• Her davranışımızın sonunda bir görüntü ortaya çıkar. İşte bu görüntü insanı ele verir. Bana zevkini göster veya söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim, diyebiliriz.

    Zevkler, kültürlerin ortak bileşkesidir. Her toplum farklı şeylerden zevk alabilir; çünkü onların aşkları, şevkleri ve meşkleri farklı farklıdır.

    Örneğin, Karadeniz türküleri hareketli ve kırıktır; çünkü coğrafya, yani doğanın bunda etkisi vardır. Baktığınız zaman karşı tarafta dağ görürsünüz ve size enginlik duygusu vermez. Buna karşın denizle ilgili olan Karadeniz türküleri uzun havadır, genellikle. Deniz, insana enginlik duygusu verir, çünkü.

    Bir Urfalı, uzun hava söylemesin de ne yapsın?

    Mesela, bir opera sanatçısı ağzını sonuna kadar açar ve öyle seslendirir şarkısını. Bu söylemde bir şiddet vardır. Bu, onun kültürünün yansımasıdır. Batı, şiddetin çocuğudur, çünkü.

    Bizde ise, sanat musikisinde, ağız çok açılmaz ve içten söylenir. Bu, iç dünyamızın bize ait olduğunun da kültürel bir göstergesidir.

    Aşk, şevk, meşk ve zevk’in her kültür ve medeniyete yansıması elbette farklıdır. Bizde bu fikir, zikir, şükür ve şifa olarak kendini gösterir.

    Bizim kültürümüzde âşık kuldur, Maşuk ise Allah’tır. Allah kavramı tüm fikrimizi kuşatır ve O’nu zikrederiz. Bu zikrin getirdiği inşirah (açılım) sonucu insan şükür secdesine kapanır; O’na teşekkür eder. Ardından şifa gelir tüm vücudu ve ruhu kuşatır. Zevk işte bunun adıdır.

    Bir kültür veya uygarlık dert bildirir de şifa bildirmezse, onun müntesiplerinin mutlu olma durumları yoktur. Bu kültürün bizde uzantılarını bol bol görebilirsiniz, sürekli eleştirenlerin aslında ne fikirleri, ne zikirleri ve şükürleri; ne de şifaları vardır.

    *D. Ali Taşçı / haber7
    http://www.haber7.com/...mesk-haline-getirmek
  • 272 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Dizi biteli 4 yıl olmuş. Ne kadar, 'çok yalnızım dağılmayın lan' desekte dağıldık. Bu samimi aile ortamı medya kurbanı oldu. Yeni başlayan her yapımda bu sıcaklığı arar olduk lâkin bulamadık.
    Neydi leyla ile mecnun?
    Küçük şeylerden mutlu olmaktı. Aile değerlerini bilmek, dostluğun hakkını vermek, mahalle kültürüyle büyüyen bir çok insana bunun bi' öz olduğunu unutturmamaktı. Zira çocukluğun, sokaklarda komşunun ağacına dadanmakla, tanıdığın her yüze selâm vermekle ve her gün gittiğin bakkalın herkesi tanımasıyla geçmişti. Bu, bir nevi eski Türkiye'nin sıcak insanlarıydı, biz bunu sevmiş ve bunu özlemiştik. Her gün içtiğimiz çayın bir ikram olduğunu sıcak sohbetler için bir meze olduğunu bilirdik. Çaylar demlenir konu komşu toplaşır, evin bahçesinde laf lafı açar yaz geceleri böyle geçerdi. Lm'de ki çay sevdası, bu kültürü empoze etmek isterken bize kalan ise bunun öbek öbek geyiği oldu. Şimdilerde ana akım medyada çay bir kültür değil, edebiyat fiyaskosudur meselâ.  Mevzu bahis olan konuya en iyi örnek Ismail Abi'nin, Küçük Prens ve Frida Kahlo aracılığıyla verdiği mesajlardı. " Orada burada ikon olursunuz, telefon kaplarına resim olursunuz ama kimse sizin kim olduğunuzu bilmek tanımak istemez." Popüler Kültüre yem olmak budur. Ve demek istediğim esas noktaya geldik, dizide popüleriteye ister istemez yenik düştü. Lm'den çok Lmcilik, çaydan çok çaycılık gibi oluşumlar vuku buldu. Ama bizim için, Burak Aksak'ın kıvrak zekâsıyla, ince esprileriyle yarattığı o dünya hâlâ aranan kandır. Çünkü seviyoz be haci. :D Bize bir takım yadigar değerler bıraktı. Nedir onlar? sevmek beklemek, özlemek, sarılmak, aile olmak gibi gibi....
    Bu kadar güzelleme yeter kitaba geçelim.
     
    -spoiler-

    Diziden bağımsız olmamakla birlikte farklı bir evre düşlemiş Burak Aksak. Yapılan geyikler aynı, mizah aynı, lezzet aynı, lâkin bu sefer, kitap-film olayının tersi gerçekleştiği için, kitapta ki olaylar, detaylar, karakterler az ve özdü, kısırlaştırılmıştı. Sadece Mecnun'un Leylaya olan aşkı esas temaydı. Bu sefer sadece ikilinin aşkı gündemken finalinde tam kavuşsunlar diye beklerken ulan bu da mı gol değil bee dedik. Yâr olmadı Leyla. Kavuşursa aşk değil meşk olurmuş ya zaten.. (hemen klişeye vuralım.) Zaten varolan mutlak bir sonu değiştirmekte olmazdı bence. Fuzuli'ye saygı önemli :p Neyse ne diyordum, Mecnun düştü yine çöllere... Çünkü çöl bir arayıştır, bir kayboluş. Menkıbenin peşinde koşar durursun, zamanla kurursun, Vaha'ya ulaşana kadar seraplara takılırsın. Fırtınaya esir düşer bir toz tanesi olursun. O toz tanesi bir saatin içine hapsolur. Zaman akar, "Ve her insan zamanın dünya üzerinde bıraktiği birer yara izidir."
    Aşkın en imkansız hali buymuş demek.

    sevgilerle..