olanı biteni anlayıp kızına gözyaşlarıyla sarılıp direkt banyoya götüren anası
    Dışının kirini toprağını kanını bir bakraç suyla yıkarken kızının içinin acısını gözyaşlarıyla söndürmeye çalışan, güzeller güzeli Seher'in o upuzun olan saçlarına yüzünü bastırıp ağlayan Sultan Ana.
    Ablasını o halde gören, korkudan tir tir titreyen iki küçük kız kardeş...
    Banyoda yavrucağını bebek gibi yıkarken bu olanlara ve daha sonra olacakları bilerek haykıran ve o haykırışıyla kızının düğümlü dilini çözen, sonra ikisinin de hıçkırıklara boğulduğu o çok da yabancısı olmadığımız Sezen Abla'nın Ünzile şarkısı hikayelerinden birinin yaşandığı evlerden biri...
    Seher'i mahallede öyle görenler ve evden duyulan haykırışları hemen koşup yetiştirenlerden dolayı olayı öğrenip koşup eve gelen baba, abi ve erkek kardeş.

    Sonrası mı?
    Ben diyeyim iki seçeneği vardır bu hikayenin;
    Namus, kız çocukların, kadınların bacak arasında algılandığı, bekaret denilen o zar evladının canından kıymetli tutulduğu, tecavüze uğramışsa dahi telli duvaklı gelin giderek bozulmadı diye kızın suçlu bulunacağı, bunu yapan yaşatan erkeklerden ziyade kadının namusuz ve kirli, kirlendi gözüyle bakılacağı, ya bir mal gibi elden bir an evvel çıkarılmak istenilen, sanki dursa küflenecek ve herkes tarafından farkededilecek etrafa kötü koku yayacakmış gibi bir an önce kel kör topal babası dedesi yaşında denilmeksizin bir de başlık parası alınarak kız çocukların evden defedildiği, atıldığı ya da bir araya gelinen aile meclisi denilen gaddarlar ordusunda kıza çıkan ölüm, öldürülme kararıyla son bulan hikaye.

    İkinci karar milyon kere daha iyidir o kızlar için benim nazarımda ve düşüncelerimde. Bu yüzden midir bilmiyorum izlediğim filmlerde, duyduğum hikayelerde ve bu romanda da Seher ölüme giderken gözünü bile kırpmıyor, bir an önce ölmek istiyor. Çünkü 'satılmak', 'atılmak' sevmediğin birinin karısı olmak bin kez ölmektir bir kez alnına silah dayanıp çekilmesinden.
    Ceza almaz ya da daha az yatar çıkar diye Seher'in ölümünü en küçük kardeş Engin'e yaptırıyorlar.
    Bir ona kıyamıyor Seher, kendine kıyıyor hatta babasına yalvarıyor 'kurbanın olayım baba kardeşim küçüktür ellerini kana bulamayın' diye.
    Ensesinin üzerine dayanan silahtan çıkan tek el kurşun ile kanlar içinde yere yığılıp göçüp gidiyor bu dünyadan Seher.
    bu hikayeler gerçektir, kaç Seher kızın acısını taşır içinde, bunu bilirim...

    Siz de bildiniz mi coğrafyamızdan, dünyamızdan?

    Şimdiiii... okumadığınız bir kitap hakkında yok bilmem nerede canlı bomba olan kalleş terörist kızın hikayesini yazmış, bu kitaptaki kız o Seher'miş diye nasıl diyebiliyorsunuz?
    Bu yaraya, bu acıya böyle dikkat çeken bunun durdurulmasını isteyen bir insanın ve bu kadar içten kalemi olan birinin yüreğinin naifliğine inanıp, bu yazıyı yazarak da bana yönelteceğiniz her eleştiriye aha da buradayım diyorum. kendimden emin olarak vicdanımın sesini duyarak bu yazıyı yazıyorum. Çünkü insanı bir tek kendi vicdanınin sesi sağır eder...
    Acı bir hikayeyi ele almış, çok da güzel yazıp anlatmış, aktarmış okuyucuya.
    Ben ağladım, Seher kız ve niceleri için.
    Bu bir kitaptır. El bombası, mermi, mayın falan değildir. Gelirinin de oralara gitmiyor. Yoksa devlet, kültür bakanlığı niye onaylasın bassın ki? Yoksul Öğrencilere bağışlamış kitabin gelirini...
    Eğer bir kitap bir mayın ediyorsa vicdansız yüreklerinizdeki kötülükleri patlatsın da bu ırkçılık, bu faşizm, bu insanın insana ettiği zulümler bitsin herkes herkese gerçekten sevgiyle sarılsın isterim.
    Atalarına bak kimsenin eli, arı duru değil fakat çocukların ellerinin temiz kalması bizim elimizdedir...
  • Aşk iyidir bak
  • Geçen sene bu zamanlar, kişisel bir yıl sonu muhasebesi yaptığım, uzun uzun o yıl 1K ile, kitap kulüpleriyle tanışmamı anlattığım bir ileti yazmıştım. Bir ara sitede paylaştığım her şeyi sildiğim gün, silerken elimin titrediği iki yazıdan birisi oydu. Diğer yazı da Kızılay Kitap Kulübü’nün neden kurulduğunu ve Ankara’daki eski grup çatısı altında neden devam etmediğimizi anlatan yine uzunca bir iletiydi.

    Neyse, geçen yılki muhasebemde, 2019’da yapmayı planladıklarımı ifade etmiştim. Yapmak istediklerimden sanırım birini yapabildim: 28 kilo verdim. Bir ara belki detayları anlatırım. Aşama aşama üzerine eklemek üzere ketojenik diyet, aralıklı oruç (intermittent fasting), spor, kalori sayma, orucun aralıklarını artırma gibi özetleyebilirim. Vermek istediğim 4 kg daha kaldı. Sonra pizza biraya yeniden düşerim muhtemelen :)

    Onun dışında yıl boyu değişik değişik olaylar olaylar… Hatta olanlara ben bile şaşırıyorum ama bu seferki yazıda sadece 2019’da okuduklarım veya tekrar okuduklarım arasında en beğendiğim kitapları listelemek istiyorum. 40 kitap okumuşum. Yılbaşına kadar Savaş ve Barış’ın ikinci cildi yetişmeyecek. O artık diğer yılın listesine kalır. Beğeni sırama göre başlıyorum.

    Budala Kitap kulüplerinden birinde okuduk. Bu vesileyle ben ikinci kere okumuş oldum. Dünyanın en iyi yazarı Dostoyevski’dir. İnsan doğasını, arızasını, ıstırabını, arınmasını, kararsızlığını en iyi o anlatır. Onun en birinci kitabı da budur. Bir İsa figürü ve saplantılı, hastalıklı bir aşk sarmalı. Bu kitabı oku, ardından Zeki Demirkubuz’un Kader ve Masumiyet filmlerini izle, sonra kendi yaşadığın aşkların ne kadar akılcı, ne kadar makul, ne kadar sıradan, ne kadar karşılıklı faydaya dayalı olduğuna, ne kadar basit hikayeleri olduğuna şaşır günlerce.

    Karamazov Kardeşler Ben Budala’ya en iyisi diyorum ya, pek çok insan katılmayacaktır. Muhtemelen pek çok açıdan da haklı olacaklardır. Dostoyevksi’ye Suç ve Ceza’dan değil buradan başlamak lazım aslında. Bu sararsa ondan sonrası devam edilir.

    Sefiller Romantik akımmış, tek boyutlu karakterlermiş falan pek takılmadan, kendini hikayeye, duyguya kaptırarak okunacak, harika akan bir eserdi bu. Sayfa sayısı göz korkutuyor ama okuması kolay.

    Benim Adım Kırmızı Toplantı kitabı olarak önermiştim, seçildi, okundu. Çok memnun kaldığım, şaşırtacak kadar beğendiğim bir roman oldu. Sanırım teröristi okumaya buradan başlamak lazım. Kara Kitap mesela daha zor akıyor ve belirli bir birikim istiyordu. Bu, okurken zorlamıyor ve heyecanla devam ediyor. Kitap toplantılarındaki müdavim arkadaşlardan biri “dil zevki, dil zevki” der dururdu da ben anlamazdım. Dili anlatılacak şeyin bir aracı olarak görürdüm, anlatım biçimini ayrı bir haz unsuru olarak görmezdim. Ama ben bu kitabı okurken adamın neyi kastettiğini anlayabildim, görebildim, tadabildim. Farklı üstatların elleriyle çizdiklerinden oluşturulmakta olan bir kitabın sayfalarının ulaklarla oradan oraya giderken aynı konaklarda rastlaştıklarını anlattığı bölümlerde, evet dedim, bu lafı böyle güzel anlatmak başka bir şeymiş. Çok iyiydi gerçekten bu roman. Batı kültürü ve doğu yaklaşımı arasındaki farkı sanat ve minyatür üzerinden güzel anlatmıştı.

    Oblomov Allahın cezası Oblomov! Ertelemecilik nedir, neden olur, nasıl çözülür diye TED videoları (bkz: https://www.youtube.com/watch?v=arj7oStGLkU ) izleyeceğime şu romanı okusaydım keşke. Akıcı, temiz bir dille yazılmış, okuması da kolay. Bunu 20 yaşında okusaydım bu kadar etkilenmezdim muhtemelen. Ama aslında, ana karakterle kurmamam gerektiği kadar bağ kurup kendi hayatımla o kadar çok benzeşme yakaladım ki darlandım resmen. Son sayfalarda gözyaşlarım seller sular…

    Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens Zaten bunlar bildiğimiz şeyler denen bir kitap ama ben çok şey öğrendim. Neredeyse hiçbir anlattığını zaten biliyordum diyemeyeceğim, kolay okunan, kocaman bir hikayeyi bu kadar anlaşılır, bu kadar akıcı ve kapsamı aşırı karikatürize edip budamadan gayet iyi yazmış. “Bu adamın yazdığı diğer kitaplar da okunur,” dedirtti. 21’i kesin okurum. Muhtemelen Deus’u da.

    Aylak Adam Toplumun dışındaysan, başkalarının doğal bulduğu şeyleri sen acayip buluyorsan, başkalarının kutsal bulduklarını hiçe sayıyorsan, başkalarının dert edinmediği şeyler senin içini sızlatıyorsa, başkaları için gülünüp geçilecek şeyler üzerinden atlayamadığın görünmez engellerse “Buyrun okuyun, çok seversiniz,” derim.

    Felsefenin Tesellisi Altı önemli adam, altı önemli mesele, altı önemli ders. Rahat okunan içeriği sabun köpüğü olmayan, gayet tatminkar felsefe kitabı, daha ne olsun.

    Böyle Söyledi Zerdüşt Bu kitap biraz emek istiyor. Dolayısıyla herkese tavsiye edemem. Ama iyi kötü biraz Nietzsche araştıracak sabrınız varsa, Netflix’teki Yüzyılın Dahisi belgesel serisindeki bu bıyıklıya ayrılmış bölümle başlayıp sonra bu kitaba gelebilirsiniz. Bu kitabın toplantısı da çok iyiydi.

    Ahraz Sağır dilsiz demekmiş. Toplumun dışına itilen, ezilen insanların ötekileştirilmelerini çok vurucu bir şekilde anlatıyor. Çok sağlam bir toplum eleştirisi. Kitap kulüplerinden birinde önerilmişti ve büyük bir önyargı ile başladım kitaba. Ama sanırım kulüp sayesinde tanışmış olmaktan en mutlu olduğum kitap buydu.

    Satranç Romandan kısa hikayeden uzun (novella). Bu adamın yazdığı her kitap okunur dedirtti bana ve diğer kitaplarını da edindim. Hatta Ankara Devlet Tiyatroları oyununu da gösterime soktu. Gerçi tiyatrodan daha iyi anlayan arkadaşlarım beğenmemişti ama ben oyunu da beğendim.

    İnce Memed 1 “İyi eşkiya” kavramını yücelten, destansı bir anlatım. Hemen ardından aksi tezi savunan Rahmet Yolları Kesti ile okumayı önerebilirim. Kitap kulübü sayesinde tanışmış olduklarımdan.

    Fareler ve İnsanlar Kısacık, güzel, duygulu bir hikaye. Tiyatrosunu da izleme imkanı bulmuş, sevinmiştik. Gayet iyidir, bir iki günde aradan çıkarmak lazım.

    The Rational Male Bu sonuncu, ancak mansiyon alabildi ve sadece erkeklere özel. Baştan söyleyeyim. Bu kırmızı hap mevzusuna mutedil yaklaşmak, abartmamak, çok başıboş girmemek lazım. Konu kadın düşmanlığına kolayca evrilebilir durumda ve sahtebilim üzerinden yürüdüğü iddia edilebilir. Eleştirenler hepten haksız da değiller. Dolayısıyla anlatılanları bir tutam tuzla sindirmek akıllıca olabilir. Hani hipergami nedir, alfa erkek, beta erkek, arzu seksi, pazarlık seksi nedir, evlenince seks hayatı pek çok insan için neden biter? Biraz bu konulardaki temel terminolojiyi ve iddiaları öğrenmek lazım. Güvenilir, efendi erkeksin, mülayimsin, çoluğun çocuğun olsun, evinin erkeği olmak planlarındasın, iyi para kazanma olasılığın yüksek ama yıllarca senin yüzüne bakmayan genç kadınlar neden üniversitenin bitmesine üç gün kala seni aramaya başladılar? Senden önce nasıl adamlara meylediyorlardı, şimdi neden sen? ABD’de DNA analizi ile babalık davası sonuçlarının yüzde kaçında biyolojik baba, aslında koca değil? Mavi hap zaten her gün toplumca anlatılıyor, ailede anlatılıyor, pırlanta yüzük reklamında diz çöken erkekçe anlatılıyor... İlişkilerin dinamiğine dair bir de bu cenahtaki lafları öğrenmek fena olmayabilir. Toplumun anlattığını da bu kırmızı hap kafasındakilerin anlattıklarını da kendi bilgi birikimi ve akıl süzgecinden geçirip biraz kendi yolunu bulmak tavsiye edilebilir. Şu belgesel fena değildir bak başlangıç için: https://www.youtube.com/watch?v=j6S8Px6BdDU Aha şurada da belgeseli çeken eski feminist kadının başına gelenleri anlattığı TEDx konuşması var: https://www.youtube.com/watch?v=3WMuzhQXJoY Yalnız dediğim gibi, abartıp saçma bir cinsiyetçiliğe evrilmesi çok kolay bir konu, çok kaptırmamak lazım.
  • Aşk iyidir bak
    Duyumunu artırır insanın
    Hele don gömlek sabahları
    Traş olacağını duyarsın
    Yeni gömleğini giyeceğin gelir
    Bir yeni biçim eklersin insan olacağa
    Masaya, merdivene, aynalı dolaba
    Derken ardından şıpın işi bir kahvaltı
    Amanın dersin bu ne delice gidiş
    Paldır küldür açar mıydı fıstık ağacı
    İspinoz düşünür müydü
    Deli olan kaşınır mıydı
    Kolların upuzun Walt Whitman'i okumaktan
    Ağzın desen bir karış açık
    Sokaklar yok mu, o sokaklar
    Önce bir yeşile işkilli
    Evlerde büyümeler, alıp başını gitmeler olacak
    Kızıp duracaksın üstüne başına konan toza
    Televizyondaki ise
    Usanmak, hızını eksiltmek dendi mi
    Cin ifrit kesileceksin birden.

    Hey gidi duyumuna yandığımın dünyası
    Alıp vereceğin olacak ille
    Aşk maşk buz gibi yaşayacaksın.
  • Aşk iyidir bak
    Duyumunu artırır insanın
    Hele don gömlek sabahları
    Tıraş olacağını duyarsın
    Yeni gömleğini giyeceğin gelir
    Bir yeni biçim eklersin insan olacağa
    Masaya, merdivene, aynalı dolaba
    Derken ardından şıpınişi bir kahvaltı
    Amanın dersin bu ne delice gidiş...
  • "Açtık çok açtık çok çok açtık

    Ekmek istedik kadın istedik tanrı İstedik
    ve oturup ağladık niye
    ve niye hiç görmemiş gibi sanki
    oturup hep birlikte ağladık ona şaşıyorum
    ona şaşıyorum biz sanki hiç ekmek görmedik
    yemek için
    hadi hiç görmedik diyelim, çok doğru,
    sanki hiçbir şey de mi yemedik

    bak biz helva yedik güneşe karşı
    şapka alıcak paramız yoktu, helva yedik
    sonra güneş yedik yüz derece sıcaklıkta
    şart değildi biliyorum güneş yememiz
    güneş onlarındı biz hırsızız hem valla hem billa
    biz toprak yiyorduk o zamanlar katık olsun diye
    güneşi de yedik yüz derece sıcaklıkta hırsızız valla

    bak biz daha neler yedik
    inanamıycaksınız ama hem valla hem billa
    eylüllerden tutun da nisanlara kadar
    göğün saralı günlerinde yağan yağmurlarda
    ve de vıcık vıcık çamurlarda
    ve de dizboyu karlarda
    ve de en bi fena havalarda
    biliyorum inanmıyacaksınız ama,
    ayaz yedik soğuk yedik hem valla hem billa
    yağmur yedik çamur yedik kar yedik
    ve de eylüllerden nisanlara kadar
    umut yedik umut yedik memetler gibi

    hadi hadi söyletmeyin biz daha neler yedik
    yüzüne tükürülmez adamlardan tekme yedik valla
    çelme yedik tokat yedik alışkınız acımayın bize
    o yüzüne tükürülmez adamlar var ya
    onlar bile hep bizden yediler
    yediler kollarımızı ellerimizi tırnaklarımızı
    yediler gücümüzü terlerimizi
    güç deyip ter deyip önemsemeyin
    bizim günboyu kullandığımız şeyler
    ama biz yiyemedik oh deyip
    kollarımızı ellerimizi tırnaklarımızı
    ve de gücümüzü terlerimizi

    hadi hadi biz daha neler yedik
    ot yedik et yedik
    bok yedik!

    açtık çok açtık çok açtık

    kadın istedik tanrı istedik

    ve oturup ağladık niye
    ve niye hiç görmemiş gibi sanki
    oturup hep birlikte ağladık ona şaşıyorum
    ona aşıyorum biz sanki hiç kadın görmedik
    biz galiba hiç kadın görmedik, çok doğru,
    biz iş gördük güç gördük kadın görmedik
    zaman mı bulamadık ne, biz kadın görmedik

    ve bir kadın aldık çarşıdan birşeyler umarak
    kadın dediler soy dediler soyduk
    giysilerini soyduk kadının ve şeylerini
    ve salt kadın dediler salt kadındı şimdi o
    salt erkek bekliyordu şimdi biz salt erkeğiz
    salt erkeğiz ve çok açız dayanamadık
    soymayı sürdürdük kadını gözlerimizle
    ve soyduk giysilerini kadının ve şeylerini
    ve soyduk saçlarını dudaklarını ve gözlerini tardıeu gibi

    ve soyduk birşeyler umarak derilerini etlerini
    ama hep birşeyler umarak soyduk herşeylerini
    ne çıktı karşımıza biliyor musunuz sonunda
    salt kadın yerine salt kemik
    ve kemikler arasında kirli bir yürek
    çirkin korkunç bir iskelet
    oysa hep başka düşlemiştik kadını
    en iyi en güzel ve sıcacık
    ve de temiz yürekli, yani kadın
    yani kadın..

    biz çok açtık kadın istedik
    yani kadın yani sevgi yani aşk
    ama en iyi en güzel ve sıcacık
    ve de temiz yürekli
    yani kadın

    açtık çok açtık çok çok açtık

    tanrı istedik

    ve oturup ağladık niye
    ve niye hiç görmemiş gibi sanki
    oturup hep birlikte ağladık ona şaşıyorum
    ona şaşıyorum biz sanki hiç tanrı görmedik
    hadi hiç görmedik diyelim, çok doğru
    tanrı da mı hiç görmedi bizi
    hep bilinen şeyler gibi yinelemek
    ama yalnız yinelemek hep yinelemek hep umarsız
    -sen n’apıyorsun orda sen n’apıyorsun
    -hiç sigara kutusu topluyorum yerden yakıcam
    -bak bir odun düştü arabadan alsana
    -yok onu öteki alsın o çok yoksul
    -kamyona geleyim mi abi kamyona iyi taş taşırım
    -beş liradan fazla vermem bak hava cok soğuk
    – manton yok mu senin bu kış kıyamette
    -hırkam eski biraz ama olsun yündür tutar gene
    çıplaklıktan iyidir
    -bu adam deli mi ne yırtık gömlekle bu soğukta
    -ben karı iki beş de çocuk yedi bir de tanrı sekiz kim
    ısıtacak bizi kim doyuracak bizi
    -‘inandığımız tanrı -da- yalnız bıraktı bizi’

    bağışlatıcı olmuyor ey bagışlatıcı olmuyor
    bilmem nerelerdeki özgürlük şarkıları
    bizim özgürlüğümüzü bunca kısıtlamışken

    tutsaklığımızı sürdürürken ezerken ezdirirken
    kurdukları düzende kayırdıkları güçlere

    kayırdıkları güçlere sanki biz insan değiliz

    gökyüzüne uzanmaktan yoruldu ellerimiz
    ne isteriz ne isteriz bilseniz
    bilseniz inanca karşı gelmek ne zor
    bilseniz ekmek yemek su içmek ne zor
    bilseniz mutluluk ah mutluluk
    mutluluk çok ötelerde şimdi
    nedensiz isteksizliğiyle vermekten kaçındığı bizlere
    bizlere yani kendi yarattığına
    ne gülünç kendi yarattığına,
    mutluluk çok büyük ve çok ötelerde şimdi
    tanrı kadar
    ulaşılmaz

    bir ulaşsam bir ulaşsam yok mu ya bir ulaşsam
    kimselere bırakmıycam kimselere bırakmıycam
    ama gücüm ama gücüm ama gücüm kısıtlı

    valla bıktık billa bıktık yaşamaktan
    ben insanım dedik günahkâr olduk
    ben tanrıyım dedik günahkâr olduk
    ben günahkârım valla

    ben günahkârım valla ve de tüm günahlarını insanların
    topladım omuzlarıma, ben günahkârım valla
    bir hafifledim bir hafifledim ki sormayın
    günâhlar ne hafif şeyler öyle ve de ne güzel

    ben hep tanrıyı düşündüm tanrıyı sevdim
    ben hep tanrının dediğini yaptım günahkâr değilim
    baktım hiç düşünmedi tanrı beni hiç sevmedi
    baktım tanrı hiç yapmadı dediğimi

    töbe töbe ben günahkârım valla

    kaynattım üç tencerede üç ayrı aşı
    ekmeği kadına kadını tanrıya tanrıyı ekmeğe üleştirdim."