• "Aşk var mı aşk, sen ondan haber ver ?
    Boş ver be yaşı başı!
    Gönlün ne kadar şık, sen ondan haber ver?
    Şöyle atıp koyu grileri -siyahları sabahtan,
    Sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver?
    Koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını.
    Gelene geçene yol verme girsin diye içeri,
    ama gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.
    Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda,
    aklını kaybedecek kadar bir aşk varsa avuçlarında,
    Bırak aksın yollarına
    Yağ geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın.
    Sen inan yüreğine. . .
    Hem ona geçmezse kime geçer sözün?
    Büyü büyü. . . Bak ellerin ayakların kocaman, aklın da maşallah yerinde,
    E ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye?
    Akıllı ol, yüreğin gelir peşinden, Boş ver yaşı başı,
    Aşk var mı aşk, sen ondan haber ver?
    Takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere.
    O çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün.
    Atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü?
    At gitsin. . .
    Parayı pulu savurup, Bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır istediğin?
    Savrul gitsin. . .
    Boş ver be yaşı başı,
    Kim tutar seni kim, Kendi yüreğinden başka kim?
    Aklını al da öyle git,
    Ister yollara, ister odalara, ister kırlara bayırlara vur da git.
    Dert etme ellerini, onlar da gelir seninle, bırakmadıkça birine.
    O biri de gelir gerçekten istediğin oysa,
    seveceksen ve öleceksen uğruna. . .
    Yaşa be, yaşa da öyle git, gireceksen toprağa. ..
    Yaş 70 ' e gelse bile, hayat daha bitmemiş, Sen mi biteceksin?
    Çekeceksen bile bayrağı,' Yaşadım ulan dibine kadar 'diyemeyecek misin? "
  • İster matematik öğretmeni olun, ister nükleer tıp anabilim dalı başkanı, isterse de il müftüsü, yanınıza gelenlerin size bahsedecekleri illa bir dertleri olur ve o dert şöyle bir ortak paydada buluşur kimi zaman; ”Kardeşim iyi misin, hayırdır neyin var?” ” Misafirin çocuğu gibiydi adeta… Geldi, dağıttı ve gitti. Sesimi bile çıkaramadım.” ”Anladım, aşık oldun.”
  • "... Aşık adam yılmaz, canını sakınmaz, üzülme, utanma nedir bilmez. Degirmen taşının altına girmiş gibi ezilip unufak olur da 'bunaldım' demez. Aşık, aklını çöpe atıp 'Aşk bana yeter' diyen adamdır. Tahammül kelimesi yoktur onun lügatinde; tepeden tırnağa rızadır, kabuldür... Aşık budur kızım... Sen de bu musun? Başına bir sürü dert, illet gelecek bu saatten sonra ve sen tahammül etmeyecek, ' ne olacaksa o olur' deyip her geleni aşkın meyvesi gibi derecek, toplayacak, kucaklayacaksın... Son defa soruyorum; aşık mısın kızım?"
    Sezgin Kaymaz
    Sayfa 69 - İletişim Yayınları
  • "Kimseye sen benimsin deme.Göçmeye,gitmeye ve ölmeye meyilliyken hele,kimseye sen benimsin deme.Kendini sahiplenemezken daha,kimsenin senin olduğunu iddia etme.Biz ayaklarimizdan nefes alırdık ama dünyanın dışını oluşturan bu toprak bize dar geliyor.Köklerimizden kopmuşuz ve saksılarda nefes almaya çalışıyoruz.Bu toprak bize az geliyor.Bazen dünya derdimiz oluyor,burnumuzun dibine dalıyoruz,bazen de aşk dert oluyor bize,bu kez de uzaklara bakıyoruz hep.Görüsürüz diyenler geri gelmiyor ve yol giriyor gözümüze.Benim de gözüme sadece gidiş şeritli bir yol kaçtı.Biri vardı ki,o yoldan gözümden kaçtı.Bir daha merak etmedim,saatin kaç olduğunu,hangi zamanı gösterdiğini.O gün saatimi durdurdum ve artik gecmiyor zaman.Zaman durdu,ben zamanın içinden geçiyorum.Boynuna dolanan bir ip ve ayağının altındaki sandalyeyse o zaman ölürsün.Kimi idamlara sehpa az gelir.Eğer bir saça tutunduğun yer boynunsa ve dünya cekiliyorsa ayaklarının altından,o zaman ölmezsin ama olursun.Işte o an anlarsın.Ve çocuk bilir misin ,anlamak yüktür.Çok anlamaktan bıkarsın.Sevme çocuk.Sevmeyi de sevme.Âşık olmayı sevme,sadece aşkı sev..."
    Mehmet Ercan
    Sayfa 27 - hayykitap
  • Anlatıldığına göre Mecnun’un ölümünden sonra onu rüyasında görenler “Allah sana ne yaptı?” diye sorduklarında Mecnun şöyle cevap vermiş: “Beni sevgi iddiasında bulunanlar üzerine delil yaptı.”

    Medeni hukukta bir madde var: “Müddei iddiasını ispatla mükelleftir.” Günümüz Türkçesi ile; iddia sahibi bunu kanıtlamak zorundadır. Madem ortada bir iddia var, iddia eden bunu çeşitli delillerle ortaya koymalıdır ki inandırıcı olsun. Yoksa kuru kuruya iddianın hiçbir geçerliliği yoktur. Mecnun aşk iddiasındaydı ve bunu da hayatıyla ödedi. Çöl yıllarıyla ödedi. Yalnızlığıyla ödedi. Öyle ki ölümünde sonra tüm âşıklar için bir miyar yani ölçü oldu.

    Mecnun’u hatırladığımda nedense insiyaki olarak Fuzûlî’nin meşhur dizelerini mırıldanırım: “Mende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dâdı var / Âşık-i sâdık menem Mecnûn’un ancak adı var” Âşıklığı, Mecnun’a bırakmayan Fuzûlî, bu beyitlere âdeta aşk konusunda ölçünün kendisi olduğunu ifade ediyor ve insanın adının çıkmasından dert yanıyor.

    Yine aşk denince aklıma Leyla değil de Râbia Adeviyye hazretleri geliyor. İlahi aşk denizinde derinlere dalıp inci çıkarmış, dilinden aşk şiirleri düşmeyen büyük veli… Allah’a korku yoluyla değil aşk yoluyla vasıl olunabileceğini kanıtlayan, Cennet arzusu ve Cehennem korkusundan azade bir kulluk anlayışı ortaya koyan Râbia Adeviyye… Allah’ı sadece Allah olduğu için seven ve başka hiçbir şeye iltifat etmeyen bir halden bahsediyorum. Gözyaşlarının bile sebebinin aşk ve muhabbet olduğu bir hal ki bu hal kendisini şöyle dua etmeye sevk edecektir: “İlahi! Sana cehennemden korkarak ibadet ediyorsam beni cehennem ateşinde yak. Eğer, cennetini özleyerek ibadet ediyorsam cennetini bana haram, et! Eğer, yalnız Seni sevdiğimden ötürü sana ibadet ediyorsam beni ezeli cemalinden yoksun bırakma ya Rabbi!”

    İnsanın bu hale gelmesi için kendine dönmesi yani ağyarı terk etmesi ve kalbinin hakikatine ulaşmak için yoğun bir gayretin içerisine girmelidir. İnsanlara beraberken bile kişinin muhabbettullahtan uzak olmaması gerektiğini vurgulayan Hazreti Râbia bu sebeple şöyle der: “Başkaları benim ancak dış yüzümle konuşurlar; gönlümün içinde ise ben yalnız seninle konuşurum. Dış yüzüm yanlındakilerle beraber ise de gönlümün içindeki Yar, ancak, sensin!” Hayatı boyunca hiçbir insandan bir şey istemeyen ve kıblesini sadece Allah’a çeviren Hazreti Râbia’ya dünya ehli bir adamın “Ne ihtiyacın varsa benden iste!” demesi üzerine şöyle cevap verir: “Ben dünyanın sahibinden bir şey istemeye bile utanıyorum; ona sahip olmayan birinden ne isteyebilirim ki!”

    Secde ettiği yerin gözyaşları sebebiyle sürekli ıslak olduğu rivayet edilen Hazreti Râbia’nın bir münacatını İmam Kuşeyri Risale’sinde şöyle aktarır: “İlahi! Seni seven bir kalbi ateşte yakar mısın?” Bunun üzerine manevi âlemden bir ses işitir: “Biz böyle yapmayız; bizim hakkımızda böyle kötü zan besleme!”

    Sözün özü Hazreti Râbia, Allah’ı sevdiğini söyleyenler üzerine bir delil yani ölçüdür. Kim Allah’ı sevdiğini söylüyorsa önce Hazreti Râbia’ya bakmalı ve sonra sevgi iddiasının doğru olup olmadığına karar vermelidir. Ya da Allah’a varan yollar kulların nefesleri sayısınca mı?



    Sulhi Ceylan
  • Ben nur diyorum , sen çamur anlıyorsun, ben seni aşka davet ediyorum sen beni ateşe salıyorsun.Gerçi hoş ateşinde yanmak da var yazgımda ; ama yaktığın ateşlerden büyük ateşlerde yanmaya yan çizeceksen ben niye yanayım.Ben aşk diyorum sen "aşk olsun " diyorsun.Ben gönül diyorum sen gölgelerin peşinde yol alıyorsun .Uslan artık yüreğim , bir derdim olmalı bin dermana değişmeyeyim.Şimdi söyle sen dert misin ?
  • Ben nur diyorum, sen çamur anlıyorsun, ben seni aşka davet ediyorum sen beni ateşe salıyorsun. Gerçi hoş ateşinde yanmak da var yazgım da; ama yaktığın ateşlerden büyük ateşlerde yanmaya yan çizeceksen ben niye yanayım. Ben aşk diyorum sen aşk olsun diyorsun. Ben gönül diyorum sen gölgelerin peşinde yol alıyorsun. Uslan artık yüreğim, bir derdim olmalı ki bin dermana değişmeyeyim. Şimdi söyle sen dert misin? -Aşkın Gözyaşları Tebrizli Şems (Ciltli)